Bucak Tatarları süvari askerler olup yaşadıkları dönemin gözlemcileri tarafından askeri nitelikleri övülmüştür.
Bartınlı İbrahim Hamdi, “…cenkçiadamlardır lakin gayetle şedîd ve cenk aver olmalarıyla Moskov ve Leh ve Macar iklimi bunlardan havf iderler…”981,
Tatar Budziacki
Ebubekir bin Bihram Dımışki, “…Bu cins Tatardan Moskov ve Leh kavmi gayet havf iderler. Bu taife gerçi azdır amma gayet şedîd adamlardır… ve Kazak ve Leh yanlarında bu tâife Kırım Tatarından kuvvetlü ve ziyâde çenkçidir…”982,
Beuplan’da Büyük ve Küçük Nogayların Kırım Tatarları kadar, Kırım Tatarları’nın da Bucak Tatarları kadar cesur olmadığını belirtir ve Bucak Tatarları Kırım Tatarları’ndan daha iyi savaşçılardır diye ifade eder983.
Bu görüşlere karşıt bir düşünceye sahip görebildiğimiz tek yazar Dimitri Kantemir’dir. Kantemir Kırım Tatarları’nın Bucak Tatarları’ndan daha iyi savaşçı olduğunu “…nasıl ki on Kırımlı da on beş Bucaklı’ya eşittir”984 ifadesi ile belirtir. Kantemir’in Boğdan ile Bucak Tatarları arasında yaşanan sıkıntılardan ve çatışmalardan dolayı böyle bir ifade kullanmış olması ihtimal dahilindedir.
Bucak Tatarları’nın bulundukları bölgedeki temel askeri fonksiyonlarının bu sınır bölgesini korumak olduğu anlaşılmaktadır, bu durumu Evliya Çelebi “…amma bu mezkûr Bucak Tatarı… Eflak ve Boğdan ve Kazak ve Maskov ve Çeh ve Macar küffarlarının böğürlerine mıh olsunlar deyü muaf u müsellem edüp Akkirman Bucağında iskân ettirüp ol ecilden Bucak Tatarı derler985” ifadesiyle,
Ebubekir bin Bihram Dımışki ise, “…bu Tatar bu semte düşmandan hıfz için iskan olunmuştur. Daima muhafazadan hali değillerdir…”986 diyerek belirtmektedir.
Bucak Tatarları ayrıca Özi Kazakları’nın saldırılarına cevap vermek, Lehistan’a yıpratıcı saldırılar gerçekleştirmek, Boğdan ve Eflak gibi Osmanlı tâbiiyetinde olan ve Bucak arazisine yakın olan voyvodalıklarda çıkan isyanlara müdahale etmek, Osmanlı kuvvetlerine yardımcı olmak, seferlerde kılavuzluk yapmak ve Osmanlı ordusuna istihbarat sağlamak987 gibi kolluk görevleri yapmışlardır.
Bucak Tatarları’nın askeri organizasyonuna baktığımızda 1550-1600 yılları arasında “Kazaklık” sisteminin egemen olduğunu görmekteyiz. Kazaklık sisteminin en tepesinde “Kazak Ağaları” olarak ifade edilen yöneticilerin bulunduğunu görmekteyiz. Kayıtlarımızda Kazak Ağası olarak ifade edilen kişiler içerisinde en
çok dikkati çekenler birinci bölümde faaliyetleri hakkında bilgi verdiğimiz İsa Koca ondan sonra da Caneş Ağa’dır. Bunların yanı sıra Bakay Ağa, Şerefullahverdi gibi Kazak Ağaları’nın bulunduğu görülmektedir.
Osmanlı Devleti’ne tâbi Kazaklığın merkezi olarak Yücel Öztürk Akkirman şehrini göstermektedir988. İsa Koca, Caneş Ağa, Şerefullahverdi ve Bakay Ağa gibi Kazak Ağası olarak zikredilen Bucak Tatarlarının Akkirman’da yaşamaları ve İsa Koca ve Caneş Ağa’nın adını taşıyan köylerin Akkirman civarında bulunması Öztürk’ün düşüncesinin doğru olduğunu ortaya koymaktadır.
1550-1600 yılları arasında Bucak havalisindeki Tatar unsurun Kazaklık sistemi içinde askeri vasıf taşımasına izin verilmesinin sebeplerinden en önemlisi hiç kuşkusuz bölgedeki akıncı sınıfının sürekli olarak kan kaybetmesiyle yakından ilişkilidir. 1567, 1574 ve son olarak 1605 yılına ait mühimme kayıtları bölgedeki
Akkirman merkezli Osmanlı akıncılarının güç kaybettiğini göstermektedir.
Akıncıların sayısının dört yüz elli olması gerekirken bunların bir bölümünün Akkirman’ı terk etmesi bir bölümünün de kendilerini cebeci, topçı, şahinci, doğancı ve seyyid gibi göstererek akıncılık hizmetinden kaçmaları nedeniyle akıncı sayısı dört yüz ellinin çok altındadır. Bu durumda Osmanlı Devleti yöneticilerinin
Tatarlardan oluşan bu yeni “Kazaklık” sistemine olumlu bakmalarına neden olmuştur989.
1600’lü yıllardan sonra Akkirman merkezli Kazaklığı oluşturan Tatarlara ilaveten yeni Tatar grupları Bucak havalisine gelmişlerdir. Bunlar Kırım Koca, Allahverdi, Yusuf, Karaş, İşterek ve Mehmed Mirzaların liderliğinde gelen gruplardır
Bunların açlık nedeniyle kabileleri ile birlikte Bucak bölgesine geldikleri görülmektedir. Bunların gelişi ile birlikte askeri konularda Osmanlı Devleti’nce muhatap alınması gereken yeni bir unsur ortaya çıkmıştır. Bu mirzaların en ünlüsü ise ikinci bölümümüzün konusunu oluşturan Kantemir Mirza’dır.
Kantemir Mirza’nın şahsında Bucak havalisindeki tüm Osmanlı ve Tatar kuvvetleri kısa bir dönem için olsa da tek bir şahsın liderliğinde toplanmıştır.
İdari yapıda olduğu gibi askeri yapıda da 1650’li yıllara kadar büyük değişiklik yaşanmamıştır. Yalı Ağalığı’nın kurulması ile birlikte Bucak havalisindeki Tatar askeri varlığının en büyük idarecisi Yalı Ağası olmuştur.
Nogay kabilelerinin gelişinden sonra Yalı Ağası ile birlikte Orakoğlu, Ormembedoğlu kabilelerinin
mirzalarının da askeri konularda Osmanlı Devleti’nce muhatap alındığını görmekteyiz. Askeri alanda son olarak 1683-1699 arasındaki dönemde daha önce de belirttiğimiz gibi Bucak Seraskerliği adı altında ve Kırım hanzadelerinden biri tarafından ifa edilen yeni bir kurum ortaya çıkmıştır.
Askeri alanda idari yapılanmalardan sonra açıklamak istediğimiz diğer bir noktada Bucak havalisindeki Tatarların askeri faaliyetlerinin nasıl gerçekleştiğidir.
Bucak Tatarlarının temel olarak iki tür askeri faaliyeti olduğu görülmektedir. Bunlardan ilki “Beş Baş” tabir edilen ve sayıca küçük gruplar tarafından genellikle esir ve ganimet almak için yapmış oldukları saldırılardır. İkincisi ise Bucak havalisindeki Tatarların çoğu zaman Kırım Hanlığı’na bağlı kuvvetler ile bazen de
Osmanlı ordusu ile birlikte gerçekleştirdikleri büyük askeri organizasyonlardır992.
İslam Giray Han döneminde Kırım kuvvetleri Lehistan’a karşı mücadelede yer almaları ve yine 1683-1699 döneminde Kırım kuvvetleri ile birlikte gerçekleştirdikleri faaliyetleri bu grupta görmek mümkündür. Bucak Tatarları’nın Moskova arazisine kış aylarında993, Kazak ve Lehistan toprağına ise her mevsim saldırdıkları belirtilmiştir.
Bucak Tatarları’nın askeri organizasyonlarının temel aşaması ise kazan ve koşun kavramları ile açıklanır.
Bartınlı İbrahim Hamdi kazan ve koşun kavramlarını “…sefere çıkduklarında on iki adam tarafından bir kazgan getürüp ana bir koşun tabir iderler ve her karyeden birkaç koşuna çıkabilir…” şeklinde ifade etmektedir.
Dimitri Kantemir, kazan yahut koşun ifadesini “…Kazan yahut Kazgan, Bucak ve Kırım Tatar hanedanlarının adları bu sözcükten gelmektedir. Çünkü her biri yaklaşık on yahut daha az kişiden oluşmaktaydılar. Mirzalar uyruklarını kazanlara göre hesap itmekteydiler… Kırım’da yaklaşık yetmiş bin kazan olduğu söylenmektedir. Bununla beraber bunların sayıları her zaman aynı değildi; bazen daha fazla bazen daha azdı. Zira her hangi bir kazanın başkanı bir kazanın prensesiyle evlendiği zaman iki kazan birleşir. Buna karşın bir babanın bir evde
rahat yaşayamayacak kadar çok oğlu varsa o zaman oğulları babalarının kazanından ayrılırlar ve her biri ayrı ayrı kazan kurarlar...” ve “…bir kazan yahut koşü yani bir köylü yahut soylu olmayan bir aileye gelince…” ifadeleri ile açıklar.
Bu ifadeler on iki kişiden oluşan ve koşun olarak adlandırılan askeri birimin Bucak havalisindeki Tatarların en alt askeri birimi ve aile temelli bir örgütlenme olduğunu ortaya koymasının yanı sıra Bucak havalisindeki Tatar askeri varlığının köylerde yaşadığını da göstermektedir998.
Bartınlı önceden planlanan seferlerde Bucak Tatarları’nın daima sahrada gezen atlarını seferden kırk gün önce tutarak kırk gün boyunca arpa ile beslediklerini belirtir ve iki ata sahip olanların Tatarların daha önceden belirledikleri bir yerde toplandıklarını yazmaktadır. Sefere gidemeyen Tatarlar ise sefere gidenlere at ile
akçe vererek bu durumu telafi etmektedirler ve sefere giden Tatarlar toplandıkları yerden birbirine yakın bölükler halinde düşman arazisine hareket ederler, ortada da dip alay denilen serasker Han veya sultan bulunmaktadır
Bucak Tatarları sefere giderken Bartınlı’ya göre yanlarında iki at ve talkan tabir olunan darı unu1000, Beuplan’a göre ise yanlarındaki üç at, bir kılıç, bellerinde bir bıçak, bir yay ve on sekiz yirmi ok, ateş yakmak için çelik, çatışmalarda aldıkları esirleri bağlamak için dokuz-on metrelik deri ”1001 taşımaktadırlar.
Bucak Tatarları’na seferlerde kılavuzluk yapan belirli ailelerin olduğu ve bu işin babadan oğula geçtiği Bartınlı İbrahim Hamdi’nin “…bunların mahsus kulaguzları olur ki eba an ceddin ırsle iştigal iderler… bir söz deyüp eline bir kamçı verir ki güya yedi iklim anın malumudur. Askerin önüne düşüp gider…” şeklindeki cümlelerinden anlaşılmaktadırBartınlı’nın bu ifadeleri Peçuylu’nun Caneş Ağa’nın kılavuzluğu hakkında verdiği bilgiler1003 ile birlikte ele alındığında kılavuzların Tatar ordusunda özel bir öneme sahip, seçkin ve bir yönüyle de mistik bir sınıf olduğu ortaya çıkmaktadır.
Dimitri Kantemir Tatar ordusundaki kılavuzlardan bahsetmemekle birlikte Tatarların coğrafi bilgilerini “…yerlerin tespiti konusunda Tatar orduları kadar kesin bilgiye sahip yeryüzünde başka bir ulusun olmadığı deneyimle sabit olmuş bir gerçektir. Bunların ne kitapları ne de coğrafya haritaları vardır…bundan ötürü Türkler Tatarların kılavuza ihtiyacı yoktur diyerek atasözü haline getirmişlerdir…” ifadeleriyle över1004.
Bucak Tatarları’nın askeri özelliklerinden en önemlilerinden biriside önlerine çıkan geçilmesi güç doğal engellerden olan nehirleri kolayca geçmeleridir. Bir nehirle karşı karşıya geldiklerinde Bucak Tatarları uzun kamışları keserek, sal gibi birbirine bağladıktan sonra bu salıda atın kuyruğuna bağlamaktadırlar. Bundan sonra ellerine bir kamçı alıp çıplak olarak atın üstüne binip ırmağı yüzerek geçmektedirler.
Bartınlı İbrahim Hamdi ve Ebubekir Bihram bin Dımışki Bucak Tatarları’nın Kazak arazisine saldırılarının gelişimini şu şekilde anlatırlar.
Daha önce belirttiğimiz şekilde bölükler halinde toplanan Bucak Tatarları’nın Turla ve Aksu nehirlerini geçtikten sonra Kazak vilâyetine girdiklerini ve çevreye iki gün boyunca akınlar yaptıktan sonra ele geçirdikleri esirlerle dönüşe başladıklarını, Kazakların bu dönüşü engellemek için dar yolları arabalar ve tüfekli askerler ile tuttuğunu, Tatarların eğer yolları tutanları bozabilecek güçte iseler Kazakları yenilgiye uğratarak yollarına devam ettiklerini, eğer Kazaklar yenilmeyecek kadar kuvvetli ise otluk araziye girerek Kazakların etrafından dolaştıklarını ve otları çiğneyerek Kazakları şaşırtarak geri döndüklerini belirtirler
Beuplan’ın verdiği bilgiler benzer olmakla birlikte daha ayrıntılıdır. Beuplan Tatarların Kazak arazisine girdikten sonra baskın için dikkatli bir şekilde ilerlediklerini, Kazakların da Tatar tehlikesi yüzünden tabur tekniği ile ilerlediklerini, ilk gören tarafın avantajlı olduğunu ve tabur tekniği ile ilerleyen Kazaklara Tatarların ateşli silahlardan dolayı saldıramadığını belirtmektedir.
Beuplan ayrıca Tatarların kervanlara baskın düzenledikten sonra kaçmaya başladıklarını fakat bölge çok otluk olduğu için iz bıraktıklarını belirtir. Tatarların ise bu durumu bildikleri için takip edilmelerini önlemek için yüzer kişilik dört parçaya bölündüklerini, bu grupların her birinin kuzey, güney, doğu ve batı gibi farklı yönlere gittiklerini, bir buçuk “league” sonra bu yüz kişilik grubun otuz üç kişilik üç gruba bölündüklerini, bu otuz üç kişilik grubun da yarım “league” sonra tekrar üçe bölündüğünü ve on bir kişilik grupların kaldığını, bütün bu olayların bir buçuk saatten az zaman içinde gerçekleştiğini açıklamaktadır. On bir kişilik bu grupların daha önceden belirledikleri randevu noktasında, belirledikleri tarihte yeniden birleştiklerini belirtmektedir.
Beuplan yeniden birleştikleri yerin en az on iki “league” uzakta olduğunu da ifade eder. Buluşma noktasında otların uzamasını yani izlerinin kaybolmasını bekleyen Tatarların ise buradan yeniden büyük bir grup olarak topraklarına döndüklerini açıklar. Beuplan Tatarların bu süreçteki en önemli avantajlarından biri olarak
yerlerini tespit etmenin zorluğunu gösterir
Sonuç olarak Bucak Tatarları’nın 1550-1700 yılları arasında Karadeniz’in kuzeyindeki Osmanlı askeri varlığına önemli katkılarda bulunduğu görülmektedir.
Bucak havalisindeki Tatarlar 1550-1600 yılları arasında küçük çaplı, Kantemir Mirza döneminde Kırım Hanlığı’nı bile geride bırakacak kadar etkin olmuştur. Bu etkinlik 1665-1666 yıllarında yaşanan büyük Nogay kabileleri göçünden sonra daha da artmış ve Bucak Tatarları yaklaşık on bin kişilik bir kuvvet çıkaran büyük bir güç haline gelmiştir.






























![[k�±r�±mda+nogay+yerle��imleri.jpg]](http://1.bp.blogspot.com/_YezErMvUiTw/R1zNqOEC8HI/AAAAAAAAAJM/FliqZPez0Rc/s1600/k%C3%84%C2%B1r%C3%84%C2%B1mda%2Bnogay%2Byerle%C3%85%C2%9Fimleri.jpg)







Genellikle kırım yarımadasının çöl bölgelerinde nogaylar haritada kahverengi ile gösterilen güneyindeki dağ bölgelerinde osmanlının torunları tatlar yerleşik Kırımın hangi bölgesinden geldiğimizi anlamanın en kolay yolu bir kırım seyahati, Türkiye,Bulgaristan ve Romanyadan kırıma gidenlerin çoğunluğu konuştukları şiveyi kırımlılara test ettirirlerse büyük olasılıkla konuştukları şivenin nogay şivesi olduğunu kendilerinin de nogay olduklarını göreceklerdir.
******************************************* 

Nogay orda

0 yorum:
Yorum Gönder