Subscribe

RSS Feed (xml)



Powered By

Skin Design:
Free Blogger Skins

Powered by Blogger

22 Ocak 2012 Pazar

AKKERMAN NOGAYLARI’NDA OSMANLI HUKUKU İLE BOZKIR GELENEKLERİNİN MÜCADELESİ

5. BUCAK TATARLARI’NDA OSMANLI HUKUKU İLE BOZKIR GELENEKLERİNİN MÜCADELESİ



Bucak havalisindeki Tatarların 1550-1700 yılları arasındaki toplumsal yapısına baktığımızda zaman içerisinde büyük değişimler yaşadığını görmekteyiz.
1550-1600 yılları arasını göz önüne aldığımızda bu dönemde temel olarak Bucak bölgesine göç ederek yerleşen Tatarların dağınık küçük parçalar olduğu ve aralarında soylu olarak kabul edilebilecek kimselerin
olmadığı dikkati çekmektedir.
Osmanlı belgelerinde bu göç hadisesinde “Mirza ya da serdar” bulunmadığı yolundaki ifadeler bunu ortaya koymaktadır.
Bucak bölgesindeki Tatarların liderliğini yaptığı görülen İsa Koca, Bakay Ağa, Caneş Ağa, Şerefullahvirdi Ağa gibi isimler Tatar ya da Kazak Ağaları olarak tanımlanmaktadırlar.( İsa Koca ve Caneş Ağa sadece bir yerde mirza tanımlamasıyla birlikte ifade edilmişlerdir, bu zikredilmenin yanlışlıkla olduğu kanaatindeyiz, çok
sayıdaki diğer kayıtlarda mirza ifadesi kullanılmamıştır, ayrıca tahrir defterlerinde yani gözleme
dayanarak ifade edilen kayıtlarda da mirza tanımlaması yoktur)


Bunlar için kullanılan Kazak ifadesi ile kullanımına rastlamadığımız Mirza ifadesi oldukça önemlidir.

Kazaklığın siyasi organizasyondan kopukluğu ifade eden manası ile soylu sınıfa aidiyeti ifade eden Mirza ifadesinin bulunmayışı Bucak havalisine gelen Tatarların 1550-1600 yılları arasında feodal yapıdan uzak bir topluluk olduğunu ortaya koyar.
Yine tahrir defterleri bu gelen kitlenin hızla göçebe yaşamdan koparak yerleşik hayatı benimsediğini de göstermektedir.

1600 yılları ile birlikte Bucak havalisine büyük gruplar halinde Tatar grupların geldiği görülmektedir.
1550-1600 yılları arasında gelen Tatarlardan farklı olarak bu grupların başında Tatar toplumunun soylu sınıfının temsilcileri olan mirzalar bulunmaktadır. Bu mirzalar Kırım Koca Mirza, Karaş Mirza gibi isimlerle belirtilmiştir. Bu dönemde Bucak bölgesine gelen mirzaların en ünlüsü ise Kantemir Mirza’dır.
Burada açıklanması gereken Mirza ünvanı ve bu ünvana sahip olanların Tatar toplumu içindeki konumlarıdır.
Dimitri Kantemir Mirza ünvanını ve mirzaların toplum içindeki konumlarını şu şekilde ifade eder, “…Tatarlar bu ünvanı eskiden beri soylu soydan gelen yahut atalarından hernhangi bir orda’dan miraslanan birisinden başka kimseye vermezler ve de veremezler…eski soylu ailelerden gelmeyen herhangi bir Tatar isterse kendisi tüm ulusunu yok olmaktan kurtarmış olsun, yahut evvelce kaybedilmiş olan bir savaşı kazanmış olsun veya insan üstü mucizeler yaratmış olsun yine de mirza unvanını kullanmaz…..

Bu tür aileler, bütün İskitya ülkesinde Ancak yüz kadardır. Bunlardan üç tanesi en önemlileridir:
Kırımlılar, Orakoğulları ve Orumbetler… öteki İskit kabilelerinin bugün bile
mirzaları vardır. Özellikle eskilerin Besarabyası olan Bucak’ta… bu mirzaların
kızları ancak mirzaoğulları ile evlenirler…(Not:Orumbetler Ormambetler olabilirler mi?)

İşte ilk defa bu dönemde Osmanlı yasaları ile bozkır hukuku olan törenin çatışmaya başladığı görülmektedir.
Töre bozkır toplam hayatını düzenleyen yasalar olarak tanımlanmaktadır ve bozkır devletinin sembolüdür.
Osmanlı devletinin yasaları ise bozkır geleneği ve mutlak merkeziyetçi devlet anlayışına sahiptir
Bu iki anlayış bozkır coğrafyası ve Osmanlı arazisinin kesiştiği coğrafi arazi olan Bucak havalisinde karşı karşıya geleceklerdir.
 Nogay prenses
Bu konuda bilgi veren az sayıdaki belgelerden ilki H. 15. Zilhicce 1018/ M. 11 Mart 1610 yılına aittir. Sarata Kadısının merkeze gönderdiği önceki bir mektuba cevaben yazılan bu hüküm Sarata’da yaşayan Tatar halkın kadıya müracaat ederek nikâh gibi konularda “şer’i şerif”le muamele görmek istediklerini fakat başlarında
bulunan mirzaların buna engel olduklarını ortaya koymaktadır.
Osmanlı yönetimi Sarata kadısına bu tip konuların şer’le görülmesini, buna karşı çıkanların ise kendisine bildirilmesini emretmiştir.
Bu belge Tatar toplumunun feodal sınıfı diyebileceğimiz Mirzaların töreden gelen haklarını kaybetmek istemediğini ama Tatar halkın Osmanlı yasalarını kabul etmek taraftarı olduğunu ortaya koyması açısından önemlidir. Osmanlı yönetimi burada kendi yasalarını hâkim kılmaya çalışmaktadır.
Osmanlı Devleti’nin kendi yasalarını hâkim kılmak için çabaları devam edecek ve Halil Paşa Yurdu’nun kuruluşu sırasında bir kez daha kendini gösterecek ve “Kendi beynlerinde/aralarında olan törelerin terk idüp” şeklinde belgelere yansıyacaktır.
Bucak havalisine iskân olunan Nogay kabilelerinin mirzaları töreyi terk edeceklerine söz vermelerine rağmen pratikte töre ve töreden kaynaklanan hakları için direnmeye devam edecekleridir.
Bu mücadeleyi anlamak için çatışmanın diğer tarafı olan “Mirzaların” toplum içinde kendilerini nasıl konumlandırdıklarını anlamak gerekir.
Bu mücadelede nökörlerin de mirzaların yanında yer aldıkları söylenebilir.
Moğol toplumunda nökör kelimesi ile kavim ve kabile başbuğlarının yanında bulunan ve başbuğuna hizmet etmeyi vazife edinen ve başbuğuna kendi serbest iradesiyle hizmet eden askeri sınıf kastedilmiştir.
İnalcık’da Kırım Hanlığı’ndaki aristokratik düzende mirzalardan sonra nökörlerin geldiğini, nökörlüğün bir Türk-Moğol kurumu olan ant/andah ile bağlantılı olup farklı Türk topluluklarında görüldüğünü belirtir.
Halil Paşa Yurdu’na yerleşen Nogay kabileleri mirzalarının yanında da nökörlerinin
zikredildiğini görmekteyiz.(Orakoğlu, Ormembedoğlu, Mamayoğlu, Tin Membedoğulları için “…mezburun mirzalar cümle nökörleriyle raiyet kabul idüp…”, ifadesi kullanılmıştır. İnalcık, çalışmasında ayrıca Osmanlı Türklerinde has nöker kavramıyla liderin şahsına bağlı yoldaşların kasdedildiğini belirtir)
Mirzalarla birlikte egemen sınıfın temsilcisi olan nökörlerin de töreden kaynaklanan haklarını korumak için mirzaların yanında yer alacakları muhakkaktır.

Mehmed Giray Kırım tarihini konu alan eserinde Gazi Giray İsyanı ve Bucak havalisindeki Tatarların tedibinden sonra başlarına gelen cezayı hak ettiklerini açıklamak için bir örnek verir ki bu örnek mirzaların şer’i şerife bakışları ve halka karşı olan tavırlarını da açıklamaktadır.
Mehmed Giray’ın bu konudaki ifadeleri şu şekildedir:
“İşte bu Nogay kavmi dahı bir mertebe bâgī ve tugyân olmuşlar idi ki, katâ tabîatlarına muhâlif olan musâlahada ve davâda gerek şerî ve gerek kānûn-ı hân-ı zî-şân olan devletlüleriñ evâmir-i şerîfleri üzre katan âmil olmayup… Hattâ…Saâdet Giray Hân, rahmetu’llâhi aleyh, asrında… Bir Tatar fukarâsı hân hazretlerinüñ huzûrına gelüp, karşularında diz çöküp, feryâdıla: Pâdişâhım, senüñ asruñda fülân Nogay mirzâsı benim kulagım ve sakalım kat’ eyledi deyüp, dem-i cereyân iderek kulagın ve sakalın hân hazretlerine arz eyledi. Hakīkat katî, mahalli âşikâr. Hân dahı ihzârı içün âdem tayîn eyledükde ol mahalde yigirmiden mütecâviz Nogay mirzâları bir agızdan herîfi getürüp: Neylersiz ? deyü hân hazretlerine suâl eylediler. Anlar dahı cevâbında: Şer-i şerîfi icrâ idüp, ya kısâs veyâhûd diyet-i kâmla bade tedîb içün takrîr eylesem gerekdür” deyü cevâbında melûnlar bir nefesden:
Hâşâ ve kellâ ! Kıyâs bizim içün degildür. Zîrâ bizler mirzâ, bunlar fukarâdur. Bu işe râzı degilüz, didükde, Kādı-asker olan efendi fakd-ı kefere cevâbın idüp hâmûş oldı. Çünki hân, bunlardan evzâ-ı ekfâr gördiler. Bi’z-zarûrî bükâ idüp, müte’ellim ve mütehayyir kaldılar. Tatar-ı mezkûra bir kısrak virüp, def-i meclisden soñra iki kısragın dahı aldılar ve niçe âhrâr-ı müslimîni tenhâda bulup tutup kul eylemişler idi. Zulm ü bidatleri tahrîre kābil degildür.”
(İnciyan’da eserinde “Mirzelerine o derece bağlıdırlar ki onlara el kaldıranın elini keserler” şeklindeki bir ifade Mirzaların Tatar toplumundaki hâkimiyetini belirtmektedir)
Bu ifadelerden özellikle “Kıyâs bizim içün degildür. Zîrâ bizler mirzâ, bunlar fukarâdur” kısmı hem Şer’i şerife karşı çıktıklarını hem de halkı nasıl gördüklerini
ortaya koyması açısından çok önemlidir.
Osmanlı Devleti’nin Lehistan ve Kazaklarla mücadele ettiği arkasından 1683-1699 yılları arasında süren uzun savaş döneminde mirzaların bu tür hareketlerini kabul etmek zorunda kalmıştır.
Karlofça Barışı’ndan sonra Lehistan’a Gazi Giray’ın liderliğindeki gerçekleştirdikleri saldırıyla ülkenin komşuları ile olan ilişkisini, Kırım Hanı ile çatışarak da iç güvenliği tehdit etmeleri üzerine harekete geçildiğinde ve isyanları bastırıldığında Nogay kabilelerinin temsilcileri olan mirzalar Osmanlı Devleti ve Kırım Hanlığı ile uzlaşmak zorunda kalmışladır.
Bu uzlaşmanın şartlarından birisi de töreyi terk ederek şer’i şerife itaat etmeleri olmuştur. Bu durum Uşşâkizâde tarihinde “…Fî-mâ-ba’d Şer’i Şerife muhâlif vaz’u hareketden her biri rücû’ idüp, şerîat-i mutahharaya mütâba’at ve taraf-ı saltanatdan vârid olan evamir-i aliyyeye itâ’at…”976, Zübdet-üt Tevarih’de “…töre denen fiil-i kabihi terk…” şeklinde zikredilmektedir.
Osmanlı belgelerinde de Defterdar Sarı Mehmed Paşa’nın bu ifadesi aynen yer
almaktadır. Bu durumu fiili hale getirip Osmanlı hukukunu hâkim kılmak içinde biri Orakoğlu biri de Ormembedoğlu kabilesine olmak ve 1000 kuruşluk ücretleri bu kabilelerin öşründen verilmek üzerede iki kadı tayin edilmiştir.
1700 yılında incelediğimizin dönemin sonunda kayıtlara geçen bu olayla birlikte mirzaların siyasi etkinliği kırılmasa bile Osmanlı hukukunun töreye karşı zafer kazandığı ortadadır. Osmanlı Devleti’de kazandığı bu zaferin farkındadır ve kalıcı olması için “…sakin oldukları mahallerde mesâcid ve medâris ve mektepler
ihdâs ve ulemâ ve fukaha iskân idüp ilme ve ulemâya rağbet ve mesâil-i diniyye ideler…” ifadesiyle Bucak havalisinde medreseler ve mektepler açılması kararını da almıştır.
Bu kararın olumlu sonuçları daha sonra kendini gösterecektir. Barbara Kellner Heinkele Tarih-i Sa’id Giray’a dayanarak Kırım’da 1755-1760 yılları arasında faaliyette bulunan on dokuz ulema ve yedi şeyh bulunduğunu bunlardan sekiz ulemanın Bucak’tan olduğunu yazmaktadır.
Sonuç olarak Osmanlı Devleti incelediğimiz dönem içinde kendi hukukunun bozkır hukukuna karşı üstünlük sağlaması için uğramış ve şer’i şerif’i hâkim kılmak için elinden geleni yapmıştır.

0 yorum: