Anşıbay batır üç yaşında annesini, beş yaşında babasını kaybeder. Öksüz-yetim kalan çocuğu köyün diğer çocukları hırpalayıp köye sokmazlar. O da yay ve ok yaparak köyden çekip gider. Rast gele dolaşırken bir orman ve bu ormanın içinde bir göle rastlar. Burada yaşamaya başlar. Gölde bulunan kuşları avlayıp yiyerek hayatını sürdürür. 10 yaşına geldiği sıralarda göle bir kuğu konar. Tam onu vuracakken kuğu aniden kıza dönüşüverir. Onunla biraz konuştuktan sonra kuğu uçup gider. Bir vakit sonra başka bir ak kuğu gelir. Bu kuğuyu da vurmak isteyip nişan almışken bu kuğu da kanatlarını silkip insana dönüşüverir. Yeni gelen kuğu kendisinin kâfir padişahının kızı olduğunu, uçup giden kuğunun da Müslüman peri padişahının kızı olduğunu söyler ve eğer onunla evlecekse kendisini de almasını söyler. Anşıbay kendisini onlara denk görmediğinden buna razı olmaz. Kâfir peri padişahının kızı da uçup gider. Daha sonra yine kuğu tonunda Müslüman peri padişahının kızı tekrar gelip Anşıbay'ın yanına konar. Olup bitenleri unutan Anşıbay onu vurmak isteyince kuğu silkinip kız oluverir. Anşıbay'a evlenme niyetini, para-mal mülkün önemli olmadığı, kendisinin padişah kızı olduğunu ve gerekli olan her şeyi bulabileceğini söyler. Bu sırada Kâfir padişahının kızı da gelmiştir ve Müslüman peri padişahının kızına Anşıbay'la kendisinin de evlenmek istediğini söylemiştir. İki kız bu konuda anlaşırlar ve Anşıbay'a memleketine dönüp halkından evlenmek için yardım istemesini, eğer onlar yardım etmezse şehrin güneyinde bir tepenin başındaki ağacın dibine oturmasını, ağacın başına da bayrak gibi bir işaret bağlamasını söylerler. Anşıbay kızların dediğini yapar ama halkı onu azarlayıp kovar. Bunun üzerine söylenilen ağacın dibine gidip oturur ve mendilini ağacın tepesine bağlar. O sırada kızlar ağacın tepesinde dönüp uçmaktaydılar ve aşağıya altın dolu bir torba atarlar. Atılan torbayı alan Anşıbay pazara gidip kendisine çadır dikmek için gerekli malzemeleri alır ve çadırı kurdurmak için de 20 kadın kiralar. Kadınlar işlerini bitirip şehre döndüklerinde gördüklerini etraflarına anlatmaya başlarlar. Bu anlatılanlar halkın arasında yavaş yavaş yayılmaya başlar. Meraklanıp çadırların etrafında toplanmaya başlayan halk görkemli iki çadırı ve ay kadar güzel iki kızı gördüklerinde hem kıskanırlar hem de şaşırırlar. İki güzel kıza göz koyanlar Anşıbay'ı öldürmeye karar verirler. Onların niyetlerini anlayan peri kızları toplanan kalabalığa kim olduklarını, Anşıbay'ın da çok güçlü bir yiğit olduğunu söyler. Bunu duyan halk onu "Han" seçer.
Kalmuklara karşı sefere hazırlanan halk tam sefere çıkacakları vakit Anşıbay'ı yalnız başına bırakırlar. Anşıbay hiçbir şey söylemeden tek başına sefere çıkar ve 40 askeriyle onu bekleyen Kalmuk hanı Orakşı ile karşılaşır. Karşılıklı ok atışırlar. Orakşı Han ölür. Hanları ölünce Kalmuk askerleri şehre doğru kaçarlar. Anşıbay onları takip edip karşı koyanları öldürür. Halkı refaha ulaştırdıktan sonra memleketine döner. Halkına olup bitenleri anlattığı sırada Indısların hanı Akoral Hanın onu tehdit ettiğini duyar. Çok öfkelenir ve halkına sefere hazırlanmalarını söyler. Sefere çıkacakları gün gelince halkından hiç kimse onunla gelmek istemez. O yine tek başına sefere çıkar. Akoral Han'la karşılaşıp karşılıklı ok atışırlar. Akoral Han vurulup ölür. Bunu gören askerler korkup kaçarlar. Akoral Han'ın Karabalta adında bir yiğit bir kahramanı vardır. Bu sefer o Anşıbay Han'ın karşısına çıkar. Attığı ok Anşıbay'ı öldürmeyince canının bağışlanmasını ve dost olmalarını teklif eder. Halkının da ona tabi olacağını söyler. Bunun üzerine Anşıbay onu Indısların hanı olarak atar. Anşıbay bir süre sonra memleketine döner. Halkına olup bitenleri anlattıktan sonra onlara çeşitli nasihatlerde bulunur.
Parpariya
Parpariya'nın babası Baba Tükti takva sahibi bir evliya imiş. Halkı kışlaktan yaylaya göç etmeye başladığında Baba Tükti kışlakta kalacağını söyler. Bunun üzerine oğul Parpariya da halkını yaylaya uğurladıktan sonra babasının yanına döner. Bir müddet sonra bir çoban yaylaya çıkan halka Kalmukların saldırdığını haber verir. Bunun üzerine Parpariya Kalmuklara karşı sefere çıkmak için Baba Tükti'den izin ister. Baba Tükti oğluna önce dedesi Anşıbay'a uğrayıp onun hayır duasını almasını ister. Parpariya dedesi Anşıbay'ın yanına gidip onun hayır duasını ve savaşla ilgili çeşitli tavsiyeler aldıktan sonra Kalmuklar üzerine sefere çıkar. Kalmuk yurduna gelince kıyafet değiştirip şehri dolaşır. Düşman hakkında malumat toplar. Kenardaki kötü bir çadır içinde esir alınmış olan karısını görür. Hiddetlenerek kaleye doğru saldırır. Kalmuk Hanı Şaştöbe'nin oğlu Şamakan'la karşılaşır. Şamakan da kurnaz ve kuvvetli bir yiğittir. Hileyle Parpariya'yı altı yerinden yaralar. Bunun üzerine Parpariya pirlerinden yardım ister. Baba Tükti Evliya (Parpariya'nın babası) ejderha donunda düşmana görünür. Bunu gören Kalmuklar geriye çekilmek zorunda kalır. Şaşkınlıktan dona kalan Şamakan'ı Parpariya okla vurarak öldürür. Geri çekilen Kalmuklar bunu da görünce darmadağın olup şehrin yurdun içlerine doğru kaçmaya başlarlar. Parpariya onları takip eder. Oğlunun öldüğünü duyan Kalmuk hanı Şaştöbe askerleri toplayıp tekrar karşı sefer çıkar. Parpariya ile Şaştöbe karşı karşıya gelirler. At üstünde yaptıkları mücadelede Parpariya Kalmuk hanını öldürür. Düşman askerlerinden karşı koyanları da öldürür. Düzen ve huzur sağlayıncaya kadar orada bir süre kaldıktan sonra eşiyle memleketine döner.
Kuttıkıya
O zaman kadar evladı olmayan Kuttıkıya eşiyle vedalaştıktan sonra Kalmuk Hanı Aktaşı'nın yurduna doğru tek başına sefere çıkar. 90 günlük yoldan sonra karşısına bir Kalmuk genci çıkar. Bu genç Kalmuk hanı tarafından gözcü olarak gönderilen 30 gençten birisidir. Onunla karşılıklı ok atışır. Onu öldürdükten sonra diğer Kalmuk gençlerine saldırır. Onları da geri püskürttükten sonra şehrin kapısına dayanan Kuttıkıya şehrin kapısını çelik okuyla devirip şehre girer. Aktaşı Han ve onun beş oğluyla üç gün boyunca savaşır. Onların hepsini yener.
Edige
Geçmişte Toktamış adında bir han yaşamıştı. Onun Kuvkanat adında cins bir kuşu ve bu kuşun yedi bakıcısı vardı. Bunlardan biri bir gün ölünce onun yerine Nogaylardan birini bulmalarını Toktamış Han adamlarından istemişti.
Üç tarafa dağılan adamlar bu işe yarayacak birini bulamayıp geri dönerler. Han adamlarına sinirlenince onlar da, "Kuttıkıya adında bir çocuk var. Issız yerde, tek başına yaşıyor. Malı, mülkü yok. Sıkıntı ve zorluk içinde yaşıyor. Kendisi bir han oğlu olduğu için ona kuşa bakıp bakmayacağını sormaya çekindik" derler. Toktamış adamlarını Kuttıkıya'ya gönderir ve onu getirmelerini söyler. Kuttıkıya istemeyerek de olsa bunu kabul eder.
O zamanlar Satemir adında bir Kalmuk vardı. Satemir, Kuttıkıya'nın babası Parpariya ile dost idi. Kuttıkıya'nın Kuvkanat'ın bakıcısı olduğunu öğrenince ihtiyar bir kadını ona gönderip bu kuşun yavrularından birini göndermesini ister. Kuttıkıya da bir yumurtayı gizlice kadınla Satemir Han'a gönderir. Toktamış Han bunu casusları vasıtasıyla öğrenince Kuttıkıya'yı öldürür ve adamlarını da karısının hamile olup olmadığını öğrenmek için onun evine gönderir. Kuttıkıya'nın karısı bu sırada hamiledir ve bir erkek çocuk doğurur. Toktamış'ın adamlarına göstermeden çocuğunu köpek eniği ile değiştiren anne, oğlunu da Jılkıbay'ın evinin önüne bıraktırır. Adamları tarafından getirilen köpek eniğini Toktamış görünce bu olayı Allah'ın takdiri olarak kabul eder. Jılkıbay evinin önünde ağlayıp duran çocuğu görünce içeri alıp kendi çocuğu ile birlikte büyütmeye başlar. "El" den geldiği için adını Edige koyarlar. Edige bir gün dışarıda oynarken Toktamış'ın adamları onu görürler. Toktamış'a gidip Jilkibay'ın neslinde hiç bu kadar görkemli bir çocuğun olmadığını söylerler. Bunun üzerine Toktamış bu çocuğu alıp getirmelerini emreder. Jılkıbay'a bu haber ulaşınca Jılkıbay karısına danışıp Edige yerine kendi oğlunu Han'a götürür. Toktamış Jılkıbay ile çocuk daha kapıdan girer girmez hiç bir şey sormadan çocuğun başını kılıcıyla keser. Jılkıbay çocuğunun başını alıp ağlaya sızlaya evine geri döner. Edige bu sırada büyüyüp delikanlı olur ve bütün olanları Jılkıbay ona anlatır.
Toktamış'ın her akşam serinliğinde ava giden ve dönünce de Toktamış'ın avlusunda dinlenen 40 neferi varmış. Edige de bunlara katılırmış.
Edige bu yiğitlerden biri olan Angısın'la çok iyi dost olur. Yine bir av dönüşü Angısın onu içmeye davet eder. Edige bunu kabul etmez ve Toktamış Han'ın çadırına selam vererek girer. Toktamış'ın bu sesten ürktüğünü karısı görünce bir Toktamış'a nedenini sorar. Bu soru Toktamış karısını bir güzel döver. Bunu üzerine karsı bir kase yoğurdun içine pisleyerek bir adamla Edige'ye yemesi için gönderir. Edige tabağı alıp kaşıkla kasenin içindeki yoğurdu dörde bölüp ortasından yer ve yoğurdu getiren adamla geriye gönderir. Kadın bunu tehdit olarak algılar. Toktamış'ın Edige'den korkup korkmadığını anlamak için kadının aklına bir oyun gelir. Bir çuvaldızı ustaya gönderip uçunu iyice sivreltirir ve Toktamış'ın oturduğu minderin altına koyar. Edige çadıra girince Toktamış korkup yerinden sıçrayınca çuvaldız Toktamış' batar. Toktamış'ın Edige'den korktuğu anlaşılır. Bunun üzerine Toktamış Edige'yı öldürmek için Sıpıra Jırav ve Kenjebay adlı adamlarından bir palan yapmalarını ister.
Yalandan bir toy düzenlerler. Bu toyda çadırlar yanyana dizilecek ve her çadırda oturan bey yemek dağıtan Edige'ye bir lokma da kendisiyle yemesini teklif edecekti.. En son çadırda da Sıpıra Jırav oturacak ve Edige'ye kim olduğunu soracaktı. Eger düşmansa ve doğruyu söylerse çadırın kapısında bulunan iki nöbetçi tarafından dige öldürülecekti.
Böylece boğazına kadar yemek ve kımızla dolan Edige'nin kaçması önlenecekti. Bu planı Edige'nin dostu Angısın duyar ve Edige'ye devenin karnından bir torba dikmesini ve bu torbayı da içine saklamasını söyler. Beyler yemek ikram edince Edige yemeği ağzına değil de bu torbaya atacaktı. Öyle de olur. Sıra sıra kurulu çadırlara dolaşıp yemek dağıtan Edige her çadırda kendisine ikram edilen yemekleri gözle kaş arasında içinde sakladığı torbaya atar. En son çadırda Sıpıra Jırav kendisine kim olduğunu sorunca çekinmeden kim olduğunu açıklar. Bunun üzerine kapıda duran iki asker Edige'yi bıçaklarlar. Edigenin karnında sakladığı yemek dolu torba patlayınca onu öldürdüklerini sanırlar. Edige bu sırada Angısın'ın getirdiği ata binip oradan uzaklaşır. Peşinden askerler yetişmeye kalkışsa da Angısın tarafından üzengileri koparıldığı için bunu başaramazlar. Sıpıra Jırav ve Kenjebay Edige'yi takip ederler ve ona "Han"lık teklif ederek tuzak kurmayı denerler. Edige bunlara kanmaz ve 3 ay sonra geri dönüp saldıracağını Toktamış'a bildirmelerini ister. Edige Kalmuk Satemir hanın yanına gidip üç ay hazırlık yapar. Satemir yanına adam vereyim dese de bunun Edige kabul etmez. Edige'nin Toktamış'a saldıracağını duyan Nogaylar Toktamış'ın yanından uzaklaşırlar. Tek başına kalan Toktamış çareyi kaçmakta bulur. Şehirden kaçarak bir orman saklanır. Edige onu arayıp bulur ve babası ile Jılkıbay'ın intikamını onun başını keserek alır. Jılkıbay'ı Toktamış'ın yerine han şeçer. Toktamış'ın kızıyla Jılkıbay'ı evlendirir. Bu evlilikten Jılkıbay'ın "Mendi" ve "Sultan" adında iki oğlu olur.
Bundan sonra Edige Kalmuk hanı Kankoja'nın üzerine sefere çıkmaya karar verir. Yanına 200 askerini alır. Bunları Kankoja'nın oglu Abıgay ile yiğidi Togalay iki bin kişilik kuvvetle karşılar. İki birlik araında amansız bir savaş başlar. Edige önce Abıgay'ı, sonra Togalay'ı öldürür. Bunu duyan Kankoja hem şehirden kaçar hem de oğlu İmankara'yı Nogaylı yurduna gönderir. Edige Kankoja'nın peşinden gidip iz sürerken bu haberi duyar. Kankoja'nın peşini bırakmak zorunda kalır ve hemen memleketine yönelir. İmankara bu arada halka büyük eziyet etmiş, kadınları önüne katıp sürmeye başlamıştı. Bu kadınlardan biri de Togan'ın hanımı idi. Edige gelince İmankara'yı öldürüp halkını esirlikten kurtarır. Sağ kalan Kalmuklardan Nogaylara itaat edenler afedildi, diğerleri öldürüldü.
Bir süre Togan'dan haber alamayınca Edige Aysa oğlu Ahmet'i de yanına alarak peşinden gidip ele geçiremediği ve bütün kötülüklerin kaynağı olarak gördüğü Kankoja'yı aramak için yola çıkar. Uzun bir süre sonra yol aldıkrtan sonra bir yurda gelirler. Dışarıdan haber salıp Kalmukların toplanmasını beklediler. Kalmuklar toplanınca hemen hemen bin kişilik bir güç oldular. Onlara Kankoja'nın oğlu Koykara komutanlık etti. İki grup karşılıklı şiddetli bir savaşa başladılar. Bütün Kalmukları kırıp geçirren Edige ile Aysa oğlu Ahmet güçsüz olanlarla çocukları Nogay yurduna getirdiler. Edige'nin Kalmuk Han'ı Kankoja'yı yendiği sefer bu olmuştu.
Nuradın
Nuradın 10 yaşını doldurduğunda babasına Indıslar'la Kalmuklar üzerine gitmeye karar verdiğini açıklar. Tüm zorluklara rağmen gitmeye kararlı olduğunu belirten Nuradın babasının atını alır ve anne babasının hayır duasını alıp yola koyulur. Amacı Nogay halkının zor günler geçirmesini engellemektir.
Nuradın 90 günlük mesafeyi 50 günde alıp Kalmuk eline ulaşır. Kalmuklar'ın gözcüleri Nuradın'ın geldiğini görür. 50 kişi Nuradın'ın yanına varır, karşılıklı kendilerini tanıttıktan sonra Nuradın mızrağını eline alıp hepsinin hakkından gelir. Kalmuklardan biri şehre haber vermek için yola çıkar. Haber üzerine Kalmuklar'ın lideri Tarkas 2000 kişiyle Nuradın'a yaklaşır. Karşılıklı meydan okumadan sonra Nuradın atalarının ruhlarından yardım isteyip saldırıya geçer. Nuradın 1000 kişiyi talan ettikten sonra telaşlanan Tarkas Nuradın'ı teke tek dövüşe çağırır. Mücadele sonunda Tarkas'ın boynunu yere indiren Nuradın askerlerin de kaçmasına müsaade etmeyip kaçanları da yakalayıp öldürür.
Babasının ölümünden sonra Tarkas'ın kızı Jamilhan Nuradın'a halkının mücadele edeceğini söyler ve 10 gün sürecek olan bir savaş daha başlar. 10.günün sonunda zafer elde eden Nuradın ganimetleri de alıp yurduna döner. 3 aylık mesafeyi 60 günde alır. Ana babasına müjdeli haberi verir.
Nuradın gösterdiği bu başarıların üzerine tahta çıkar. Bir kutlama töreni düzenler. Bu törende Etirek ve Kürgen'e sefer düzenleyip Kızılbaş halkını da yeneceğini söyleyinceNogay halkından hiç kimse sefere çıkmaya gönüllü olmaz; ama buna rağmen hepsi de ganimetten pay almaya kararlıdır. Nogaylar'dan birkaç kişi Kızılbaşlar'ın çok güçlü olduğunu bu yüzden bu seferin tehlikeli olabileceğini söyler; ama Nuradın da Kızılbaşlardan gelecek tehlikeleri yok etmekte kararlı olduğunu ifade eder.
Nuradın bir ay boyunca atını dinlendirir, ona iyi bakar ve önce Allah'a sonra atalarının ruhlarına dua edip, babasıyla vedalaşıp hayır dualarını alıp 50 günlük mesafedeki Kızılbaşlar'a doğru yola çıkar. Nuradın Kızılbaşlar'ın gözcü grubunu gördüğünde onlara yaklaşıp kendini tanıtır ve Kızılbaşlar'ın Şappaz'ını aradığını söyler. Gözcülerden biri haberci olarak Kızılbaş şehrine giderken Nuradın geride kalan 19 gözcüyle savaşır. Giden haberciye yetişip ondan önce şehre varmak ister. Lâkin bir ihtiyar Nuradın'ı görüp Şappaz'a haber verir. Şappaz bin kişilik ordusuna hazırlanma emrini verdikten sonra Şappaz'la Nuradın karşı karşıya gelirler. Şappaz askerlerinin tamamını Nuradın'ın üstüne salsa da Nuradın hepsiyle baş etmeyi becerir. Şappaz ölüm sırasının kendine geldiğini anlayınca kamışlığın içine doğru kaçar. Nuradın Kızılbaşlar'dan birinin yardımıyla Şappaz'ı saklandığı yerden bulup öldürmek istediği anda Şappaz kendisini affetmesini, din kardeşi olduklarını, tüm Kızılbaş halkının Nuradın'ın emirlerine itaat edeceğini söyleyip Nuradın'ı evine davet eder. Nuradın'ı evinde 3 gün misafir edip iyi ağırladıktan sonra iki han ebediyete kadar dost olurlar.
Nuradın memleketine dönünce annesi ona bir oğlu olduğunun ve adını da Musa koyduklarının müjdesini verir.
Musahan
Nuradın'ın oğlu Musahan beş yaşında ata biner. On beş yaşında han olur. Musahan o yaşlarda kırk kişiyle Kozan'ın eline sefere çıkar. Kozan'ın Kosım adında bir oğlu vardır. Musahan'ın sefere çıktığını duyan Kosım nöbet için beş yüz asker gönderir. Musahan da batırlarından birini Kosım'ın şehrini incelemesi için görevlendirir. Görevlendirdiği yiğit Musahan'a şehri gezdiğini ve şehrin çok güçlü, insanlarının da sayıca oldukça fazla olduğunu anlatır. Bunun üzerine Musahan ona, böyle sözlerle arkadaşlarını telaşlandırmamasını ne olursa olsun Kalmuklar üzerine sefere çıkılacağını söyler.
Kosım bin kişiyle yolu gözlemeye başlamıştır. İki taraf karşıdan birbirini görünce Musahan Berdi adındaki yiğidiyle Kalmuklar'a doğru yaklaşır. İki taraf da birbirini tanımak istemektedir. Kendilerini tanıttıktan sonra Kosım kendilerinin çok güçlü olduğunu söyler; ancak korkusuz Musahan onu savaşmaya çağırır. Her iki taraf da birbirlerine ok atarlar; ama oklar zırhlarından geçmez. At sırtında iki yiğit bir müddet savaştıktan sonra her iki tarafında kuvvetleri birbirlerine saldırırlar. Üçüncü günün sonunda Kalmuklar korkup kaçar. Musahan Kosım'ı bulmak için Kalmuk şehrine gitmeye karar verir. Şehirde Kosım'ı bulamayınca Kosım'ın ağabeyi Ospan'ı aramaya başlar. O sırada Kosım'ı bulup öldürür. Bu olaydan sonra Ospan şehrini sağlamlaştırır. Musahan bin kişilik orduyla Ospan'a doğru yola çıkmıştır. Şehre yaklaştığında iki tarafın askerleri yolda karşılaşırlar. Aslında her iki taraf da birbiri üzerine sefere çıkmıştır. Musahan ve Ospan kendilerini tanıttıktan sonra iki gün teke tek dövüşürler. İki günün sonunda iki taraf da saldırıya geçer. Ancak bir süre sonra Kalmuklar kaçmıştır. Kalmuklar'ın ardından Musahan ve yiğitleri Ospan'ın şehrine doğru ilerlerler. On iki günlük savaşın ardından Ospan'ın şehrin kalesinde durduğunu gören Nogaylarüç gün daha savaşıp Kalmuklar'ı yok ederler. Musahan ve yiğitleri Nogay eline zaferle geri dönerler.
Bir süre sonra Musahan Kalmuklar'dan olan Asanazir Han üzerine sefer çıkmaya karar vermiştir. Yanına kalabalık bir asker grubu alıp doksan günlük mesafeye ulaşmak için yola çıkar. Bir süre sonra iki tarafın hanları karşılaşırlar. Her ikisi de aslında birbirini aramaktadırlar. İki han arasında teke tek dövüş başlar. Asanazir Han'ın attığı oklar Musahan'ın zırhından geçmez. Musahan'ın attığı ok ise Asanazir'in kellesini koparır. Keyifleri kaçan Kalmuklar Nogaylar'ın karşısında iki gün dayanabilirler. Kaçan Kalmuklar'ı ise Nogaylar kovalayıp yenerler. Kalmuklar'dan intikamlarını alan Nogaylar yurtlarına dönerler. Böylece Musahan üç kez sefere çıkıp düşmanı yenmeyi başarmıştır.
Orak ile Mamay
Musahan'ın ilk hanımından Orak ve Mamay adında ikiz oğulları olmuştur. Bu iki kardeş dışarıda aşık oynamayı pek severlermiş. Sıcaktan yanmazlar, soğuktan üşümezlermiş. Uyuduklarında ise altı gün uyanmazlarmış. Nogaylar arasında onların serseri oldukları düşünülse de Musahan onların iyi insan olacağını bilmekteymiş.
Birgün Kalmuklar'ın Kozan adlı hanı üç yüz kişilik bölüğünü Anşıbay'ın soyundan birini getirmeleri için gönderir. Bu bölük yolda uyuyan iki çocuğa rastlar. Askerler bu iki çocuğu mızrakla uyandırırlar. Askerler onlara kim olduklarını sorduklarında Mamay onlara büyük büyük atalarının Anşıbay Batır,ondan sonraki atalarının sırasıyla Baba Tükti Şaştı Aziz, Parpariya Sultan, Kuttıkıya Bey, Nuradın Han, babalarının ise Musahan olduğunu söyler. Bunun üzerine askerler iki çocuğu alıp Kozan'a götürürler. Orak, Kalmuk eline yaklaştıklarında başı açık, ayağı çıplak nasıl insan içine çıkacağını düşünüp ağlamaya başlar. Mamay kardeşine hanın da bir zamanlar çocuk olduğunu, kendilerini anlayacağını kardeşine anlatır. Çocuklar Kozan'ın önüne çıktıklarında Kozan çocuklara atalarını sorar, onlar da atalarını sayınca Kozan çocukları zindana attırır.
O günlerde Hive hükümdarı Bozoğlan adlı padişah Kozan'ın yurduna saldırmak için yola çıkmış; ama atı bir çukura düşünce yakalanıp tutsak olmuştur.
Kozan'ın kızı Karahan, Orak ile Mamay'ın zindana atıldığı haberini alınca onları görmek için kırk kadınla zindana gider. Orak ile Mamay'a giyecek, yiyecek ve kandil temin eder. Mamay ile Karahan birbirlerinin gönüllerini kazanırlar. Karahan, gündüzleri ziyaretlerine gelemeyeceğini; ama ne ihtiyaçları varsa söylemelerini belirtip zindandan ayrılır.
Günlerden bir gün zindana kırlangıç yuva yapmış ve yumurtlamıştır. Yumurtadan çıkıp zindandan ayrılan yavruları görünce Orak, yedi sekiz yaşlarında başlarına gelen olayları hatırlayıp üzülmüş ve aklını kaybetmekten korktuğunu söyleyip ağlamaya başlamışsa da Mamay, ona bunların gelip geçici olduğunu söyleyip teselli etmiştir. Oradan geçmekte olan bir ihtiyar adam Mamay'ın sözlerinin çok ilginç (şairane) olduğunu Kozan'a söyler. Kozan da Mamay'ın Beren aşıkla atışmalarını, yenerse tutsakları memleketlerine gönderebileceğini belirtir. Ancak asıl amacı yense dahi çocukları öldürmektir.
İhtiyar, zindandaki Mamay'ı çağırıp ona Beren aşıkla atışacağını söyler. Mamay da kardeşi ve Bozoğlan ile birlikte dışarı çıkarılırsa teklifi kabul edeceğini ifade eder. Mamay, Orak ve Bozoğlan ile saraya getirilir. Mamay, Beren aşık ile atışmaya başlar. Karşılıklı atışmadan galip gelen Mamay'dır. Kozan; Mamay, Orak ve Bozoğlan'ı memleketlerine göndermeye karar verir.
Orak, Mamay ve Bozoğlan özgürlüklerine kavuşurlar. Bozoğlan yolda Mamay'a kendisinin Eski Ürgenç, Hive şehrinin hanı olduğunu, memleketleri arasında on iki günlük mesafe olduğunu belirtir. Mamay üç ay sonra Bozoğlan'ın Nogay eline gelmesi için davet eder, birbirlerine dostluk sözü vererek ayrılırlar. Tüm bunlar yaşanırken Musahan da haber alamadığı oğulları için telaşlanmaktadır. Oğullarını bulmaları için kırk bahadıra haber salar. Ancak kırk bahadır Musahan'a Orak ve Mamay'ı gören birilerinin olmadığını söyler. Musahan da oğullarını Kozan'ın kaçırdığını belirtip kırk bahadırı oğullarını bulmak için Kozan'a gitmeleri için görevlendirir; zira kendisi bir sefere çıkamayacak kadar yaşlıdır.
Bahadırlar Kozan'a giderlerken yolda Orak ve Mamay ile karşılaşırlar. Her iki taraf da kendilerini tanıtır. Kozan'dan öç almak için beraber Kozan üzerine sefere çıkmaya karar verirler. Mamay Kozan'ın çok güçlü olduğunu, takviye güç istemenin yerinde olacağını söylese de Orak buna gerek olmadığını; zira kırk batırın her birinin bin kişiye denk olduğunu kardeşine anlatır. Orak Er Aysa'nın oğlundan atını, kılıcını, mızrağını; Aysavlı Ahmet'ten ise üstündeki şaraynayı istediği gibi yola düşer. Mamay ve kırk batır da ardından takip eder. İleriden gelen batırları gören Kozan'ın gözcüsü bir karartının geldiği haberini Kozan'a iletir. Kozan da yakalayıp zindana atmaları emrini verdiyse de Orak kaleden içeri girdiği gibi Kozan'a gidip onunla savaşmaya başlar. Arkadaki güç de yetişince 20.günün sonunda Kalmuklar'ın şehirleri alınır.
Batırlardan Ahmet, Kalmuklar'ın en güçlülerinin Ögiz dağında yaşayan Ögizhan olduğunu söyleyince Orak, Ögizhan'a gitmeye karar verir. Arkasında otuz beş bahadırla Orak ve Mamay yola çıkarlar. Ögizhan'a Orak ve Mamay önderliğinde Nogaylar'ın geldiği haberi ulaşınca Ögizhan yetmiş bin askeri hazır eder. Ögizhan ile Orak karşılaşınca yedi gün at sırtında teke tek güreşirler. Ögizhan, güçlü olduğunu ispatlamak için Orak'ın yanına Mamay'ı da çağırınca Orak çok öfkelenip ata ruhlarından yardım ister. O anda ejderha kılığındaki bir güç yardım için Orak'ın belinden sarılınca Ögizhan korkup bayılır. Bunu fırsat bilen Nogaylar Kalmuklar'ı yenip Ögizhan'ı öldürürler.
Memleketlerine doğru yola çıkan kahramanlar ana ve babalarının ellerini öpüp hasret giderirler.
Karasay ile Kazı
Orak ile Mamay döneminde etrafındakiler Orak'a evlenmesini söylemektedirler. Orak ise iyi bir kadın bulmadıkça evlenmeyeceğini ifade etmektedir. Bir gün sefere çıkacakları sırada yolda bir gözü, bir kolu, bir bacağı olmayan, çolak, aksak bir kadın görür. Seferden dönüşte onunla evlenmeyi; zira onun doğuracağı çocukların soylu olacağını düşünür.
Mamay'ın iki eşi vardır. İlk eşi Alav bahadırın kız kardeşi Akterme, diğeri ise Kozan'ın kızı Karahan'dır. Akterme bir gün rüyasında Orak'ın beline iki ejderhanın dolandığını görür ve bu rüyayı Orak'ın kötü biriyle evleneceği şeklinde yorar. Bunun üzerine Orak'ın öldürülmesi gerektiğini düşünür; zira bu kötü evlilik hepsine kötülük getirecektir. Ismayıl Tobayak'ı Orak'ı öldürmesi için görevlendirir. Kocası Mamay'tan bir konuşma sırasında kendilerine (Orak ile Mamay'a) işleyen bir silah olup olmadığını öğrenir. Kocası da kardeşi ve kendisine işleyen tek silahın kendi kılıçları olduğunu söyler. Kadın bunu Ismayıl Tobayak'a anlatır. Tobayak, Orak'ın kılıcını gizlice alır. Orak yılkı sürüsünün yanına gelince kılıcı kapıya gizlice bağlar, sonra da sürünün yanına gidip Orak'ın atını ürkütür. İçerideki kapıda kendine tuzak hazırlandığını bilmeyen Orak, dışarıdan atının sesini duyunca düşmanın geldiğini düşünüp can havliyle kapıya yönelir ve kılıca çarpar. Kılıcın onu ikiye bölmesi suretiyle orada can verir.
Orak'ın eşi Şolak Hatun, iki oğlu ve bir kızıyla hayatta yapayalnız kalır. Erkeklerin adı Karasay ile Kazı, kızın adı ise Kıybat'tır.
Karasay sekiz, Kazı ile Kıybat ise yedi yaşına geldiklerinde Kalmuk hanı Kondıker Nogay hanı Adil'e Karasay ile Kazı korkmuyorlarsa sefere çıksınlar diye haber gönderir. İki yetimin tek başlarına sefere çıkmalarına gönlü razı olmayan Adil Han yanına sayısız Nogay yiğidini toplayıp sefere çıkar. Yol üstünde de manevi destek almak ve ziyaret etmek için Musahan'ın evine uğrar. O sırada Karasay ile Kazı dışarıda aşık oynamaktadırlar. Karasay, Adil Han'ı görmek için eve geldiğinde Adil Han onu tıpkı babası Orak'a benzetir. Karasay, annesinden Adil Han ile sefere çıkmak için izin ister; ama ne silahı vardır ne atı ne de zırhı. Bunları alacak parası da yoktur. Kardeşi Kazı ona bir çözüm yolu önerir. Karasay'a kız kardeşleri Kıybat'ı toyla değişmesini, durumu kız kardeşlerine kendisinin izah edeceğini söyler.
İhtiyar anaları Karaülek, Karasay'a yılkı sürüsüne gitmesini orada seksen yaşında Kökşe adlı bir adamın olduğunu, ölmeden önce Orak'ın arkadaşı olduğu için Kıybat'ı kumalığa alacağını, onun atı olan Tarlan atı dizginleyip binmesini söyler. Karasay ihtiyar ananın dediğini yapar. Askerlere yetişmek için hızla ilerler.
O sırada bir kız Kıybat'a gelip ağabeyinin bir taya kendisini seksen yaşındaki bir adama kuma verdiğini anlatır. Bunu öğrenen Kıybat ağabeyinin önüne çıkar. Ona ataları Anşıbay'dan bu yana hiçbir kızın kuma olarak verilmediğini ifade eder, kendisini niçin böyle küçük düşürdüğünü ağabeyine sorar. Kıybat eğer ağabeyi tarafından öldürülmezse Tarlan atı ona vermeyeceğini söyler. Herkesin önünde kız kardeşi tarafından atı elinden alınan Karasay alıp başını gider.
Kazı, Kıybat'ın Karasay'a yaptığının yanlış olduğunu söyleyip Kıybat'a kızar. Çok üzülen Kıybat ata binip Karasay'a yetişir. Ağabeyine; bir başına kalırsa iki anaya sahip çıkamayacağını, yalnız kalırsa kendisine göz dikenlerin çok olacağını, bu yüzden kendisini Kökşe ile evlendirip öyle gitmesini söyler. Kız kardeşini daha fazla üzmek istemeyen Karasay onu atının arkasına alıp memleketlerine götürür.
Karasay'ın yol arkadaşı ise Er Kökşe'dir. İki yiğit bir gün önce yola çıkan Adil Han'a yetişmek için yola çıkacakları sırada Kıybat, onlara yetişir ve Kökşe'ye gidip kendisine eşlik edebilecek kadar malının ve giysilerinin olmadığını söyler. Kökşe onu ahirete kadar evladı olarak kabul ettiğini belirtince koşarak arkadan gelen Kazı Kökşe'yi yiğitliğinden dolayı evlerine davet edip ona bir sandık altın ve kürk verir.
Kökşe ile Karasay doksan günlük mesafedeki Kalmuk şehrine varırlar. Kalmuk şehri çok güçlüdür. Babaları Orak yedi kez gelmesine rağmen bu şehri ele geçirememiştir. Adil Han kırk yiğitle buraya geldiğinde atı hendeğe düşmüş ve yakalanıp zindana atılmıştır. Zindana bir gün bir kırlangıç girer, Adil Han kız kardeşi Hanzıya'ya bir mektup yazıp kırlangıçla gönderir. Mektubunda dostu Kazı'nın kendisini kurtarabilecek tek kişi olduğunu yazmıştır. Hanzıya kuşun kanadındaki mektubu bulunca ağlamaya başlar, olanları annesine anlatır. Annesi kızını bir ihtiyarla Kazı'ya gönderir. Kazı kendisinin çok fakir olduğunu sefere çıkacak atının, silahının, zırhının olmadığını söyleyince Hanzıya tüm ihtiyaçlarını kendisinin karşılayacağını belirtir. Hazırlıklarını tamamlayan Kazı yola çıkar. Yolda Nogay'ın kırk yiğidiyle karşılaşır. Onlar Kazı'ya Kalmuk hanı Kondıker'in yurdunun çok sağlam olduğunu, önceden giden Karasay'ın elinden de bir şey gelmediğini Kazı'ya anlatırlar. Kazı'nın da başarısız olacağını ifade edip dalga geçerler. Kazı, yiğitlere babasının o iki yaşındayken Kondıker'in şehrine yaptığı baskınları kendisine anlattığını, şehrin güneyinde kocaman bir kara taşın olduğunu, o kara taşı kaldırınca da bir kişinin geçebileceği kadar inin olduğunu anlattığını yiğitlere söyler.
Kazı, Amet, Alav ve Ahmet birlikte ilerlerken kırk bahadır da Kazı'nın gücünü görmek için peşlerine takılırlar. Kazı şehre varınca, o çocukken babasının anlattığı kara taşı bulur. Taşın altında babasının bıraktığı bir mektup vardır. Mektupta deliğe girip yolu takip ederse şehri alabileceği, kendisini gören Kalmuklardan da korkmadan ilerlemesi yazılıdır.
Kazı saldırı için bahadırlara gerekli bilgileri verince büyük bir zafer kazanırlar. Ama Adil Han'ı bulamazlar. Bir kadın karşılığında mal almak şartıyla Kazı'ya Adil Han'ın yerini söyler. Adil Han'ı bulan Kazı ve arkadaşları on sekiz gün savaştıktan sonra şehri tamamen ele geçirirler.
Zaferden sonra tüm bahadırlar Adil Han'ın yurduna varırlar. Yedi gün şölen yapıp eğlenirler.
Kazı ile Karasay yurtlarına vardıklarında Kalmuk Hanı Batırhan, Karasay ve Kazı'ya korkmuyorlarsa sefere çıkmaları şeklinde haber gönderir; zira kendisi Nogay eline sefere çıkmaya hazırlanmaktadır. Batırhan üzerine sefere çıkmaya hazırlanan iki kardeş Tarlan at için kavga ederler. Durumu çözmesi için annelerinden yardım isterler. Anneleri de düşman eline gittiklerinde oğullarına düşmana ne diyeceklerini sorar. Karasay kendisini tanıtıp, düşman dediğini yapmazsa düşmanın gözünü çıkaracağını söyler. Kazı ise kendisini ağabeyinin gönderdiğini, ağabeyinin çok güçlü olduğunu, kendisini de Kalmuk eli hakkında bilgi toplamak için görevlendirdiğini, ağabeyinin arkadan geldiğini söyleyeceğini belirtir. Cevabı beğenen annesi Kazı'nın gitmesinin daha uygun olacağını ifade eder.
Kazı yolda bir grup Kalmuklu ile karşılaşır. Onlara Batırhan'ı aradığını, ağabeyi Karasay'ın arkadan geldiğini söyler. Batırhan, Kazı'nın geldiğini duyunca silahlarını hazırlayıp karşısına çıkar. Ama Kazı'dan idaresindekilerle konuşmak, savaşmak isterlerse hazırlıklarını tamamlamak için üç günlük süre ister. Üç gün sonra Batırhan, Karasay'a ve Kazı'ya hediye etmek için altın, kürk, yorga at ile at başı kadar altın hediye eder. Kazı da bunları alıp yurduna döner. Anası ile hasret giderir.
İkinci Bölüm
Karadön
Bir yaşındayken babasını, iki yaşındayken de annesini kaybeden Karadön, 13 yaşında avare avare dolaşırken bir Nogay obasına rastlar. Bu obanın çocukları Karadön'ü döverler, ona gün göstermezler. Buna dayanamayan Karadön bozkıra kaçar.
Karadön başına gelenlere ağlarken, eşeğe binmiş, başında sarığı, üzerinde obası ve elinde asası olan bir adam yanına gelir. Adam ona, ileride duran dokuz otağın ortasındaki büyük otağa girmesini, orada kendisini evlat edineceklerini söyler. Çocuk ağlayarak kendisini kovabileceklerini belirtir; ama adam ısrar edince de otağa gider.
Otağa vardığında kimse onunla konuşmaz. Otağda yalnız, yanında eşi ya da çocuğu olmayan yaşlı bir kadın oturmaktadır. Öğle vakti olunca evin sahibi gelir. Karadön hemen koşup adamın atını bağlar. Adam karısına bu çocuğun kim olduğunu sorar; ama karısı da çocuğu tanımadığını söyler. Karadön kendini tanıtır. Adam ona giysi ve yiyecek verilmesini buyurur. Karadön'e evlerinde kalması için izin verir.
Günlerden bir gün ihtiyar ev sahibi Karadön'ü meşverete götürecek olur. İhtiyar ev sahibi Doksan Dallı Nogaylının hanıdır. Karadön de on beş yaşındadır. Meşveret sırasında han elinden gelse Karadön'ü tahtına oturtacağını, tacını da ona vereceğini etrafındakilere söyler. Bunun üzerine Karadön kimi kimsesi olmadığı için halkın onu dinlemeyeceğini ifade eder. Han kendi oğlunun naz edip kendisiyle dolaşmadığını, Nogay halkı için Karadön'ün çok daha iyi bir han olacağını belirtir.
Oradaki beylerden biri de Karadön'ün babasını tanıdığını, iki yıl kadar onun yanında çalıştığını, çok iyi bir han olduğunu söyleyince ihtiyar han Karadön'ü sınayıp gücünü ölçmeye karar verir. Karadön ise ağlayarak bu görevi layıkıyla yerine getirememekten korktuğunu söyler. Lâkin han ona iki yıl kadar kendisine yardım edeceğini, çözülmeyecek bir mesele olduğunda halkını toplayıp meşveret yapacağını söyleyince Karadön görevi kabul eder.
İki gün sonra Karadön han babasından Kalmuklar üzerine sefere çıkmak için izin ister. Atı Kara Tulpan'a binip Kalmuk hanı Karamende üzerine sefere çıkar. Yolda kalabalık bir grup ile karşılaşır, telaşlanır, Allah'ın yardımı olmadan yenemeyeceğini düşünür.
Kırk beyi ile ava çıkan Karamende Karadön'e kim olduğunu sorar. Karadön de Bek beyin oğlu olduğunu Karamende'yi aradığını söyleyince Karamende Karadön'e meydan okur. Üç ok atan Karamende Karadön'ü öldüremez. Mızrağını çeken Karadön mızrağı Karamende'ye saplar, başını keser. Diğerleri beylerinin öldüğünü görünce saldırıya geçerler; ama Karadön hepsinin hakkından gelir. Yurtlarına haber salıp yardım istemişlerse de Karadön hepsini yenmeyi başarmıştır.
Memleketine dönen Karadön olanları hana anlatır. Karadön'ün gücünü sınayan han onun Nogaylı'ya iyi bir han olacağını söyler ve düzenlediği toyda Karadön'ü han ilan eder.
Aradan birkaç yıl geçtikten sonra bazı Nogay beyleri hanın öz oğlunu tahtın asıl sahibinin kendisi olduğunu söyleyerek babasına karşı kışkırtırlar. Bunun üzerine Bedirhan babasıyla konuşmak ister. Han, oğluna kendisinin halkına tepeden baktığını, bu yüzden başarılı olamayacağını anlattığında beyler ve halk da hanın bu eleştirisini desteklerler.
Kalmuklar Nogaylar'dan intikam almak için yola çıkmışlardır. Karadön de hazırlıklarını tamamlayıp tek başına yola koyulur. Bir süre sonra Kalmuklar'ın köşesine gelip kendini tanıtır. Kalmuk hanı yanına vezirleriyle sekiz yiğit alıp Karadön'ün karşısına dikilir. Teke tek dövüşte Karadön Karazım'ı öldürmüştür. Kalanlarla da mücadele ettikten sonra Karadön Kalmuk şehrine gidip şehri kana bular. Karazım'ın kızı güzel Gülkaşima'yı kendine yar eder. Ganimetleri ise Nogay halkı arasında paylaştırır.
Jubanış
Karadön altmış yaşına geldiğinde eşi Gülkaşima bir erkek çocuk dünyaya getirir. Adını Jubanış koyarlar. Jubanış on yaşını doldurduğunda Nogaylar'ın intikamını almak için Kalmuklar üzerine gitme kararı alır ve babasından izin ister. Babası izin verir; ama savaş taktiklerini iyi kullanması için oğlunu uyarır. Savaşa giderken oğlundan kara atı almasını, kendisinin gök kılıcını kuşanmasını, şaraynasını giymesini okların içinde zırhı delip geçebilen bir okun olduğunu, teke tek dövüşte onu kullanmasını söyler.
Anasının hayır dualarını alan Jubanış yola çıkar. Yanında tek bir Nogay dahi yoktur. Jubanış, Indıs eline vardığında Indıslar hakkında bilgi sahibi olmak için tepenin başına çıkar. Aklına akıllıca bir fikir gelmiştir. Yetim bir çocuk kılığına bürünüp ilerdeki çobanın yanına yaklaşır. Çobana buranın neresi olduğunu, hanlarını kim olduğunu, kalabalık olup olmadıklarını sorar. Çoban da ona hanlarının zalim Kılış Han olduğunu, 1000 kişilik orduyla Nogaylar üzerine sefere çıktıklarını, o gittiğinden beri halkın rahata kavuştuğunu söyler.
Bunları duyan Jubanış Bökentav adlı dağa tırmanıp Kılış Han'ın gelip gelmediğini gözlemeye başlar. Bir süre sonra Kılış'ın geldiğini gören Jubanış onlara yaklaşınca askerler etrafını sarar. Kılış Han ve Jubanış kendilerini tanıtırlar. Kılış Jubanış'a Karadön'ü öldürdüğünü, yurdunu işgal edip kadınlarını kızlarını cariye aldığını söyleyince büyük bir savaş başlar. Deliye dönen Jubanış askerlerin başlarını keser. Kılış Han ise bir ormana saklanır.
Jubanış memleketine doğru yol alır. Yolda perişan halde annesine rastlamıştır. Perişan kadın kendi kendine Kalmuklar'ın Nogaylar'ı perişan ettiğini, oğlunun ne halde olduğunu merak ettiğini söylenip durmaktaymış. Annesine doğru yaklaşan Jubanış'ı annesi tanıyamaz. Ona önünden çekilmesini, evdeki Kalmuk karısının geç kalırsa kendisine eziyet edeceğini söyler. Oğlu kendini tanıtıp kucaklaştıktan sonra birlikte ata binerler. Yurduna yaklaştığında Jubanış yılkıdan annesine bir yorga at seçer, annesinin perişan kıyafetlerini çıkarıp üstüne kaftan giydirir. Ana oğul atlarına binip memleketlerine vardığında Jubanış memleketlerinin yok olduğunu görür. Önce babasının mezarını ziyaret eder. Nogay elinin büyüklerini toplayıp Kalmuklar'dan intikam almak istediğini söyler. Annesinin hayır duasını alıp tek başına yola çıkar.
Kalmuklar Tobılgılı denen bir dağda yaşamaktaymış. Jubanış Indıslar'ı gözetlemek için Karatav dağının zirvesine tırmanır. Bu arada Nogaylar'dan bir kişinin dahi beraberinde gelmeyişine serzenişte bulunup atalarının ruhlarından yardım ister. Jubanış Indıslar'ın 1500 kişiyle Nogay eline doğru sefere çıktığını görünce dağdan inip karşılarına dikilir. Indıslar ona ölmek istemiyorsa Nogay eline gitmek için kendilerine kılavuzluk etmesini söyleyince Jubanış kim olduğunu açıklar. Amacının Indısları yok etmek olduğunu, arkasında 5000 kişilik ordusunun gelmekte olduğunu belirtip Indısları telaşlandırmak ister. Indıslar da Jubanış'a meydan okuyunca aralarında dört gün süren bir savaş başlar. Indıslar'ın dayanacak güçleri kalmayınca kaçmaya başlarlar. Jubanış onların memleketlerine geri döneceğini tahmin edip Tobılgılı dağına gider. Jubanış'tan önce memleketlerine varan Kalmuklar düşmanın gelmekte olduğunu duyururlar. Onlar da arkadaki 5000 kişilik orduyu duyunca telaşlanırlar. Haberci Jubanış'ın yiğitliğini hana da haber verince han askerlerine öncülük edip yola koyulur. Han Jubanış'ı öldürene Jubanış'ın atını, kılıcını ve mızrağını vereceğini söyler. Tüm bunları ganimet olarak elde etmek isteyen askerler birbirleriyle yarışarak savaş meydanına giderler. Lakin Jubanış'ın atını görünce kaçmaya başlarlar. Jubanış onların kaçmalarına müsaade etmeyip hepsini öldürür. Han da savaşmaya dayanamayıp kamışlığın arasına saklanır. Bunu fark eden Jubanış hanı bulup onunla savaşmaya başlar. Okuyla hanın başını koparır. Hanın sarayına gidip ganimetleri de alarak yurduna doğru yola çıkar.
Jubanış yurduna vardığında annesinin yanına gidip annesiyle hasret giderir. Jubanış Süyiniş adında bir oğlu olduğunun müjdesini de almıştır.
Süyiniş
Süyiniş, Karadön'ün torunu, Jubanış'ın ise oğludur. Süyiniş aşık oynamaya pek meraklıdır. Bir gün Nur adında bir ihtiyar yanına gelir ve Süyiniş'in dedesinin ve babasının birer yiğit olduğunu, Kalmuklar'da hiç öçlerini bırakmadıklarını, çocuk yaştayken kılıç kuşandıklarını, aklı varsa sözlerine kulak vermesini, yoksa da dışarıdaki çocuklarla aşık oynamaya devam etmesini söyler.
Süyiniş, ihtiyara kendisinin bir çocuk olduğunu, belaya gitmeye pek meraklı olmadığını söyleyince ihtiyar ona Nogay ilindeki Akjonas oğlu Er Kenes'in altı yaşındayken Kalmuk hanı Kara'yı yendiğini, Kara'nın kızını da kendine eş olarak aldığını söyleyince Süyiniş'in aklı başına gelir ve Kalmuklar üzerine sefere çıkmak için hazırlanmaya başlar.
Annesi yaşı küçük diye oğlunun sefere çıkmasına razı olmasa da Süyiniş kararlıdır. Babasının silahlarını kuşanır, atına binip yola koyulur.
Yolda bir grup Kalmuk askeriyle karşılaşır. Bunlar Sultan adındaki Kalmuk hanının askerleridir. Nogay ilini almak için sefere çıkmışlardır. Süyiniş'i yalnız görünce ondan atını ve silahlarını isterler. Ama Süyiniş savaşmayı tercih eder. Öne çıkan askerlerden ikisini oracıkta öldürür. Askerler dehşete düşüp kaçarlar. Süyiniş de yoluna devam eder.
Süyiniş iki aylık mesafedeki Kalmuk hanı Sultan'ın yurdunu aramaktadır. Sultan otoriter, hilesi çok bir hanmış. Her ay tek başına yurdun dört bir tarafını dolaşır kontrol edermiş. Yine böyle bir gezinti sırasında Süyiniş ile karşılaşır. Süyiniş'e develerini kaybettiğini, onları görüp görmediğini sorar. Süyiniş ise kimliğini gizleyen hana kılık kıyafetinden dolayı deve sahibi zengin bir beye benzemediğini, develerini nasıl edindiğini sorunca o da develerin bir beye ait olduğunu, kaybedince bulmadan gelmemesini söylediğini anlatır. Süyiniş ondan Kalmuk iline kadar kendisine rehberlik etmesini, aksi takdirde kendisini öldüreceğini söyler. O zaman Kalmuk kendisinin bir zavallı olduğunu, develeri araması gerektiğini söyleyip uzaklaşmak ister. Ama Süyiniş Kalmuk'un atının gücünden şüphelenir; zira çok soylu bir ata benzemektedir. Arkasından mızrak atmak ister; ama Süyiniş'in atı çok yorgun olduğu için Kalmuk'a yetişemez. Biraz dinlendikten sonra ona yetişir. Kalmuk hanı ona er ise burada beklemesini, memleketine haber vereceğini söyler. Üç gün sonra aynı yerde buluşurlar. Sultan han askerlerine Süyiniş'i kim öldürürse onu han ilan edeceğini, kaçanları ise öldüreceğini bundan dolayı dikkatli olmalarını tembihler. Askerler yiğitlik taslayıp Süyiniş'e saldırırlar; ama Süyiniş tek başına 1000 kişiyi öldürür. Teke tek mücadelenin sonunda Süyiniş Kalmuk hanını da ortadan kaldırır. Orduyu dağıttıktan sonra şehre gidip dokuz günde şehri ele geçirir.
Bu başarıdan sonra memleketine dönen Süyiniş Biybi adında bir güzelle evlenir. Bir oğlu olur.
Bir gün Kalmuklar'ın saldıracağına dair bir haber gelir. Süyiniş halkını toplar, içlerinden birinin gelip kendisine seyislik yapmasını ister. Bu göreve fakir bir genç talip olur.
Nurlıhan adındaki seyis yılkıdan kendisine bir at seçecektir. Ancak yılkıdaki atları beğenmez. Bir fakirin kök atını beğenir. Beğendiği atı dört atla değiştirerek alırlar. Süyiniş ve seyis birlikte yola çıkarlar. Kalmuklar da Süyiniş'i bulup Nogay ilini kana bulamak için gelmekteydiler. Kalmuklar'dan kırk kişi gözcü olarak önde ilerlemektedir. O sırada sık ormanlık alanda dinlenen Süyiniş Nurlıhan'ı gözcü olarak bırakmıştır. Gelen Kalmuk askerlerini gören Nurlıhan Süyinişi uyarır. Zırhı üstünde olmayan, kılıcı da yerde olan Süyiniş ve seyisi telaşlanırlar zira; hazırlıksız yakalanmışlardır. Süyiniş yerdeki keskin kılıcı seyis ise elmas kılıcı alıp hemen hazırlanırlar. Gözcü grubu da onları görür; ama arkalarında ordunun olup olmadığını bilmedikleri için yurtlarına ordunun yola çıkması için haber gönderirler. Lâkin iki kişi olduklarını görünce de saldırırlar. Süyiniş'in ve Nurlıhan'ın yiğit olduğunu anlayınca kaçarlar. Süyiniş içlerinden birini yakalayıp ordunun bin kişilik olduğunu öğrenir.
Gelen ordu ile aralarında kanlı bir savaş başlar. İki yiğit tek bir kişi dahi bırakmazlar. İlerdeki dağın eteğinde bir Kalmuk askeri görürler. Onu yakalayıp yurtlarının neresi olduğunu öğrenirler. Kalmuk'un rehberliğinde şehri bulduktan sonra bin kişilik Kalmuk ordusuyla daha mücadele edip şehri talan ederler.
Kazandıkları bu başarılar üzerine sağ salim yurtlarına varırlar.
Er Begis
Uzun süre çocuk sahibi olamayan Süyiniş'in kırk yaşına geldiğinde bir oğlu olur. Adını Begis koyar.
Begis yirmi yaşını doldurur; ama henüz bir yiğitlik yapmamıştır. Aksakallar Begis'in yiğitlik soyunu sonlandıracağını; zira hâlâ çocukça şeylerle uğraştığını kendi aralarında konuşmaya başlarlar. Eleştirileri duyan Begis çok üzülür ve Kalmuklar üzerine saldırmak için babasından müsaade ister.
Begis henüz sefere çıkmamıştır ki yılkı çobanı gelip Kalmuklar'ın kendilerine saldıracağını söyleyip yardım istemiştir. Bunun üzerine Süyiniş ve Begis Kalmuk hanı Tirsek Han üzerine sefere çıkarlar.
Önden giden er Begis, Kalmuk eline vardığında Tirsek Han'ı teke tek dövüşe çağırır. Uzun bir mücadeleden sonra Tirsek Han Kalmuklar'dan yardım ister. Bunun üzerine Süyiniş yanındaki aslan gibi yüz kişiyle düşmanın üzerine atlar. Çareyi kaçmakta bulan Tirsek Han kaçarken düşer ve kendi mızrağının sapının kendisine batması üzerine ölür. Kalmuklar'ı talan eden baba oğul ganimetleri de alıp sağ kalan altmış yiğitle yurtlarına dönerler.
Aradan birkaç yıl geçer. Begis kendi yaşıtlarındaki Nurlıhan adında biri ile tanışır ve dost olur. Birlikte Kalmuk ve Indıs üzerine sefere çıkmaya karar verirler. Babasının hayır duasını alan Begis dostuyla yola çıkar. Yolda giderken bir kadınla karşılaşırlar, ona yakınlarda yerleşim yeri olup olmadığını sorarlar. Kadın Tirsek Han'ın oğlu Tobılgı Han'ın obasının olduğunu, bu gün düğün yaptığını, düğünden sonra da babasını öldüren Nogaylar üzerine sefere çıkacağını anlatır. Bunun üzerine Begis ve dostu Tobılgı Han'ın obasına doğru yönelirler. İki gün sonra Tobılgı Han ile karşılaşırlar. İki taraf da kendini tanıtır. Tobılgı Han ordusuna saldırı emri verse de Begis onu teke tek dövüşe davet eder. Zorlu bir mücadeleden sonra Begis, Tobılgı Han'ın başını keser. İki er Kalmuk ordusunu dağıttıktan sonra Begis dostunun kalbinden yaralandığını görür. Çok üzülen Begis ona bir vasiyetinin olup olmadığını sorar. O da eşine selamlarını iletmesini, anne ve babasına ve eşinin karnında taşıdığı bebeğe Begis'in sahip çıkmasını vasiyet eder ve ölür. Begis Kalmuklar'ın korkup boşalttıkları şehre gider, başı boş dolaşan hayvanları ganimet olarak önüne katar ve yurduna dönüp halkına dağıtır. Daha sonra dostu Nurlıhan'ın ailesinin yanına gidip olanları anlatır. Bundan sonra onların kendisine emanet olduğunu söyler.
Tegis İle Kögis
Begis 30 yaşına kadar evlenmez. Babası ona bu durumdan duyduğu üzüntüyü belirtince Begis çok utanır. Bunun üzerine zengin bir beyin kızı olan güzel Kanımşa ile evlenir. Dokuz gün boyunca şölen yapıp eğlenirler.
Aradan yıllar geçtikten sonra eşi bir erkek çocuk dünyaya getirmiştir. Aksakallar adını Kögis koyarlar. Er Begis'in dostunun karısı da bir erkek çocuk doğurmuş, onun adını da Tegis koymuşlardır. Er Begis iki çocuk arasında dostluk bağını kurmuştur.
11 yaşına geldiğinde Tegis, annesine babasının nerede olduğunu sorunca annesi ona babasını aklına getirmemesini, o zaman her ikisinin de çok üzüleceğini belirtir. Ama çocuk nasıl öldüğünü öğrenmek için ısrar edince annesi ona babası ile Er Begis'in dost olduklarını, halkın iyiliği için Kalmuk eline intikam almaya gittikleri sırada babasının orada savaşta öldüğünü, biricik oğlunu da Er Begis'e emanet ettiğini anlatır.
Tegis bunu öğrendikten sonra morali bozuk bir şekilde yılkının yanına gelir. Kögis dostunun üzüntüsünü öğrenmeye çalıştıysa da öğrenememiştir. Kögis babasına Tegis'in durumunu anlatır ve sebebinin ne olabileceğini sorar. Er Begis Tegis'in babasının başına gelenleri oğluna birer birer anlatır. Er Begis oğluna Kögis'in içinin intikam ateşiyle yandığını ve Kalmuk üzerine giderken dostunu yalnız bırakmamasını öğütler.
Kögis, Tegis'in yanına gelip ona yılkı sürüsünden sevdiği atı yakalamasını söyler. Yüzü aydınlanan Tegis hemen atını seçer, hazırlıklarını yapar ve babasının intikamını almadan yaşamaktansa ölmeyi tercih edeceğini belirtip arkadaşı Kögis'e kendisiyle gelip gelemeyeceğini sorar. Canını seve seve vermeye hazır olan Kögis babasının hayır duasını alır ve iki dost yola koyulurlar.
Öyle ki 80 günlük yolu kırk günde alırlar. Kalmuk hanı Andız'ın önüne gelirler. Her iki taraf da birbirlerini görmüştür. Silahını kuşanan Andız onlara doğru ilerlerken Kögis dostundan evvel öne atılır. Andız'ın saplamaya çalıştığı ok Kögis'e işlememiştir. Kögis Andız'ın tolgasını yere düşürünce onu öldürür.
Er Tegis ile Kögis kalenin içini ele geçirirler. Orada Kalmuklar ile kanlı bir savaş başlar. Kahramanlar onları da ezip geçmeyi başarmışlardır. Çaresiz kalan Kalmuklar'ın bir yiğitleri vardır, Kalmuklar yardım için ona haber salarlar. 500 askeriyle gelmiştir yiğit. Kaleye doğru yaklaşır. Yiğit Kögis, Kalmuk yiğidi ile teke tek mücadeleye başlarlar. Zorlu bir mücadeleden sonra Er Kögis Kalmuk yiğidinin başını keser. Tegis ile Kögis 500 askeri de kılıçtan geçirirler. Kalmuk şehrine varıp Kalmuklar'a kara gün yaşatırlar.
Uzun yol aldıktan sonra kendi ellerine varırlar. Baba Er Begis oğlu yiğit olup intikam aldı deyip ziyafet vermiştir.
Tama
Kögis memleketine döndüğünde evlenir ve Tama adında bir oğlu olur. Tama aşık oynamayı pek sever; ama yenildiğinde de çocukları dövermiş. Çocuklar bir gün öçlerini almak için Tama'yı dövme kararı almışlar. Tama aşık oynamak için dışarı çıktığında çocuklar etrafını sarıp onu döverler. Aşığını alırlar. Ağlayarak eve giden Tama annesine bir daha aşık oynamayacağını söyler.
Tama on yaşına geldiğinde babası Kögis'in silahlarını kuşanıp ava çıkmaya başlar. Bir gün ıssız bozkırda dolaşırken silahlı Kalmuk bölüğünü görür. Bunun üzerine anne ve babası uyurken babasının gençliğinde savaşta bindiği doru atını, silahını, eyer takımını ve diğer savaş malzemelerini sefere çıkmak için hazırlar. Kapıdan çıkarken atın sesini duyup uyanan annesi oğlunun yatakta olmadığını Kögis'e söyler. Oğullarının düşman üzerine sefere çıkacağını anlayan Kögis ve karısı, Tama yola çıkmak üzere iken onunla vedalaşırlar. Hayır dualarını okuyup ata ruhlarının ve Allah'ın ona yardımcı olmasını dilerler. Kögis Kalmuklar'ın güçlü bir düşman olduklarını oğluna hatırlatır, intikamlarını da almasını öğütler.
Tama yiyeceklerini alıp yola koyulur. Dört ay boyunca yol kateder. Uzaktan Kalmuk obalarını görüp babasının öğüdünü hatırlar ve Kalmuk obası hakkında bilgi toplamaya karar verir. İleride kalabalık bir hayvan sürüsünün başında ihtiyar bir çobanı fark eder. Ona doğru yaklaşır. Kendisinin bir dilenci olduğunu, karnının aç olduğunu, yakınlarda bir oba olup olmadığını sorar. İhtiyar çoban ise, ilerideki yerlerin Kalmuklar'a ait olduğunu belirttikten sonra kendisinin de bir Kalmuk olduğunu; ama Kalmuk kalesine gitmemesini söyler. Zira onu bir dilenciye benzetememiştir. Kalmuk iline gidince onu yabancı diye alıkoyabileceklerini, hanlarının zalim, kalelerinin ise çok güçlü olduğunu söyler.
Tama ihtiyar çobana bir Nogay olduğunu, Kalmuk ilini aradığını, ihtiyarın devesine binip Kalmuk hanına haber götürmesini ifade eder. Beş gün içinde geri dönmezse kaleye geleceğini belirtir.
İhtiyar, devesine biner, Kalmuk iline bir gecede ulaşır. Hanın yanına gitmek istese de askerler onu hanın yanına bırakmazlar. İhtiyar olanı biteni askerlere anlatır. Böylece hanla görüşme imkanı bulur. Haberi duyan hanın rengi uçar. Askerlerini Tama'yı bulup başını kesmeleri için gönderir.
Yalnız Nogay'ı gören askerler onu öldürmek için birbirleri ile yarışırlar. Askerler Tama'dan atını isterler; ancak Tama onlara meydan okur. İlk gelen askerin boğazına mızrağını saplar. Kalan askerleri de talan eden Tama'dan çekinen iki Kalmuk askeri hana haber vermek için ayrılırlar. Han bin kişilik bir grup daha gönderir. Gelen Kalmuklar'la bir gün bir gece savaşan Tama, gece yarısı kaçan askerleri de yakalayıp kılıçtan geçirir. Han ise iki bin kişilik bir ordu daha toplar. Korkmuş bir vaziyette beklerken karısı hana cesaret verip onu savaş meydanına gönderir. Bunun üzerine arkasında askerleri ile Tama'nın yanına varır. Tama ile karşı karşıya gelen han Tama'ya meydan okusa da teke tek dövüşte cevabını acı bir şekilde alır. Başı kesilen hanı gören bölük kaçmaya başlar; ama Tama kaçan askerlerin hepsini teker teker yakalar ve Nogay elinin sınırına kadar sürer. Memleketine haber salıp ganimetleri halkı arasında paylaştırır. Kendisini karşılayan anne ve babası oğulları ile övünüp zaferi kutlamak için bir toy düzenlerler.
Tana
Tana kırk yaşını doldurduğunda hanımı otuz beş yaşındadır. Bir gün Tana sarayından çıkmış gelirken hanımı ona çocuk veremeyişinden duyduğu üzüntüyü dile getirir. Çocuk özlemini başkalarının çocuklarını severek gidermeye çalıştığını; ancak artık dayanacak gücünün kalmadığını belirtir. Han soyunun yok olmasından korktuğunu söyler. İskender Han'ın 25 yaşında bu dünyadan ayrıldığını dünyada soyunu devam ettirecek bir evladının olmamasını da örnek olarak verir.
O zaman Tana Han Allah'tan gelene razı olduklarını; fakat kendisinin İskender Han'la kıyas edilmesinin kendisinde derin bir üzüntü bıraktığını söyler. Hanımı ise eşine aklında bir kötülüğün olmadığını; ama o gün gelen dilenci kadının yanındaki çocuğu görünce yüreğinin allak bullak olduğunu kocasına anlatır.
Bunları duyan Tana tahtına doğru ilerler. Hanımı da ardından yavaş yavaş gider. Tana beylerini çağırtır. Belirtilen saatte yirmi bey karşısındadır. Tana dünyadaki her mahlukun yavrusu olduğunu ve onların yavruları için yaşadığını söyler. Bu sözler karşısında beyler ne söyleyeceklerini şaşırırlar. Kümis adlı beyin on iki yaşında Altın adındaki oğlu beylerin peşine takılıp gelmiş ve konuşulanlara şahit olmuştu. Altın, hanın sözlerini beylerin iyi düşünmesi gerektiğini söyleyince Kümis, hana kendilerinden önceki hanların çocukları olmadığında evliya türbelerinde geceleyip Allah'tan çocuk dilediklerini, gaipten gelen haber üzerine Allah'ın dileklerini gerçekleştirip onları sevindirdiğini anlatmıştır. Bunun üzerine Tana ataları Anşıbay Hanın oğlu Baba Tükti Şaştı Aziz'in keramet sahibi olduğunu mezarına gidip dua edince dualarının kabul olabileceğini belirtip üç gün içinde gidip gelmeleri için beylerini görevlendirir. O zaman Kümis'in oğlu Altın, Tana Han'a yedi milletin dilini bilen iki kişiyi yanına alarak hanın yola çıkmasının daha doğru olacağını söyler.
Bu öneri Tana Han'a da mantıklı gelince beylerinden üç gün içinde yedi milletin dilini bilen iki kişi bulup getirmelerini ister. Beyler üç gün içinde iki kişi bulup getirirler, aksakalların ve karasakalların hayır dualarını alıp Tana ve iki adam yola çıkarlar.
Yolculuklarının 20. gününde Baba Tükti Şaştı Aziz'in mezarını görürler. Yarım günlük mesafe kaldığında han yaya olarak mezarın başına gelir. Evliyanın yanına oturup göz yaşı döker, Kur'an okur, dileğini diler, sonra da yanına uzanıp uyur. Bir süre sonra bir ses Allah'ın dileğini kabul ettiğini, doğacak oğlunun adını da Han Narik olarak koymasını söyler.
Tana Han evliya mekanından çıkıp durmadan atına biner ve doğruca yurduna yönelir. Onu karşılayan aksakallara müjdeli haberi verir.
Tana Han hemen köyüne gidip oradan da Indıslar ve Kalmuklar üzerine sefere çıkmak için hazırlanır. Ancak sefere çıkmak için hiçbir Nogay gönüllü olmaz. Ayrıca Tana'nın sefere çıkma kararını etrafındakiler şaşkınlıkla karşılarlar. Zira han sefere çıkamayacak kadar yaşlıdır.
Tana Han sefer için hazırlıklarını tamamlayıp yola çıkmak üzere iken karısı yanına gelip onu uğurlar. Lâkin Tana Han kırk yaşında olduğu için karısı tedirgindir. Tana Han kendisinin han soyundan geldiğini belirterek karısını rahatlatmak ister. Buna rağmen Nogaylar'dan hiç kimsenin beraberinde gelmeyişi onu ziyadesiyle üzmüştür.
Uzun yol aldıktan sonra Tana Han Kızılbaşlar'ın eline varır. Uzaktan bakıp kalabalık hayvan sürülerini görür. Kızılbaşlar'ın gücünü araştırmak ister. Dilenci kılığına girerek çobanların yanına varır. Onlara yetim bir çocuk aradığını belirtip şehirlerinin nerede olduğunu sorar. Çobanlar da Aktöre adında bir hanlarının olduğunu, onun dağın tepesindeki otağda oturduğunu, şehrin askerlerinin ve kalesinin olmadığını; ama zengin bir halk olduklarını söylerler. Aktöre Han'ın etrafında yaklaşık yüz askeriyle birlikte eşi ve çocuklarının olduğunu da ifade ederler.
Tana Han Aktöre hakkında bilgi topladıktan sonra iki gün dinlenip saldırmaya karar verir. Tana Han saldırmak için tek başına yola koyulur. Aktöre Han'ın otağına yaklaşır. Hanın adamlarından birkaçı Tana'yı görünce ona silah doğrultur. Tana Han saldırmaya hazır kişilere aldırmadan atını onlara doğru salar. Yüz kadar askerle mücadele eder. Evinde yatan Aktöre Han dışarı çıkar ve kalan elli kişilik askeriyle beraber kaçmaya başlar. Tana Han Aktöre Han'ın kaçtığını fark etmez. "Nasılsa ölmüştür." diyerek Aktöre Han'ın himayesindeki diğer evlere saldırır. Üçüncü günün sonunda Aktöre Han bin kişiyle karşısına dikilir. Aktöre Han ve Tana Han kendilerini tanıttıktan sonra birbirlerine meydan okurlar. Aralarında kanlı bir savaş başlar. Bir gün bir gece devam eden savaştan sonra tan ağarırken Tana Han Kızılbaşlar'ın kaçtığını görür. Aktöre Han da kaçmıştır. Tana Han askerlerden birinden Aktöre Han'ın yerini sorup öğrenir. Hanı bulduğunda teke tek dövüşe başlarlar. Hâli kalmayan Aktöre Han Tana Han'ın atının başını keser. Attan düşen Tana Han Aktöre Han'dan atının öcünü onun başını keserek alır.
Kızılbaşlar'ın mallarını ve halkını ganimet olarak alıp dört aylık mesafedeki yurduna varan Tana Han ganimetleri halkına paylaştırır ve tahtının başına geçer.
Narik
Narik, Kazan şehrinin hanıdır. 80 yaşındadır. 80 beyi vardır. Bir gün beylerinden kırk tanesini toplayıp tekrar evlenmek istediğini söyler. Onların fikirlerini sorar. Halbuki Narik'in beş tane eşi vardır. En büyüğü 25, en küçüğü ise 15 yaşındadır. Beylerden en yaşlısı Ali Bey'dir. Diğer beyler hanın kendisinin bileceğini söylerken Ali bey, Narik Han'a beş tane genç eşinin olduğunu, kendisinin ise oldukça yaşlı olduğunu; bu yüzden evlenmesinin doğru olmayacağını anlatmaya çalışır.
Ali Bey'in bu sözlerine rağmen Narik beylerine konu komşularını yanlarında getirmelerini söyleyip ertesi gün Nogay eline doğru yola çıkar. Halkın arasına çadır kurdurur. Ali Bey yirmi kız toplayıp getirmiştir. Ancak kızlardan hiçbiri Narik'in dikkatini çekmez. Kenarda kıyafetleri yırtık bir kız durmaktadır. Narik onun kim olduğunu sorunca Ali bey bir fakirin kızı olduğunu, gelme dedikleri halde peşlerine takıldığını söyler. Narik, Ali Bey'in avucuna altın verip kıza vermesini, yaşını da öğrenmesini ister. Kız on üç yaşındadır.
Narik evleneceği kızın kim olduğunu yazılı bir şekilde duyuracağını söyleyerek o gün oradan ayrılır. Beyleri Narik'in on üç yaşındaki kızla evleneceğini düşünürlerken Narik kızın yaşının uygun olmayacağını düşünmektedir.
Nogay elinden ayrılan beyler ormanın içinde dinlenirlerken Narik Han atını otlatmaktadır. Onu bir çoban görür. Çoban, Narik Han'a yaşlı başlı biri olmasına rağmen hala gözünün malda mülkte olduğunu, artık dünya işlerinden elini çekip dinlenmesinin uygun olacağını söyler. Narik ona buralara gelme sebebini anlatır. Bunun üzerine çoban iki gölün arasında Asılnur adında 80 yaşında birinin oturduğunu, karısının 70 yaşında olduğunu onların 18 yaşında Mendi adında görenlerin ayrılamayacağı bir kızlarının olduğunu söyleyip bu soylu kızın kendisine eş olabileceğini belirtir.
Bunun üzerine Narik beylerini uyandırıp hemen yola koyulur. Asılnur'u bulup evlerine misafir olurlar. Üç gün kalmalarına rağmen Mendi'yi görememişlerdir. Narik beylerinden gidip kızı görmelerini ister. Beylerinden biri kızın bulunduğu otağın örtüsünü kaldırıp kıza bakar; ama bunu gören Asılnur onların misafir değil düşman olduğunu söyleyip kızar ve alıp başını gider. Karısı da peşinden ilerler. Mendi anne babasının arkasından gidip onları geri gelme konusunda ikna eder. Geri döndüklerinde Narik onlara beş tane eşinin olduğunu; ama çocuğunun olmadığını, Mendi'nin kendisine eş olup olamayacağını sorar. Mendi iki kızın başlığı kadar başlık verirse razı olacağını belirtir. Narik; Mendi'ye, annesine, babasına ve kendisine üç tane yorga at vereceğini, istediği bir kızla babasını evlendireceğini, o kıza verdiği mal kadar babasına da vereceğini söyler.
Narik, kırk beyi, Mendi ve Mendi'nin anne babası yola çıkıp Kazan şehrine varırlar. Mendi babasına iyi bakacağına inandığı bir kız ile babasını Kazan şehrinde evlendirir.
Mendi çok güzeldir. Beylerin ise niyeti kötüdür. Beyler bir gün Narik'i Kalmuk iline gönderip bir daha gelmemesini sağlamayı düşünürler. Narik yola çıkmak üzereyken Mendi koşup yanına gelir. Kocasına, giderse çok yaşlı olduğu için bir daha geri dönemeyeceğini, çobanların dahi kendisine göz diktiğini, hatta vücudundaki morlukları kendisine göz diken kişilerin oluşturduğunu söyler. Tüm bu tehlikelerden dolayı kendisini bir Nogay'la evlendirip öyle gitmesini ister. Bu isteği uygun görmeyen Narik'i, yola çıkmaması için Mendi ikna etmiştir. Gerçekten de karısının söylediklerinin doğru olduğunu görür. Çünkü Mendi'nin tüm bedeni morartılmıştır. Bunu yapan da Mendi'ye göz diken ve bunun için de gizlice otağa yaklaşıp Mendi'nin yattığı yerden vücuduna zarar veren kişilerdir. Bunun üzerine Narik uşağı Telşora'yı Ali Bey'i çağırması için gönderir. Narik, Ali Bey gelir gelmez her türlü kötülüğün ondan kaynaklandığını söyleyerek Ali Bey'in başını keser.
Narik bu olaydan sonra Telşora'dan dokuz nar(deve) ister. Bir saat içinde sekiz kanatlı otağını dokuz nara yükleyip beş karısını bırakıp yanına sadece Mendi ve Telşora'yı alarak Nogay ilinden ayrılır. At sırtında gide gide Kalmuk hanı Ögiz'in yurdunun kıyısına varırlar. Narik gençliğinde buraya yedi sefer düzenlemiş; ama alamamıştır. Bu yüzden Ögiz Han'la düşmanlıkları çoktur. Oraya giderse kendisini öldüreceklerini bilmektedir. Narik Mendi'ye ne yapacakları konusunda akıl danıştığında Mendi de Narik'in Ögiz Han'dan ormanda bir alan istemesini; zira arkasından Nogaylar'ın kovaladığını burada biraz konaklamak istediklerini söylemesinin uygun olabileceğini söyler. Narik ile Ögiz Han birbirlerini sadece ismen tanıdıkları, hiç yüz yüze gelmedikleri için Narik Ögiz Han'la konuşmaya gider. Aldığı uygun cevap üzerine otağını ormana kurmuştur. Kalmuk çobanları ormanda onları görür. Ögiz Han'a gidip ormanda doksanına yaklaşmış bir ihtiyarın yanında çirkin bir uşağın olduğunu, güzel karısının ihtiyara yakışmadığını, kadının tam hana layık olduğunu anlatırlar.
Bunun üzerine Ögiz Han Narik'i çağırtır. Kendisinin bir düşmanı olduğunu, altı bin askerle Narik'i oraya göndereceğini söyler. Çaresiz sefere çıkmaya mecbur olan Narik Mendi'ye haber vermek için geldiğinde Mendi kendisine rahat vermeyeceklerini, bu yüzden gitmemesinin uygun olacağını söylese de Narik korktuğunu düşünmemeleri için yola çıkacağını anlatır. Dokuz aylık mesafedeki düşmanı yenip ömrü yeterse 18 ay sonra geri geleceğini belirtir.
Narik yola çıkar çıkmaz Ögiz Han Mendi'yi getirmeleri için adamlarını gönderir. Mendi gitmemek için, Telşora da Mendi'yi vermemek için dirense de nafiledir. Mendi'yi Ögiz Han'ın sarayına götürürler. Önüne güzel yemekler ve ipek giyecekler koyarlar. Mendi hiç birine dönüp bakmaz. Ögiz Han gece yarısı on adamı ile Mendi'nin yanına gelir. Adamlardan biri Mendi'ye Ögiz Han'ı kabul ederse hayatını eğlence ve bollukla geçireceğini, saraylarda oturacağını söyler. Mendi ise Narik Han'ın han soyundan geldiğini, dedelerinin Karadön, Jubanış, Begis, Tama ve Tana olduğunu, Ögiz Han'a eş olmaktansa ölmeyi tercih edeceğini belirtir.
O sırada Narik Han da askerleri salıverip kendisi Ögiz Han'ın sarayına gelmiştir; amacı Ögiz Han'ın Mendi'ye kendisinin yokluğunda ne yapacağını görmektir; zira o da eşine bir kötülük yapılmasından şüphelenmiştir. Mendi'nin cevabını duyunca içeri girip Ögiz Han'ın başını keser. Mendi ile ata binip oradan uzaklaşırlar. Telşora da o sırada Allah'a yardım etmesi için dua etmektedir. Narik Han ile Mendi gelince otağı toplayıp yola koyulurlar. Mendi hamiledir. Yolda doğum sancıları tutar. Narik Mendi'yi Telşora'ya emanet edip önden gitmeye karar verir. Zira yolu şaşırıp Kalmuklar'la karşılaşabileceklerini düşünmektedir. Atının izlerini takip ederek ardından gelmeleri için Telşora'yı tembihler.
Susuz çöle geldiklerinde Narik onlardan ayrılır. Sancısı artan Mendi attan inip yürürken küheylana yaslanır. Küheylanın dizleri çöküverdi. O yüzden bu dağa "Aygın Büküldü" adı verilmiştir. Çölde Mendi bir oğlan doğurur. Adını Şora koyarlar.
Elini yüzünü yıkamak isteyen Mendi çölde su bulamaz; ama tekmeleyerek ağlayan Şora'nın ökçesiyle tekme attığı yerden iki pınar akmaya başlar. Mendi elini yüzünü yıkar, eskiden "Çölday" denen bu yere "İkiz Pınar" denmeye başlamıştır.
Mendi ve Telşora atın izlerini takip edip ilerlerken Narik'in kara küheylanını görürler. Mendi Telşora'yı müjdeci olarak gönderir. Müjde olarak da Telşora'ya azatlığını istemesini söyler. Telşora müjdeli haberi Narik'e verir. Eşini kutlayan Narik oğlunu bağrına basar. Ayrılmak zorunda kaldığı Nogay iline tekrar yerleşir.
Şora üç yaşına gelir. Bir gün otlayan koyunlar rast gele dağılmaya başlar. Babası onu koyunların arkasından yollar. Atına binen Şora, yolda kalabalık bir grupla karşılaşır. Önce babasına haber vermeyi düşündüyse de gidip kendisi onların kim olduklarını öğrenmek ister. Kalabalık grubun yiğidi, kendisinin Nogay yiğidi olduğunu, adının ise Kulınşak olduğunu söyler. Şora da kendisini tanıtır. Ganimetlerle seferden dönen Kulınşak Şora'ya ganimetlerden pay almasını ve bu nedenle babasına övünmesini söylediyse de Şora Kulınşak'ın küheylanını ister. Kulınşak onu veremeyeceğini; ancak ana babası aynı olan diğer atını vermeyi söz verir. Şora eve döndüğünde olanları babasına anlatmaz.
Kulınşak yurduna geldiğinde atının kardeşini Şora'ya gönderir. Narik gelen atın neyi nesi olduğunu Şora'dan öğrenir. O zaman Narik sandıktan bir kürk çıkarıp Kulınşak'a gönderir ve oğluyla ahirete kadar dost olmalarını söyler.
Şora altı yaşına geldiğinde tüm Nogay halkı Narik'in bir oğlu olduğunu biliyordu. Narik Şora'yı Nogaylar'dan bir kızla nişanlamıştı. Şora altı yaşına gelmesine rağmen keçi gütmektedir. O zaman ağabeyi Telşora bu işin kendisinin işi olduğunu, ona han soyundan gelen biri gibi davranması gerektiğini söyler. Bunun üzerine Şora eve gidip bıçak almış, kırk oğlağı sürüp vadinin kenarına getirmiştir. Oğlakları kesip üstü başı kan içinde eve dönmüştür. Telşora kesilen oğlakları eve taşır. Akşam olunca keçiler bağırmaya başlarlar. Ertesi gün sağma vakti geldiğinde bir gün öncesi gibi bağrışmamışlardır. Dördüncü günün sonunda hiçbir keçi bağırmamaktadır. Şora bu olaydan kendine bir ders çıkarır. İlk gün ağlanırmış, ikinci gün yavruların Allah'a emanet ettiği söylenmeye başlanırmış, üçüncü gün ise Allah bilir deyip yemek yiyip oturulurmuş. (Demek ki her acıya bir şekilde katlanılmaktadır.)
Bu olaydan sonra Şora babası Narik Han'ın ak zırhını giyip, silahını kuşanıp Kazan'a doğru yola çıkar. Babası Kazan'dan ayrılınca han olarak başa Adilşe Han geçmiştir. Ama burayı da Ögiz Han'ın oğlu Mendihan üç bin askeriyle işgal etmiştir. Mendihan Şora'nın geldiği haberini alınca kırk adamıyla beklemeye koyulur. İkisi karşılaşınca aralarında mücadele başlar. Mendihan'ın attığı ok Şora'ya işlemez. Şora okla Mendihan'ı öldürür. Mendihan'ın yanındaki kırk askeri kaçar. Şora kaçanların hiçbirini kovalamaz, mallara da dönüp bakmaz. Asıl amacı Adilşe Han'ın kızı Hancan'ı almaktır. Şora Adilşe Han'a kızını vermezse saldıracağına dair haber gönderir. Bunun üzerine Adilşe Han Nogay'ın kırk yiğidine Kazan'da kalan Kalmuklar'dan kendisini kim kurtarırsa kızını ona vereceğinin haberini gönderir. Başlangıçta hiçbiri gelmez. Ama Şora'nın Mendihan'ı öldürdüğünü duyan kırk yiğit Hancan ile evlenebilmek için kalan Kalmuklar'a saldırırlar. Kalanları öldürüp kırkı birden Hancan'ı istemek için Adilşe Han'ın yanına gelirler. Ne cevap vereceğini bilemeyen Adilşe Han kızına haber gönderir. (Geleneğe göre belli bir yaşa gelince baba ve kız görüşmezler. Farklı otağlarda oturmaya başlarlar.) Kızına Kalmuklar'ı asıl dağıtanın kim olduğunu sorar. Hancan da kenarda yalnız duran, nara atınca ağzından ateş çıkan bir gencin Kalmuklar'ı dağıttığını söyler. Adilşe Han o yiğidin yanına gider. Ona kim olduğunu sorar. Şora kendini tanıtır. Babasının ardından gelen Hancan, Şora'ya kendisiyle evlenmesi ve babasının tahtına oturması teklifinde bulunur. O zaman Şora babasının izni olmadan evlenemeyeceğini söyler. Onlara asıl düşmanının Ögiz Han'ın oğlu Mendihan'ın olduğunu, onların illeri üzerine sefer düzenledikten sonra babası izin verirse Hancan ile evlenip Kazan'a han olabileceğini anlatır.
Bu sırada Kazan'ın kırk yiğidi Ali Bey'i öldürüp Kazan'dan kaçan Narik Han'ın soyunun geri geldiğini düşünüp Şora'yı öldürme kararı almışlardır. Böylece Hancan'ı da kendilerinden biri alabilecektir. Bunu öğrenen Şora kendileriyle savaşmaya hazır olduğunu, haykırdığında ağzından kızıl yeşil ateş çıktığını söylediğinde kırk yiğit korkup kaçarlar.
Kalmuklar'dan öcünü almak için yola çıkan Şora, Kulınşak ile yolda karşılaşır. Zira Kulınşak da Şora'nın Kazan'a gittiğini duymuş ve Kalmuklar'a karşı Şora'yla birlikte savaşmak için yardıma gelmekteymiş. Şora Kazan ilinde olanları, kırk yiğidin asıl amacının kendisini öldürmek olduğunu Kulınşak'a anlatır.
Kulınşak Şora'yla Mendi Han'ın yurduna gidip savaşmaya karar vermiştir. İki yiğit bin kişiyle yedi gün boyunca savaşıp Kalmuk elini ele geçirirler.
Şora
Kalmuk'un Aktaş adlı hanı Şora'nın Taspaker adlı atını getirmeleri için adamlarını gönderir. Narik atı adamlara vermez; ama at dışarıdaki gürültülerden ürkünce ahırın kapısını kırıp dışarı kaçar. Bunu fırsat bilen adamlar Taspaker'i yakalayıp götürürler. Narik yaşlı olduğu için arkalarından gidemez, üstelik oğlu Şora'nın da olup bitenden haberi yoktur. Narik oğluna atı hemen bulup getirmesini aksi takdirde hakkını helal etmeyeceğini söyler. Şora, altmış adamı ve atını Balbulak suyunun orada yakalar ve adamları ellerinden bağlayıp yurduna getirir. Narik oğlundan ganimet olarak adamları kendisine vermesini ister. Şora babasına adamları verir. Ama Narik adamları salıverir. Narik onlarla Kalmuk hanı Aktaş'a haber gönderir. Şora'nın sekiz gün içinde Aktaş'a saldıracağını söyler.
Şora babasına adamları salıvermenin doğru olmadığını söylese de Narik bu durumun kendi lehlerine olacağını anlatır. Oğluna Nogaylar'ın fakirlerine haber vermesini, sekiz gün içinde Aktaş Han'ın yurduna varmalarını, terkedilmiş olarak bulacakları Kalmuk ilindeki ganimetleri almalarını söyler.
Narik haklı çıkmıştır. Aktaş'ın adamları korka korka yurtlarına varınca olup biteni Aktaş Han'a anlatırlar. Yurdu terk edip kaçmanın doğru olacağını; zira Şora'nın sekiz gün içinde gelip yurdu talan ettikten sonra kendilerini de öldüreceğini Aktaş'a anlatırlar. Aktaş da korkar ve malların değerlilerini alıp yurdu boşaltır.
Sekiz gün sonra Şora terkedilmiş Kalmuk eline varır. Malları alıp yoksullar arasında pay edip yurduna döner. Ama onun asıl niyeti Aktaş Han'ı bulup öldürmektir. Arkadaşı Kulınşak'ın kendisiyle geleceğini düşünür. Durumu arkadaşıyla paylaşıp iki yiğit yola düşerler. İki ay sonra Aktaş Han'ın yurdunu bulurlar.
Kulınşak ve Şora Kalmuklar'ın yurdunun yakınlarındaki tepeye varınca Kulınşak Şora'ya kendisini burada beklemesini; zira kendisinin Kalmuklar'ın gücünü öğrenip geleceğini söyler. Kulınşak Kalmuklar'a Nogay'ın geldiği haberini verince Aktaş Han iki bin kişilik bir kuvvet hazırlar.
İki taraf hazırlıklarını tamamlayıp karşı karşıya gelirler. İki taraf da kendini tanıttıktan sonra kanlı bir savaş başlar. Bir gün bir geceden sonra Kulınşak Aktaş Han'ın başını keser. Bin kişiyi talan eden Nogay yiğitleri diğer bin kişinin de kaçmasına müsaade etmeyip onların da haklarından gelirler. Kalan askerleri ve ganimetleri alıp iki yiğit yurda dönerler.
Babası Narik oğlunun ve Kulınşak'ın gazalarını kutladıktan sonra anası Mendi güzel oğluna Kazan hanının kızı Hancan'dan bir mektup geldiğini, kendisine verdiği evlenme sözünü yerine getirmesi için beklediğini söylemiştir. Şora anne babasına evlenme sözünü bahadırlara inat verdiğini; ama izinleri olursa arkadan ganimetlerle gelmekte olan Kulınşak ile Kazan'a gidip orada Hancan ile evleneceğini söyler.
Kulınşak bir hafta sonra gelmiştir, ganimetleri fakirler arasında pay ettikten on gün sonra Kulınşak ile Şora Kazan'a giderler. Adilşe Han yiğitlerin gelme sebeplerini öğrendikten sonra düğün hazırlıklarına başlar.
Düğünden sonra yola çıkacakları sırada Adilşe Han Şora'ya Kazan'da han olarak kalmasını ne de olsa Narik Han'ın kendisinden önce Kazan şehrinin hanı olduğunu söyler; ama Şora bunu kabul etmez. Kendisini de bir oğlu olarak görmesini söyleyip yola çıkarlar. Adilşe Han kızına o güne kadar verilmemiş çeyizler verir.
Kulınşak göç alayından önce kendi köyüne varır. Niyeti hazırlık yaptırıp Şora ve eşini köyünde misafir etmektir. Göç alayı Kulınşak'ın köyüne varınca Hancan kırk develik çeyizi Kulınşak'a ganimet olarak vermek ister. Şora da ısrar eder; ama Kulınşak kabul etmez.
Birkaç gün köyde kaldıktan sonra göç alayı Narik Han'ın yurduna doğru yola çıkar. Gelinin gelmekte olduğunun haberini Narik'e Kulınşak verir.
Narik Han düğün hazırlıklarını başlatır. Üç gün düğün yapılır. Narik Han Kulınşak düğünden sonra köyüne gitmek üzereyken ganimetlerden alması için ısrar ettiyse de Kulınşak yine kabul etmez. Vedalaşıp ayrılır. Şora bir ay sonra kendi illerine gelmesi için Kulınşak'ı davet eder. Narik büyüğünün ayağına Şora'nın gitmesinin daha doğru olacağını söyler.
Bir süre sonra Şora Kalmuk iline sefere çıkmak için yola çıkmıştır. Dostu Kulınşak'ın köyünde sekiz gün dinlendikten sonra iki batır Kalmuklar'a doğru ilerlerler. Kalmuklar da Nogay ilini ele geçirmek için yola düşmüşlerdir. Kalmuk iline yarım günlük mesafe kala iki yiğit iki bin kişilik orduyla karşılaşır. Kendilerini tanıtıp birbirlerine meydan okuyan iki taraf arasında büyük bir savaş başlar. Kalmuklar takviye güç istedilerse de iki Nogay yiğidiyle baş edemezler. Yirmi günlük savaştan sonra Nogaylar ganimetleri ve askerleri önlerine katıp yurtlarına varırlar.
İki yıl yurtlarında kaldıktan sonra iki Nogay yiğidi yine Kalmuklar üzerine sefere çıkarlar. Kulınşak yolda giderlerken Şora'ya atından inmesini ve biraz dinlenmelerinin uygun olacağını söyler. Şora da kendisini koruyan koruyucu ervahının olduğunu söyler. (Bundan dolayı onun dinlenmeye ihtiyacı yoktur.) Kulınşak ervahı görmek istediğini belirtir. Şora ise Kulınşak ervahı görürse kendisinin Kulınşak'tan önce öleceğini arkadaşına anlatmaya çalışır. Kulınşak ise canlı olan hiçbir şeyden korkmayacağını söyler. Bunun üzerine Şora, Kulınşak'a sağ tarafından bir ejderha çıkacağını, Kulınşak'ı yutmak isteyeceğini; ama elini sallar veya silah çıkarırsa Şora kendisinin kaybolacağını söyler. Kulınşak canlı olandan korkmayacağını söyleyip otururken ıslıkla birlikte bir ejderha belirir. Ağzını açıp Kulınşak'ı yutmak için hazırlanırken Kulınşak kılıcını çıkarır ve ejderhaya vurmak ister; ama ejderha kaybolmuştur. Kulınşak arkasına dönüp Şora'yı arar; ama yer yarılmış Şora'yı yutmuştur. Eğer Kulınşak kılıcını sallamasa Şora'yı da yer yutmayacaktır.
Kulınşak üzüntüsünden Kalmuk üzerine sefere devam edemez, köyüne geri döner. Utancından ve üzüntüsünden Şora'nın ailesine kendisi haber veremez. Görüp geçirmiş bir ihtiyarı haberci olarak gönderir. İhtiyar uygun bir dille Şora'nın Allah'ın rahmetine kavuştuğunu anlatır.
Hancan olup biteni öğrenmek için Kulınşak'ın köyüne gider. Kulınşak yerinden kıpırdayabilecek durumda değildir. Hancan Kulınşak'a bir hafta sonra otağlarına gelmesini söyler. Bir hafta sonra Kulınşak Şora'nın kılıcını ve silah takımını getirir. Hancan kullanacak biri olmadığı için hepsini yakar. Atı Taspaker'i de keser ve Şora'nın aşını verir.
Üçüncü Bölüm
Belli Başlı Kahramanlar Hakkında Destanlar
Kıdırbay Oğlu Kobılandı
Doksan kollu Nogay'da on iki buçuk han saltanat sürmüş. On iki buçuk hanın saltanat döneminde Akşahan adlı bir han yaşamış. Akşahan döneminde de Kıdırbay adında 80 yaşında zengin bir adam yaşarmış. Kıdırbay'ın çoluğu çocuğu yokmuş. Kıdırbay davet edildiği toya giderken iki erkek deveye büyük yayıklar yükleyip iki de kısrak alıp öyle gidermiş. Toyda da iki kısrağı kesip dört büyük yayık kımız ikram edermiş.
Bir gün Akşahan beylerini toplayıp meşveret etmiş. Kıdırbay'ı öldürüp mallarına sahip olmak istediğini açıklamış. Beylerle birlikte yalandan bir toy düzenleyip Kıdırbay'ı davet edip orada öldürmeyi planlamışlar. Meşverete katılanlardan biri de Kıdırbay'ın yedi göbek öteden akrabalığı olan biriymiş. Çok yoksul olan bu kişi Kıdırbay'dan sütünü sağıp azık edebileceği bir keçi istediğinde Kıdırbay ona bir tas süt dahi vermezmiş. Daveti alan Kıdırbay yola çıkmak üzereyken meşverete katılan yakını Kıdırbay'ı uyarmış. Durumu öğrenen Kıdırbay çok üzülmüş ve ağlayarak evine dönmüş. Olanları karısına anlatmış ve oralardan ayrılma kararı almış. Demir ayakkabı ve sopa yaptırıp yola koyulmuş. Duruma karısı çok üzülmüş. Sağ salim geri dönerse diye adaklar adamıştır.
Bu olaydan sonra Akşahan ile düşman olan Kıdırbay yetmiş gün yol gider. Gördüğü mezarlardan birinin yanına uzanıp Allah'a yardım etmesi ve kendisine bir çocuk vermesi için dua eder. Oracıkta uyuyakalan Kıdırbay rüyasında aksakallı bir dede görür. Ona Allah'ın dualarını kabul ettiğini, yurda varınca bir kız bir de erkek çocuğunun olacağını, adlarını Nogay halkının vereceğini söyler. Kıdırbay uyanıp etrafına bakınca kimseyi göremez, hemen yurduna doğru yola çıkar. Karısı ise o gittikten sonra yüksekçe bir merdiven yaptırmış kocasının gelip gelmediğini gözlemekteymiş. O gün kocasının uzaktan karartısını görür. Merdivenden inen Akaruv Kıdırbay'a doğru yönelir. Kıdırbay karısına olup biteni anlatır.
Günlerden bir gün kadın aş erer. Kıdırbay güçlü bir hayvanı kesse de kadının aş ermesi geçmez. Yerden bir yılan yakalatan kadın yılanın başını kopartıp ağzına attığında aş ermesi geçiverir. Bir süre sonra doğum sancıları başlar. On beş gün geçmesine rağmen kadın doğuramamıştır. Kıdırbay çok üzgün halde iken ata binip uzaklaşmak ister. Bu arada Nogaylar'dan fakir bir kadın hanımın doğurup doğuramadığını merak edip Kıdırbay'ın evine gelir. Hanımın etrafındaki ebeler uyuyup kaldıkları için Akaruv kendi başına doğurur. Kadın, Akaruv'un eteğinin altında biri kız, biri de erkek iki çocuk bulur. Göbek bağlarını kesip kürkün içine sarar ve Kıdırbay'a haber verir. Kıdırbay kırk günlük bir eğlence düzenler. Adını kim koyacak diye de sormaz. Çobanlar toy için gelirken yolda onları görenlere Kıdırbay'ın Kobılandı adında bir oğluyla Hansuluv adında bir kızının olduğunu söylerler. Böylece oğlanın adı Kobılandı, kızın adı da Hansuluv olarak konmuştur.
Kobılandı 4 yaşına geldiğinde babası onu Bek adında bir uşağın yanına verir. Bek elli yaşlarında aklı başında bir ihtiyardır. Babası Kobılandı'ya ağabeyi Bek ile gidip yılkıyı dolaşmasını, yılkıdan kendisine bir at seçmesini ister. Kobılandı atların arasında dolaşırken yolda bağrışmalar duyar ve babasına bunun ne olduğunu sorar. Ama babası küçük olduğu için ona tatmin edici bir cevap vermez ve bir gün hayatta olursa oraya gidebileceklerini söyler. Bu cevap Kobılandı'yı tatmin etmemiş olmalı ki bir sabah erkenden kalkmış, yayını kuşanmış, kendi eğittiği atına binip yola çıkmıştır. Kıdırbay uyanıp da oğlunun evde olmadığını, tayının ve yayının yerinden alındığını görünce Bek'i arkasından gönderir.
Bek onu bulduğunda Kobılandı Tavıp Han'ın karşısına gelmiştir bile. Tavıp Han Kobılandı'yı görünce kızıyla evlenecek doğru insanın geldiğini düşünür. Kobılandı'nın atının sağlam bir at olmadığını fark eder. Tavıp Han Kobılandı'nın gücünü denemek için karşılarındaki kara taşı vurmasını söyler. Kobılandı yayını çektiğinde kara taş ortasından ikiye bölünür. Tüm bunların üzerine Tavıp Han ileride duran otağı Kobılandı'ya verir.
Kobılandı atından inmek üzereyken Bek Tavıp Handan izin isteyip Kobılandı ile görüşmek için otağa girer. Ona babasının kendisi çağırdığını söyleyince Kobılandı 22 gün içinde geleceğini belirtir. Tavıp Han 18 yaşındaki kızını Kobılandı'ya verir.
90 deve, 90 köle, 90 cariye ile Kurtka Kıdırbay'ın otağına gelin gelmiştir. Kıdırbay bu düğünden pek memnun olmamıştır. Ancak karısı Akaruv Kıdırbay'ı ikna etmiştir. Kıdırbay'a gelinleri yüz görümlüğü için ne isterse vermesini söyler. Buna rağmen Kıdırbay Kurtka'nın istediği tayı vermez. Bunun üzerine Hansuluv babasından Kurtka için tayı ister. Kıdırbay tayı verir. Kıdırbay, o tayın benekli bir yavrusunun olacağını, o doru ata binince ağabeyinin bir yıl boyunca gelmeyeceğini, bunları bildiği için tayı vermek istemediğini kızına anlatır.
Kurtka tay ile ilgilenmeleri için iki köle görevlendirir. Onlara ipekten bir yorgan verir. At doğurduğunda tayın ayakları yere basmadan bu yorgana tayı sarmalarını emreder. Ama köleler at doğuracağı sırada uyuyakalırlar. Tayın bir ayağı yere değer. Köleler tayı yorgana sarıp Kurtka'ya getirirler. Kurtka tayın ayağındaki toprağı görünce kölelere onları öldüreceğini söyler. Köleler de Kurtka'dan kurtulmak için Kurtka'yı Kobılandı'ya şikayet ederler. Onu bir erkekle yakaladıklarını söyleyip hanımlarına iftira atarlar. Deliye dönen Kobılandı Kurtka'yı kırbaçlar. Kurtka olup biteni kocasına anlatır. Tayın ayağını gören Kobılandı karısına inanır. İki köleyi cezalandırır.
Kurtka tayla özel olarak ilgilenip tayı saraydan dışarı çıkarmamaktadır. Kobılandı'nın etrafındaki adamlar "Kurtka tayı özel biri için besliyor da onun için mi dışarı çıkarmıyor?" diye dedikoduya başlamışlardır. Duydukları üzerine Kobılandı taya binmek için eve gelir. Bindiği gibi tay onu deryadan aşırıp Dört Göl'ün ortasına götürür. Daha sonra da otağın yanına hızla dönüp gelir. Bunun üzerine Kurtka kocasına tayın kendisini Dört Göl'e götürdüğünü sonra da getirip bıraktığını söyleyince Kobılandı çok şaşırır. Zira evden bu olup bitenleri karısı nasıl bilmektedir? Kurtka bu küheylanı Kobılandı için beslediğini, beş yaşına gelene dek de kendisinin besleyeceğini kocasına anlatır.
Kobılandı'nın kırk arkadaşından biri Akşahan'a gider, bu küheylandan bahseder. Atı elde etmek isteyen Akşahan yalandan bir toy düzenler. Toyda at yarışı yapmayı planlar. Kendi atını yarışa hazırlayacak olan Akşahan Kobılandı'ya yarıştan bahsetmeyip atının hazırlıksız olarak yarışa katılmasını sağlayacak, Kobılandı'nın atı da bu sayede ölecektir. Hatta atı Kobılandı'dan başkasının binmesi de engellenecek, attan düşen Kobılandı da zarar görecektir.
Kurtka, Akşahanın Kobılandı'ya eskiden beri düşman olduğunu bildiği için Biybiycan adında bir kadına mal mülk vererek Akşahan'ın düşmanlıklarını gizlice öğrenmesi için görevlendirir. Dilenci kılığında dolaşan kadın her şeyi öğrenir Kurtka'ya anlatır.
Kurtka küheylanı yarışa hazırlamaya başlar. Yarışa üç gün kala kırk arkadaşı Kobılandı'ya yarışa katılıp katılmayacağını sorarlar. Kobılandı karısının atı vermeyeceğini söyleyince arkadaşları Kobılandı'yı karısının tayı başkası için beslediğini söyleyip kışkırtırlar. Öfkeyle eve gelen Kobılandı'ya Kurtka Akşahan'ın tüm planını anlatıp onu uyarır.
Yarış günü Kobılandı atına bir Nogayçocuğunun binmesini istediyse de kimse gönüllü olmamıştır. Koşabay adında öksüz yetim çocuk ata binmeye gönüllü olur ve küheylan yarışı kazanır.
Koşabay ile Kobılandı memlekete doğru yola çıkarlar. Varınca Kobılandı Koşabay için uygun bir eş seçmesi için karısını görevlendirir ve Koşabay'ı evlendirir.
Bir süre sonra Kobılandı Kalmuk hanı Alşagır üzerine sefere çıkmaya karar verir. Alşagır Jiyrenkopa denilen bölgede Besoba denen tepeyi mesken edinmiştir. Jiyrenkopa'yı gören Kobılandı halkını buraya göçürür. Birileri gelip yerleşmesin diye Alşagır burayı uzaktan gözlermiş. Kobılandı'nın buraya yerleştiğini gören Alşagır harekete geçer; ama Kobılandı da karşı hücuma geçer. Alşagır Kobılandı'ya bir hile tasarlar, ikisinin de aynı yeri mesken edindiğini, bu yüzden ölünceye kadar dost kalmayı teklif eder.
Kobılandı dostluk teklifine inanır. Kurnaz Alşagır kırk günlük mesafedeki düşmanını yenemediğini söyleyip Kobılandı'dan yardım ister. Buna inanan Kobılandı kırk arkadaşıyla yola çıkar. Kobılandı o kadar hızlı gitmiştir ki arkadaşları ona yetişemezler. Yolda Kobılandı'nın o kadar çok uykusu gelir ki bir yerde altı gün uyuyakalır. Uyanan Kobılandı dağa tırmanırken Baykaska adında yiğidi görür; bu, aradığı elin yiğitlerindendir. Kendilerini tanıttıktan sonra Baykaska ok atmış; ama ok Kobılandı'ya işlememiştir. Kobılandı ise yiğidi tek hamlede yere indiriverir. Yardıma gelen elli kişiyle de baş etmeyi başarır. Orada olanlardan korkan bir çocuğun yardımıyla Kalmuk hanı Kozgalmas'ın yurduna varıp yedi günde burayı ele geçirir. Geride kalan kırk arkadaşı Kobılandı'ya ancak yetişebilmişlerdir.
Kobılandı dinlenmek için yattığında bir rüya görür. Rüyasında anne babası, kız kardeşi ve eşi kötü durumdadır. Rüyasını arkadaşlarına anlattığında onlar kötüye yormamasını söylerler; ama gene de Kobılandı'nın içi rahat etmez.
Seksen günlük mesafeyi sekiz günde alıp yurduna varır. Kalmuk Alşagır, Nogay halkını talan edip yetmiş günlük mesafeye kaçmıştır. Kobılandı karısının küheylan için çaktığı kazığı ve dibindeki mektubu bulur. Mektupta Alşagır'ın burayı talan ettiği Kırım'daki yiğitlere haber salıp kendilerini kurtarmaları yazılıdır.
Kobılandı yetmiş günlük mesafeyi yedi günde alır. Alşagır'ın yurduna varıp anasını koyun güderken bulur, kendini tanıtsa da anası onun oğlu olduğuna inanmaz; zira gelini Kurtka'yı Alşagır yanına alınca ağlamaktan gözleri kör olmuştur. Kobılandı annesine kendisinin oğlu olduğuna inandırınca yaşlı kadının gözleri açılıverir. Kadın Kalmuk'un gücünü oğluna anlatıp Kırım'ın kırk batırını yanına almasını öğütler.
Bu günlerde Alşagır'ın eşi bir rüya görmüştür. Rüyasında doğudan bir bozkurt gelip Kalmuk ilini talan etmektedir. Rüyasını, Kobılandı'nın gelip öcünü alacağı şeklinde yorumlayan kadın kocasını uyarır. Anlatılanları duyan Kurtka kocasının yolunu gözlemeye başlar. İlerden kocasının geldiğini görür. Kobılandı gelir gelmez Alşagır'ı öldürür. Kobılandı kardeşini birkaç gün aradıktan sonra onu kölelere hizmet ederken bulur. Köleler kızın elinden kımız içmek istemektedirler, ağabeyini gören Hansuluv kımızı kölelerin üzerine döküp ağabeyinin yanına kaçıverir. Kobılandı Alşagır'ın karısını cariye yapar, böylece intikamlarını da almıştır. Karısını, anasını ve kardeşini yanına alıp, onlara arabalar hazırlatıp Jiyren gölünün yanına yerleşirler. Biraz dinlendikten sonra Kalmuklar'dan intikam almak için sefere çıkmaya karar verir. Anası, karısı ve kardeşi onu kararından vazgeçirmek istedilerse de başarılı olamamışlardır. Kobılandı altmış günde döneceğinin sözünü verip Kostöre'nin yurduna doğru yola çıkar. Koşabay da peşinden gider.
Kostöre Nogay'ın geldiğini duyunca iki bin askerini hazır eder. Yanına yüz kişiyi alıp Kobılandı'yı beklemeye başlar. Kostöre ve Kobılandı karşılaştıklarında birbirlerine meydan okurlar. İlk oku Kostöre atacaktır. Lâkin attığı ok Kobılandı'nın zırhından geçmez. Kobılandı'nın attığı oklar Kostöre'nin başını koparır. İki yiğit kaçan Kalmuk askerlerinin üzerine saldırırlar. Askerlerden birkaçı Kalmuk eline haber verir. Onlar da hazırlanıp yola çıkarlar; ama çabaları nafiledir. Kaçanların peşlerine düşüp Kalmuk elini viran ettikten sonra iki yiğit yurda geri dönerler. Bu Kobılandı'nın çıktığı son sefer olmuştur.
Asankaygı, Togan, Abat
Asan eskiden zengin biridir. Bir gün arkadaşlarıyla otururken arkadaşlarından biri bir deryanın olduğunu, o deryada insanoğlunun görmediği balıkların olduğunu söyler. Asan mirza dostuna o balıkları görmek istediğini söyleyince birlikte yola çıkarlar. Deryada bir grup insan balık tutmaktadır. İki ağ atarlar. Ağlardan birine düşeni Asan'a vereceklerini söylerler.
O zamanlarda da bir peri kızı ağabeylerinden kendisini bir insanoğluyla evlendirmelerini istemekteymiş. Ağabeyleri de kardeşlerinin bu isteğini yerine getirmek için bir sandık yaptırıp kızı denize bırakıvermişler. Balık avlayanların Asan için attıkları ağa işte bu sandık takılır. Balıkçılar sandığın içinde ne olduğunu bilmedikleri için balıkları alıp sandığı da Asan'a verirler.
Asan sandığı açtığında içinden güzel bir kız çıkar. Kız Asan'dan üç şey ister: İlki yatağa yattıklarında kendisine dokunmaması, ikincisi otağdan çıkıp gittikten sonra otağın örtüsünden gizlice dönüp içeriye bakmaması, üçüncüsü ise üç yıla kadar hiç konuşmayacağı bunu da kimseye anlatmamasıdır .
Asan tüm bu şartları kabul eder; ancak ahali dilsiz biriyle evlendiği için Asan ile dalga geçmektedir. Alay konusu olmaktan sıkılan Asan kızı konuşturmak için her yolu dener. Bu arada kızın yapmasını istemediği üç şeyi de yapar.
Asan bir gün otağına geldiğinde karısını kıyafetsiz bir şekilde tam uçmak üzereyken bulur. Eşi Asan'a sözünde durmadığı için kendisinin uçup gideceğini, karnındaki beş aylık çocuğu da Mısır'da doğuracağını, çocuğu oradan alabileceğini söyleyip yok oluverir.
Asan eşini kaybetmenin acısıyla yedi yıl dolaşıp durmuş. Kaygılı olduğu için Asan Kaygı adını almış. Yeryüzünü dolaşıp duran Asan oğlunu bulmuş. Oğlunun adı Abat'mış.
Bir gün Adil Janibek Han Astrahan şehrinin inşaatı bitince halka ziyafet verir. Han Asanı da davet eder. Asan davete katılmaz. Bir süre sonra oğlunun sünnet düğünü olur han yine davet eder. Düğüne katılan Asan'a han ilk davetine niye katılmadığını sorunca Asan şehri inşa ederken kendisinin eziyet çekmediğini, eziyetini çekenlerin katılmasının daha doğru olacağını söyler. Han Asan'aNogayilinde kimin en iyi nişancı, kimin yüreğinin daha geniş, kimin yiğit olduğunu sorar. Asan hepsinde oğlu Abat'ın adını söyler .
Janibek Abat'ın nişancılığını, yüreğinin genişliğini, yiğitliğini denemeye kararlıdır. Janibek'in bir şahini vardır. Başka yabani bir şahin hanın şahinin avlanmasına müsaade etmemektedir. Han da buna çare olarak Abat'a iyi nişancıysa yabani şahini vurmasını söyler. Abat attığı okla şahinin kuyruğunu ikiye böler. Han onun iyi bir nişancı olmadığını söylediğinde ise Abat şahinin bedeninde iz bıraktığını, namusuna düşkünse bir daha gelmeyeceğini söyler. Han bu cevap karşısında ezilir. Abat böylece nişancılık testini geçmiştir.
Janibek Nogay yurdunun tüm erkeklerini çağırır, yenemediği bir düşmanının olduğunu, kimin bu düşman için sefere çıkacağını sorar. Hiç kimseden ses çıkmayınca Abat yanına Kırım'ın meşhur yiğitlerini alıp yola çıkacağını söyler.
Yanına Togan'ı, Aysa oğlu Ahmet'i, Bahadır Alav ile Er Samet'i, Kargaboylu'yu, Şıntas oğlu Törehan'ı, Akjonas oğlu Er Kenes'i Targın'ı, Kavi'yi ve kırk yiğidin tamamını alıp iki aylık mesafedeki Kalmuk iline varır. Onları gören biri Kalmuk hanına haber verir. Han olayın ciddiyetini yiğitler saldırınca fark eder. Yüz askerle han karşılarına dikilir. Teke tek dövüşte Abat hanı öldürür. Havazım Han öldükten sonra oğlu saldırıya geçmiştir. Ama Abat onun da başını keser. Er Abat , Er Togan, Aysa Oğlu Er Ahmet Kalmuklar'ı perişan ederler. Adil Janibek'in öcünü böylece alıp yurda geri dönerler. Janibek Han Abat'ın yiğitliğine de inanmıştır.
Abat babasıyla hasret giderir. Janibek Han Abat'ın dayanıklı ve sabırlı oluşunu denemek ister. Abat'ın evine bir köle gönderir. Ona Abat yılkı sürüsüne bakmak için evden çıktığında Abat'ın karısının yatağına girip yatmasını Abat onu görüp dövse dahi kalkmamasını söyler. Köle dediğini yapar. Abat geri döndüğünde köleyi karısının yatağında sarmaş dolaş yatarken görür. Abat kollarını birbirinden ayırır ve çıkar gider. Karısına da hiçbir şey söylemez.
Bu olaydan sonra Janibek Han Abat'ı çağırır. Asan oğlunun çağrıldığını duyunca oğluna Janibek dileğini sorarsa ondan Şat ve civarını istemesini; zira oranın fakir ve yoksul halkı için iyi ve verimli bir yer olduğunu, bu sayede Şıngırlav'dan ayrılıp Nogay halkıyla ayrı bir yurt edinebileceklerini oğluna anlatır.
Abat Janibek'in yanına gidince han ona kendisini defalarca sınadığını, hepsinde de yiğit olduğunu ispat ettiğini, bu yüzden ne isterse kendisine vereceğini söyler. Abat babasının isteği üzerine Şat civarını ister ve handan alır.
Yurduna vardığında olanları halkına anlatır. Karardan memnun olan halk iki gün sonra Şat'a varır ve adını da Jem olarak değiştirir.
Togan İle Abat'ın Tuvlak Han'a Gelişi
Birkaç yıl sonra Togan Batır Kalmuklar'dan intikam almak için Abat ile sefere çıkmaya karar verir. Durumu Asankaygı'ya anlatır. O da oğlunun sefere gitmesinin doğru olacağını söyler. İki yiğit yola çıkarlar.
İki buçuk ay sonra Kalmuk eline ulaşırlar. Yolda gördükleri ve Kalmuk olduğunu öğrendikleri adamla Tuvlak Han'a haber gönderirler. Han yanına yüz kişiyi alıp gelir. Kalmuklar da yiğittir. Zorlu bir mücadeleden sonra yüz kişinin seksenini öldürüp, kaçanların da peşinden gidip Kalmuk ilindeki ganimetleri alarak yurtlarına geri dönerler.
Kargaboylı , Kaztuvgan
Nogaylarla meşveretten dönen Kaztuvgan'ın taylaklarından (deve yavrusu) biri kaçar. Kaztuvgan hayvanın peşinden gittiği için ailesi ondan sekiz gündür haber alamaz. Kaztuvgan'ın sadece bir kızı vardır. Kız babasını aramaya tek başına gidemeyeceği için Kargaboylı'dan yardım ister. Kargaboylı, Nogaylar arasından kıza yardım etmesi için bir gönüllü arar; ama kimseden ses çıkmaz. Kendisi kızla birlikte gitmeyi düşünür; ama memleketini emanet edebileceği birisi yoktur. Zira o gidince Kalmuklar yurduna hemen saldırırlardı. Durumu kıza anlatır ve biraz daha beklemesini babasının yakında geleceğini söyler. Kız daha fazla bekleme taraftarı değildir. Babasının şaraynasını giyer, mızrağını alır, saçını toplayıp erkek kıyafetleri içinde yola düşer.
Yolda birinin kendisine doğru geldiğini görür. Gelen bir Kalmuk'tur. Kargaboylı ile Kaztuvgan'ın meşverete katıldığını, dolayısıyla memleketlerinden çıktıkları haberine karşı Kalmuk hanı için gözcülük etmektedir. Adam kıza yaklaşıp kim olduğunu sorunca kız kendini Kaztuvgan olarak tanıtır. Arkadan üç bin kişilik orduyla Kargaboylı'nın da geldiğini belirtir. Gözcüyle Kalmuklar'a haber gönderir. Giderken gözcüye mızrak saplamayı da ihmal etmez.
Haberi alan Kalmuklar sözde Kaztuvgan'ın karşısına dikilirler. Kız Kalmuk beyini teke tek dövüşe çağırır. Altı gün orduyla savaşan kız ata ruhlarından yardım isteyip orduyu talan eder.
Kız ata binip tekrar yola koyulur. Bir ara yolda ümitsizliğe kapılsa da bir süre sonra babasını bulur. Baba kız hasret giderdikten sonra kız Nogaylardan kimsenin yanında gelmek istemediğini, yolda Kalmuklar'ı talan edişini babasına tek tek anlatır. Üç gün dinlendikten sonra birlikte yola koyulurlar.
Baba kız eve varırlar. Hasret giderip dinlendikten sonra Kaztuvgan göçen Nogaylar'a yetişmek için hazırlıkları başlatır.
Bir ayı aşkın süre sonra Nogaylar'ın yerleştiği Kazanşık adlı bölgeyi bulurlar. Kargaboylı buraya yerleşmiştir. O sırada Seren adlı Kalmuk da Kazanşık bölgesine ulaşmak için yola çıkmıştır. Kargaboylı'nın habercisi durumu Kargaboylı'ya bildirir. Kargaboylı dostu Kaztuvgan'dan yardım ister. Ama Kaztuvgan'ın karısı kocasının gitmesine razı olmaz. Zira zor durumlarında hiçbir Nogay onlara yardım etmemiştir. Yine de Kaztuvgan yola çıkar. Önde ilerleyen Nogaylar'ın göç alayına yetişmesi için karısını tembihler.
Bir süre sonra Kaztuvgan ve Kargaboylı yolda birleşirler. Kalmuk da yüz kişiyle onlara doğru ilerlemektedir. Bir süre sonra aralarında bir savaş başlar. Korkan Seren kaçmaya çalıştıysa da Kaztuvgan ona yetişip onun gırtlağını keser. Ganimetleri alıp Kalmuk askerlerini önlerine katan Kaztuvgan ve Kargaboylı yurtlarına dönerler.
Kökşe Batır
Kökşe Batır Şıngırlav, Torıat denen dağı yurt edinmiştir. Onun oturduğu yerin yakınında Ormangali adında bir Kalmuk hanının da yurdu vardır. Bir gün bu Kalmuk hanı Kökşe Batır'a haber yollar, onu Süyretpe'ye savaşa çağırdığını, gelmezse Nogay yurduna saldıracağını belirtir. Kökşe Batır Nogay eline haber gönderir; ama hiç kimse yardıma gelmez. Bunun üzerine Kökşe Batır Sıpıra Jırav'a akıl danışır. O da Nogay yiğitlerinden Orak ile Mamay'a haber göndermesini, Kökşe'nin sekiz yaşından beri anasız babasız olduğunu öğrenince mutlaka yardıma geleceklerini söyler.
Kökşe Batır Mamay'a haber gönderip durumu bildirir. O da Orak'a ve Telagıs'a haber verir. Yanlarına Kırım'ın kırk batırını da alan yiğitler kırk üç kişi Kökşe Batır'ın yurduna gelirler.
Birlikte Süyretpe'ye varırlar. Önceden gönderilen haberle Aysa oğlu Ahmet, Bahadır Alav, Yiğit Amet, Şıntas oğlu Törehan da sekiz kişilik bölüğüyle yetişmiştir. Ormangali'nin oğlu Kökşe'yi teke tek dövüşe çağırır. Attığı okların hiçbiri Kökşe'ye ulaşmaz, Kökşe mızrağı saplayıp onu oracıkta öldürür. Ağabeyinin öldüğünü gören Jaynas kendini meydana atar. İki yiğit sekiz gün dövüşürler. Kökşe yorgunluktan ayaklarının bağı çözülen Jaynas'ın boğazını kesiverir.
İki oğlunun öldüğünü gören Ormangali güçlükle atına binip öne çıkar. Bu sefer Kökşe'nin yerini Orak almıştır. Ormangali'nin attığı oklar hedefe ulaşmayınca Orak ilk denemede hanı yere indirmeyi başarır.
Hanın öldüğünü gören Kalmuklar saldırıya geçerler. Sekiz bin Kalmuk'a karşı elli iki yiğit mücadele eder. Otuz iki günlük savaştan sonra altı bin Kalmuk askeri ölür. Kalanlar da yurtlarına kaçarlar; ama Nogay yiğitleri arkalarından gidip Kalmuk elini talan edip ganimetlerle yurtlarına geri dönerler.
Kökşe Oğlu Er Kosay
Kosay üç yaşındayken Kökşe ölmüştür. O dönemde Sarıbay adında zengin bir bey vardır. Sarıbay'ın altı oğlu, bir de Karabek adında kızı vardır. Kosay ve annesi bir gün Sarıbay'ın evine gittiklerinde Karabek Kosay'ın annesinin kolunun altına bir bohça sıkıştırır. Bohçada Kosay için hazırlanmış ipek elbiseler vardır. Bunun üzerine Kosay uşağı Semle-Selim'i kızı istemesi için gönderir. Ancak fakir diye Sarıbay kızını vermek istemez ve uşağı döver. Kosay uşağı ile Sarıbay'a haber gönderir. Henüz bu yaştayken deve yavrusu ile bindiği atı kızı için Sarıbay'a verebileceğini; ama kızını yiğit birine vermek istiyorsa da kendisinin uygun olduğunu söylemesini ister. Sarıbay uşağı yine dövüp gönderince Kosay kızar.
Bu olaydan sonra Kosay atını hazırlar, annesine Üş Bökenbay adlı şehre sefere çıkacağını, şehrin üç aylık mesafede olduğunu, en erken altı ayda gelebileceğini söyler.
Birkaç ay sonra Kosay şehre ulaşır. Gizlice saraya girip hana kendisiyle savaşmak istediğini söyler. O günlerde Serek Han pek çok askerle Kızılbaş üzerine sefere çıkmış, yerine de Esen Han'ı bırakmıştır. Esen Han Kosay'ın meydan okumasına karşı üç yüz kişilik bir grupla Kosay'ın karşısına dikilir. Ama Kosay Kalmuklar'ı talan etmeyi başarır.
Kosay yiğitleri öldürdükten sonra hayvanları önüne katıp kalan askerleri de esir olarak alıp yurduna dönerken önüne Kalmuklar'dan yaşlı bir kadın çıkar. Kadın Kosay'dan hayvanlarını ister. Kosay da kadına toylarıyla birlikte otuz kısrak verir. Kendisi önden ilerler. Arkadan gelen esirlere, önlerine altı ak otağın çıkacağını, buradaki kısrakları çözüp getirmelerini, önlerine altı adam çıkarsa onları da dövmelerini ister. Yurduna gitmek için esirlerden önce ilerler. Bu ak otağ Sarıbay'ın otağıdır.
Kosay giderken tepenin başında Sarıbay oturmaktadır. Ona nereden geldiğini sorar. Kosay da, Er Kosay'ın seferine katıldığını Kosay'ın orada öldüğünü söyler. Sarıbay bu habere çok sevinmiştir; zira kızını istediğini, huzurunu kaçırdığını söyler. Sarıbay kimliğini bilmediği Kosay'ı kımız içmeye davet eder.
Kosay evine doğru giderken esirler de kısrakları çözmüşler, engel olmak isteyen altı adamı da dövmüşlerdir. Sarıbay o zaman az önceki adamın Kosay olduğunu anlar. Hayvanları istemeyi de gururuna yediremez. Durumu kızına anlatır. Kızı da babasına Kosay'ın otağının yanından geçerken "Kara yayığım kurudu, sarı çamçağım kurudu, aldığın yarin Karabek, o da susadı kurudu." demesini ister. Sarıbay kızının söylediklerini yapar. Bunu duyan Kosay Karabek'in tahmin ettiği gibi toylarıyla birlikte kırk kısrağı başlık olarak gönderir.
Bir gün Kosay, uyurken atının yeri tekmelemesiyle uyanır. Atına ne olduğunu sorar. Atı da Kalmuklar'ın başına bela olacağını, bir an önce sefere çıkmasının doğru olacağını söyler.
Kosay hazırlıklarını tamamlayıp sefere çıkacağı sırada dokuz kişi daha ganimet için peşine takılır. On kişi yola çıkarlar. Yolda bin kişilik bir grupla karşılaşırlar. Bu Kalmuk ordusu Kosay'a, Kosay'ın yurdunun nerede olduğunu sorunca aralarında büyük bir savaş başlar. Kosay'ın yanındaki dokuz kişi ölür. Kalmuklar'ı talan eden Kosay kenarda duran bir Kalmuk'un yanına giderken gafil avlanır. Kalmuk atının üzerindeki Kosay'ı mızrağının ucuna takıverir. Ama bu Kalmuk'un amacı Kosay'ı öldürmek değil dost olmaktır. Zira Kosay bir sefer sonrasında yaşlı bir kadına otuz kısrak vermiştir. İşte bu Kalmuk o kadının oğludur. Savaşa gelmeden önce Kosay'ı öldürmeyeceğine dair anasına söz vermiştir. İki yiğit dost olmuşlar ve memleketlerine doğru yola çıkmışlar.
Memleketine varmak üzereyken Kalmuklar'ın yurduna saldırdığı haberini alan Kosay Sümbetemir denen bir aylık mesafedeki Kalmuk eline sefere çıkar. Elli kişilik gözcü grubuyla karşılaşan Kosay kendini tanıtır. Aralarındaki mücadele sonucunda Kosay otuz kişiyi öldürür. Kalanlar yurtlarına haber verirler. Han bin kişilik bir orduyla Kosay'ın karşısına çıkar. Ama Kosay onları da talan ettikten sonra Kalmuk eline gidip esir düşen anasını bulur. Kalmuklar'ı esir alıp üç aylık mesafedeki yurduna anasıyla birlikte döner.
Kosay yurduna vardığında Sarıbay'ın otağına uğrar. Sarıbay Kosay'ı gene tanıyamaz. Sarıbay Kosay'a nereden geldiğini sorar. Kosay da seferden geldiğini seferde Kosay'ın öldüğünü söyleyince Sarıbay bir daha onun gibi yiğit bir damat bulamayacağını söyleyip ağlayarak evine gider ve kızına Kosay'ın öldüğünü söyler. Kızı da onun Kosay olduğunu söyleyince sevinir.
Kosay herkesi yurduna yerleştirdikten sonra nişanlısı Karabek'i ziyaret etmek için gider. Güzel bir düğün yaparlar. Karabek ile Kosay birbirine çok yakışmışlardır.
Akjonas Oğlu Er Kenes
Kırk boylu Kırım'da , on iki buçuk Anadolu'da, on iki buçuk han saltanat kurmuş. Bu hanlardan biri de Akjonas Han'dır. Kendisi yetmiş, eşi ise elli yaşındadır. Çocukları yoktur. Akjonas bu durumdan hiç dertlenmez.
Bir gün eşi, çocuklarının olmayışından duyduğu üzüntüyü eşiyle paylaşır. Karısının bu sözü üzerine Akjonas da çok üzülür. Bu üzüntüsünü biylerine, kadı ve müftüye anlatır. Akıl danıştığı kişilerden biri Aralhan adında bilgili bir kadıdır. Aralhan Akjonas Han'a, Şahimardan'a gitmesini, orada Allah'ın Aslanının başında bir gece geçirmesini tavsiye eder.
Yola çıkmak üzereyken karısı Aruvbiybi kocasına gitmemesini, genç bir kızla evlendiğinde çocuk sahibi olabileceğini, o giderse yurtlarına Kalmuklar'ın saldırabileceğini söylemişse de Akjonas Han yanına kadı Aralhan'ı ve bir kişiyi daha alıp üç kişi yola çıkar.
Bir süre sonra Hz. Ali'nin mezarına varırlar. Akjonas derdini mezarın başında anlatır ve uykuya dalar. Hz. Ali ona rüyasında dualarının kabul olduğunu, bir oğlu olacağını, adını Kenes koymasını söyler. Akjonas yanındakileri de uyandırıp yola koyulur. Otuz gün sonra yurduna vardığında karısına müjdeli haberi verir.
Aradan yetmiş gün geçer. Kadın aş ermeye başlar. Koç, boğa, buğra ne kestilerse kadının aş ermesi geçmez. Akjonas durumu yine kadı Aralhan'a iletir. Kadı bu durumun geçmesi için kadının ya bir ejderha ya da sarıüyek ( büyük bir yılan türü) kafası yemesinin gerektiğini söyler. Han hemen yedi sarıüyek bulunmasını emreder. Yedi yılan bulup getirirler. Kadın yılanların kafasını çiğ çiğ, çiğnemeden yuttuğunda aş ermesi geçer. Dokuz ay on gün sonra kadın bir erkek dünyaya getirir. Han toy düzenler.
Kenes beş altı yaşlarına geldiğinde aşık oynarken çocuklar kardeşsiz diye Kenes'i döverler. Kenes bu duruma çok üzülür ve durumu annesine anlatır. Annesi de babasının bir han olduğunu, kendisinin de yurdu yöneteceğini, babasıyla birlikte dolaşabileceğini söyler. Ama Kenes yiğitlik yapmakta kararlıdır. Kalmuk hanı Kara'nın yurduna sefere çıkacaktır. Anne babası vazgeçirmek ister; ama başaramazlar.
Kalmuk hanı Kara'nın bedduaları pek tutarmış. Kime beddua etse ölürmüş. Kara'nın kızı Karlıgaş rüyasında bir kuşun yurtlarına gelip konduğunu, herkesin ondan korkup kaçtığını görmüş. Bunun bir düşman olabileceğini düşünüp babasını uyarmış. Ama babası kendisinin mızrak gibi beddualarının olduğunu ifade etmiş.
Karlıgaş uzaktan düşmanın yani Kenes'in geldiğini görünce babasını gene uyarır. Karlıgaş, hanın kapısına dayanan Kenes'i içeri almamak için dirense de Kenes içeri girmeyi başarır. Arkasından Kara'ya mızrak atar; ancak mızrak hedefe ulaşmaz. Bu sefer kılıcıyla başını kesiverir. Şehri talan edip Karlıgaş'ı da kendine eş olarak alır.
Kenes sefere çıkınca Nogaylar Kalmuklar'dan korktukları için rast gele kaçmışlar. Kalmuklar da boş durmamışlar. Ezelden Akjonas'ın düşmanı olan Baglan Taz kurnazlık edip yaşlı bir adamı Akjonas'ın yanına göndermiş. Adam kendini zavallı biri olarak tanıttığı için Akjonas ona acımış ve evinde misafir etmiş. Birkaç gün kaldıktan sonra oradan ayrılan adam Kalmuk hanının yanına gitmiş. Akjonas'ın yaşlı, silahsız ve yalnız olduğunu, oğlunun sefere çıktığını söylemiş.
Bunları duyan Baglan Taz hemen Akjonas üzerine hareket etmiş. Karısı ileriden Baglan Taz'ın geldiğini görmüş, kocasına kaçmak için yalvarmış; ama Akjonas kaçmamış. Baglan Taz onlara sayısız işkenceler yapmış. Onları sürüye sürüye Kalmuk iline göndermiş. Kendisi ise Kenes'i beklemek için Nogay ilinde kalmış.
Keloğlan kılığına girip Kenes'i beklemekteyken Kenes yurduna çıkagelir. Kenes ondan olup biteni öğrenir. Keloğlan kendisini atının arkasına alırsa Kenes'i Kalmuk iline götüreceğini söyler ve birlikte yola düşerler. Giderlerken atı Aktanav, Kenes'e arkasındakini indirmesini söyler. Kenes de adamı indirir. Bunun üzerine Baglan Taz kendisinin ondan önce varacağını söyleyip atın kuyruğunun bir kılını tutuşturunca yanında iki at beliriverir. Birine biner, diğerini de yanına alır ve Kenes'e yetişir. Kenes'e gerçek kimliğini açıklayıp ona cesareti varsa Kalmuk iline gelmesini söyler. Kenes çekinmeden Baglan Taz'ın yurdunun arka tarafına varır. Orada annesinin inek güttüğünü görür. Annesinin yanına varıp hasret giderirler. Annesinden babasının bir ağaca bağlı olduğunu öğrenip yanına gittiği sırada Baglan Taz büyük bir orduyla çıkagelir. Kenes yüzlerce kişiyi yere serince Baglan Taz ile teke tek dövüşe başlarlar. Günlerce dövüşürler. Bu sırada annesi de babasının bağlı olduğu ağacı bulur. Akjonas karısına, çizmesinin içinde bir çakı olduğunu, onu çıkarıp almasını söyler. Bu çakıyla ayaklarındaki, ellerindeki, boynundaki zincirleri keser. Hala dövüşmekte olan oğlunun yanına gidip çakıyla Baglan Taz'ın karnını keser. Baglan Taz'ın atına binip oğluyla öçlerini alırlar. Kalmuklar'ı esir alıp yurtlarına dönerler.
Akjonas yurduna oğlundan önce varır. Onu Karlıgaş karşılar. Kendini tanıtır. Ardından Kenes ve annesi gelir. Karlıgaş Kenes ile hasret giderir. Halkının karşısında Kenes'in gücü gün geçtikçe artar.
Türk topluluklarında babanın liderliğine dayanan patriyarkal aile tipinin
görüldüğü ifade edilmiştir1008. Nogaylar’da görülen büyük ve ayrılmaz aileleri
tanımlamak için “üyken ayel” ile “bir kazan ayel” ifadelerinin kullanıldığı ve
Nogaylar’da egzogaminin yani dışardan evlenme âdetinin bulunduğu ifade
edilmiştir1009.
Bucak Tatarları da bozkır geleneklerinin ve toplumsal yapısının mirasçıları
olarak aile kurumunda bu temel yapıları devam ettirmişlerdir. Bucak Tatarları’nda
ailenin kurulma aşamasında yani evlilikte feodal yapının kendini gösterdiği
görülmektedir. Bu durumu Dimitri Kantemir “…fakat öteki İskit kavimlerinin bugün
bile mirzaları vardır: Özellikle eskilerin Besarabya’sı olan Bucak’ta. Bu mirzaların kızları ancak mirza oğullarıyla evlenirler.
Oğlanlar ise esirelerle de evlenmekte serbesttirler ve dünyaya gelen çocukları mirzalı kadından doğmuş kadar yasaldır..”1010 ifadeleri ile ortaya koymaktadır.
Evlilik sırasında mirzaların kendilerine bağlı olan Tatarlardan belirli bir ücret
aldığına dair belgelerde işaretler vardır. H. 15 Zilhicce 1018/ M. 11 Mart 1610 tarihli
ve Sarata kadısına gönderilen bir mühimme hükmünde bulunan “…Südde-i
oldukda müracaât etmek lazım geldikde mirzaları mani’ oldukları arz itmeğin
buyurdum ki, vardukda eğer nikâh vesair şer’le görülecek hususları vâki oldukda
şer’i şerife müracaât idüp mirzaları minba’d hilâf-ışer’ ol husûslarda mânî’
olmayalar…”1011 ifadeleri bunu düşündürtmektedir. Mirzalara bağlı olan Tatarların
hoşnutsuzluğu bu durumu Sarata kadısına şikâyet etmelerinden anlaşılmaktadır.
Tatarların “şer’i şerifi” tercih etmeleri ise Osmanlı hukukunun şartlarının mirzaların
şartlarına göre daha hafif olduğunu da ortaya koymaktadır.
Dimitri Kantemir Bucak Tatarları’nda ailelerin çocukların evlenilmesine
karar verildikten sonra bir kaçırılma oyunun oynandığını ifade etmektedir. Damat kızın ailesine yakalanmadan nişanlısının yanına varmaya çalışmakta ve bunu
başardıktan sonra kızın bütün çeyiziyle birlikte kendi evine gitmek için yola
koyulmaktadır. Fakat yolda damat kızın ailesi tarafından tekrar takip edilmeye
başlanmakta ve kendi evine ulaşmadan kızın ailesine yakalanırsa kızın çeyizi için bir
ödeme yapmakta fakat yakalanmazsa ödeme yapmamaktadır. En son aşamada iki
tarafın ailesi kutlamalara geçmektedir. Kantemir’in verdiği bilgiler ayrıca evliliğin
kızın kadınlığa adım atmasının hemen akabinde gerçekleştiğini düşündürmektedir1012.
1012 Dimitri Kantemir çeyiz için ödenen parayı tanımlamasa da bunun bir tür başlık parası olduğu ortadadır, Alpargu, Hommaire De Hell’e dayanarak Nogaylar’da başlık parasında “kalım” dendiğini belirtmektedir, Alpargu, a.g.e, s. 177.
Kаybеr bеlgеçler, bаşkûrtnıñ bügеngе medeniyatе de nigеzde nugаy medeniyatе dip bаrаlаr.(Bazı bilginler, başkurtların bugünkü medeniyetini de temelde nogay medeniyeti diyorlar)Bаşkûrt şecerelerе dip аtаlgаn tаriхi şecereler de kаybеr gаlimner tаrаfınnаn nugаylаrnıkı dip nisbetlene.(Başkurt şecereleri diye adlandırılan tarihi şecerelerde bazı alimler tarafından nogaylara nisbet ediliyor/bağlanıyor)Ufаgа nigеz sаluçı sаnаlgаn Nаgаynı dа, kаybеr gаlimner, nugаy milletе bеlen beyliler. Çúnki, bu cirler, diler аlаr, küçme nugаy cirlerе sаnаlgаn.
(ufanın temelini oluşurduğu bilinen nagayıda, bazı alimler, nogay milleti ile bağlantılıyor, çünkü bu yerler, göçebe nogayların yerleri olarak bilinmektedir)
Belki kеmnerdеr, kаyçаndır bu ikе хаlıknı аеrgаndır, belki аlаr bеr millette bulmаgаndır, belki, kаybеrgаlimner fikеrеnçe, bu ikе millet şul uk nugаy dip te аtаlgаndır …(bazı alimlerin fikrince bu iki millet (yani tatarlar ve nogaylar) nogay diyerek isimlendirilmişlerdir) Emmа, tаriхi çınbаrlık şunnаn gıybаret: nugаylаr bügеn üzlerеn аеrım millet dip sаnıy.Nugаy üzek хúkümet bеlen cirlе túrki kаbilelerеne tаyanıp kûrаllı kúreş аlıp bаrа һem, niһаyatь, 1300 еldа ütеrеle. Lekin ul idаre itken ûlıstаn "Nugаy ûlısı" digen аtаmа tiz gеne cuеlmаgаn". (Nogayhan 1300 yıllarında öldürülüyor, Ancak Onun idare ettiği ulustan Nogay ulusu denilen adlandırma hemen kaybolmamıştır.)Аltın Urdаdа 1380 еllаrdа idаre itken Tuktаmış хаnnıñ túp bilemelerе Kırım yagındа bulа. Ul şul еllаrdа Kаrа diñgеz, Kırım, Túnьyak Kаvkаz yaklаrınnаn 17 mеñ çаtır tаtаrın (Nugаy ûlısı хаlkı) İdеl − Cаеk buylаrınа küçеre. (1380 li yıllarda Altın Ordayı idare eden Toktamış han o yıllarda Karadeniz, Kırım, Kuzey Kafkasya taraflarından 17.000 çadır tatarı (yani Nogay ulusu halkını) İdil-Yayık boylarına göç ettiriyor.)Аlаr, üz çirаtındа, bútеn Urаl buylаrın bilep аlıp, Аltın Urdаnıñ bútеn Bûlgаr ûlısın üz kullаrınа аlаlаr. (Onlar, (yani Nogay ulusu halkı) Ural boylarını alarak, Altınordanın bütün Bulgar ulusunu kendi hakimiyetleri altına alıyorlar)Ik buе túbeklerеne de küçеp utırа bаşlıylаr, yañа cirler üzleştеreler. ҲIV gаsır ахırındа Urаl buylаrındаgı tаtаrlаr İdеgey һem sûñrаk аnıñ nesеllerе kul аstıñdа deület tûtаlаr. Ul deület Kаrа diñgеz buylаrınnаn kilgen Nugаy ûlısı (Urdаsı) хаlkı isеmеnnen çıgıp, Nugаy Urdаsı dip аtаlа. (16.asır sonlarında Ural boylarındaki tatarlar Edige ve sonrada onun nesillerinin hakimiyeti altında devlet haline geliyorlar, O devlet Karadeniz boylarından gelen Nogay ulusu halkı isminden çıkıp, Nogay Ordası diye isimleniyor.)
Başkurtların etnik kökeni hakkında değişik görüşler ileri sürülmüştür
Araştırmacılar kullandıkları kaynaklardan hareketle, Sarmatları veya İtil bolgarlarını, Nogaylara akraba boyları, Fin-Ugurları, Hunları veya Uygurları vs Başkurtların ataları olarak göstermişlerdir.
Bilimsel düşünce yavaş yavaş da olsa sonuçta Başkurt halkının türk kökenli oluşuyla ilgili tezi benimsemekle birlikte bu oluşum sürecine Ugor veya Finugor unsurunun da bir ölçüde katılmış olduğunu kabullenme yönünde gelişmekteydi. Gerçi D.Europeus, N.M.Maliyeve ve benzerleri Başkurt halkının oluşumuna gayri türk unsurların da katkıda bulundukları ihtimalini gözardı etmiyorlardı ama Başkurtlar Türk kökenli olmakla beraber, Macarlarında bu oluşuma bir ölçüde katkıda bulundukları şeklindeki görüş ilk olarak H.Vambery tarafından formüle edildi, Başkurt etnogenezinin karmaşıklığı vurgulanmakla birlikte ana kütlenin Nogay veya Kıpçak olduğunu etnoğraf ve antropologlardan P.S.Nazarov, S.Weissenberg, S.Sommye, A.N.Abramov da vurgulamaktaydı, bu yönde yapılan araştırmalar arasında N.A.Aristov ile D.N.Sokolovun çalışmaları büyük önem taşımaktaydı.
Başkurtların tarihihin araştırılmasında şecerelerin kullanımı yaklaşık ikiyüzyıl önce başlamıştır, örneğin P.İ.Rıçkov Orenburg tarihinde Başkurtların Nogay egemenliğine karşı mücadelesi ve Başkurdistanın rusyayla birleşmesi ile ilgili konuları Min kabilesinin şeceresine dayanarak açıklamıştır.
Başkurt nahiyelerinin zaman itibarı ile en erken listesi 1725-1726 yıllarında Yukhnev tarafından düzenlenmiştir 4 Başkurt yolunun tümü hakkında bilgiler toplanmıştır, yalnız Nogay yolunun 7 nahiyesine Başkurtlar tarafından sokulmamıştır.
Bugün küçük bir kabile olan Ak-kıpçak kabilesine ait başkurtlar kendilerini türkmen-başkurt olarak adlandırmaktadır, fakat onların kadim adının Ak-kıpçak olduğu eski rivayetlerden bilinmektedir, Bir zamanların güçlü ve kalabalık Akkıpçak kabilesi Başkurdistanın etnik ve siyasi tarihinde büyük rol oynamiştır, Şecerelerin ve tarihi destanların verdikleri bilgilere göre Akkıpçakların ataları ile Nogaylar, tüm Güney Başkurdistanı ellerinde tutuyorlardı, Kabilenin diğer adı olan Nogaykıpçak da bu dönemle ilgilidir.
YURMATILARın tarihi Nogaylarla yakından bağlantılıdır, Nogay ordasının yükselişe geçmesiyle, Yurmatılar Nogay mirzaların egemenliğine girdiler, salname yazarının anlattığına göre kadim yurmatı topraklarında kalabalık Nogaylar göçerlik yapmaya başladılar, yurmatıların ana kitlesi güney doğuya doğru göç etti, yurmatıların doğu yönünde hareketleri ani bir şey değildi, çünkü uzun süre Nogaylarla yanyana göçebelik yaparak onlarla kaynaşmışlardı, bu güneydoğu hareketi onların etnik bünyesinde bazı değişiklikleride beraberinde getirmişti, yani yurmatı ortamına Nogay(Kıpçak) etnik unsuru karışmıştı.
Kazan hanlığının çöküşünden rahatsız olan başkurt ve Nogay asilzadeleri kendi ata topraklarına yani Kubana geri dönmeyi tartışıyorlardı, bu çok önemli etno-coğrafi ayrıntı bir çok şecerede yeralmıştır.
18. yüzyılda başkurtların bir kısmı gerçekten de Başkurdistanı terk etmiş ve nogayları takip ederek güneye gitmişlerse de büyük çoğunluğu bir süre sonra Urallara geri dönmüşlerdir.
19. yüzyılda dahi kendilerini gerçek Başkurtlar olarak gören Bürzenler, Kıpçakları "Nugay" olarak tanmlıyorlardı.
Bürzen, Üsergen ve Tangaurların 14-15. yızyılda ural civarında ve güney urallarda bulunmaları, ilk başlarda Altınordaya sonra Nogaylara bağlı olan daha sonra ise Tatar,Başkurt,Kazakların şekillenmesinee katkıda bulunan Kıpçak ve Kıpçaklaştırılmış oluşumlarla aktip katılımı, karşılıklı ilişkiler ortamında yürütülmüştür, Bu dönemde güneydoğu başkurtları arasında Bayulı-Bürzen, Nogay-Bürzen, etnonimleri veya Kızılnogay, Nogaylar vb adları taşıyan kabile şübeleri ortaya çıkmıştır.
Bayulı ların güney urallara saçılıp bürzenlerle karışmaları Kıpçakların Başkurdistana göçü ile eş zamanlıdır.
Kazak Tama boyununda dahil olduğu Alçın boy birliğinin tarihini inceleyen Volstrov ile Mukanov söz konusu birliğin göç hareketlerini şöyle anlatır, ms 1. bin yılda alçınların ataları altay bölgesindeydiler, 10-11. yy da ise Alçınların bir kısmı artık kuzey karadeniz bölgesinde ve güney rusya bozkırlarında yaşamaktaydı, Tamalılarda onlarla birlikteydi, Alçın birliği 13. yy da İtilin aşağı akımlarına ve daha doğuya doğru hareket ederek 14. yy da Nogay ordasının çekirdeğini oluşturdular. (not: alçınlar (bayulı,alimulı,cedurıv) bir kaç yüzyıl sonra kazakların küçük cüzünü oluşturdular) .
16. yy sonlarında sibirya hanlığının çöküşü ve rus devletinin konumunun henüz sağlamlaşmadığı bir ortam kalmıkların ilerlemesine imkan verdi, böylece kalmıklar Başkurtlara karşı Nogay hanlarının hak ve salahiyetlerine sahıp olduklarını iddia etmeye başladılar, Kalmıkların iddiaları ve yayılmacı eğilimi düşmanlığa yol açtı.
Tarih literatüründe yaygınlık kazanmış bir teze göre, Başkurdistanın tamamı veya onun batı kısımları yani Kazanyolu kazan hanlarının egemenliği altında olmuştur, fakat belgelerle desteklenmiş olmayan bu tez, tartışmalıdır ve kanıtlanması gerekmektedir, kendilerini tamamen batı politikalarına ve rusyayla mücadeleye vermiş olan kazan hanlarının başkurtlarının tam bağımsızlıklarını sağlamaya çalışmaları düşük bir ihtimaldir, Öbür türlü onların söz konusu dönemde etkili olan Nogay yöneticilerler karşı karşıya gelmeleri kaçınılmaz olurdu.
Başkurdistandaki Sibirya yolunun Sibirya hanlarının egemenliği altında olduğuna ve bu yol üzerindeki Başkurtlarında Sibirya hanlarına bağımlılıklarını itiraf ettiklerine dair görüşler de abartılıdır, Biraz garip olsa da, bu durumda sibirya yolu ile Sibirya hanlığınını adlarındaki ortaklık bir hipnoz etkisi yapmıştır, Gerçekte ise buralarda daha 15. yy da Nogay murzalar egemendiler ve Sibirya tatarlarının yaptıkları seyrek akınlar genel manzarayı değiştirebilecek durumda değildi.
15. yüzyılda dema vadisi minler tarafından artık iskan edilmişti, gerçi Nogayların hükümranlığı ortamında buralarda durum pek de istikrarlı değildi, fakat 16. yy ortalarında min başkurtları öylesine güçlendilerki yurmatılar ve diğer boylarla birlikte nogaylara karşı açık bir mücadeleye giriştiler.
15-16. yy da min kabileleri dema havzasının tamamına yerleşerek buralarda kalan Nogay gurupları asimile ettiler.
Başkurt etnonimleriyle Özbek, Karakalpak, Kazak etnonimleri arasında görülen bir çok benzerlikler, bu halkların üst etnik katmanının aynı olduğunu kanıtlamaktadır, Bilimsel literatürde bu katman Nogay katmanı olarak adlandırılmaktadır, Adı geçen halkların etnonimleri arasında Başkurt etnonimlerinin 100 den fazla karşılığı olduğu tesbit edilmiştir.
Başkurtların ve Başkurt dilinin şekillenmesinde Kıpçakların oynadığı rolü günümüzde kimse inkar etmemektedir, fakat katkıların yapıldığı dönem ve katkıların boyutları konusunda değişik görüşler vardır.
iç çekişmelerin yıprattığı altınorda devleti 13. ile 14. yy başlarında iki parçaya ayrıldı urallardan batı sibiryaya kadar olan kısmı içine alan doğu bölümü, iskender anoniminin (15.yy) ifadesiyle Nogay torunlarına geçti ve Akorda adını aldı, İtil boyu topraklarını ve Kırıma kadar olan batı bölgelerini içine alan batı parçası ise Toktayın torularına geçti.Toktamışın çabaları sonuç vermeyince Kazan hanlığı kuruldu, İtil-Yayık nehirleri arasını ve ural ötesi bozkırlarını iç ine alan muazzam bölgede Nogay ordası kuruldu burada iktidarı Edige han ele geçirdi,
Başkurdistanın batı ve kuzeybatı topraklarının kazan hanlığına, kuzeydoğu topraklarının sibirya hanlığına, merkez ve güney bölgelerinin Nogay hanlığına bağlı olduğu şeklindeki görüş oldukça şematiktir ve düzeltilmesi gerekmektedir, Kazan ve Sibir hanlıklarının Başkurdistandaki siyasi etki alanının kapsamı ve niteliği tam olarak bilinememektedir, Başkurdistan toprakları esasen Nogay hanlarının egemenlik alanında kaldı.
Kazan hanlığının başkurtlar üzerindeki siyasi, ekonomik ve kültürel etkileri hiç kuşkusuz önemli boyutlardaydı, bu etkinin etnik zeminini kazan tatarları ve başkurtların yapısında önemli rol oynayan Kıpçak unsuru oluşturuyordu. Kazan hanlığının kendi egemenlik alanını doğu yönünde geliştirmek gibi bir emeli ve bunu gerçekleştirecek gücü yoktu, yalnız bazen Nogay hanlarıyla ilişkilerin durumuna bağlı olarak kendi güçlerini göstermek amacıyla Başkurdistanın iç kısımlarına askeri birlikler gönderiyorlardı.
Sibir hanlığının başkurtlar üzerindeki etkinliği 16. yy başlarına kadar önemsenecek boyutlarda değildi, bu yüzyıldaki yükseliş döneminde sibirya hanları kuzeydoğu başkurtlarının bir kısmını kendilerine bağlamayı başardılar. fakat istikrarsız ve kısa süreliydi.
15. yy 16yy ilk yarısında başkurdistan açısından en önemli siyasi faktör Nogay egemenliğiydi, Nogay ordası halkının büyük kısmı, bir zamanlar Nogayın birliklerine baglı boylardan oluşmaktaydı, Nogayın mensup olduğu Mangıt boyu türklerle karışmış ve tamamen kıpçaklaşmıştı.
14.yy ve 15. yy başlarında nogay hanları itil-yayık nehirleri arasındaki bölgenin tamamına egemen oldular,ural sıradağlarının batısında beli nehrinin aşağı akımlarına ural ötesinde ise yayık ve ay nehirlerini yukarı boylarına ulaştılar,
16. yy ilk yarısında Nogay ordası Büyük ve Küçük olmak üzere ikiye ayrıldı Başkurdistan Büyükordanın egemenlik alanında kaldı.
Nogay ordasının Güney ve iç başkurdistanda yüzyıldan fazla süren hükümranlığı ve başkurtların yerleştikleri toprakların kuzey yönünde genişlemesi başkurt toprakları üzerinde yaşanın etnik süreçlerin yönünü belirledi. Tarih perspektifinde alındığında Başkurdistana yönelik Nogay ilerlemesi aslında bir önceki dönemde görülen Kıpçak göçlerinin bir devamıdır,
Nogay-Başkurt kaynaşması özellikle Nogayların kaderinin kesin şekilde değiştiği 16. yy ortalarında önemli boyutlara ulaşmıştı, On yıllar boyunca süregelen iç çekişmeler ve aralıksız çatışmalar sonucunda yıpranan ve buna ek olarak 1540 yılının sonlarında İtil boyunun tamamını sarsan görülmemiş açlık dönemi ve veba salgını geçiren Nogay hükümdarlar iktidarlarını koruyamadılar.Kazanın 1552 yılında düşmesinden sonra eski göçebe bölgelerini terkettiler ve başkurtların bir kısmınıda peşlerinde sürükleyerek kuzey kafkasyaya göç ettiler, fakat nogayların tamamı gitmedi ve giden başkurtlarında bir kısmı geriye döndü Başkurdistanda kalan nogaylar başkurt etnogenezisinin en son aşamalarında Başkurt halkının bünyesine katıldılar.
Nogay grupların başkurt ortamınkda asimile edilişi gayet hızlı bir şekilde gelişti, şecerelerde anlatıldığına göre Başkurdistan Nogayları artık 16. yy sonlarında İŞTEK olarak adlandırılmaktaydı.
Ayrıca geçmiş dönemlerde ORTA ASYA HALKLARININ BİR ÇOĞU TARAFINDAN BAŞKURTLARIN NOGAY OLARAK ADLANDIRMA GELENEĞİ başkurdistanda Nogay egemenliğinin uzun sürmesi ve başkurt-nogay kaynaşmasının önemli boyutlara ulaşmasıyla açıklanabilir
Nogay grupların büyük çoğunluğu güney başkurtları arasında asimile edilmiştir.
Başkurtlar arasındra Nogay unsurun önemli bir özgül ağırlığa sahip olduğunu vurgulamakla beraber halkın şekillenmesinde onların önemini abartmak eğiliminde değiliz, bu tür bir açıklama yapmamıza ihtiyaç var, çünkü Rıçkov dan günümüze kadar yapılan bir çok tarih çalışmasında "KENDİ KÖKENLERİNİ NOGAYLARA BAĞLADIKLARI görüşü sık sık tekrarlanmaktadır.
Nogay guruplar Başkurtların etnik yapısının oluşumunda, BOZKIR KÜLTÜRÜNÜN geleneklerinin oturmasında, BAŞKURT HALK EDEBİYATINDA NOGAY KATMANININ şekillenmesinde belli bir rol oynamışlardır. Başkurt-Nogay temasları dönemine gelindiğinde başkurt halkının temel etno kültürel özellikleri artık şekillenmişti, günümüzde Nogaycanın Kıpçak-Nogay alt gurubuna, başkurt dilinin ise Kıpçak-Bolgar alt gurubuna mensup olması vardığımız kanaati teyit etmektedir.
13-14 yüzyıllarda kıpçak ve kıpçaklaşmış boyların başkurdistana muazzam göçü başladı, Kıpçak göçü eski başkurt halkının kültürel ve dil gelişmelerinin yönünün kesin olarak belirledi, 15.yy ile 16.yy başlarında bir önceki dönemde görülen süreçler daha ilerledi ve kıpçak dönemi etnokültürel gelişim ortamında belirmiş olan özellikler sabitlendi, başkurtların güneyde Nogaylar kuzeyde ise Finugorlar ile karışması bölgesel grupların şekillenmesinde etki yapsada başkurt halkının etnik entegrasyonunun başlıca eğilimlerini değiştiremedi.
16. yy ilk yarısında başkurt-nogay mücadelesinin sertleşmesi , başkurt boylarının çoğunluğunun gönüllü olarak rusyayla birleşmesi başkurt halkının etnik yönden şekillenme sürecinin artık tamamlanmış olduğunu ifade etmekteydi.
Kaynak: İtil-Ural Türkleri R.G.KUZEYEV - selenge yayınlarıRusçadan çeviren Arif ACALOĞLU
Kırım hanlığının kurucu Nogay kabileleri kırım yarım adasına yukarıdaki gibi yerleşmişlerdi
KIPÇAK,BARIN,ARGIN,ŞIRIN,MANGIT
*****
http://www.euronet.nl/users/sota/emel2503.htm adresi ................................
Yedisan(Cetsan)
Nogay uruğlarından yedisi (Şırın, Barın, Kıpçak, Argın, Alçın, Katay ve Mangıt) Yedisan adıyla biliniyordu.
Bunlardan başta Şırın olmak üzere ilk dördü (yani Şırın, Barın, Kıpçak ve Argın ) Kırım tarafına gitmişti; kalanlar ise bir müddet aşağı İdil boyunda göç etmişler ve geriye kalanlar içinde çok etkin bir duruma gelen Mangıt uruğunun ismi bir ara Nogay adı yerine kullanılır olmuştu,
*****
(Ek:daha sonra Mangıtlar Özbekleri oluşturmak üzere Özbekistan taraflarına gittiler, Mangıtların bir kısmıda Kırıma gitti.)
(16. yüzyılda haki renkteki bölüm de türkler oturmaktaydı,
Nogayların cetsan boyundan ayrılan kıpçaklar, şırınlar, argınlar, barınlar,
ile mangıtlar ve han sülalesi kırım yarımadasının çeşitli yerlerine yerleşmişlerdi.
or gözleve tarafına şongar kerç kefe tarafına kerış diyorlar
elbette bunlardan başka kabilelerde var örneğin sicavut kabilesi sahib giray zamanında karaçiler arasına girecek kadar etkin ve güçlüydüler.)
Kırım Nogaylarından Nogay beyiti
Ay! Ayt deseniz, aytayım av,
Nogaynın beyitin bilgenden son,
"Ah" degende, aqcigerim, av,
Küygenden son.
Til-tanlayım körine eken, av iygiler,
Külgenden son,
Men aruvman, dep maqtanma,
Baynın qızı,
Senden aruvın tabarman, av,
Qıdırgandan son,
Eki ayagın atqa qazıq bolacaq,
Cerge catıp-cığılıp tıgırğandan son.
Qabırğanda et qaldırmam, ay,
Sıdırgandan son, ay!
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ay! Anavı obanın artında, av,
Çıqqan edim men, qayırsız,
Qoylarımnı aray da, aray,
Colıma, av, bir qız da çıqtı,
Başın taray da taray.
Qayrılıp selam berdim, av,
Könül aray,
Aruv da qız şaşıp qaldı, av,
Selamım almay.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ay! Alay da alay,
Alaynın, av, qızı qayday?
Körmesini sorarsan canı tuvgan ayday!
Qulaçqa sıymaz, qulaçtan artmaz, av,
Saçları bar,
Salımlı, biyaz tüs, caltırağan, av,
Tişleri bar,
Cekilmegen attay, qara qazday
Cürüşü bar,
Halq qatında aytılmazday
Külüşı bar,
Mayışıp kelgen beli bar, av,
Taze talday.
Bir kün bayın körmesem,
Av , iygiler,
İçim de kaynay, ay!
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------
O da menday bir kayırsız eken, ay,
Qaldı da cılay, ay!
Ay! Bir qaraker atım bolsa, av,
Sekirip minsem,
Bir qara köz yarem bolsa, av,
Oynasam, külsem.
Carıq mı, qaranğı mı,
Şonı da bilsem,
Qaranğı bolğanda,
Qutna corqanından serpip açıp, av,
Tap qoynına da kirsem.
Sensin menim aruvım dep,
Av, iygiler,
Qopaya da cürsem, ay!
KIRIM TATARLARININ ÇOĞU NOGAYCA KONUŞUYOR (TÜRKİYE, ROMANYA, BULGARİSTANDAKİ )
wikipedianın kırım tatarca sayfasından alıntı, ..... http://crh.wikipedia.org/wiki/Q%C4%B1r%C4%B1mtatarca ..... sahifesinden bir alıntı Qırımtatarlar üç subetnik gruppasından er birisiniñ (tatlar,NOĞAYLAR ve yalıboylular) öz şivesi bar. * Yalıboylu (cenübiy) şivesi oğuz tillerine mensüp ve türk tiline pek yaqındır. İşbu şive türkçeniñ şivelerine baqqanda edebiy türkçeden az farqlı. Yalıboylu şivesiniñ daa da böyle hususiyeti bar ki, onda bayağı yunan ve bir qaç italyan alınmaları bar. *ÇÖL (ŞİMALİY, NOĞAY) ŞİVESİNDE NOĞAYLAR LAF ETELER, o qıpçaq tillerine mensüp olıp qaraçay-balqar, noğay ve qumıq tillerine yaqın. ÇÖL ŞİVESİNDE (yani nogayca) ROMANİYADAKİ, BULGARİSTANDAKİ, QIRIM TATARLAR EM DE TÜRKİYEDEKİ KIRIM TATARLARIN ÇOQUSI LAF ETELER. * (EKLEME: yani Nogay asıllı kırım tatarlarının Romanya, Bulgaristan ve Türkiyeye göçlerinden sonra şu anki kırımda) Eñ ziyade darqalğan orta yolaq (tat) şivesinde Qırım dağ ve dağ aldı rayonlarından çıqmalar laf eteler. Bu şive yuqarıda añılğan eki şive içün arasındakidir. Onda em qıpçaq, em de oğuz hususiyetleri mevcut. Şimdiki edebiy qırımtatar tiliniñ esasıdır. Oğuzlaşmasına baqmadan orta yolaq şivesi kuman tiliniñ devamıdır, bu tilde XIV asırda Qırımda laf ettiler (Codex Cumanicus yazı abidesi yazılğan tildir)
*****
http://www.eyguzelqirim.com/dstarih/starih/a_uz.aspxadresinden bir alıntı Kırım Tatarları homojen bir toplum değildi, Kırım’ın “Şöl bet” dediğimiz Keriş (Kerç), Kezlev (Gözleve) ve kuzeydeki (Şönger) topraklarda yaşayanlar daha koyu bir Kıpçak lehçesi (calpak Tatarca), Kırım’ın dağlık bölgesi ve kıyışeridinde (Yalıboyu) yaşayanlar (Tatlar) daha çok Oğuz diline (yani Anadolu Türkçesi’ne) yakın bir Tatarca konuşuyorlardı. Kırım’ın Ruslar tarafından 1783’de işgalinden sonra Dobruca’ya ve oradan da Anadolu’ya göç eden Tatarlar daha çok koyu bir Kıpçak lehçesi konuşan Kırım’ın steplerinden gelen Tatarlardır.(yazıdan da anlaşılacağı üzere calpak tatarca (Ek:koyu tatarca/asıl tatarca/saf tatarca anlamında) denilerek kırım nogaycası kastedilmektedir)
*****
http://groups.yahoo.com/group/kirim/message/1494Kırım Tatarcasının çöl şivesinde (Dobruca ve Türkiye'de çoğunlukla çöl şivesi konuşuluyor) F->P dönüşümü sıkça görülür. Bahsettiğiniz gibi G->K dönüşümü de vardır. Bir de "harf tasarrufu" huyumuz var. Bazı harfler düşer gider. Bilhassa "h" harfi pek sevilmez...filolog(dil bilimci) Saim Osman Karahan 'ın oğlu Bahçesaray dergisi sekreteri Özgür Karahan
NOGAYLAR CIRAVLAR
Dosmambet kimdir?
Dospambet Ozan (16. yüzyıl)
Dospambet Ozan XV. yüzyılın doksanlı yıllarında Azav şehrinde (şimdiki Azov denizi
kıyısındaki şehir) Küçük Nogay ordasında askerî kökenli aristokrat bir ailede dünyaya geldi. Bütün Deşt-i Kıpçak bozkırını dolaştı, İstanbul ve Bahçesaray şehirlerinde bulundu. Sefer ozanı, kolbaşı olan kahraman, ata yurdu yerler için yapılan büyük kanlı savaşlara katıldı. Düşünceli hayatı seferlerde
geçen Dospambet, 1523 yılında Astrahan yakınlarında yapılan savaşta ağır yaralandı, öldü.
Ondan kalan birkaç şiirinden hayatını savaşlarda geçirdiği anlaşılıyor
NOGAY CIRAV DOSMAMBET AZAVLIDAN BİR CIR DOMBIRA
Taras Bulbaya esin kaynağı olan Nogaylı cırav dosmambet azavlının cırı dombıra
kara kıs avulumga kelgende
kültüldegen kar yerge tüsgende
dombıramdı alarman
yürek sazım çalarman
kaygırgandı eş aytbam
heyy dombıra
dombıra sazım estgen ataylar
manesine es bergen anaylar
estgenine oy berip
yüreklerge ses berip
köz yastı kızganmaslar
heyy dombıra
nogaydın kaygı sansız kününde
batirler yuklamagan kününde
yüreklerin kötergen
sogıslarda küş bergen
köptü körgen dombıra...
heyy dombıra
LİNKLER
NOGAY CIRAV Асан Қайғы Hasan Kaygılı
15. yüzyılın sonunda doğup 16. yüzyılda yaşamıştır. Nogay devletlerinden; Ulu Nogay, Küçük Nogay, Astrahan Hanlığı, Tümen, Yetisan ve Bucak Ordalarının yerlerini gezmiş. Halk yaşamının pek çok tersliklerini görüp anlatmıştır.
Şiirlerinde insana iyilik düşünen felsefi temalar vardır.
TULPAR KAYDAN TABARSIN - ASAN KAYGI
ASAN KAYGI CIR
KAYDAN TABARSIN
Zamanınızdı yamanlap,
Bizdey kârip tabılmas.
Öz boyındı tüzey ber,
Yümle şârip tabılmas.
Argımagıfl yamanlap,
Tulpar kaydan tabarsın?
Tuygmındı yamanlap,
Sunkar kaydan tabarsıng?
îyis mayın yamanlap,
Yıpar kaydan tabarsın?
Koldın suvın yamanlap,
Edil kaydan tabarsın?
Hakimindi yamanlap,
Adil kaydan tabarsın?
Öz barındı yamanlap,
Asıl kaydan tabarsın?
Ak tonındı yamanlap,
Atlas kaydan tabarsın?
Öz basındı zoraytıp,
Tenles kaydan tabarsın?
Karıların yamanlap,
Kenes kaydan tabarsın?
Esli korsen- kem deme,
Bari tuygın tabılmas.
Karındasın yamanlap
Özine tuvgan tabılmas.
Âdem aziz ayta dep,
Konilindi salmagıl.
Nepsi aldavşı duşpannm
Nasihatm almagıl.
Baktısı uyangan erlerdin
Âr bir isi on bolar.
Dâvleti künde artılıp,
Ne kılsa da mol bolar.
Tazıları tülki alıp,
Karşıgası kaz alıp,
Söz söylese tüz bolıp,
Ne dese de yarasar.
"Bay", "bay" dep at koyıp,
El avızına karar.
Argımakka mindim dep,
Artkı toptan adaspa.
Künimde özim boldım dep,
Ken beyliğe., talaspa.
Artık üşin aytısıp,
Dostların man sanaspa.
Bilimim yurttan arttı dep,
Kefiessiz söz başlama.
Yenemen dep birevdi
Ötirk söz ben kıstama!
ASAN KAYGI NOGAY CIR
NEREDEN BULURSUN?
Zamanınızı kötüleyip,
Bizim gibi sefil bulunmaz.
Kendi boyunu düzelti ver,
Cümle dert bulunmaz.
Cins atını kötüleyip,
Daha cinsini nereden bulursun?
Aladoğanını kötüleyip,
Sunkarı nereden bulursun ?
Koku yağını kötüleyip,
Itırı nereden bulursun?
Gölün suyunu kötüleyip,
dil'i nereden bulursun?
Yöneticini kötüleyip,
Adili nereden bulursun?
Kendi varlığını kötüleyip,
Asili nereden bulursun?
Ak giysini kötüleyip,
Atlası nereden bulursun?
Kendi başını zora sokup,
Dengini nereden bulursun?
htiyarlarını kötüleyip,
Öğüdü nereden bulursun?
Akıllı görsen kem deme,
Her zaman aladoğan bulunmaz.
Kardeşini kötüleyip,
Kendine oğul bulunmaz,
nsan aziz söyler diye,
Gönlünü koyma.
Nefsi hilekar düşmanın
Nasihatini alma.
Bahtı uyanan erlerin
Her bir işi olur.
Devleti her gün artıp,
Ne yapsa da çok olur
Tazıları tilki alıp
Serçesi kaz alıp,
Söz söylese doğru olup,
Ne dese de yaraşır.
" Vay ", "vay "ı diye ad koyup,
El ağzına bakar.
Cins ata bindim diye,
Arttaki topluluktan ayrılma.
Günümde kendim oldum diye,
Geniş hevese dalaşma.
Fazla için konuşup,
Dostların ile sayışma.
lmim yurttan fazla diye,
Danışmadan söze başlama.
Yenerim diye birini
Yalan söz ile zorlama!
KAFKAS NOGAYLARI ULUSAL GİYSİLERNOGAY CIRAV KAZITUVGAN SÜYİNİŞ ULU
(17. Yüzyıl)
Kazı-Tuvgan Süyiniş Ulı 17. yüzyılda yaşamıştır. Onun babası Süyiniş Seyit-Abdulla Ulı önceleri Astrahan Nogayları arasında iken, sonra
kendi ulusu ile İdil'den Kuban'a göçmüştür. Kazı Tuvgan küçüklüğünden atalığı Sultan Murat'ın elinde eğitilmiştir.
Bir kez Çungar hanı Kuban'dan, Nogaylardan bir kısım adamları esir alıp onları zorla İtil Nogaylarını alıp gitmiştir. Onların içindeistikbaldeki şairin babası Süyiniş te varmış.
Onun için de Kazı -Tuvgan "Ata adım ak Kubatı" demiştir.
Kazı Tuvgan büyüyüp yetişince Astrahan Nogaylarını Çungar baskıncılarından kurtarmak için çok çabalamıştır. Kazı Tuvgan çok yıllar o
çabası için; Kuban'a, Kabartay'a, Çerkeş'e, Don Kazakları'na gidip Astrahan Nogaylarmı Kafkas ve Rus halkları ile dost etmek için epey çalışmıştır
Kazak sanatçı Bekbolat tilevhan Kaztuvganın aşağıdaki şiirini yorumluyor.
KAYRAN MENİM EDİLİM - KAZTUVGAN CIRAV
KAYRAN MENİM EDİLİM
Kazaklardan derlenen versiyon
Alañ da alañ, alañ jurt,
Ağala ordam konğan jurt,
Atamız bizdiñ bu Süyiniş
Küyev bolıp barğan jurt,
Anamız bizdiñ Boztuvğan,
Kelinşek bolıp tüsken jurt,
Karğaday mınav Kaztuvğan batır tuvğan jurt,
Kindigimdi kesken jurt,
Kir-koñımdı juvğan jurt,
Karağaydan sadak buvdırıp,
Kılşanımdı sarı jün okka toltırıp,
Janğa saktav bolğan jurt.
Salp-salpınşak anav üş özen,
Saluvalı meniñ ordam konğan jer,
Jabağılı jas taylak,
Jarday atan bolğan jer,
Jatıp kalıp bir toktı,
Jaylıp mıñ koy bolğan jer,
Jarlısı men bayı teñ,
Jabısı men tayı teñ,
Jarı menen sayı teñ,
Botaşığı buzavday,
Boz sazanı toktıday,
Balığı tayday tuvlağan,
Bakası koyday şuvlağan,
Şırmavığı şökken tüye taptırmas,
Balığı kölge jılkı japtırmas,
Bakası men şayanı,
Kejidegi adamğa,
Tün uykısın taptırmas,
Kayran meniñ Edilim,
Men salmadım, sen saldıñ,
Kayırlı bolsın sizderge,
Menen kalğan Edil jurt!...
Büyük de büyük, büyük yurt,
Ak ala merkezimin konduğu yurt,
Şu bizim atamız Süyiniş'in
Güvey olup gittiği yurt,
Bizim anamız Boztuvgan'ın,
Gelin olup, geldiği yurt,
Bu karga gibi yiğit Kaztuvgan’ın doğduğu yurt,
Göbeğimi kesen yurt,
Kir pasımı yıkayan yurt,
Çam ağacından sadak yaptırıp,
Kıl kadar canımı koruyan yurt.
Şırıl şırıl akan şu üç derenin,
Benimsenilen merkezimin yerleştiği yer,
Beş altı aylık genç devenin,
Semiz erkek deve olduğu yer,
Yatıp kalmış bir yaşında bir kuzunun
Yayılıp bin koyun olduğu yer,
Fakiri ile zengini denk,
Kalitesiz beygiri ile tayı denk,
Uçurumu ile deresi denk,
Deve yavrusu buzağı gibi,
Boz sazanı kuzu gibi,
Balığı tay gibi yabanî,
Kurbağası koyun gibi meleyen,
Sarmaşığı çöken deveyi bile gizler,
Balığı göle yılkı yaklaştırmaz,
Kurbağası ile çiyanı,
Vurdumduymaz insana bile,
Gece uykusu uyutmaz,
Benim sevgili İdil'im,
Ben yerleşmedim, sen yerleştin,
Hayırlı olsun sizlere,
Benden kalan İdil yurdu!...
HANGİ ŞİVEYİ KONUŞUYORUZ
http://www.turkishstudies.net/sayilar/sayi4/kurtbilalniyar.pdf adresinden
Türk dillerinin sınıflandırılmasında yarımadada konuşulan Kırım Tatarcası çeşitli dönemlerde farklı gruplara alınmıştır. Fakat en çok Karaçay, Balkar, Karaim (özellikle Kırım diyalekti), Kumuk dilleri ile Türk dillerinin kuzeybatı ya da Karadeniz-Kafkasya grubuna dahil edilmiştir.
Genetikve coğrafîsınıflandırılmasında ise Kırım Tatarcası’nın Kuzey Diyalekti Aral-Hazar (Nogay), Güney diyalekti ise Oğuz dillerinin güneybatı (Türk) gruplarına ayrılmıştır,
Bugün Kırım’da konuşulan Kırım Tatar dili üç ayrı diyalekte bölünmektedir:
Kuzey Diyalekti (Nogayca), Orta Diyalekti ve Güney Diyalekti
*****
www.kirimdernegi.org/istanbul/bahcesaray/pdf/Bahcesaray-35.pdf ..... HANGİ ŞİVEYİ KONUŞUYORUZ?.....
Konuştuğunuz kişinin söyleyiş özellikleri ve telaffuzu da çok önemlidir. “cavun cava” şeklinde telaffuz eden br insanın soyu (y yerine c kullanan) büyük ihtimal Kırım’ın Kerç, Gözleve, Orkapı vb. gibi Çöl kesimlerinden gelmektedir
http://www.vatankirim.net/yazi.asp?YaziNo=62Ancak kimlik sorununun bu topluluklarda milli şuurun güçlendiği nisbette daha kolay çözümlenebileceğini söyleyebiliriz. Çünkü mesela Kırım'ın çöl kısmından veya başka bir ifade ile"Nogay"diye adlandırılan Kıpçak anadiline bağlı zümreler "Tatar" adını benimserken, yalı boyundan olanları kendilerini "Kırım Türkü" diye ifade etmektedirler . Ancak Rus kaynaklarında olduğu kadar Osmanlı kaynakları da onlara her zaman Tatar adı ile anmışlardır. Dolayısıyla Türkiye'de ekseriyet "Tatar" adını duyunca Kırım Tatarlarını düşünmektedir.
*****
http://www.kalgaydergisi.org/index.php?sayfa=dergiicerik&sayi=14&kod=838
bu sayfada farklı dörtlü bir tasnif var
Mayıs 1944 sürgünü öncesi Kırım'daki Tatar Türklerinin etnografik gruplarını şu şekilde sıralayabiliriz:
Güney sahili Tatarları (Yalıboylu)
Dağlı bölge Tatarları (Tatlar)
Çöl bölge Tatarları (Nogaylar)
Merkezi bölge Tatarları (Orta yulak)
Elbetteki bu Tatar grupları arasında bazı farklı karakterler mevcut olmuştur. Fakat bu antropolojik ve demografik özellikler hiçbir zaman Tatar Türkleri arasında ayrıcalığı değil aksine zenginliği karakterize etmiştir. Bu karekteristlik özellikler günümüzde ise yok olma ve Kırım Tatar etno-su İçerisinde karışmaya başlamıştır, (sürgünlük sonrası ve vatana dönme süreci dahilinde.)
Kuban Nogaylarından şınlar
TATMIYIZ? NOGAY MI?
.... http://www.qirimtatar.info/wiki/Fatma_Sayl%C4%B1k fatma saylık ıle rorortaj
Hatırlar mısınız Ayserez Köyü’nde Nogaylar yaşar mıydı? - Nogaylar hiç yoktu. Sadece Tatlar vardı. Kapuskol’da, Ayserez’ de hepsi Tatlardı. Çöl diyorlar. Çöl’e çıkınca Nogaylar vardı. Benim beyim Nogaydı. Beyim çöllüydü.
Nogaylar:“Qayda ketesin, qaydan kelesin, aruvsun mu?” der
Tatlar da :”Yakşı mısın?” der. Sobaya keçker der
(Ek:yani eğer aruvsunmu dıyorsanız kırım nogayısınız yaksısınmı dıyorsanız kırım tatı)
*****
Qаlаqаy
1944 sеnеsi аdаmlаrnı vаgоnlаrğа yuklеp Qırımdаn syurgyun etеlеr.
Bir qаç kun pоеzd kеtе, vе bir kunyu eki sоstаv yan yanаşа tохtаylаr.
Sоñ bir vаgоndаn sеs çiqа:
- Siz аngi tаrаftаnsiniz?
Djеvаp eşitilmеy, dаа bir kеrе sоrаy:
- Diri аdаm vаrmı? Siz аngi yandаnsiniz?
Qаrşisidаki vаgоndаn, bu аğır vаziеtkе bаqmаdаn,
biri kuçlеrini tоplаp, nоğаy şivеsindе:- Biz qаlаqаy аşаğаn bеttеnmiz – dеy.
*****
һttp://www.azatliq.org/Content/Article/1360811.һtml adresinden kazan tatarca bir alıntı
Şunı dа eytеrge kirek, elеk-elеkten Kırım dаlаlаrındа nûgаylаr bik küp bulgаn. Аlаr Kırım хаnnаrı gаskerеnde аlаr túp kúçnе teşkil ite. 1783 еldа Kırım Rusiya tаrаfınnаn bаsıp аlıngаnnаn sûñ, dаlа tаtаrlаrınıñ, yagъni nûgаylаrnıñ kübеsе Túrkiyage, Bаlkаngа küçеp kiterge mecbür bulа. Bügеn Túrkiyade yaşeüçе kırımtаtаrlаrınıñ kübеsе şul nûgаy vаrislаrı.
*****
yani
Şunuda söylemek gerek, evelden beri kırım çöl kısmında nogaylar pek çokturlar, Onlar kırım hanlarının askerlerinin gerçek gücünü teşkil ediyorlardı, 1783 yılında Kırım rusya tarafından alındıktan sonra, çöl tatarlarının yani nogayların çoğu türkiyeye, balkanlara göçüp gitmeye mecbur oluyorlar, Bugün Türkiyede yaşayan kırım tatarlarının çoğu bu nogayların evlatlarıdır /varisleridir.
Kırımdan Nogayların adları cırı
TATAR ETNONİMİNİN KABUL ETTİRİLMESİNDEN ÖNCE HALK KENDİSİNE NOGAY DİYORDU
"Nugаy" süzе Аltın Urdа tаrkаlıp, bеrniçe хаnlıklаrgа (Estеrхаn, Kаzаn, Kırım һ. b.) bülеngeç te хаlık tеlеnde kullаnıştа yúri: Estеrхаn nugаylаrı, kırım nugаylаrı (Kırımnıñ túnьyagındаgı tаtаrlаr). Üzbekler tаtаrlаrnı bügеn de "nugаy kilmеşeklerе" dip аtıylаr. Nugаy Urdаsı sûñınnаn üzе de bаşındа mûrzаlаr tûrgаn bеrniçe ûlıslаrgа bülеnеp kite. "Nugаy" аtаmаsı bаşkа túrki хаnlıklаrdа (Kаzаn, Kаsıym, Sеbеr, Estеrхаn, Túnьyak Kırım) sûñınnаn "tаtаr" etnûnimı bеlen аlıştırılsа dа, Túnьyak Kаvkаz, Kаspiy buе túrеklerеnde ul хezеrgeçe sаklаnıp kаlgаn. ------------------------------------------------------------------------------------------------ Nogay sözü Altınorda dağılıp bir nice hanlıklara (astrahan,kazan,kırım,...) bölündüğün de halk dilinde kullanılışta yürürlükte kaldı: Astrahan nogayları, kırım nogayları(kırımın üsttarafındaki tatarlar(yani kırım tatarlarının tat tatarı olmayan nogay tatarı olan kısmı çöl şivesi konuşan kısmı kastediliyor), buna doğal olarak nogayorda nogayları da eklenmeliydi),özbekler tatarlara bugün de nogay torunları derler. Nugay ordası sonradan özü de başında mirzalar duran bir nice uluslara bölünüp kider, Nogay adlandırması başka türki hanlıklarda (Kazan,Kasım,Sibir,Astrahan,üstKırım(çölkırım)) sonradan tatar etnonimi ile değiştirilse de kafkasyanın kuzeyi, karadeniz taraflarında o (nogay ismi) şimdiye kadar korunup kalmıştır,
*****
http://en.wikipedia.org/wiki/Crimean_Tatars
The Crimean Tatars are subdivided into three sub-ethnic groups:
the Tats (not to be confused with the Tat people) who used to inhabit the mountainous Crimea before 1944 (about 55%),
the Yalıboyu who lived on the southern coast of the peninsula (about 30%),
the Noğay (not to be confused with the Nogai people) - former inhabitants of the Crimean steppe (about 15%).
(Ek: Noğaylar neden bu kadar azlar?, çünkü diğerleri göç etmişler özellikle Eskişehir, Polatlı ve Köstencede yaşıyorlar)
The Tats and Yalıboyus have a Caucasian physical appearance, while the Noğays retain some Mongolian appearance.
yansaray - kafkasya nogay bikeler cırlaydı
Oramınnan ozayım yansaray/
Altın noga? sozayım yansaray?/
Altın noguga? saylansın tilevine baylansın yansaray/
Altın noguga? saylansın Saş bavına baylansın yansaray/
Sende karakas edin yansaray/
Mende karakas edim yansaray/
Sen baskaga karamasan mende karamas edim yansaray/
Sen baskaga karamasan mende karamaz edim yansaray/
Oramınnan ozayım yansaray/
İtin barmı kapmaga yansaray/
Şıkma sıltav tappay bolsan şık tereze yappaga yansaray/
Şıkma sıltav tappay bolsan şık tereze cappaga yansaray
KIRIM ÇÖL ŞİVESİ NOGAYCADIR
http://www.fikirdebirlik.com/yazi.asp?yazi=200710008.
Günümüz Kırım Tatarca'sının üç şivesi vardır: Yalıboyu, Orta Yolak ve Çöl.
Kırım'ın güneyinde konuşulan Yalıboyu şivesi, Osmanlı'nın etkisinin en fazla olduğu yer olması nedeniyle Türkiye Türkçe'sine en yakın şivedir ve kolaylıkla anlaşılabilir.
Orta Yolak şivesi Bahçesaray civarında konuşulmaktadır. Oğuz ve Kıpçak lehçelerinin bir karışımı olduğu söylenebilir. Türkiye Türkçesi konuşanlar tarafından bazı güçlüklerle karşılaşılsa da anlaşılabilir.
Çöl şivesi ise Kırım'ın kuzeyinde yaşayan Nogayların konuştuğu şivedir ve tamamıyla Kıpçak özelliklere sahiptir. Bu nedenle Kazakça'ya yakındır ve Türkiye Türkçe'sinden farklıdır. Sözü edilen üç şiveden anlaşılması en zor olanıdır.
*****
http://www.turkiye.net/sota/step.html adresinde CRIMEAN TURKISH/ CRIMEAN TATAR başlığı altında kırım tatarcasının diyalektleri şu şekilde veriliyor
Dialect names
1-)NORTHERN CRIMEAN (crimean nogai, steppe crimean),
2-)CENTRAL CRIMEAN,
3-)SOUTHERN CRIMEAN .....................
Ek:yani kırım nogaycası (crimean nogai) = çöl kırımcası (steppe crimean)
*****
http://forum.lgz.ru/viewtopic.php?p=207643&sid=db494b3c1d233bc67c74cb56a2a0d5e8 adresinden .............................
Крымскотатарский язык относится к кыпчакско-половецкой подгруппе тюркских языков. Основные диалекты: кыпчакский или степной (чёль шивеси) и огузский или южнобережный (ялыбой шивеси).
Крымские татары состоят из трех субэтнических групп: южнобережных татар (ялы бойлю), горных татар (тат), степных татар (ногъай)
*****
Kırım Tatar dili Türk dilinin Qypchaq - Polovtsian altgurubundandır. Ana lehçeleri: Qypchaq veya step (çöl şivesi) ve Oğuz veya Güney Kıyısı (yalıboyu şivesi).
Kırım Tatarlarının üç alt etnik grubu bulunmaktadır: Güney Sahil Tatarları (Yalıboylu), dağ tatarları (TAT), bozkır/çöl Tatarları (nogay)
1847 yılını gösteren bu haritada nogaylar ikiye ayrılarak aralarındaki irtibat kesilmiş, kırım hanlığı artık ortadan kalktığından kırım bölgesinde yaşayan halkın ismi yazılmış NOGAİ resmin üzerine tıklayarak tamamını görebilirsiniz
NOGAYLAR KIRIMDA
Çalıştay Proğramı - 08.04.2007
7. Bölüm : Kırım Hanlığı
Nogay ve Kırım Türkleri Sözlü Tarih Belgesel
Projesi - 1. Çalıştay Proğramı - 08.04.2007
8. Bölüm : Kırım Nogayları
izlemek için haritaya tıklayın
HAKAN KIRIMLI ANLATIYOR
Kırım hanlığı nasıl teşekkül etti? Hacı giray degen yine han soyundan kelgenlerden bir tanesi de o da bu yerdeki itil boyundaki kabilelerden bir kısmı, yine Nogay kabileleri, Nogay kabilesi deyip aytmak kıyın ama çünkü akkaten ayırt etmek kıyın, çagırdı …….………………….…. Sındırdıp,cebren iskat etti, akikaten de bu onun son derece akıllılıgını körsete eger öyle olmagaydı, kırım da belki ketecek edi, ve bu insanlar bugün kırım tatarı degenimiz adamlar onlar, yani o Nogaylardır. tabiî ki onlar değil, başkaları da tabii ki var ama pek çogusu hele hele şu yerdeki adamlar (kırım yarım adasının içini kuzey taraflarını gösteriyor) onaltıncı asırda kırımın içine iskan etilgen adamlar, yani benim kartbabalarım bilmem kimin kart babaları, işte bunlar..........
*************************************************
(Ek:bilahare kiçi nogaylar kırım hanlığına katılarak önce kuban ordasını sonrada bucak ordasını oluşturuyorlar
onlardan sonra da ulu nogaylar kırım hanlığına dahil olarak kırımın kuzeyine (cetsan,cemboyluk,cetişkul) ve kafkasyaya yerleşiyorlar.)
KIRIM YARIMADASININ ÇÖL (KIR) VE DAĞ BÖLGELERİ
Genellikle kırım yarımadasının çöl bölgelerinde nogaylar haritada kahverengi ile gösterilen güneyindeki dağ bölgelerinde osmanlının torunları tatlar yerleşik Kırımın hangi bölgesinden geldiğimizi anlamanın en kolay yolu bir kırım seyahati, Türkiye,Bulgaristan ve Romanyadan kırıma gidenlerin çoğunluğu konuştukları şiveyi kırımlılara test ettirirlerse büyük olasılıkla konuştukları şivenin nogay şivesi olduğunu kendilerinin de nogay olduklarını göreceklerdir.
*******************************************
http://www.vatankirim.net/yazi.asp?YaziNo=62
Kırım kökenlilerin de kendilerini "NOGAY" alt kimliği ile de belirleyen, Kıpçak gurubuna dahil "KIRIM TATARCASI" nı kullananlar ile "Kırım Türk" alt kimliği ile belirleyen, Oğuz gurubuna dahil "Kırım Türkçesi" konuşanlar olmak üzere ... ... ... .... Ek: yani eğer kırım tatarcası konuşuyorsanız yani kırım nogayı iseniz kırımın çöl/kır bölgesindensiniz eğer kırım türkçesi konuşuyorsunuz kırımın dağ bölgesindensiniz
http://www.edebiyatdergisi.hacettepe.edu.tr/2006232SuerEker.pdf
Kırım Tatarcasının 1944 öncesindeki diyalektleri şu şekildedir: Kuzey düzlüklerinde, Gözleve, Kerç, Çongar, Kefe, Or bölgelerinde konuşulan Nogayca, Kıpçakça arakteristikleri en çok yansıtan varyanttır. Bahçesaray başta olmak üzere Akmesçit, Alma, Kaç› vd. merkezî bölgelerin dili Orta Yolak,Oğuzca ve Kıpçakça ögelerin bir arada bulundu¤u varyanttır. Güneyde, kıyı bölgelerinde Sivastopol, Alupka, Gurzuf, Yalta, Sudak, Aluflta vd. yerleşim merkezlerinde konuşulan Yalıboyu (Kıyıboyu) Tatarcası kaynak:Dobruca’daki Kırım Türklerinde Atasözleri ve Deyimler(1970)- Müstecib Ülküsal
TUNA (Romanya ve Bulgaristan) tatarları nogaydır
http://www.tatars-bg.org/forums/viewtopic.php?f=9&t=31 adresinde bulunan yazıdan alıntıdır........................1918 yılında yayınlanmış tanınmış macar türkologu Ignac Kunosun gözlemleri.....................Tuna Tatarlarinin sivesi Nogay Tatarlarinin sivesidir ve en ziyade Kirim Nogaylarinin sivesine çalar. Hattâ bir çok kere tecrübe ettigime göre, Tuna Tatarlari sivelerinde, Rusya Tatarlarininkinde çoktan kaybolan eski gramer yapilarini ve kelimeleri bile muhafaza edebilmislerdir. Seyahatlerim esnasinda simdiye kadar gramere ve kelime hazinesine ait bir çok malûmat toplayabildimse de, Cihan Harbi arastirmalarimi ilerletmeme, mateessüf mani oldu. Halbuki Tuna Tatarlari Türkologlarin mesgul olmasi lâzim gelen en birinci halktir. Kazan, Kirim, Simalî Kafkasya Tatarlarinin sivelerine nöbet, nöbet Rus, Osmanli, Arap, Acem dilleri tesir icra ettikleri halde Tuna Tatarlari, bilhassa köylerde, her türlü ecnebî tesirlerden âzâde sivelerini saf bir halde yüzlerce senelerden beri koruyageldiler. Gerçekten de Tuna Tatarlarinin sivesi edebî bir lisan olamadi, fakat YENİ VE MİLLİ EDEBİYAT KURMAK İSTEYEN MİLLETLER İÇİN bilhassa böyle saf kalmis siveler FEVKALADE KIYMETLİ olup, bunlari derinden tetkik etmek pek ziyade faydalidir.
KABAYIL TATARLARI (KABAİL) NOGAYDIR
Osmanlı devri Dobruca haritasını daha büyük görmek için tıklayınhttp://nogai.blogspot.com/2009/03/kabayillar-arasinda.htmladresinden..... Ahmet Arif Hikmet efendi rumeli müfettişliği esnasında Romanyada KABAYIL TATARLARI (KABAYIL NOGAYLARI) bölgesine uğruyor kendisin bu bölgede karşılayan kabayıl aksakalları, mirzalarının mensup olduğu boyların isimlerini de veriyor Yedisan,Yetişik(Yetişkulun kısaltılmışı olmalı), Canboyluk(cemboyluk olmalı) gibi bilindik ana kabileler ile bu kabilelerden türeyen Ormemed, Orakoğlu, Küplü, Kutluşaroğlu?, Urumbeyoğlu, Aslanbeyoğlu?, gibi kabilelerden olduğunu yazıyor, ki bunlar NOGAY kabileleridir.
Romanyada osmanlı devrinde maaş alan nogay mirzaları listesi veriliyor
Cetsan Kabilesi Taşavul, Karamurat, Mahmudiye, Tulça
Cetişkul Kabilesi Karabaki
Cemboyluk Kabilesi Yane
ayrıca Satiş, Ruşenler köylerinde de nogaylar yaşıyormuş o devirde
kırım şiveleri örnekleri
Kırımtatarca Ural-Altay dil grubuna mensup bir Türk dilidir. Ana unsurlarını Kıpçak lehçesinden alan bu dil zaman içerisinde gelişimini sürdürmüş ve başka dillerle etkileşimde bulunmuştur. Hanlık döneminde Osmanlı Devletiyle olan sıkı ilişkilerin etkisi ve hem Kırım Hanlarının hem de ileri gelenlerin İstanbul'da eğitim almaları Oğuz lehçesi özelliklerinin de Kırımtatarcasında görülmesine yol açmıştır. İsmail Gaspıralı ile birlikte başlayan aydınlanma ve cedidçilik hareketleri etkisiyle Oğuz lehçesi unsurları iyice yerleşmiştir. İsmail Bey Gaspıralı'nın kendisinin de "Dilde, fikirde, işde birlik" şeklinde dile getirdiği ve İstanbul Türkçesinin edebi dil olması gerektiğini savunduğu düşüncesi çok taraftar bulmuştur. Ancak yine aynı dönemlerde yaşayan birçok şair ve yazar da eserlerini Kıpçak özelliklerin ağırlıkta olduğu çöl şivesinde yazmaya devam etmiştir. Rus idaresine girilmesiyle birlikte bilinçli başlatılan asimilasyon çalışmaları bir yana bırakılsa bile insanların günlük hayatlarında karşılaştıkları birçok olaya Tatarca tam karşılık bulamamaları, resmi işlerinde Rusça kullanmak zorunda kalmaları vs sebeplerle Rusça kelimeler ve hatta gramer kaideleri Tatarca içerisinde kendine yer bulabilmiştir. Ayrıca sürgün zamanından bir hatıra olarak da Özbekçe kelime ve gramer kurallarının varlığını söylemeden geçmemeliyiz. Bugün Kırımtatarcasını başlıca üç başlık altında incelemek mümkündür: Yalıboyu şivesi Ortayolaq (Bahçesaray) şivesi Çöl (Kuzey) şivesi Yalıboyu ibaresi Kırım'ın güneyinde Karadeniz kıyısında kalan ve dağlardan dolayı da iç kesimlerle irtibatı daha az olan bölgeyi ifade etmektedir. Bu bölgede yer alan Sudak ve başka bazı kaleler Kırım hanlığı topraklarında olmasına rağmen doğrudan İstanbul tarafından yönetilmekteydi. Bu sebeple Anadolu'da yaşayan pek çok insan memuriyet, askerlik ve çeşitli geçim vasıtaları temini amacıyla bu bölgeye yerleşmişlerdir. Ayrıca deniz yoluyla doğrudan Osmanlı limanlarıyla bağlantılı olmaları sebebiyle de önemli bir etkileşim meydana gelmiştir. Tüm bunların sonucunda ortaya çıkan Yalıboyu şivesi Anadolu Türkçesine oldukça yakın özellikler göstermiştir. Bir anlamda Anadolu Türkçesinin bir lehçesidir denilebilir. Örnek: Taqdir-taqdir ama, sebepçi de var, a-ha! Ne ise olacaq olur, ne yapmalı? Baş yazısını köz körer! Oña çare olmadığını ben pek alâ biliyurım ama, insan degilsiñ mi?! İşte, ep içiñi çekiyursıñ, şeytan da aqılıña ne olsa ketiriyur. Tövbe hatasına, tövbe!..Özüm de öyle yorğunım ki, yuqudan da bayıldım, yuqlasamda qorqarım. Bu gice benim ne yuqum yuqu, ne birisi. Asla bir şey goñül arzusıle olamaz. Aman, Yarabbim, ben böyle ağır, deşetli gice omürimde kordigim yoq Özenbaşlı - Olacağa Çare Olmaz Bahçesaray şivesi bir yandan Kıpçak özellikleri taşırken bir yandan da gerek gramer gerekse kelime hazinesi bakımından Oğuz lehçesi özelliklerini de oldukça fazla barındıran bir geçiş şivesidir. Anadolu Türkçesi konuşan insanlar tarafından küçük bir çabayla anlaşılabilir. Kabul edilen edebi dil Bahçesaray şivesidir ve mahalli lehçede yazılmayan eserlerin çoğu bu şiveyle kaleme alınmaktadır. Örnek: Bu vaqianı sizge aytmaycaq olıp aman-aman yarım asır dayansam da, kene de şeytanlarım qozğaldı ve şunı mıtlaq yazıp qaldırmaqnı maña mecbur ettiler desem olacaq. Yaznıñ başı edi. Canerikler endi çeçeklerinden arınıp yem-eşil yapraqlar arasından dane-dane seçilip başladılar. Bizler mektepten qaytqanda yol boyunda, ya da kimniñ azbarında olsa olsun, canerik teregi körsek, onıñ astından iç de tegin keçalmaz edik. Ne içündir bilmem, bizim köyniñ canerik terekleri pek yüksek ediler. Belki, bizge, balalarğa o vaqıt öyle körüledir. Er alda tereklerge tırmaşıp minmege balalıqtan ustalığımız olsa da, canerik teregine mingenler aramızda pek siyrek ola edi. Çöl şivesi Kırım'ın kuzeyinde kalan bozkır (çöl) bölgesinde yaşayan halkın konuştuğu dildir. Tamamen Kıpçak özellikler taşır. Nogay ve Kazak dillerine yakındır ve Türkiye Türkçesi konuşan insanlar tarafından anlaşılması daha zordur. Örnek: VATAN ÖZLEMİ Canlar sınıq, başlar töben, ölüdayın sarğayıp,Mañray-mañray cüremiz, bir qozudayın mañrayıp.Yüz otuz cıl içinde tap negizinden cığılıp,Çilday tozdıq, darqadıq, cat-cav qaldı sığayıp. Qaysı taşnı köterip qarağanda astındaBabayımnıñ bir parça süyeginden bar anda.Toprağıñıñ, taşıñıñ qurbanıman, Vatanım,Oğurıñda tökülsün bir avuççuq al qanım! Küldürmege yüziñni süye-süye can beripÖdemesem aqqıñnı, men ne için tuvğanım?Anayıma ant içtim yeşil curtqa barmağa!Can tenimden çıqqance, cavdan açuv almağa! Şevki Bektöre Hazırlayan : Kemal Altıntaş
KERÇ NOGAYLARI KERIŞLER
KERÇ YARIMADASINDA ÇÖL KISMINDA YAŞAYAN NOGAYLAR
-----------------------------------------------
Kırımın.Kerç.yarımadasında çekilen videoda kerç civarında yaşayan nogaylarla röportajlar yapılıyor.
videoda 06:50 dakikadan itibaren Kerş yarımadasında yaşayan halkın subetnik adını veriyor.
Kırım tatarlar; yarımadamıznın tamır kalkı olganı şüphesizdi, çok asırlar devamında milletimiz
bu toprakta yaşap kelmekte, ve zengin tarihka maliktir.
kırımnın yalıboyunda, orta yolak em de çöl taraflarında yerleşken halkımıznın
bu er bir kısmına mensup ozgun/(özgün)? medeniyete aittir
kerç ile kerçin civarlarında eskiden NOGAYLAR yerleşkenler
................
ve devamında
kerşin çöl kısmında yaşayan Nogay kadınla röportaj yapmaya başlıyor
şöyün ötmek tarifini veriyor
Sunucu Nogayların en sevdiği yemekleri soruyor,
Kalaç, çibörek, yaş tay etimen kaşıkbörek diyor.
devap edip gidiyor................................................................................................................
Kırım Tatarcasının 1944 öncesindeki diyalektleri şu şekildedir:
Kuzey düzlüklerinde, Gözleve, Kerç, Çongar, Kefe, Or bölgelerinde konuşulan Nogayca , Kıpçakça karakteristikleri en çok yansıtan varyanttır.
Bahçesaray başta olmak üzere Akmesçit, Alma, Kaçı vd. merkezî bölgelerin dili Orta YolakOğuzca ve Kıpçakça ögelerin bir arada bulunduğu varyanttır.
Güneyde, kıyı bölgelerinde Sivastopol, Alupka, Gurzuf, Yalta, Sudak, Aluşta vd. yerleşim merkezlerinde konuşulan Yalıboyu (Kıyıboyu) Tatarcası
ise Osmanlı Türkçesine en yakın varyanttır (bk.Müstecip Ülküsalın Dobruca’daki Kırım Türklerinde Atasözleri ve Deyimler 1970: 248-249).
...................................................................................................
http://www.kalgaydergisi.org/index.php?sayfa=dergiicerik&sayi=43&kod=64
Konunun ilginç olan tarafı şudur ki;
bilindi bilineli bu köyde yaşayanlar yalnız Kırım kökenli Kerç' ten gelme Nogay Tatarlarıdır.Burada yalnız Kırım Tatarcası çınlıyor.
.......................................................................................
http://www.bizimkirim.com/dergi2.htmKırımın her rayonundan insanlar vardı ve onların ahlak ve karakterlerini biliyorum,
Zira lagerde onlarla birlikte yaşamıştım. Ben Kırımın Yalıboyu ile Çöl tarafını ayırıp
konuşmuyorum, zira Tat- Noğay ayırımı bizim evin bosagasından içeri girmemiştir,
zira ben Sudaklıyım ve eşim ise Kerç rayonundandır.
Yalnız kimi rayonlarımızın özellikleri vardır, Bir atalar sözü gibi söylenen bu sözlerde
Ve onun altında yatanları, ben tahmin edebiliyorum.
Örneğin: “Ben Nogayım ama, Kerçli değilim”
Dedikleri zaman, onu söyleyen kişinin ne demek istediğini az çok insan fark edebiliyor.
.............................................................................................................................
Bandırma/Orhaniye köyünden derlenmiş şınlardan biri
Kefe´nın aldı ken togay yaşar Nogay,
Karşıgası şıkmagan kabirdır bogay.
......................................................................................................................................
http://www.seda.by.ru/oy/arc4.shtmlŞimdi hatırlayım, Taşkent’te “Lenin Bayrağı” gazetasınıñ redaktorı olaraq çalışqanımda Alma-Ata’dan adıma öfkeli bir mektüp keldi. Mektüpniñ muellifi gazetamıznıñ tili qırımtatarca degil Tatça yani Türkçe olğanı içün endiden soñ gazetağa abune olmayacağını bildirip asıl tilimiz Noğayca olğanını yazğan edi. Faqat qaysı Nogay’larnıñ Kezlev’mi, Kerç’mi yazmağan edi.
Kerçekten böyle bir ayırım etüvler menim asabımnı boza.
Onuñ içün bu mektüp muelifine öfkeli ve sert bir şekilde cevap yazdım: “Noğay ve Tat’larnıñ kim olğanını bilmek bile istemeyim. .
Facialı taqdiri bir, Vatanı bir olğan halqnı bilem. Bu halqnıñ adı qırımtatarlarıdır ve bizni ayırmağa qalqışmañız”. Halqımız adı üzerine tartışma qar kütüği kibi büyümege başladı. Bu tartışma bir salğın kibi halqımıznıñ bütün tabaqalarını sarıp aldı. Çetten öyle köruner edi ki, sanki bundan ğayrı problemalarımız yoq. Tartışmalar sakin ve efendi bir şekilde başlayıp kısqa bir zaman içinde bir birini haqaret etme noqtasına bardı. Dünki dostlar duşman oldı. Herkesniñ itibarını qazanğan “Golos Krıma” ve “Qırım” gazetalarımız bir birine “zeherli” oqlar atmağa başladı. Bu meseleni Qurultay’nıñ küntertibine qoymağa bile teklif ettiler. Faqat oy çoğunlığı ile bu teklif redd etildi.
..........................................................................................................
Halqımıznıñ bir gruppa itibarlı insanları milletimizniñ eki türlü adnıñ tarftarları öz arasında tartışa ediler. Olarnıñ aytqanına köre sayım listesinde özümizni kim olaraq sayğanımıznı kösterecek ekenmiz:
1. Qırımtatarları
2. Qırımlı
3. NoğaySoñra da umum listege “qırımtatarları” adınen kirecek ekenmiz. Bu haberni hepimiz musbet bir reaktsiyanen qabul etip, şu yerde biraz külüştik.
Kerçekten halqımızdan “qırımlı” adı taraftarı qaç olganı ya da “Noğay olmağa istegen kişinin sayısını yahut evvelden pekişip qalğan adımız “qırımtatarları” olsun degen insanlarnıñ sayısını oğrenmeğe meraqlı edi.
Yani bu anketke benzegen bir şey olacaq. Cevaplarğa köre hangi bir grupnıñ daha çoq oy toplap qalip çıqqanı belli olacaq. Tabbi ki, bu uzun sürgen tartışmanıñ her bir iştiraqçisi kendi gruppasınıñ yenecegine emin edi.
Böylece sayım sırasında, her bir yurttaşımız özüni bu veya şu adnen identikleştirir.
Birisi kendisine kesin olaraq “qırımtatarı” başqası “qırımlı” üçüncisi “Noğay”. Bu adlar olarnıñ balalarına keçecek. Zan etelim ki, sayım neticesinde 90 biñ kişi “qırımtatarı”, 90 bini “qırımlı”, 90 bini de “noğay” dep yazıldı. Sonuçta üç küçük halqqa bülüngen olacaqmız. Zamanda bu gruppalar aralarındaki urf-adet, gelenek, til farqlılıqlarını qıdırmağa başlar.
Ya, Rabbim, ne saf balalarmız, biz. Şu ideyanı gizlice bizge kim atqanını, şu lânet olası sıçan qapqanına zeherli peynir parçaçığını kim qoyganını bilmek ister edim. Şimdi ise acele bir surette öz özümüz başımıza açqan belâlarnı ortadan kaldırmaq kerekmiz.
Meclisimizge de az edi bir dert daha açtıq.
ya Türkiyede yaşağan özine TATAR degen qalq Qırımdan çıqqan noğaylardır.
(BURAYA DİKKAT: Kırımdan çıkan Nogaylar Türkiyede Tatar diye biliniyormuş, yada Türkiyede yaşayan Tatarların aslı Kırımdan çıkan NOGAYLARMIŞ)
Şay tuvulmı?
(Herkezin bildiği bir gerçeği tasdik ettirmek istiyor burada, çünkü kırımdaki gerçek bu)
Türkiyede yaşağan tatarlar qayerden çıqqan?
Qırımnıñ çölinden,
ya şindi Qırımda olarğa noğay deyler
(Qırımnıñ çölinden tamırı bolğan er keske NOĞAY deyler),
mına menim qartbabam Qırımnıñ çölinde tuvğan, Kenegez köyi, aynı o cerden Türkiyege köçken tatarlar da bardır men bellesem, o Türkiyege ketip ayrı qalq boldımı şo?
(bakın ne diyor? Kenegez köyünden türkiyeye gidenler kendilerine tatar diyor, kırımda kalanlar kendilerine nogay diyor, fakat bunlar ayrı halkmı şuuuu? işte soruda bu )
Qazan tatarlar, qazahlar, qırğızlar, özbekler o başqa milletler... Qardaşlarımız bolsa da. Adaşmañız.
Siz sanki 17 asırdan kelgensiz, şindi Qırımda vaziyet bam-başqa.
(Asıl önemlisi Kırım orjinli bir forum sitesinden alıntılanan bu yazıya hiç bir itiraz gelmiyor kırımlılardan
yani kırımda bu herkezin kabul ettiği bilinen bir gerçek istisnalar hariç TÜRKİYEDEKİ TATARLAR = KIRIMDAKİ NOGAYLAR )
Tatar : Günümüzde esas olarak Kazan ve Kırım Türklerine Tatar adı verilmektedir.
.
Yazımız konusu esas olarak Kırım Tatarlarıdır.
.
Kırım Tatarları, Nogaylar ve Tatlardan oluşmuştur.
Çoğunluğu oluşturan, at ve araba kültürü yüksek Nogaylar Türkiye'ye göçettiğinden, Kırım'da kalanlar çoğunlukla Tatlar olmuştur.
.
Bu nedenle, Türkiye'deki Kırım Tatarları genellikle çöl şivesinde,
Kırım'da kalan Tatarlar ise çoğunlukla Orta Yolak şivesinde konuşurlar.
.
Kırım Tatarları tarihteki, Hunlar, Avarlar, Hazarlar, Peçenekler, Oğuzlar ve en büyük ölçüde Kuman-Kıpçak Türklerinin ardıllarıdır.
.
Kırım'da yaşayan Tatarlar'ın dili güney sahillerinde Türkiye (Oğuz) Türkçesine çok yakınken, Kırım'ın kuzeyinde tamamen Kıpçak Türkçesine dönüşür.
.
Bu nedenle, bir espri olarak, Kırım'daki her köyün, güneyindeki köylere Tat, kuzeyindeki köylere Nogay, kendilerine ise sadece Tatar dediğinden söz edilir.
(Sonuç olarak herkes kendisine Tatar demektedir.)
.
İlginç olanı, Kırım'da Tat ve Nogay tanımı hala yapılırken, Türkiye'ye göçedenler, kendilerini genellikle sadece Tatar olarak tanımlamayı tercih etmiş, Kırım'daki ayrımı Türkiye'ye taşımamışlardır.
.
Türkiye'den ata yurdu Kırım'ı görmeye giden Tatarlar orada şiveleri nedeniyle Sen Nogay'sın sözüyle karşılaşınca genellikle şaşırmaktadırlar
************
Kırım Tatarları, Nogay Tatarları, Kazan Tatarları arasındaki farklar nelerdir?
Bunlar bir babanın çocuklarıdır.
Nogay Hanı, Kazan Hanı, Kırım Hanı daha sonra kendileri ayrı birer hanlık kurmuşlardır.
Kökleri aynı olup birbirlerinden farklı değillerdir.
Halk arasında farklı gibi algılansada gelenekleri aynıdır.
Yaşadıkları yer itibari ile dillerinde bazı farklılıklar oluşmuştur.
Eskişehir’de de bu farklılığın sıkıntılarını zaman zaman yaşamaktayız.
Ben Kırım’a çok sık gittiğim için orada bana “Sen nereden geldin?” diyorlar.
Eskişehir’de Kırım Tatarı diye geçerken orada bana sen Nogaysın diyorlar. Bunu oraya vardığımda daha iyi anlıyorum demek ki Nogay Tatarları, Kazan Tatarları hepsi kardeş, hepsi kardeş çocukları.
Kökünü de çok incelerseniz bir babanın üç oğludurlar.
Eskişehir valiliği şehir kültür yayını Eski yeni dergisininin Aralık 2011 Kırım özel sayısından alıntılanmıştır.
Karakalpaklar: Altıul Nogaylarının Balaları
Mangıt kavminden çıkan Nogay adlı kişi, XIV. asırdaki Altın Orda tarihinde önemli bir yer işgal eder. O “Emir” diye adlandırılıp, Türkçe konuşan halkları bir araya getirip Nogaylı kavmini kurar. Onun ülkede en parlak devri 1300-1340 yılları arasıdır. İşte bu emîr Nogay’ın adı Karakalpakların tarihiyle çok sıkı bağlantılıdır. Karakalpak kültür tarihinde iki asırdan fazla hüküm süren Nogaylı devri, bu kişi ve onun çocuklarıyla özdeşleşmiştir.
Karakalpaklar, Nogay’ın ölümünden sonra da onun politikasına hepten sadık kalmış bir halktır. Bu yüzden de onlar Nogaylı kavmini yeniden kurmak için mücadele etmişlerdir. Bu durum genellikle Mangıt emirlerinden olan Edige, onun çocukları Nurettin ve Okkas kişiliğinde ziyadesiyle göze çarpar.
Karakalpaklar, XV. asırda Sırderya’nın (Seyhun) orta kıvrımında kendi hanlığını kurmuştur. Ancak Okkas’ın ölümünden sonra bu hanlık yıkılmış ve Okkas’ın çocukları Musa, “Jamğırşı” (Yağmurcu) ve Asan, Yayık boylarına doğru kaçmıştır. Amaç, Nogaylı boyunu geliştirmek ve yıkılan Altın Orda’yı yeniden kurmak idi. Bu vakitte Özbekler ve Kazaklar kendi hanlıklarını kurmuşlardı. Nogay bayrağı altında Karakalpaklar ve onların dışında başka Türk halkları da vardı. Bu yüzden Jamğırşı, “Astrahan hanı” diye ün salmıştır. Okkas’ın üçüncü çocuğu Asan hakkında yeterli bilgi yoktur. Bazı kaynaklarda o, “Yayık yolunda ölmüştür” diye söylenir. XVI. asırdan itibaren Başkurt ve Tatarların da bölünüp gitmesine bakılırsa bu “orda”yı birleştirmek kolay olmayacaktı. Bu yüzden de bu “orda”, Musa’nın çocukları Şıykım, Şeydayak (Seytek), Şaykı, Mamay zamanında çok çalkantılar geçirmiştir. Tarihî kaynaklara göre Musa’nın ortanca çocuğu Şeydayak (Seytek), ağabeylerine öfkelenip kendi boyunun peşi sıra Harezm’e gider. Bundan bir müddet sonra onun kardeşi Dosım da kendi boyunu izleyip Sibirya tarafına göçüp gider. O tarafta Ermak ile savaşıp ölür. Bundan sonra onun kardeşi Orak ve onun çocuğu Kazıy, kendilerine bağlı boyu ayırıp Don nehrinin boylarına doğru göçerler. Bunlar Küçük Nogay diye adlandırılıp, Kafkas’ın Nogay, Kumuk, Karaçay ve Türkçe konuşan başka halkların ortaya çıkışına sebep olur. Orda’nın kalan kısmı ise “Nogaylı’nın altı oğlu” olarak adlandırılıp Musa’nın en son çocukları Yusuf ve İsmail’in eline geçer. Çünkü, Orda’nın kalan kısmı, Karakalpak halkının asıl kısmı olup temelde Müyten, Konrat, Kıtay, Kıpçak, Keneges ve Mangıt’tan ibaret altıkavimden müteşekkil idi. (Bu Nogaylı’nın altı oğlunun boyu XVI. asırda Nogaylı coğrafyası tamamen dağıldıktan sonra ilk etnik adlandırılmalara göre Karakalpaklar diye anılmaya başlamış lardır.) Karakalpak folklorik eserlerinin çoğunun “Nogaylı yurdunda diye başlamasının sebebi bundandır. Karakalpaklar XIV. asırda Nogaylı bölgesinin temelini atmalarıyla birlikte XVI. asırda bu bölgeyi tekrar güçlendirmeye çalışmışlardır. Bu sebeple Karakalpak tarih kitapları Karakalpakların Nogaylı’dan ayrıldığını açıkça kabul eder. Bu konudaki bilgiler, şecerelerde de muhafaza edilmiştir.
XIX. asırda yaşayan Karakalpak şairlerinden Öteş Alşınbay oğlu, “Dünyada” adlı şiirinde: Onı Öteş şejereden körmişler “Onu Öteş şecereden görmüşler, Sonıñ az-kem jerin aytıp bermişler Onun az çok yerini söylemişler, Ol Noğaylı Karakalpak dermişler O, Nogaylı Karakalpak demişler, Bülginşilik penen jürgen dünyada Bölünmüşlükle gezmişlerdir dünyada,” diye yazar.
Karakalpak halk ozanı Kıyas Hayrettinov ise: Noğaylı deydi eken halkımdı sonda “Nogaylı derlermiş halkıma orda, Tüp babamdı köziñ körgen kobızım Öz babamı gözün görmüş kopuzum.” diye terennüm eder.
Bu durumlar Karakalpak folklorunda; Taslap ketip Horezmdey vatandı “Terk edip Harezm gibi vatanı, Jayıkta babamız Noğay atandı Yayık’ta atamıza Nogay dendi, Taht öldirdi Süyinbiyke apañdı Taht öldürdü Süyinbike ananı, Devranıñnıñ beri arman Karakalpak Devranının hepsi dert Karakalpak,” diye söylenen halk şiirlerinde çok açık görülür.
Karakalpakların Harezm ve Türkistan’a doğru göçleri 1596-1597 yıl larını içine alır.
Kazakların Küçük cüzü Nogaylının dağılmasıyla Kazaklara katılan Alçınlardan oluşuyor
Nogay orda Kazak küçük cüz
Nogayların Alşın boyu Ormanbetin ölümünden sonra Kazaklara kotıldı
Grumm Grjimaylonun tesbitlerine göre 10. asırda Alçın yurdu meskunları, Kanglı birliği içinde kıpçaklara katılarak batıya doğru hareket etmiştir. 12. ve 14. asırlar arasında da Nogay ordasını oluşturan önemli boylar olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.
Özellikle Nogayların yedi boyundan Şırın, Barın, Kıpçak, Argun, Katay, Mangıtın yanısıraAlçın önemli bir yere sahip olmuştur.
Grumm Grjimaylonun açıklamalarında Cucinin oğlu Tokay Timur döneminde oluşan Kazak-Nogay birliği içinde Alçın etnik gruplarının etkili olduğu görülmektedir.
Aktatar veya Ongutlerden bir kabilenin adı Alçi (n) Tatar idi, Alçın adını taşıyanh Kırgız ve Özbek kabileleride vardır.
15. asrın ortalarında Alçınların büyük bir bölümü Ebulhayr Hana baş eğip varlıklarını sürdürmüş fakat Edigey nesli arasındaki mücadeleler sebebiyle Ebulhayrhan hayattayken bölgeden ayrılmaya başlamışlardır.
16. asrın ortalarında Alçınlar "Büyük Nogaylar" diye isimlendirilerek bu birliğin içinde yer almışlardır.
Soloyevin yazdığı gibi Nogayların bir bölümü (Kırgız Alçınları)1555 yılında Rus taraftarı İsmailin abisi Yusufu öldürmeleri üzerine Kırgızların arasına katılmışlardır.
Kasım Han döneminde Alçınların belirli bir bölümü Nogayların arasından ayrılıp Kazaklara katılmışlardır.
Kasım Hana katılanlar, Tahir Han dönemindeki olaylar sebebiyle tekrar geldikleri yerlere geri dönmüşlerdir.
Alçınlar gittikten sonra Uysinler ve Kırgızlar, Tahir Hana katılmışlardır.
Haknazar döneminde Kazandan ve Astrhandan Alçınlar tekrar gelmişler, hanın ölümünün hemen akabinde Kanglılar, Sirgeliler ve diğer boylar Kazak birliğine katılmışlardır.
Alçınların asıl birlikleri Ormanbet öldükten sonra 1600 lü yıllarda Esim(İşim) Han döneminde tamamen Kazak birliğine girmişlerdir.
Günümüzde bütün Kazak halkının 5/2 bölümünü Alçınlar oluşturmaktadır.
Küçük cüzün tümü Alçın soyundan oluşmaktadır.
Küçük cüz Alşın (Alçın) ulusunun birliği içinde yer alan yedi boy (Kerderi, Tabın, Kerey, Tama, Cagalbaylı, Teleu ve Ramadan) tayfaları "Kart Kazak" olarak adlandırılırlar.
Yenisey orjinli olabileceği söylenen Alçın boyu Moğol istilası döneminde Moğol boylarıyla karışıp kaynaştığı ve Kazak hanlığı kurulmadan önce Altınorda sonra ondan ayrılan Akorda döneminde Kıpçak grupları arasında yer alan Alçınların güçlü bir federasyon oluşturdukları bilinmektedir. 16.yüzyılın ilk yarısından sonra Kırgız-Kazak etnik yakınlaşmasında boy bazında önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır.
(Dr. Mustafa Kalkanın Selenge Yayınevinden çıkan Kazaklar ve Kırgızlar isimli kitabının Alçın bölümünden) Mustafa Kalkan hocanın sitesine http://www.kazakhan.org/ adresinden ulaşılabilir
NOGAYLAR
Қазтуған батыр KAZTUVGAN CIRAVDAN BİR CIR " MENİM NOGAYIM "
Nogay sanatçı Renat Canıbekov yorumluyor
MENİM NOGAYIM
Kargaday Süyiniş ulı
Kazı Tuvgan özi aytar.
Kazı, yaldan zat kalmay,
Karmıklardan kaşalmay,
Kaldı-av menim Nogayım.
Orakşıdan külte alıp,
Otmşıdan şırpı alıp,
Orga barıp urınıp,
Orıp tavga sürinip,
Öldi-av menim Nogayım.
Ana Edildi aldırıp,
Argımagın taldırıp,
Atay mman anayga
Aguv salıp kustırıp,
Azdı-av menim Nogayım.
Yetisanım el izlep,
Yemboylıgım yem izlep,
Yetişkülim, köp halkım
Yebirine em izlep,
Tozdı-av menim Nogayım.
Biri ketti Krımga
Biri ketti Urımga,
Batir eldin balası
Biz de ketip baramız
Biyik tavdmkırına.
Ak Yayıktı yandırıp,
Ana Edildi söndirip,
Ak Kobanda akır Nogay bardı dep,
Alasasm tepkilep,
Algasaydı Nogayım.
Anırışı bu künde
Ak Kobanga yıyılıp,
Askar tavga sıymıp,
Ak satırın kurdırıp,
Ayaklandı av Nogayım.
Kabagmnan börk kiygen
Kabartı man dos bolıp,
Şekesinnen börk kiygen,
Serkeşler men dos bolıp,
Şekelendi Nogayım.
Anırışı bir künde,
Ayukedey hanlardı
Ayuvdayın akırtıp,
Azdaaday ıskırtıp,
Ana Edilde erkin yaylar Nogayım
BENİM NOGAY'IM
Kargaday Süyiniş Ulı
Kazı-Tuvgan kendi söyler.
Kazı, dinlenişten bir şey kalmaz,
Kalmuklardan kaçtlamaz,
Kaldı ey benim Nogayım.
Orakçıdan demet alıp,
Oduncudan çırpı alıp,
Hendeğe gidip vurunup,
Biçip tağa sürünüp,
Öldü ey benim Nogayım.
Ana til'i aldırıp,
Cins atını yorup,
Ata ile anaya
Zehir koyup kusturup,
Zayıfladı ey benim Nogayım.
Yetisanım yurt arayıp,
Yemboyluğum yem arayıp,
Yetişkülim, çok halkım
Zulmüne ilaç arayıp,
Dağıldı ey benim Nogayım.
Biri gitti Kırım'a,
Biri gitti Anadolu'ya,
Yiğit yurdun balası
Biz de varıp gideriz
Yüksek dağın kırına.
Ak Yayık 't yandırıp,
Ana til 'i söndürüp,
Ak Kuban 'a çevik Nogay gitti diye,
Öküzünü tekmeleyip,
Acele eder Nogayım.
Sonunda bugün de
Ak Kuban'a toplanıp,
Askar Tav'a sığınıp
Ak çadırını kurdurup
Ayaklandı ey Nogayım.
Göz kapağından kalpak giyen
Kabartay ile dost olup,
Şakağından kalpak giyen,
Çerkezler ile dost olup,
Nezarat etti Nogayım.
Sonunda bir günde,
Ayukedey hanları
Ayı gibi çeviklettirip,
Ejderha dibi ıslık çalıp,
Ana til 'de hür yayılır Nogayım
NOGAYLI CIRAVI ŞALKİYİZ TİLENŞİULU
Şal-Kiyiz Nogay Ordasının 15. yüzyıldaki hanı Temir'in (Biy Temir) devrinde yaşamıştır. Şair, Temir'in komşu krallar ile kavgasız, sulh içindeki politikasını beğense de halka eziyet veren iç politikasını makul görmez. Doğrucu şair zenginlerin, mirzaların ve Temir'in zalimlikleri hakkında türküler yakıp durmuştur.
Şal-Kiyiz'in sözlerini, namert insanlar hana yetiştirip şairi Şahkale'den (Stolitsa'dan) kovdurmuşlardır.Onun tolqav tarzında bir çok cırı bulunmaktadır.
LİNKLER
EY, BİY TEMİR, BİY TEMİR...
Ey, biy temir, biy temir,
Kır iyesi sen edin,
Yır iyesi men edim,
Kırdı yırdan ayırdın,
Omırtkamdı kayırdın.
Ak kiyik boldun şöli yok,
Ak kuv boldım koli yok.
Kobız-av boldım üni yok,
Kobızsız eldin küni yok.
Hayranlı boldı-av saz ünim,
Boranlı boldı-av yaz künim.
Yurt taslattı yala man, ,
Kazak ta şıgıp baraman,
Hayran da bolıp kalaman...
EY BEY TEMİR, BEY TEMİR...
Ey Bey Temir, Bey Temir,
Kır sahibi sen idin,
Türkü sahibi ben idim,
Kın türküden ayırdın,
Omurgamı araladın.
Ak geyik oldum ovası yok,
Ak kuğu oldum gölü yok.
Kopuz oldum sesi yok,
Kopuzsuz yurdun günü yok.
Şaşırdı sazımın sesi,
Boralı oldu yaz günüm.
Yurttan attı iftira ile,
Gurbete çıkıp giderim,
Şaşırıp kahrım
Şalkiyiznin bir cırı
NE BOLGAN
Lasın kus iygi kus,
Kanatı kıska bolsa,
Ne boldı?
Katar buzıp ol ayvan
Kaz tonterip algan song,
Karkırası kişkey bolsa,
Ne boldı?
Katar buzıp ol ayvan
Kuv tonterip algan son,
Atadın ulı er yiğit
Yarlı bolsa ne boldı?
Ösesken kün düşpannıng
Yarmay ötin algan son,
Arkadan kaşkan koyandı,
Argımagım ayanmay
Kabırgalap yetpey oklaman.
Basımdı menim korlasa,
Köp tuvganım yoklaman.
Yahsılardan kem korse,
Yamanlar man ten korse,
Ayagımnan, menim basıma
Ezeklep altın kuysa toktaman.
NE OLMUŞ
Laçin kuş iyi kuş,
Kanadı kısa ise,
Ne oldu?
Katar bozup o hayvan
Kazı altüst edip aldıktan sonra,
Vücudu kısa ise,
Ne oldu?
Katar bozup o hayvan
Kuğuyu altüst edip aldıktan sonra,
Atanın oğlu er yiğit
Fakir ise ne oldu ?
Kinlendiği gün düşmanın
Yarmadan ödünü aldıktan sonra,
Arkadan kaçan tavşanı,
Cins atıma acımadan
Kaburgasın (tekmeleyip)ulaşmadan oklamam.
Başımı benim horlasa,
Çok akrabama uğramam.
iyilerden kem görse,
Kötüler ile denk görse,
Ayağımdan, benim başıma
Ezip altın koysa durmam.
şalkiyizdin cırını kazak sanatçı yorumluyor
Biy Temirge Birinşi Tolğav
Aspandı bult kursaydı,
Kün javarğa uksaydı.
Kölderde kuvlar şuvlaydı-
Kökşilden ol ayvan
Sokkı jegenge uksaydı,
Köp işinde bir jalğız,
Köp muñayıp jılaydı,-
Küybendesken köp jaman,
Sözi tiygenge uksaydı!
Alp, alp baskan, alp baskanArabı torım öziñsiñ,Jazılı altın kol kesken,Aldaspanım öziñsiñ!Bilerdi bilmes ne demes,Sultan iyem sen meniñBarmay tapkan kağbamsın!Altındı kese sarı bal,Alsam men sağan usınarmın,Tal moynıma kol artsañ,Külikten bek unarmın.Köbeñ semiz torıñmın,aaaaaaa Köp kulıñnıñ birimin,-
Jaksıñnañ meni kem kördiñ,Jamanıñmen teñ kördiñ.
Jaksıñnan meni kem körseñ,
Jamanıñmen teñ körseñ,
Uyalı berikke kos artıp,
Sen enesde men savda,
Irısımdı sındayın,Segiz kıyır şar taraptan izdermin!aaaaahaaaay Edilden akkan sızaşıkBiz körgende tebingige jeter-jetpes suv ediTelegeydey saykaltıp,Jarkırağan bereñdi,Teñiz etse teñiri etti:
Jağasına kırşın bitken tal edi-
Japırağın jaykaltıp,
Terek etse teñiri etti:
Tebinginiñ astınanAla balta suvırısıp,Tepsinip kelgende,Teñ atanıñ ulı ediñ,Derejeñdi artık etse teñiri etti!!ahaaaaaaa aaaaaaaa heeeeeeeey
Temir Bey'e birinci şiir
Gökyüzünü bulut sarar,
Gün yağacağa benzer,
Göllerde kuğular ötüşür,
Yemyeşildir o eyvan.
Darbe yemişe benzer,
Kalabalık içinde tek başına
Çok bunalmış ağlıyor,
Çok kötü derde düşmüş,
Laf işitmişe benzer!
Büyük, büyük basan, büyük basanArabî doru atım, bu sensin,Yayılmış altın eli kesen,Ok atma usulüm sensin!Bilineni bilmez, bir şey demez,Sen ey Sultan, sahibimsin,Gitmeden bulduğum Kâbe'msin!Altın fincanlı sarı balı,Alsam ben sana sunar mıyım,Dal boynuma elini koysan,Yüğrükten daha çok beğenirimSemizden daha semiz atınım,aaaaaaaayBir çok kısraktan biriyim,Beni iyilerden eksik gördün,Kötülerinle denk gördün.
İyinden beni eksik görsen,
Kötünle denk görsen,
Yuvalı, emin olana yük yükleyip,
Sen uzakta, ben ovada,
İnancımı sınayayım,Sekiz köşe çar tarafında ararım!aaaaaahaaaayİdil'den akan incecik suGördüğümüzde tebingiye henüz ulaşmamışsuydu,Okyanus gibi renkten renge girip,Parlayan kumaşını,Deniz yaptıysa, Tanrı yaptı:
Kenarında fidan biten ağaç idi,
Yaprağını sallayıp,
Ağaç yaptıysa, Tanrı yaptı:
Tebinginin altından,Ala balta savurupKızıp da geldiğinde,Aynı babanın oğlu idin,Şan şeref verdiyse, Tanrı verdi!!ahaaaaaaa aaaaaaa heeeeeey
0 yorum:
Yorum Gönder