Subscribe

RSS Feed (xml)



Powered By

Skin Design:
Free Blogger Skins

Powered by Blogger

31 Ocak 2012 Salı

5. 1550-1600 BUCAK BÖLGESİNE TATAR GÖÇÜ

5. 1550-1600 BUCAK BÖLGESİNE TATAR GÖÇÜ


1550-1600 yılları arasında Bucak bölgesine iki türlü göç hareketinin olduğu görülmektedir.

Bunlardan ilki herhangi bir otoritenin izni alınmadan gerçekleşen düzensiz göçlerdir. Devletin bunlara karşı tedbir almaya çalışması nedeniyle bu göçlerin izleri resmi belgelere yansımıştır.

Diğer bir göç türü ise Kırım Hanının izni ve bilgisi dahilinde ve Osmanlı Devleti’nin onayı ile gerçekleşen göçlerdir.

Osmanlı Devleti arazisine özellikle Bucak bölgesine Tatar göçünün bir kısmının Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı’nın işbirliği içinde gerçekleştiği görülmektedir. Osmanlı Devleti Bucak bölgesine gelen Tatarların ellerinde göç etmeleri için verilen bir izin belgesi olup olmadığını yerel yöneticilerin sormasını eğer gelen Tatarların ellerinde böyle bir izin belgesi yoksa geri gönderilmelerini istemiştir.

Göçe izin veren belgede ya Kırım Hanı’nın bizzat izninin bulunmasını ya da Kırım’ın bozkıra açılan ve bozkırdaki Tatarları kontrol noktası olan Or Kapısı Beyi’nin izni ve mührü bulunması gerektiğini belirtmişlerdir. Bu konudaki belge Osmanlı Devleti’nin Deşt-i Kıpçak’a açılan kapısı konumunda Bender ve Akkirman
Beylerine gönderilmiş ve izni olmayan Tatarlar’ın Akkirman, Bender ve Cankirman geçitlerinden geçirilmemesi istenmiştir.

Kırım Hanının izni ile gerçekleşen bu tip göçlerin sınırlı sayıda olması ve sorunlu olmaması nedeniyle göç hadisesinin elimizdeki belgelere doğrudan yansıdığını görememekteyiz. Bununla birlikte bu göçlerin neticesinde ortaya çıkan yapının tahrir defterlerine yansıyacağı muhakkaktır.

1550-1600 yılları arasında Bucak bölgesine en büyük göç hareketi 1559-1560 yılında gerçekleşmiştir( Bu tarihlerde gerçekleşen göç olayı ilk olarak Dimitri Kantemir’in dikkatini çekmiştir. Kantemir II.
Selim Devrinde Ten-İdil Kanalının birleştirilmesi düşünüldüğünde 30 Nogay Tatarı kabilesinin
tebaaları oldukları Rusya’ya isyan ederek yoldaşlarıyla birlikte Kırım’a geldiklerini, Kerç bölgesi
bunların tamamının almadığı için bir kısmının Bucak arazisine yerleştirildiğini belirtmiştir, Bu noktada belirtilmesi gereken diğer bir noktada 1540’lı yılların sonu 1550’li yılların başında Nogay Ordası’ndan açlık, iç çatışmalar gibi nedenlerle Bucak bölgesine yaşanan göç olayına
paralel göçlerin ve kopuşların yaşanmasıdır. 
Bu açıdan ilk akla gelen olay Nogay Ordası’ndan kopan Gazi bin Urak tarafından Küçük Nogay Ordası’nın kurulmasıdır. 
Bu Orda ilk yıllarında Kazı Ulusu adıyla tanınırken zamanla Küçük Nogay Ordası diye adlandırılmıştır, 
Bu kıtlık olayı 1558 yılında Rusya’da bulunan seyyah Jenkinson’un eserine de yansımıştır. Jenkinson açlığa salgın hastalıkların eşlik ettiğini ve durumu Nogaylar için daha da kötü hale getirdiğini belirtmiştir, Osmanlı belgelerine yansıdığı gibi burada da Nogayların çocuklarını kurtarmak için sattıkları görülmektedir,
Nogay tarihi üzerinde çalışan Kurat, Trepavlov, Alpargu gibi tarihçiler açlığın etkilerinin salgın hastalıklar ve iç çatışmalarla daha da arttığını ve Nogayların Bucak bölgesine doğru göç etmelerine neden olduğunu ileri sürmüşlerdir)

Aralık 1559’dan itibaren Nogay ve Kırım Tatarları’ndan çok sayıda kişi Osmanlı arazisine girmişlerdir. Bu gelen topluluklar Silistre livasına dağılmışlardır. Osmanlı belgelerine göre bu göçün sebebi kıtlıktır. Aralık ayında Osmanlı arazisine giren Tatarların Mayıs ayında Hırsova’ya kadar vardıklarını, bir  kısmının Boğdan arazisine bile geçtiğini ve bölgede yiyecek sıkıntısına neden oldukları görülmektedir.
Osmanlı belgeleri gelenlerin sayısı hakkında bir rakam vermemektedir.
Belgelerde sadece “Nogay ve Kırım Tatarlarından bî-hisâp âdem gelüp” ifadesi vardır.
Bu göç hareketinin liderliğini yapan mirza, serdar namında kimse bulunmamadığı için düzensiz hareket etmektedirler ve gelenlerin çoğu fakir ve silahsız kimseler olup Deşt-i Kıpçak’ta hüküm süren açlık nedeniyle gelmişlerdir.
Gelenlerin bir kısmı Nogay bir kısmı ise Kırım Tatarları’ındandır.
Bucak bölgesine doğrudan sızarak gelen Tatarların yanı sıra Tatarların bir kısmı da açlık nedeniyle çok zor durumda kalmış ve Kefe çevresinde çocuklarını satmak durumunda kalmıştır. İslam hukukuna aykırı bu durumu haber alan Osmanlı yönetimi Akkirman Kadısı’nı bu konuda uyarmış, Müslüman çocuklarının bu şekilde alınıp satılmasına engel olmasını emretmekle kalmamış aynı zamanda Akkirman ve çevresinde elinde bu şekilde Tatar çocukları bulunanların, Onları serbest bırakmalarının sağlanmasını istemiştir.

1564 yılına gelindiğinde ise Akkirman Kazakları’ndan, Dobruca’dan ve Nogay Tatarları’ndan oluşan üç bin kişilik bir Tatar topluluğunun Cankirman sahrasında bulunduklarını görmekteyiz. Bulundukları bölgeden kimi zaman Akkirman’a geçerek havyan hırsızlığı yapan bu grubun faaliyetleri Akkirman Beyi Hasan tarafından İstanbul’a bildirilmiş, vilâyetten sürülmeyince zararlarının önüne geçilemeyeceği açıklanmıştır. Osmanlı yönetimi Kırım Hanı Devlet Giray vasıtasıyla sorunu çözmeye çalışmış ve Kırım Hanı’ndan bu topluluğu Kırım’a  götürmesini istemiştir106. Bu topluluğa ne olduğunu, Kırım Hanı’nın bu topluluğu Kırım’a
götürüp götüremediği konusunda kaynaklarda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Bu ilk göç hadisesinden on yıl kadar sonra 29 Temmuz 1577’de Kırım Hanı Devlet Giray’ın iki oğlu babalarının ölümünden sonra Mehmed Giray başa geçince isyan emaresi göstermişlerdir. Bu karışıklık döneminde Mehmed Giray Han’ın oğulları Akkirman tarafına gelmiştir. Bölgede büyük korku ve gerilim yaratan bu durum hakkında Silistre ve Akkirman Beyleri ile Boğdan Voyvodası uyarılmıştır.
Bu sorunun Mehmed Giray lehine çözüldüğü muhakkak ise de kaynaklara yansıyan herhangi bir veri bulunmamaktadır. Mehmed Giray’ın oğulları ile birlikte bölgeye gelen Tatarların bölgeyi tanıması daha sonraki yıllarda Bucak’a göç etmelerini kolaylaştırmış olmalıdır.
1580 yılında yine Osmanlı belgelerinin ifadesi ile “vilâyet-i Tatar’da” kıtlığın hüküm sürdüğünü görmekteyiz. Silistre ve Vidin kadılarına 24 Ocak 1580 tarihinde gönderilen bir hükümde kıtlık nedeni ile Tatarların çocuklarını, ailelerini ve kendilerini esir olarak sattıkları belirtilmiş, Tatarların Silistre ve Vidin vilâyetine bu şekilde dağıldığı ifade edilmiştir. Kadılara Kırım Hanı Mehmed Giray’ın Mustafa adındaki adamının bölgeye geleceği, gelen kişiye yardımda bulunulması ve Tatar olduğu sabit olan kişilerin Hanın adamına teslim edilmesi emredilmiştir.
Aynı konudaki diğer bir hükümde Kırım Hanı’nın Mustafa’dan başka İbrahim isimli diğer bir şahsı daha bu konuda görevlendirdiğini görmekteyiz. Bu sefer hüküm, Vidin ve Silistre kadıları dışında Niğbolu kadısına da gönderilmiştir.
Bu konuya paralel olarak değerlendirilebilecek bir hüküm de Boğdan Voyvodası’nın şikâyetine cevaben yazılmıştır. 18 Haziran 1580 tarihinde Akkirman, Bender ve Kili kadılarına gönderilen bir hükümde Boğdan Voyvodasının Boğdan sınırındaki kışlaklara yerleşen ehl-i İslam halk ve Tatarlardan şikâyetçi olduğu ifade
edilmiştir. Katl-i nüfus ve gâret-i emvâl şeklinde belirtilen bu tip hareketlerin durdurulması bölgedeki kadılardan özellikle istenilmiştir. Önceki hükümlerle birlikte alındığında kıtlık nedeni ile Tatarların gene Silistre havalisine doğru hareket ettiğini ve Bucak bölgesinde yeni Tatar yerleşimlerinin kurulduğunu söylemek uygun olacaktır. Belgelerin ortaya koyduğu üzere 1550-1600 yılları arasında Bucak bölgesine Tatar göçünün temel nedeni açlıktır. Bunun yanı sıra iç çatışma ve yağma gibi nedenlerinde Tatarları Bucak bölgesine çektiği görülmektedir.

0 yorum: