Subscribe

RSS Feed (xml)



Powered By

Skin Design:
Free Blogger Skins

Powered by Blogger

27 Ocak 2012 Cuma

1637-1665 KANTEMİR MİRZANIN ÖLÜMÜ VE BÜYÜK NOGAY GÖÇÜ ARASI

BUCAK HAVALİSİNDE TATAR VARLIĞI (1637-1700)

1. KANTEMİR MİRZA’NIN ÖLÜMÜNDEN BÜYÜK NOGAY GÖÇÜNE KADAR BUCAK BÖLGESİNDE TATAR VARLIĞI VE FAALİYETLERİ (1637-1665)

Kantemir Mirza’nın IV. Murad’ın emriyle ortadan kaldırılmasından sonra Bucak havalisinde bulunan aile efradından Urak ve Selmanşah Mirza’lar, Osmanlı Devleti ile karşı karşıya gelmişlerdir. (Not: Kantemir Mirzanın hayatı tam bir trajedidir, Bir devlet adamında olması gereken özelliklerin tümünü ve fazlasıyla barındıran Kantemir mirza başarılarına karşılık ödül beklerken ölüm bulmuştur.)

Urak ve Selmanşah Mirzalar Kantemir Mirza’nın öldürülmesine tepkilerini Lehistan Krallığı ile görüşmelere başlayarak göstermişlerdir. Lehistan Krallığı’na tebaası olmak istediklerini bildirmiş ve gerekirse Lehistan Krallığı’nın emri altında Osmanlı Devleti’ne karşı bile savaşabileceklerini belirtmişlerdir.

Urak ve Selmanşah Mirza’nın teklifini Lehistan Krallığı kabul etmiş ve Bucak Nogayları’na Özi ovasında Krilov ile Kodak arasında yerleşmeleri için yurt vererek 20000 Nogay Tatar’ını bölgedeki ordusunda görevlendirmiştir.

Mezkur gelişme üzerine Osmanlı ordusu bölgeye yeni kuvvetler göndermiş,Eflak ve Boğdan Voyvodaları’na da Osmanlı kuvvetlerine yardımcı olmalarını emretmiştir.

Kırım tahtına yeni geçen Bahadır Giray Han, Urak ve Selmanşah Mirza’ya cezalandırılmayacakları sözünü vermiş, bu söz üzerine Mirzalar kendilerine bağlı olan Tatarlarla birlikte 1639 yılında Kırım’a dönmüşlerdir. Bu grupların bir kısmı Kırım’a bir kısmı ise Ten nehri civarına yerleştirilmişlerdir.

Urak ve Selmanşah Mirzalar Lehistan’a kaçtıktan sonra Bucak havalisinde kalan yedi Tatar liderin Bucak bölgesine gelen Osmanlı komutanı Mehmed Paşa’ya itaat etmişlerdir.

Urak Mirza ve Selmanşah Mirza’nın Bucak havalisinden ayrılması ile birlikte Bucak havalisinde Mansuroğulları’nın etkinliği silik bir hal almıştır. Ay Temur gibi kimi Mansuroğlu liderlerinin Bucak’ta kaldığına dair Lehistan iddiaları Osmanlı Devleti yöneticilerince reddedilmiştir.

Kırım Giray Sultanın H. Evahir-i Rebiülahir 1040/ M. 9-18 Ağustos 1640 tarihinde Lehistan Kralı’na gönderdiği yarlığında verdiği bilgilerde bu olayı teyid eder. Bu yarlığında Kırım Giray Sultan sadece Akkirman değil Cankirman çevresinde bulunup Lehistan’a saldırı gerçekleştiren Tatar toplulukların Kırım’a getirildiğini ve cezalarının verildiğini belirtir. Bunun yanı sıra Kazakların Osmanlı ve Kırım arazisine gerçekleştirdikleri saldırılardan şikayetçi olur.

Urak ve Selmanşah Mirzalar’ın Bucak bölgesinden ayrılması Bucak bölgesinde Tatar nüfusun kalmadığı anlamına gelmemektedir. Selmanşah Mirza’nın 20000 kadar Tatarla birlikte Bucak havalisine geldiğini ve bölgenin bu yeni göçle birlikte nüfusunun 40000 bin civarında olduğunu tahmini olarak söylemiştik. Miron Kostin’in yukarıdaki ifadesi ve Bucak bölgesinde Mansurlardan önce 1550-1600 arasında oluşan nüfus da göz önünde tutulursa Urak ve Selmanşah Mirza’ların Bucak havalisinden ayrılmasından sonra en az 10000 civarında Tatarın hala Bucak havalisinde kaldığı söylenebilir.

Kantemir Mirza’nın öldürülmesinden ve Mansuroğlu Mirzaları’nın Bucak havalisinden ayrılmasından hemen sonra 1638 yılında Piyale Kethüda ve Gürci Kenan Paşa’nın Azak kalesinin kurtarılması için yaptıkları sefere Eflak, Boğdan ve Erdel kuvvetleri ile birlikte Bucak Tatarlarının katılması (Not: Kalanlarında Küçük Nogaylara ait oymaklar olması mantıklıdır.) (1637 yılında İnayet Giray’ın kalgası Hüsam Giray’ın Küçük Nogayların bir bölümüKantemir Mirza’ya karşı yaptığı sefere götürmek için Azak çevresinden uzaklaştırması ve bölümünü de Ten nehrinin Kırım tarafına yerleştirmesinden sonra Azak kalesinde güvenlik zafiyeti meydana gelmiştir. Bu durumdan faydalanan Ten Kazakları Zaporog Kazakları’nın da yardımı ile Azak kalesini ele geçirmişlerdir) ve Iorga’nın yedi Tatar liderin itaati hakkında verdiği bilgiler bu görüşümüzü teyit etmektedir.


Kesin olan diğer bir noktada H. 1 Cemaziyelevvel 1053/ M. 18 Temmuz 1643 tarihinden önce Kırım havalisinden Bucak’a yeni göçlerin gerçekleşmiş olmasıdır.

Özi eyaletine mutasarrıf olan Vezir Mustafa Paşa’ya, Kili, Akkirman ve Bender kadıları ile Özi’de olan zabitlere yazılan mühimme defteri hükmü, zikredilen mahallere Kırım’dan Tatarların gelerek yerleştiğini ve iki devlet arasındaki barış anlaşmasına aykırı olarak Lehistan’ı vurduklarından bahsetmektedir. Osmanlı hükümetini bu konuda bilgilendiren kişi Kırım Hanı Mehmed Giray’dır. Mehmed Giray Han ayrıca bu grupları yeniden Kırım’a götürmek için adamlar tayin etmiştir.
Osmanlı hükümeti hükmün yazıldığı görevlilerine Kırım Hanı’nın adamlarına yardımcı olmalarını emretmiştir.

1640’dan sonra geldiğini düşündüğümüz bu Tatar grupların kimliği hakkında doğrudan bir veriye ulaşamadık bununla birlikte yine 89 numaralı mühimme defterinde yer alan diğer bir hüküm bize bu Tatarların bir bölümünün Küçük Nogaylardan olduğunu düşündürmektedir.

Küçük Nogaylardan Urakoğullarına yazılan bu mühimme hükmünde Urakoğullarının Azak çevresine dönmesine engel olunmaması için Azak Muhafızı Aslan Bey ve Azak Kul Ağaları uyarılmaktadır.

Azak kalesinin 1637 yılındaki düşüşünden sonra Azak çevresinde yaşamaları güçleşen Küçük Nogayların en azından bir kısmının Bucak havalisine gelmiş olmaları kuvvetli bir ihtimaldir. Daha Kantemir Mirza’nın hayatta olduğu 1636 yılında 400 kadar Küçük Nogay’ın Bucak bölgesine gelmesi de(Koçekaev bu göçün 1635 yılının güz aylarında gerçekleştiğini belirtir Novoselskiy, bu dönemde Küçük Nogayların büyük bölümünün yaklaşık olarak 12000 kadarının Kırım içerisine yerleştirildiğini belirtir) bölgeyi tanıdıklarına işaret eder.

H. Şevval 1053/ M. Aralık 1643-Ocak 1644’de Lehistan Kralı’nın elçisi Kırım Han’ından şikâyetçi olmuş ve Bucak Tatarları’nın kaldırılmasını istemiştir.

Yukarıdaki hükümlerde verilen bilgileri bu bilgiler ile birlikte düşündüğümüzde Mansuroğulları’nın Bucak bölgesinden ayrılmasından sonra bile çok sayıda Tatarın tarihçi Smirnov, bu iddiayı kabul etmez, Bucak havalisinde kaldığını ve “Bucak Tatarları” isimlendirmesi ile tanımlanmaya devam ettiklerini söylemek mümkündür.

Bu durum aynı zamanda Lehistan’ın bütün isteklerine rağmen Bucak Tatarları’nın bölgeden ayrılmadığını da ortaya koymaktadır. Osmanlı merkezi hükümeti tarafından 1645 yılında Bucak ve Kırım Tatarları’nın Lehistan Kralı’nın emriyle Kazakların denizden gerçekleştireceği saldırılara karşı uyarılması ve yine 1646 yılının Temmuz ayında Bucak Tatarları’nın mirzalarına ve ihtiyarlarına Lehistan Krallığı ve Özi Kazakları’ndan gelebilecek tehditlere karşı Özi havalisini korumada Özi Beylerbeyi’ ne yardımcı olmalarının emredilmesi Bucak Tatarları’nın varlığının Osmanlı Devleti’ nce onaylandığını göstermektedir.

1646 yılının Nisan ayının sonlarına Akkirman Kadısına cevaben yazılan bir emirden anlaşıldığına göre Bucak Tatarları Lehistan’a izinsiz olarak, “Beş Baş” olarak tabir edilen küçük çaplı saldırılar gerçekleştirmişlerdir.

Zikrettiğimiz bu Osmanlı belgelerinde “Bucak Tatarı” ifadesinin tanımlama amacıyla kullanılması da ayrıca dikkat çekmektedir.
1647 yılında Bogdan Hmelnitski’nin oğlu ile birlikte Zaporog Seç’ine sığınmasıyla birlikte Doğu Avrupa tarihini değiştiren Kazak İsyanı’nın tohumu atılmıştır.

Bogdan Hmelnitski Lehistan’a karşı destek için elçilerini Kırım Hanı İslam Giray’a göndermiş ve Kazak elçileri İslam Giray’ın hayatını kaleme alan Kırımlı Hacı Mehmed Senai’ye göre H. 1 Zilkade 1057/ M. 28 Kasım 1647’de İslam Giray’ın yanına gelmişlerdir. Bu tarihle birlikte Kazaklar ile Kırım arasında Lehistan’a karşı bir işbirliği süreci başlamış ve 1648 yılında Lehistan’a karşı arka arkaya zaferler kazanılmıştır.

Bucak Tatarları da bu çatışmalarda Kırım ordusu bünyesinde yer almışlardır ve H. 10 Cemaziyelevvel 1058/ M. 2 Haziran 1648 tarihinde Bucak Tatarları İslam Giray Han ve Tugay Bey ile birlikte Lehliler’e karşı çarpışmışlardır.

Savaşın neticelenmesinden sonra Bucak Tatarları çatışmalarda elde edilen ganimetten hakları olan payı aldıktan sonra İslam Giray’ın izniyle Çukurağı menzilinde H. 24 Cemaziyelevvel 1058/ M. 16 Haziran 1648 tarihinden sonra Kırım ordusundan ayrılarak Bucak havalisine dönmek için yola koyulmuşlardır.(kayıtta sadece Akkirman askeri olarak zikredilirken sayfa 29’ta “ Akkirman ve Bucak askeri” şeklinde zikredilmektedir.)

1648 yılında olduğu gibi 1649 yılında Bucak Tatarları İslam Giray’ın emri altında Lehistan’da çarpışmaya devam etmişlerdir.

Kırımlı Hacı Mehmed Senai bu bilgiyi “…umûmen Akkirman ve Bucak askeriyle bit-tamam Rum-ili askeri ve Ay Timur Biğ nâm-ı nâmdâr gelüb asâkir-i İslama mülhak oldular…” şeklinde vermektedir. Bu ifadeden hareketle 1640 yılında Osmanlı Devleti’nin Bucak havalisinden ayrıldığını ifade ettiği Ay Timur Mirza’nın yeniden Bucak havalisine döndüğü söylemek mümkündür.(Ay Timur Mirza Bucak havalisinde 1630 yılından itibaren zikredilmektedir, , Bahadır Giray Han tarafından Mansuroğlu Mirzalarına karşı gerçekleştirilen katliamda Han tarafından sağ kalmasına izin verilen tek mirza Ay Timur Mirza’dır,Ay Timur Mirza Canbek Giray Han’ın bir yarlığında Kantemir Mirza’nın kardeşi olarak zikredilmektedir,)

1643 yılından önce Bucak havalisine Kırım’dan yeni göçler gerçekleştiği yolunda verdiğimiz bilgiler de bu verilerle birlikte ele alındığında Ay Timur Mirza’nın 1643 yılından önce Bucak’a döndüğünü ifade etmek mümkün olacaktır. Bir kez daha Tatarların mekânsal hareketliliği kendini göstermektedir ve bu hareketlilik bizim net bir şekilde konuşmamızı zorlaştırmaktadır.

1653 yılında Lehistan Kralı’nın elçisi Bucak Tatarlarından şikâyetçi olmaktadır.

1653 yılına ait dikkat çekici diğer bir olayda Kırım Hanı İslam Giray’ın Gazi Giray Han’ı hatırlatır şekilde Bucak bölgesine müdahale girişiminde bulunmasıdır.
İslam Giray Han Bucak bölgesinde küçük bir köy iken zamanla önemli bir yerleşim yeri haline gelen İsmail Geçidi tevliyetini kendi adamlarından birine verdirtmek istemiş ama İsmail Geçidi’nin yönetim işlerine bakan Dârüssa’âde Ağası Bayram Ağa’nın muhalefeti ile bu çaba önlenmiştir. (Evliya Çelebi 1657 yılında İsmail Geçidi’ni 2000 haneli, üç tane Müslüman mahallesi olan Eflak, Boğdanlı, Rum ve Ermenilerin yaşadığı Kızlar Ağası tarafından tayin edilen bir mütevellinin idaresinde ve köyleri tamamen Tatarlarla meskûn olan bir yerleşim yeri olarak tasvir etmiştir)

İslam Giray Han bunun üzerine İsmail Kadısına tehdit dolu bir yarlığ göndererek “…Ol tevliyeti benim fülân adamıma zabt ettirip Kızlar Ağası tarafından nasb olunan adamı tard edesin. Eğer hilâfın edersen beriden bizzat çapup, anda varıp, hem mütevellîyi hem seni salb ederim bilmiş olasın…” demiştir. İsmail Kadısı bu mektubu İstanbul’a göndererek gelişmelerden Osmanlı yönetimini haberdar etmiştir. Osmanlı yönetimi bekle gör politikası izlemiş fakat İslam Giray, durumu daha fazla zorlamamış ve olay kapanmıştır.

Osmanlı yönetiminin Gazi Giray dönemindeki gelişmeleri ifade ederken belirttiğimiz gibi Kırım Hanları’nın Bucak bölgesine fiili müdahalelerinden hoşlanmadığı ve bu müdahaleleri mümkün olduğu kadar önlemeye çalıştığı ortadadır.

1653 yılından itibaren Hmelnitski’nin Moskova ile görüşmelere başlaması ve 1654 yılının Aralık ayında Moskova hükümeti ile Perejaslav Antlaşmasını imzalamasını müteakiben 1654-1656 yılları arasında devam eden Rusya, Lehistan Savaşı başlamıştır. Osmanlı Devleti bu çatışmada Kırım’ın Lehistan saflarında çarpışmasına müsaade ederek Lehistan’ı desteklemiştir. 1655 yılının Ocak ayında birleşik Kırım ve Lehistan kuvvetleri Moskova ve Kazak kuvvetlerini Ahmatov’da yenilgiye uğratmışlardır.

İttifakların ve dengelerin değiştiği bu süreçte Bucak Tatarları aktif olarak yer almışlar ve 1654 yılının Haziran ayında Kırım Hanı ile birlikte Moskova ve Hmelnitski’ye karşı Lehistan Krallığı’nın yanında yer almışlardır.
1655 yılında Lehistan Moskova çatışmasından faydalanmak isteyen İsveç, Lehistan Krallığı’na saldırıya geçmiştir. Bu askeri seferin kötü gidişi üzerine İsveç Lehistan’dan çekilmeye başlamış fakat çekilirken müttefiki Erdel Kralı Rakoçi’ye kuvvetleri ile destek vererek Lehistan içlerine doğru ilerlemesini sağlamıştır.
1657 yılında Rakoçi kuvvetlerinin kuşatılması üzerine gizlice Erdel’e geri dönmek zorunda kalmıştır, geride bıraktığı kuvvetleri ağır bir yenilgi almıştır(Bu çatışmada Rakoçi’yi yenilgiye uğratan asıl unsurun Kırım Hanı ve O’na bağlı kuvvetler olduğu halde zikredilmediği görülmektedir, Kırım Hanı IV. Mehmed Giray Han’ Moskova Çarı Aleksey Mihailoviç ve Danimarka Kralına gönderdiği yarlığında zaferini ortaya koymuştur).

Rakoçi’nin Lehistan üzerine yürümesi fiilen Osmanlı Devleti’ne karşı isyanı anlamına da gelmektedir. Eflak ve Boğdan Voyvodaları da Rakoçi’nin isyanına destek vermişler ve bu nedenle değiştirilmişlerdir.

Bucak Tatarları Doğu Avrupa’daki bu mücadeleye aktif olarak katılmışlardır.
Lehistan ve Kırım arasında Moskova-Kazak ittifakına karşı işbirliği devam ederken 1657 yılında Bucak Tatarları, Erdel Kralı Rakoçi ve O’nunla işbirliği içinde olan Eflak ve Boğdan Voyvodaları ile olan mücadelede aktif rol oynamışlar ve isyancı Boğdan askerlerinin Orhay yakınlarında pusuya düşürülerek yenilmesini sağlamışlardır.

Bu zaferden sonra Rakoçi’ye karşı Lehistan’a gönderilen Nureddin Sultan’ın Yalı Ağası ile Bucak Tatarları’nın acilen kendisine gönderilmesini isteyen mektubu üzerine Bucak Tatarları Yalı Ağası, Eşekdereli Mehemmed Ağa, Sarataylı Veli Ağa ve Koda Batır Ağa’nın liderliğinde Melek Ahmed Paşa’nın emri ile Nureddin Sultana yardıma girmişlerdir(Eşekdere ve Sarata bizim daha önce Bucak havalisinde Tatarların yaşadığını belirttiğimiz yerlerdendir).

Bucak Tatarları Turla Nehri’ni geçtikten sonra Lehistan askerinin rehberliği ile Nureddin Sultanla buluşmak için hareket etmişler ve Podhayiçse kalesi yakınlarında buluşmuşlardır. Nureddin Sultan ve Kırım Tatarları ile Bucak Tatarları ve yanlarındaki Kazaklar Lvov kalesi yakınlarında Erdel Kralı Rakoçi’yi H. 15 Zilhicce 1067/ M. 24 Eylül 1657 tarihinde kuşatmışdır. Nureddin Sultan buradan Kırım Hanına, Melek Ahmed Paşa’ya ve Leh Kralına mektup yazarak destek istemiştir. Bir müddet sonra Mehmed Giray Han’da Lvov’a gelmiş ve Rakoçi kaçmak zorunda kalmış geride kalan ordusu ağır bir yenilgi almıştır.

Evliya Çelebi Bucak Tatarları’nın bu çatışmada yer aldıklarını “ …ve bu cengde kırk bin Bucak Tatarı Hân-ı âlîşân ile hem-ınân olup ol ecilden guzât-ı zafer-mâkrun hadden efzûn mâl-ı ganâ’im ile muğtenim oldular” ifadesi ile ortaya koyar. Bu zaferden sonra Bucak Tatarları Mehmed Giray Han ile birlikte Akkirman’a dönmüşler ve Akkirman’da Han tarafından evlerine dönmelerine izin verilmiştir.

Bucak Tatarları Akkirman’a döndükten kısa bir süre sonra Melek Ahmed Paşa tarafından Niğbolu, Silistre, Akkirman ve Kili gibi yerlerin Osmanlı askeri ile birlikte Özi kalesinin Kazak saldırısından kurtarılmasında rol oynamışlardır.

1659 yılının Ekim ayında Bucak Tatarlarını bu kez de Yalı Ağası’nın emri altında Boğdan’ı yeniden kontrol altına almak isteyen sabık voyvoda Konstantin(Not:ihtimalen Konstantin Kantemir)ve Onunla birlikte hareket eden Eflak Voyvodası Mihnea ile mücadele ederken görmekteyiz606.

Bucak Tatarları Bucak El Ağası Şah Bulat’ın liderliğinde Eflak’a müdahaleye çalışan Konstantin Voyvoda’nın yenilgiye uğratılmasında büyük rol oynamışlardır607.

1662 yılında Sirke Kazakları Serdar Halil Paşa’nın Akkirman’da bulunmasına rağmen Yalı Ağası’nın tasarrufunda bulunan köylere saldırmışlar, Halil Paşa Bucak Tatarı ile birlikte gelmesine rağmen esirleri kurtaramamıştır608.

Eflak ve Boğdan’da Kırım kuvvetleri ile birlikte Osmanlı Devleti için çarpışan Bucak
Tatarları 1663 yılında Fazıl Ahmed Paşa’nın Uyvar seferinde hizmet etmişlerdir.(Silahdar’daki bu kayda göre Yalı Ağası Ahmed Ağa’nın liderliğinde 10000 Tatar bulunmaktadır)

Yine 1663 yılında Yalı Ağası Ahmed Ağa’nın komutasındaki Tatarlar Erdel’deki çatışmalara iştirak etmişlerdir610.

1665 yılından önce Bucak Tatarları hakkında rastladığımız bir başka kayıt da Moskova taraftarı ünlü Kazak lideri Sirko’nun 1664 yılında Bucak havalisindeki Tatar köylerine karşı gerçekleştirdiği saldırı ile ilgilidir.

Bu dönemle ilgili olarak belirtmek istediğimiz son bir noktada Bucak bölgesindeki Tatar askeri varlığının ve buna paralel olarak Tatar nüfusun durumudur.

1650’lili yıllarda gördüğümüz gibi Bucak Tatarları hakkında en çok bilgi veren kaynağımız Evliya Çelebi’dir. Çelebi eserinin üçüncü cildinde Silistre livasını anlatırken Bucak Tatarları için “ …ve kırk bin asker dahi Bucak Tatarı derler cebe ü cevşenli ve sadaklı ve savanlı ve zora batır yiğitlerdir. Paşa her kangı sefere gitse bile me’mûrlardır” beşinci cilte de “Bucak Tatarı kavmi dedikleri kim kırk bin şiydaklı ener biner Tatar-ı sabâ reftâr adû şikâr kavimdirler” ifadeleri ile anlatır.

Bunun yanı sıra Bucak Tatarları’nın katıldıkları seferlerde de bu kırk bin rakamını tekrar eder. Sadece bir yerde Özi kalesine yardıma gönderilen Bucak Tatarının sayısını on bin olarak belirtir. Kırk bin rakamının oldukça abartılı olduğu ortadadır. Gerçeğe en yakın rakam verenlerden biri olarak düşündüğümüz Jan De Lyuk, Kantemir Mirza ve Mansuroğulları Bucak havalisinde iken çıkarabildikleri asker sayısını on beş bin olarak belirtmiştir.

Daha öncede belirtildiği gibi bu rakamın içinde Dobruca Tatarları’nın da bulunması çok muhtemeldir. (Not: Dobruca tatarları Kabayıl tatarı olarak bilinmektedir ve (apakay yerine bike, kapaklama yerine tögerek, balaban yerine üyken, vs vs) Nogay şivesi ile konuşmaktadır) Mansuroğulları’nın önemli bir bölümünün Kantemir Mirza’nın öldürülmesinden sonraki süreçte Bucak havalisinden ayrılması bölgedeki Tatar nüfusun sayısında önemli miktarda bir azalmaya işaret etmektedir.(İnayet Giray’ın Kantemir Mirza’ya karşı askeri harekat düzenlediği zaman Kantemir’e bağlı köyleri kaldırıp Kırım’a nakletmiştir, daha sonra ise Urak ve Selmanşah Mirza’ya bağlı Tatarlar bölgeden ayrılmışlar ve önce Lehistan arazisine ondan sonrada Kırım’a nakledilmişlerdir)

Bu bilgiye ilaveten Evliya Çelebi’nin seferlerde Yalı Ağası ile birlikte gidenlerin sayısını kırk bin olarak verirken Naima ve Hasan Vecihi 1660 yılında Yalı Ağası Mehmed Bey ile birlikte sefere giden Tatar askerinin sayısını üç bin olarak belirtirler. Ebubekir bin Bihram Dımışki ise 1650’ler için Bucak Tatarları’nın çıkarabildiği asker sayısını 10000 olarak belirtmektedir.

Yukarıda bir bütün halinde ele alındığında 1650’lili yıllarda Bucak Tatarları’nın çıkarabileceği asker sayısının 3000-10000 arasında değiştiği söylenebilir. Bunu nüfusa paralel olarak bir askere üç kişilik kadın ve çocuk nüfusun olabileceğini noktasından hareket ederek, toplam nüfusun 12000-40000 rakamları arasında olabileceğini göstermektedir.

1657 yılı için Evliya Çelebi’nin verdiği bilgiler sayesinde 1600’lü yıllardan sonra Bucak havalisinde kurulan yeni Tatar yerleşimlerini tespit etmemiz mümkün olmuştur. Nitekim tahrir defterlerinden hareketle içinde Tatarların yaşadığı 67 köy ve 29 çiftlik hesap etmiştik. Evliya Çelebi ise Bucak Tatarlarının toplamda 270 köy, kışla ve otarı olduğunu ifade eder. Bu karşılaştırmada tahrir defterlerinde Tatar köylerinin bir kısmını tespit edememiş olduğumuz kesindir. Bununla beraber ulaştığımız rakam toplamda 96 yerleşim birimidir. Aradaki fark ise 174 yerleşim birimidir. Tatar nüfusun göçler ve yaşanan sıkıntılara rağmen sürekli olarak arttığı ortadadır.

Tahrir defterlerinde rastlamadığımız ve Evliya Çelebi’de karşımıza çıkan yerleşim birimleri ise şu şekildedir: İsmail Geçidi’ne bağlı olarak Karye-i Kaplıbağlı, Karye-i Koca Gölbaşı, Karye-i Acıgöl; Akkirman’a bağlı olarak Karye-i Han Kışlası, Karye-i Korkmaz, Karye-i Sultan Savatı, Karye-i Tonal, Kasaba-i Çöplüce, Karye-i Hacı Hasan620. Bu saydığımız köyler Evliya Çelebi tarafından açıkça Tatarların yaşadığı yerler olarak zikredilmişlerdir. Bu yerleşim birimlerinden en önemlisi ise Han Kışlası’dır. Evliya Çelebi Han Kışlası’nın 500 haneli Turla nehrinden bir saatlik mesafede bulunan han, cami ve kışlaya sahip bir yerleşim birimi olarak zikreder. Han Kışlası’nda Kırım Hanı tarafından Bucak Tatarları’nın yöneticisi olarak atanan Yalı Ağası ikamet etmektedir.

0 yorum: