31 Ocak 2012 Salı
10. 1500-1600 YILLARI ARASINDA BUCAK NOGAYLARI’NA GENEL BAKIŞ
10. 1500-1600 YILLARI ARASINDA BUCAK TATARLARI’NA GENEL BAKIŞ
1500-1600 yılları arasında Bucak bölgesindeki Tatarların nüfusu hakkında tahrir defterlerine dayalı olarak nüfus verilerini ifade etmiştik. Tahrir defterlerine göre bölgedeki Tatarların sayısını 10976 kişilik bir nüfus içerisinde 2664 olarak tespit etmiştik. Tahrir defterlerinin verilerini yorumlarken ifade ettiğimiz gibi bu
rakamlar oldukça eksiktir; mühimme kayıtlarındaki “ahali-i vilâyetin ekserisi Tatar olmakla şer’i şerife adem-i inkıyâdları olmağla inâd ve muhalefetleri daima ziyâde olmakdan hali değildir” ifadesi bu durumu teyit etmektedir.
Buradaki ifade Akkirman için kullanılmıştır. Akkirman’ın toplam nüfusu tahrir defterlerine göre 8790 kişi olup bunun 7920’si Müslüman’dır gene yukarıdaki belgedeki ifadeyi baz alırsak Akkirman’da yaşayan Tatar nüfusunun en az 3900 civarında olması gerekir ki ortalama bir rakam olarak dört bin rakamı Akkirman
Tatarları’nın sayısını yaklaşık olarak vermektedir. Tahrir defterlerinden bizim Akkirman için tespit ettiğimiz rakam ise 2324 kişidir. Tahrir defterlerinin verilerini ifade ederken Tatar kökenli olduğunu düşündüğümüz çok sayıda isimde Tatar olduğuna dair bir ifadenin bulunmadığını belirtmiştik, bu ifade görüşümüzün doğru
olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu konudaki diğer bir kayıtta 1578 yılında Bucak havalisinin önde gelen Tatar Ağalarından İsa Koca, Bakay Ağa, Kudas Ağa ve Resergi? Ağaların Mehmed Giray Hanın Moskova’ya seferi vardır diyerek beş-altı bin kişilik bir Tatar topluluğu Turla nehrini geçtiklerine dair bir kayıt bulunmaktadır. Bu tip genel saldırılara
Dobruca’da bulunan Tatarların katılımı sıklıkla görülen bir olaydır. Her mücerredin savaşabilecek bekâr erkek olduğunu göz önünde tutarsak ve Akkirman’da Müslüman 532 mücerred bulunduğunu ve bunların mühimme kaydında belirtildiği üzere yarısının tatar olduğunu düşünürsek 270 civarında asker çıkacağını ve toplam hane sayısının yarısı olan 792 hanenin her birinden bir savaşçı çıktığını düşünürsek Akkirman’da bulunan ve savaşa katılabilecek tatar sayısının yaklaşık olarak 1000 kişi civarında olması gerekir. Kili’de ise 66 Tatar hanesi ve 10 mücerred bulunduğunu görmekteyiz ki Kili’den de 80 civarında savaşabilecek tatar çıkar ki toplamda Bucak bölgesinden Tatar defterlerine göre yaklaşık 1100 civarında savaşçı çıktığı söylenebilir.
1578 yılı için bahsettiğimiz kayıtta ise beş, altı bin kişilik bir Tatarın Turla’yı geçtiği belirtiliyor. Biz bunu beş bin kişi kabul edersek Bucak havalisindeki 1100 civarındaki Tatarı düşürürsek geriye en azından 3500 kişilik bir açık kalmaktadır. Bu durumda Dobruca’dan katılan Tatar sayısı ne olduğunun tespiti önemlidir.
Lazaro Soranzo onaltıncı yüzyılın sonunda çoğu Dobruca’dan olmak üzere 2000 civarında cebelü Tatarın bulunduğunu belirtmektedir. Bu rakamı Bucak havalisinden gelen Tatarlarla topladığımızda 3000’ini aşkın bir rakam çıkmaktadır ki toplam rakama da uygundur.
Bucak havalisindeki Tatar varlığı hakkındaki diğer bir sorun da Tatarların hepsinin yerleşik hayata geçip geçmediği konusunda düğümlenmektedir. Tahrir defterlerinde bu konuda bir bilgiye rastlamadık bununla birlikte mühimme defterlerine yansıyan bir hüküm dönemsel olarak Akkirman havalisine gelen Tatar varlığı konusunda ipuçları taşımaktadır. Bu kayıtta “…dört beş yüz evlü tatar sebeb-i maaş? için Akkirman taraflarına giderken Leh tâifesi cümlesin esir idüp…” ifadesi geçmektedir. Bu hükmün tarihi H. 20 Rebiülahir 978/ M. 21 Eylül 1570’dir.
Bu tarih genel olarak konar-göçerlerin yaylaktan kışlağa harekete geçtikleri döneme denk gelmektedir. Bu da belirtilen Tatarların kış aylarını Akkirman çevresinde geçirdiğini göstermektedir. Bu Tatarların sayısı ise 2000 ila 2500 kişi civarında olmalıdır. Çünkü 400-500 evlü kullanılmıştır. Burada evle kastedilenin çadır olduğu
açıktır. Bir çadır halkını 4 kişi kabul edersek en azından 2000 kişilik bir Tatarın kış aylarında Tatar nüfusuna ilave edilmesi gerektiği ortadadır.
Burada diğer bir sıkıntı bu Tatarların kesin bir yerleşim için mi yoksa konar-göçerliğin gereği olan mevsimlik bir hareket çerçevesinde mi geldikleri noktasındadır. İkinci ihtimal daha geçerli gibi görünmektedir.
Bu konuda belirtmemiz gereken diğer bir nokta da Bucak bölgesinin hemen üzerinde yer alan Cankirman (Özi) sahrasında Yorman Kazakları adı verilen bir göçebe Tatar topluluğunun faaliyet gösterip, gelip geçenleri rahatsız etmesidir.
Belgede Yorman olarak geçen Tatarlar daha sonraki kayıtlarda da Çöplüce civarında gördüğümüz Yurtman Tatarlarıdır. Yurtman Tatarları örneği konar-göçer hayat sürdüren Tatarların Bucak bölgesinde de bulunabileceğine güzel bir örnektir.(1600’lı yıllarda Yurtman Tatarları Hacı Tarhan civarında görülmektedirler, Cankirman civarındakiler Hacı Tarhan’daki Yurtman Tatarlarının bir kolu olmalılardır. Bununla birlikte bu kesin değildir, İskhakov, Yurt Tatarları olarak ifade ettiği bir Tatar topluluğunun Hacı Tarhan civarında bulunduğu ve Nogay kökenli olduğu şeklinde iddialar bulunduğunu bununla birlikte Yurt Tatarları içinde farklı Tatar gruplarının da olduğunu belirtir)
(H. 13 Şevval 1036/ M. 27 Haziran 1627 tarihinde Yurtman Tatarları’nın Kırım’dan gelerek Kilitarafına yerleştiklerine dair bir kayıt bulunmaktadır)(Not: Tezde geçen bu gibi örnekler kayıtlarda kırım tatarı olarak geçen grupların aslında kırımdan gelen Nogay kökenli gruplar olduğunu/olabileceğini göstermektedir)
Bu son iki belgenin ışığında 1600’den önce Bucak havalisinde yerleşik Tatar nüfusun yanı sıra konar-göçer Tatarların da bölgede bulunduğu kesinleşmektedir.
Sonuç olarak, tahrir defterlerine yansıyan nüfus verilerinin ışığında Bucak bölgesinden sürekli olarak ikamet eden en azından 4000-5000 Tatarın bulunduğunu ve yine en az 2000 civarında da konar-göçer olarak bölgede bulunanları da bu sayıya eklersek Bucak bölgesinde toplam olarak 60000 civarında Tatarın bulunduğu ortaya çıkacaktır.( Tahrir defterlerine dayalı olarak verdiğimiz nüfus rakamları ve Bucak bölgesindeki Tatar nüfusu hakkındaki bu değerlendirmemizin Dariusz Kolodziejczyk’in Osmanlı Devleti’nin Bucak’taki Karadeniz sahiline yerleştirecek nüfus bulamadığı şeklindeki ifadesine de cevap vermektedir, Osmanlı Devleti’nin bölgede kolonizasyon için bulduğu demografik tabanı Tatarlar oluşturmuştur fakat Tatarların hayat tarzı sahilden ziyade step bölgesine uygun olduğu için Tatar nüfus daha ziyade step bölgesine yerleşmiştir. Tahrir defterlerindeki Müslüman nüfus ile gayr-i Müslim nüfus hakkındaki veriler bunu ortaya koymaktadır)
Bucak bölgesindeki Tatarlarla ilgili diğer bir noktada özellikle 1559-1560 göçleri sırasında başta Akkirman çevresi olmak üzere bölgeye yerleşenlerin çoğunluğunun Nogay olarak kabul edilmesidir.
Berındei ve Öztürk’ün bu konuyla ilgili çalışmalarındaki ifadeler bu yöndedir. Bununla birlikte, her iki yazarın da çalışmalarında belirttiği gibi belgelerde göçle bölgeye gelenler için kullanılan ifade daha önce de vurguladığımız gibi “Kırım ve Nogay Tatarı” ifadesidir. Bir grubun diğerine üstünlüğüne işaret eden bir nokta yoktur.
İkinci problem ise Nogay ve Kırım Tatarı’nın birbirinden nasıl ayrılacağı noktasında düğümlenmektedir. Nogay Ordası ile Kırım Hanlığı’nın etnik temeli Altın Orda Devleti’nin mirasıdır. Bunun yanı sıra Nogay isminin ilk defa ortaya çıktığı 1500’lerin başında Kırım Hanlığı bünyesine iltihak ettiğini gördüğümüz Mangıt kabilesinin bir bölümünü burada diğer kitleden nasıl ayrılacağı ise bu konuda daha küçük bir örnektir( Önde gelen Mangıtlardan Timur bin Mansur’ın Kırım’a sığınması 1486 ya da 1487 yılındadır. Bu nedenle Trepavlov, 15. yüzyılın sonu ve 16. yüzyılın başında artık Kırım’da Mangıt Ulusu’nun etkili bir şekilde varlığını ortaya koyduğunu belirtir, Kırım tarihinde Mangıt ve Mansur isimlerinin birbirinin yerine kullanıldığı görülmektedir, Novoselskiy’e göre Mansurlar Mangıt kabilesini idare eden mirzalardır. Bu nedenle Mansurlar Bey ünvanını alınca Mangıt Beyi olarak adlandırılmıştır, Bu konuda daha genel bir bakış açısıyla bakarsak Türk devletlerinde etnik tabanın aynı kalırken siyasi hakimiyete sahip olan gruba göre etnik tabanın adlandırıldığı ifade edilmiştir, bizim örneğimizdeki Nogay Ordası ve Kırım Hanlığı, Kazan Hanlığı gibi isimler siyasi isimlendirmelerdir, toplumsal taban aynıdır )
Osmanlı belgelerinde ise bölge hakkında çok değerli bilgiler verdiğini gördüğümüz tahrir defterlerinde ise Nogay ismi bir kez “Nogay Tatar” şeklinde şahıs adı olarak bir kez de “karye-i Kara Nogay” şeklinde köy ismi olarak iki kez geçmektedir. Eğer Nogay unsurunun baskın bir niteliği olsa idi 1550-1600 yılları arasındaki kayıtlarda ya kabile isimlerinin ya da Nogay isminin daha çok geçmesi gerekirdi. 1600 sonrası döneme baktığımızda 1640’lı yıllardan sonra bölgeye gelen ve Nogay federasyonundan ayrıldığını gördüğümüz Ormembet ve Orakoğlu kabilelerinin ismi bölgeye geldikten sonra hep zikredilmiş hatta Bucak Nogayları
ifadesi yaygınlık kazanmıştır ki buna üçüncü bölümde değineceğiz.
1550-1600 yılları arasında Bucak bölgesindeki Tatarların faaliyetlerini belirtirken kullandığımız belgelerde ise bölgedeki Tatarlar için büyük çoğunlukla “Akkirman Tatarları” bazen de “Akkirman Kazakları” ifadeleri kullanılmıştır ve tahrir defterlerindeki veriler de bu ifadeleri desteklemektedir.
Genel olarak belgelerde Kazak ve Akkirman Tatarı ifadesinin kullanılması ve kabile isimlerinin geçmemesi Bucak bölgesine gelenlerin küçük nüfuslar halinde geldiğini ve Kırım Hanlığı ile Nogay Ordası’na bağlı bozkırdaki topluluklardan oluştuğunu ortaya koymaktadır. (Not: Tezde yazılanlar gözönünde bulundurulduğunda Bucak bölgesinin step olduğu düşünülürse buraya yerleşecek halkın steplerde yaşamını sürdürebilecek gruplar olmalıdır, Bunlar Nogay Ordasından yeni ayrılmış Nogay grupları olabileceği gibi daha önce Kırım hanlığı bünyesine katılmış Kırım hanlığı bünyesindeki Nogay gruplarıda olabilirler)
Kazak ifadesi de bu durumu en güzel şekliyle belirtir. Kazaklık teriminin askeri boyutu ve bölgedeki Tatarların belirttiğimiz faaliyetleri ise Akkirman merkezli olarak Bucak bölgesinde Türk Kazaklığının Ukrayna’da ortaya çıkan ve Lehistan’a bağlı olarak hareket eden Ukrayna Kazaklığı’na Osmanlı Devleti’nin cevabı olarak geliştiğini göstermektedir. Bucak bölgesine ve yakın çevresine yapılan saldırılar ile Akkirman merkezli olmak üzere Bucak bölgesindeki Tatarların faaliyetlerini kronolojik olarak iki tarafı da gözönünde tutarak baktığımızda Kazak ve Leh saldırılarının artışına paralel olarak Tatar faaliyetlerinin de belirginleştiğini görürüz.
1593-1600 arasında Eflak, Erdel ve Boğdan İsyanı’nın bütün gücüyle hissedildiği dönemde Bucak bölgesindeki Tatarların faaliyetleri ile ilgili kayıtların bulunmayışı ise bu dönemde Kırım Hanı Gazi Giray’ın bu bölgede faaliyette bulunması ile ilgilidir. Bölgedeki Tatarlar Gazi Giray’ın kuvvetlerine iltihak ettikleri için kayıtlarda müstakil olarak yer bulamamış olmalıdırlar.
Akkirman Kazakları ifadesinin II. Bayezid Devri’nden beri kullanıldığı ve liderliğini Kırım Hanzadelerinden Mamışık ve Tevekkel-Ulan’ın yaptığı bu Kazakların özellikle Polonya’ya büyük zarar verdiğini belirtmiştik.
Akkirman Kazaklarının, Dobruca ve Kili’deki Tatarlarla birlikte faaliyetlerinin Kanuni döneminde Polonyalıları oldukça rahatsız etmeye başladığını ve Polonyalıların Osmanlı Devleti nezdinde şikâyetlerde bulunduğunu görmekteyiz.
Akkirman Tatarları’nın ilk büyük lideri olan İsa Koca’nın ortaya çıkışı Bucak bölgesine doğru 1559-1560 yıllarında gerçekleşen büyük göç dalgasının akabindedir.
1565 yılında İsa Koca Lehistan’a yapılan saldırı nedeniyle kayıtlara geçer. Bu saldırıda liderliği İsa Koca’nın yanısıra Saad Hoca, Kıyaş, Alakaş ve İskender-Hocaoğlu yapmıştır.
İsa Koca’nın Lehistan arazisine yaptığı saldırıların yanı sıra Turla Suyu donduktan sonra Boğdan’a zarar verme ihtimalinden ve Akkirman Beyi’ne Lehistan’dan alınan esirleri iade etmek istememesi ve Akkirman’ı yakmakla tehdit etmesinden dolayı ortadan kaldırılması istenmiştir.
İsa Koca 1567 yılının Eylül ayında tekrar kayıtlarda ortaya çıkar. Merkezin isteğine rağmen İsa Koca’nın ortadan kaldırılamadığı Lehistan’a yaptığı saldırılardan dolayı yakalanıp hapsedilmesinin istenmesinden anlaşılmaktadır.
1568 yılında da İsa Koca ve İskender Hocaoğlu ve Sakal Hace hakkında şikâyetler olduğu görülmektedir.
H. 27 Ramazan 979/ M. 12 Şubat 1572 tarihinde İsa Koca’yı bu kez de Boğdan Voyvodalığındaki karışıklıklar ve Leh asilzadelerinden Albert Laski’nin Boğdan işlerine müdahalesi nedeni ile görürüz. İsa Koca Devlet Giray’ın oğlu ile birlikte bu müdahaleyi önlemeye çalışmaktadır.
H. 6 Rebiülahir 980/ M. 16 Ağustos 1572 tarihinde İsa Koca Bakay Ağa ile birlikte Lehistan’ı vurmuştur.
1574 yılında İsa Koca, Bakay Ağa, Yusuf Bahadır, Kurdeşen gibi Akkirman Tatar Ağaları ile birlikte İoan Voyvoda’nın isyanını bastırmakla görevlendirilmiştir.
Burada ilk defa İsa Koca için Akkirman tarafında olan Kazak Ağası diye adlandırılmıştır.
1578 yılında İsa Koca’yı Bakay Ağa, Kudas Ağa, Resergi ? Ağa gibi Tatar Ağaları ile bir kez daha Lehistan Krallığı arazisini vurmaları hadisesiyle kayıtlarda rastlarız.
1588 yılında Lehistan’a yapılan bir saldırıdan dönen Tatar Ağaları içinde zikredilen İsa Ağa İsa Koca olmalıdır ve bu O’nun kayıtlarda son kez geçişidir.
Berindei, mühimme kayıtlarına dayanarak Kırım Hanı Devlet Giray’ın 1574 yılında Koca adlı bir kişi için istediği tımarın büyük ihtimalle İsa Koca için istediğini belirtmektedir. Bu görüşe katılmıyoruz, Berindei’nin bu konuda dayandığı hükümdeki Koca zaten taviçe tımarı sahibidir. Devlet Giray Han savaşta gösterdiği
yararlılıktan dolayı daha yüksek gelir sahibi bir taviçe tımarının Koca’ya verilmesini istemektedir. İsa Koca’nın tahrir defterlerinde de ismi geçmekte ve tımarı olduğuna dair herhangi bir kayıt bulunmamaktadır, diğer Tatar Ağaları için de bu durum geçerlidir.
İsa Koca’nın yanı sıra belgelerde ismi geçen başlıca Tatar Ağaları Bakay Ağa, İskender Hocaoğlu, Resul Hoca, Kayaş, Alakaş, Musay Ağa, Şerefullahverdi Ağa, Kazak Mehmed, Yusuf Bahadır, Kurdeşen Ağa, Resergi Ağa, Hoş Geldi, Receb, Bozay ve Caneş Ağa’dır. İsa Koca ve Caneş Ağa’nın ismiyle tahrir defterlerinde köyler bulunmasına rağmen diğerlerinin ismini taşıyan köylere ratlanılmamıştır.
Caneş Ağa Akkirman havalisindeki Kazak Tatarı olarak ifade edilen grubun İsa Koca’dan sonraki lideridir. Bu konuda 1592 yılına ait bir mühimme hükmünde Caneş Ağa için Akkirman Beyine gönderilen hükümde “Taht-ı livânızda sakin olan Kazak Tatarının başubuğu olan Caneş Ağa” ifadesi kullanılmıştır.
1594 yılında Gazi Giray Yanık Seferi’ne giderken Lehistan arazisinde Kırım ordusuna kılavuzluk yaparken gördüğümüz Caneş Ağa bizce Akkirman Kazakları’nın Ağası Caneş Ağa ile aynı kişidir. Lehistan arazisine sık sık Akkirman’dan saldırılar yapan birinin Lehistan arazisinde rehberlik yapması çok doğaldır. Caneş Ağa Papa Kalesi fethi sırasında İdris Paşa’nın yanında vefat etmiştir.
Caneş Ağa’ya Tatar askerinin rehberlik yeteneğinden dolayı keramet sahibi bir veli olarak görmeleri de ilgi çekicidir
Akkirman Tatarları’nın İsa Koca, Musay Ağa gibi Tatar Ağaları liderliğinde devlete büyük sorunlar çıkarmalarına rağmen ortadan kaldırılmamalarının nedeni daha önce belirttiğimiz gibi Lehistan Kazaklarının saldırılarına aynı şekilde cevap verebilmeleridir.
Buradaki diğer bir sorun ise bu görevi Osmanlı ordusunun hafif süvari sınıfı olan akıncıların bu bölgede neden yapamadığı konusunda düğümlenmektedir.( H. 2 Rebiülevvel 975/ M. 6 Eylül 1567. Burada Akkirman Beyi’nin İstanbul’a mektup gönderip kendi livasında bulunan dört yüz elli akıncının bir bölümünün Akkirman’ı terkettiğini, bir bölümünün ise öldüğü bildirip acilen Akkirman’a akıncı gönderilmesini istemektedir; 1574 yılındaki bu hükümde Akkirman çevresindeki dört yüz elli nefer akıncının dağılması hakkındadır, eksik akıncıların oğullarından ve akrabalarından toplanılması hakkındadır; Bender Beyi’nin kasaba ve köy halkından akıncı toplama teklifi merkezin onayını almamıştır, 1584 yılında Akkirman zeameti akıncısıyla Bender’e iltihak edilmiştir, 1605 yılına gelindiğinde Silistre Beyi’nin İstanbul’a verdiği bilgilerden anlaşılmaktadır ki Silistre livasındaki Akıncıların bir kısmının kendilerini cebeci, topçu, hisar eri, şahinci, doğancı ve seyyid olarak göstererek Akıncılık hizmetinden kaçtıkları görülmektedir, bu Akıncıların etkinliğin ve gücünün çözülüşünün bölgedeki son aşaması olarak görülmektedir)
Osmanlı kayıtlarında Akkirman’da bulunan akıncıların sayısı ve kötü durumda oldukları belirtilmiştir.
Akıncılar tımar sahibi ve masraflı kuvvetler iken Tatarların devlete böyle bir masrafları yoktur.
Masrafları olmadığı gibi bulundukları bölgede tarımsal üretimin artmasına da katkıda bulunmaktadırlar.
Ayrıca devlet Akıncıların gerçekleştirdiği bir saldırıda sorumluluğu üstüne almak zorundayken Tatarların gerçekleştirdiği bir saldırıda sorumluluktan kaçmak daha kolaydır.
İşte bütün bu nedenler, Kazak saldırılarına cevap verme ihtiyacı, Boğdan ve Eflak voyvodalarına duyulan güvensizliklerle biraya gelince Bucak havalisindeki Tatar varlığının askeri niteliği güçlenmeye başlamış ve devlet de bunu istemese de desteklemek zorunda kalmıştır.
Sonuçta, Kanuni’nin 1538 yılındaki Boğdan Seferi’nden sonra Bucak havalisinin tamamının kontrol altına alınmasına paralel olarak Deşt-i Kıpçak’taki siyasi, ekonomik, sosyal nedenlerle özellikle 1559-1560’dan sonra gerçekleşen göçlerle Bucak havalisinde Akkirman merkezli askeri ve demografik açıdan etkin bir
Tatar varlığı ortaya çıkmıştır. Bu süreç aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin Balkanlar ve Rumeli’ndeki kolonizasyon sürecinin de başarılı örneklerinden birini oluşturmuştur.
1500-1600 yılları arasında Bucak bölgesindeki Tatarların nüfusu hakkında tahrir defterlerine dayalı olarak nüfus verilerini ifade etmiştik. Tahrir defterlerine göre bölgedeki Tatarların sayısını 10976 kişilik bir nüfus içerisinde 2664 olarak tespit etmiştik. Tahrir defterlerinin verilerini yorumlarken ifade ettiğimiz gibi bu
rakamlar oldukça eksiktir; mühimme kayıtlarındaki “ahali-i vilâyetin ekserisi Tatar olmakla şer’i şerife adem-i inkıyâdları olmağla inâd ve muhalefetleri daima ziyâde olmakdan hali değildir” ifadesi bu durumu teyit etmektedir.
Buradaki ifade Akkirman için kullanılmıştır. Akkirman’ın toplam nüfusu tahrir defterlerine göre 8790 kişi olup bunun 7920’si Müslüman’dır gene yukarıdaki belgedeki ifadeyi baz alırsak Akkirman’da yaşayan Tatar nüfusunun en az 3900 civarında olması gerekir ki ortalama bir rakam olarak dört bin rakamı Akkirman
Tatarları’nın sayısını yaklaşık olarak vermektedir. Tahrir defterlerinden bizim Akkirman için tespit ettiğimiz rakam ise 2324 kişidir. Tahrir defterlerinin verilerini ifade ederken Tatar kökenli olduğunu düşündüğümüz çok sayıda isimde Tatar olduğuna dair bir ifadenin bulunmadığını belirtmiştik, bu ifade görüşümüzün doğru
olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu konudaki diğer bir kayıtta 1578 yılında Bucak havalisinin önde gelen Tatar Ağalarından İsa Koca, Bakay Ağa, Kudas Ağa ve Resergi? Ağaların Mehmed Giray Hanın Moskova’ya seferi vardır diyerek beş-altı bin kişilik bir Tatar topluluğu Turla nehrini geçtiklerine dair bir kayıt bulunmaktadır. Bu tip genel saldırılara
Dobruca’da bulunan Tatarların katılımı sıklıkla görülen bir olaydır. Her mücerredin savaşabilecek bekâr erkek olduğunu göz önünde tutarsak ve Akkirman’da Müslüman 532 mücerred bulunduğunu ve bunların mühimme kaydında belirtildiği üzere yarısının tatar olduğunu düşünürsek 270 civarında asker çıkacağını ve toplam hane sayısının yarısı olan 792 hanenin her birinden bir savaşçı çıktığını düşünürsek Akkirman’da bulunan ve savaşa katılabilecek tatar sayısının yaklaşık olarak 1000 kişi civarında olması gerekir. Kili’de ise 66 Tatar hanesi ve 10 mücerred bulunduğunu görmekteyiz ki Kili’den de 80 civarında savaşabilecek tatar çıkar ki toplamda Bucak bölgesinden Tatar defterlerine göre yaklaşık 1100 civarında savaşçı çıktığı söylenebilir.
1578 yılı için bahsettiğimiz kayıtta ise beş, altı bin kişilik bir Tatarın Turla’yı geçtiği belirtiliyor. Biz bunu beş bin kişi kabul edersek Bucak havalisindeki 1100 civarındaki Tatarı düşürürsek geriye en azından 3500 kişilik bir açık kalmaktadır. Bu durumda Dobruca’dan katılan Tatar sayısı ne olduğunun tespiti önemlidir.
Lazaro Soranzo onaltıncı yüzyılın sonunda çoğu Dobruca’dan olmak üzere 2000 civarında cebelü Tatarın bulunduğunu belirtmektedir. Bu rakamı Bucak havalisinden gelen Tatarlarla topladığımızda 3000’ini aşkın bir rakam çıkmaktadır ki toplam rakama da uygundur.
Bucak havalisindeki Tatar varlığı hakkındaki diğer bir sorun da Tatarların hepsinin yerleşik hayata geçip geçmediği konusunda düğümlenmektedir. Tahrir defterlerinde bu konuda bir bilgiye rastlamadık bununla birlikte mühimme defterlerine yansıyan bir hüküm dönemsel olarak Akkirman havalisine gelen Tatar varlığı konusunda ipuçları taşımaktadır. Bu kayıtta “…dört beş yüz evlü tatar sebeb-i maaş? için Akkirman taraflarına giderken Leh tâifesi cümlesin esir idüp…” ifadesi geçmektedir. Bu hükmün tarihi H. 20 Rebiülahir 978/ M. 21 Eylül 1570’dir.
Bu tarih genel olarak konar-göçerlerin yaylaktan kışlağa harekete geçtikleri döneme denk gelmektedir. Bu da belirtilen Tatarların kış aylarını Akkirman çevresinde geçirdiğini göstermektedir. Bu Tatarların sayısı ise 2000 ila 2500 kişi civarında olmalıdır. Çünkü 400-500 evlü kullanılmıştır. Burada evle kastedilenin çadır olduğu
açıktır. Bir çadır halkını 4 kişi kabul edersek en azından 2000 kişilik bir Tatarın kış aylarında Tatar nüfusuna ilave edilmesi gerektiği ortadadır.
Burada diğer bir sıkıntı bu Tatarların kesin bir yerleşim için mi yoksa konar-göçerliğin gereği olan mevsimlik bir hareket çerçevesinde mi geldikleri noktasındadır. İkinci ihtimal daha geçerli gibi görünmektedir.
Bu konuda belirtmemiz gereken diğer bir nokta da Bucak bölgesinin hemen üzerinde yer alan Cankirman (Özi) sahrasında Yorman Kazakları adı verilen bir göçebe Tatar topluluğunun faaliyet gösterip, gelip geçenleri rahatsız etmesidir.
Belgede Yorman olarak geçen Tatarlar daha sonraki kayıtlarda da Çöplüce civarında gördüğümüz Yurtman Tatarlarıdır. Yurtman Tatarları örneği konar-göçer hayat sürdüren Tatarların Bucak bölgesinde de bulunabileceğine güzel bir örnektir.(1600’lı yıllarda Yurtman Tatarları Hacı Tarhan civarında görülmektedirler, Cankirman civarındakiler Hacı Tarhan’daki Yurtman Tatarlarının bir kolu olmalılardır. Bununla birlikte bu kesin değildir, İskhakov, Yurt Tatarları olarak ifade ettiği bir Tatar topluluğunun Hacı Tarhan civarında bulunduğu ve Nogay kökenli olduğu şeklinde iddialar bulunduğunu bununla birlikte Yurt Tatarları içinde farklı Tatar gruplarının da olduğunu belirtir)
(H. 13 Şevval 1036/ M. 27 Haziran 1627 tarihinde Yurtman Tatarları’nın Kırım’dan gelerek Kilitarafına yerleştiklerine dair bir kayıt bulunmaktadır)(Not: Tezde geçen bu gibi örnekler kayıtlarda kırım tatarı olarak geçen grupların aslında kırımdan gelen Nogay kökenli gruplar olduğunu/olabileceğini göstermektedir)
Bu son iki belgenin ışığında 1600’den önce Bucak havalisinde yerleşik Tatar nüfusun yanı sıra konar-göçer Tatarların da bölgede bulunduğu kesinleşmektedir.
Sonuç olarak, tahrir defterlerine yansıyan nüfus verilerinin ışığında Bucak bölgesinden sürekli olarak ikamet eden en azından 4000-5000 Tatarın bulunduğunu ve yine en az 2000 civarında da konar-göçer olarak bölgede bulunanları da bu sayıya eklersek Bucak bölgesinde toplam olarak 60000 civarında Tatarın bulunduğu ortaya çıkacaktır.( Tahrir defterlerine dayalı olarak verdiğimiz nüfus rakamları ve Bucak bölgesindeki Tatar nüfusu hakkındaki bu değerlendirmemizin Dariusz Kolodziejczyk’in Osmanlı Devleti’nin Bucak’taki Karadeniz sahiline yerleştirecek nüfus bulamadığı şeklindeki ifadesine de cevap vermektedir, Osmanlı Devleti’nin bölgede kolonizasyon için bulduğu demografik tabanı Tatarlar oluşturmuştur fakat Tatarların hayat tarzı sahilden ziyade step bölgesine uygun olduğu için Tatar nüfus daha ziyade step bölgesine yerleşmiştir. Tahrir defterlerindeki Müslüman nüfus ile gayr-i Müslim nüfus hakkındaki veriler bunu ortaya koymaktadır)
Bucak bölgesindeki Tatarlarla ilgili diğer bir noktada özellikle 1559-1560 göçleri sırasında başta Akkirman çevresi olmak üzere bölgeye yerleşenlerin çoğunluğunun Nogay olarak kabul edilmesidir.
Berındei ve Öztürk’ün bu konuyla ilgili çalışmalarındaki ifadeler bu yöndedir. Bununla birlikte, her iki yazarın da çalışmalarında belirttiği gibi belgelerde göçle bölgeye gelenler için kullanılan ifade daha önce de vurguladığımız gibi “Kırım ve Nogay Tatarı” ifadesidir. Bir grubun diğerine üstünlüğüne işaret eden bir nokta yoktur.
İkinci problem ise Nogay ve Kırım Tatarı’nın birbirinden nasıl ayrılacağı noktasında düğümlenmektedir. Nogay Ordası ile Kırım Hanlığı’nın etnik temeli Altın Orda Devleti’nin mirasıdır. Bunun yanı sıra Nogay isminin ilk defa ortaya çıktığı 1500’lerin başında Kırım Hanlığı bünyesine iltihak ettiğini gördüğümüz Mangıt kabilesinin bir bölümünü burada diğer kitleden nasıl ayrılacağı ise bu konuda daha küçük bir örnektir( Önde gelen Mangıtlardan Timur bin Mansur’ın Kırım’a sığınması 1486 ya da 1487 yılındadır. Bu nedenle Trepavlov, 15. yüzyılın sonu ve 16. yüzyılın başında artık Kırım’da Mangıt Ulusu’nun etkili bir şekilde varlığını ortaya koyduğunu belirtir, Kırım tarihinde Mangıt ve Mansur isimlerinin birbirinin yerine kullanıldığı görülmektedir, Novoselskiy’e göre Mansurlar Mangıt kabilesini idare eden mirzalardır. Bu nedenle Mansurlar Bey ünvanını alınca Mangıt Beyi olarak adlandırılmıştır, Bu konuda daha genel bir bakış açısıyla bakarsak Türk devletlerinde etnik tabanın aynı kalırken siyasi hakimiyete sahip olan gruba göre etnik tabanın adlandırıldığı ifade edilmiştir, bizim örneğimizdeki Nogay Ordası ve Kırım Hanlığı, Kazan Hanlığı gibi isimler siyasi isimlendirmelerdir, toplumsal taban aynıdır )
Osmanlı belgelerinde ise bölge hakkında çok değerli bilgiler verdiğini gördüğümüz tahrir defterlerinde ise Nogay ismi bir kez “Nogay Tatar” şeklinde şahıs adı olarak bir kez de “karye-i Kara Nogay” şeklinde köy ismi olarak iki kez geçmektedir. Eğer Nogay unsurunun baskın bir niteliği olsa idi 1550-1600 yılları arasındaki kayıtlarda ya kabile isimlerinin ya da Nogay isminin daha çok geçmesi gerekirdi. 1600 sonrası döneme baktığımızda 1640’lı yıllardan sonra bölgeye gelen ve Nogay federasyonundan ayrıldığını gördüğümüz Ormembet ve Orakoğlu kabilelerinin ismi bölgeye geldikten sonra hep zikredilmiş hatta Bucak Nogayları
ifadesi yaygınlık kazanmıştır ki buna üçüncü bölümde değineceğiz.
1550-1600 yılları arasında Bucak bölgesindeki Tatarların faaliyetlerini belirtirken kullandığımız belgelerde ise bölgedeki Tatarlar için büyük çoğunlukla “Akkirman Tatarları” bazen de “Akkirman Kazakları” ifadeleri kullanılmıştır ve tahrir defterlerindeki veriler de bu ifadeleri desteklemektedir.
Genel olarak belgelerde Kazak ve Akkirman Tatarı ifadesinin kullanılması ve kabile isimlerinin geçmemesi Bucak bölgesine gelenlerin küçük nüfuslar halinde geldiğini ve Kırım Hanlığı ile Nogay Ordası’na bağlı bozkırdaki topluluklardan oluştuğunu ortaya koymaktadır. (Not: Tezde yazılanlar gözönünde bulundurulduğunda Bucak bölgesinin step olduğu düşünülürse buraya yerleşecek halkın steplerde yaşamını sürdürebilecek gruplar olmalıdır, Bunlar Nogay Ordasından yeni ayrılmış Nogay grupları olabileceği gibi daha önce Kırım hanlığı bünyesine katılmış Kırım hanlığı bünyesindeki Nogay gruplarıda olabilirler)
Kazak ifadesi de bu durumu en güzel şekliyle belirtir. Kazaklık teriminin askeri boyutu ve bölgedeki Tatarların belirttiğimiz faaliyetleri ise Akkirman merkezli olarak Bucak bölgesinde Türk Kazaklığının Ukrayna’da ortaya çıkan ve Lehistan’a bağlı olarak hareket eden Ukrayna Kazaklığı’na Osmanlı Devleti’nin cevabı olarak geliştiğini göstermektedir. Bucak bölgesine ve yakın çevresine yapılan saldırılar ile Akkirman merkezli olmak üzere Bucak bölgesindeki Tatarların faaliyetlerini kronolojik olarak iki tarafı da gözönünde tutarak baktığımızda Kazak ve Leh saldırılarının artışına paralel olarak Tatar faaliyetlerinin de belirginleştiğini görürüz.
1593-1600 arasında Eflak, Erdel ve Boğdan İsyanı’nın bütün gücüyle hissedildiği dönemde Bucak bölgesindeki Tatarların faaliyetleri ile ilgili kayıtların bulunmayışı ise bu dönemde Kırım Hanı Gazi Giray’ın bu bölgede faaliyette bulunması ile ilgilidir. Bölgedeki Tatarlar Gazi Giray’ın kuvvetlerine iltihak ettikleri için kayıtlarda müstakil olarak yer bulamamış olmalıdırlar.
Akkirman Kazakları ifadesinin II. Bayezid Devri’nden beri kullanıldığı ve liderliğini Kırım Hanzadelerinden Mamışık ve Tevekkel-Ulan’ın yaptığı bu Kazakların özellikle Polonya’ya büyük zarar verdiğini belirtmiştik.
Akkirman Kazaklarının, Dobruca ve Kili’deki Tatarlarla birlikte faaliyetlerinin Kanuni döneminde Polonyalıları oldukça rahatsız etmeye başladığını ve Polonyalıların Osmanlı Devleti nezdinde şikâyetlerde bulunduğunu görmekteyiz.
Akkirman Tatarları’nın ilk büyük lideri olan İsa Koca’nın ortaya çıkışı Bucak bölgesine doğru 1559-1560 yıllarında gerçekleşen büyük göç dalgasının akabindedir.
1565 yılında İsa Koca Lehistan’a yapılan saldırı nedeniyle kayıtlara geçer. Bu saldırıda liderliği İsa Koca’nın yanısıra Saad Hoca, Kıyaş, Alakaş ve İskender-Hocaoğlu yapmıştır.
İsa Koca’nın Lehistan arazisine yaptığı saldırıların yanı sıra Turla Suyu donduktan sonra Boğdan’a zarar verme ihtimalinden ve Akkirman Beyi’ne Lehistan’dan alınan esirleri iade etmek istememesi ve Akkirman’ı yakmakla tehdit etmesinden dolayı ortadan kaldırılması istenmiştir.
İsa Koca 1567 yılının Eylül ayında tekrar kayıtlarda ortaya çıkar. Merkezin isteğine rağmen İsa Koca’nın ortadan kaldırılamadığı Lehistan’a yaptığı saldırılardan dolayı yakalanıp hapsedilmesinin istenmesinden anlaşılmaktadır.
1568 yılında da İsa Koca ve İskender Hocaoğlu ve Sakal Hace hakkında şikâyetler olduğu görülmektedir.
H. 27 Ramazan 979/ M. 12 Şubat 1572 tarihinde İsa Koca’yı bu kez de Boğdan Voyvodalığındaki karışıklıklar ve Leh asilzadelerinden Albert Laski’nin Boğdan işlerine müdahalesi nedeni ile görürüz. İsa Koca Devlet Giray’ın oğlu ile birlikte bu müdahaleyi önlemeye çalışmaktadır.
H. 6 Rebiülahir 980/ M. 16 Ağustos 1572 tarihinde İsa Koca Bakay Ağa ile birlikte Lehistan’ı vurmuştur.
1574 yılında İsa Koca, Bakay Ağa, Yusuf Bahadır, Kurdeşen gibi Akkirman Tatar Ağaları ile birlikte İoan Voyvoda’nın isyanını bastırmakla görevlendirilmiştir.
Burada ilk defa İsa Koca için Akkirman tarafında olan Kazak Ağası diye adlandırılmıştır.
1578 yılında İsa Koca’yı Bakay Ağa, Kudas Ağa, Resergi ? Ağa gibi Tatar Ağaları ile bir kez daha Lehistan Krallığı arazisini vurmaları hadisesiyle kayıtlarda rastlarız.
1588 yılında Lehistan’a yapılan bir saldırıdan dönen Tatar Ağaları içinde zikredilen İsa Ağa İsa Koca olmalıdır ve bu O’nun kayıtlarda son kez geçişidir.
Berindei, mühimme kayıtlarına dayanarak Kırım Hanı Devlet Giray’ın 1574 yılında Koca adlı bir kişi için istediği tımarın büyük ihtimalle İsa Koca için istediğini belirtmektedir. Bu görüşe katılmıyoruz, Berindei’nin bu konuda dayandığı hükümdeki Koca zaten taviçe tımarı sahibidir. Devlet Giray Han savaşta gösterdiği
yararlılıktan dolayı daha yüksek gelir sahibi bir taviçe tımarının Koca’ya verilmesini istemektedir. İsa Koca’nın tahrir defterlerinde de ismi geçmekte ve tımarı olduğuna dair herhangi bir kayıt bulunmamaktadır, diğer Tatar Ağaları için de bu durum geçerlidir.
İsa Koca’nın yanı sıra belgelerde ismi geçen başlıca Tatar Ağaları Bakay Ağa, İskender Hocaoğlu, Resul Hoca, Kayaş, Alakaş, Musay Ağa, Şerefullahverdi Ağa, Kazak Mehmed, Yusuf Bahadır, Kurdeşen Ağa, Resergi Ağa, Hoş Geldi, Receb, Bozay ve Caneş Ağa’dır. İsa Koca ve Caneş Ağa’nın ismiyle tahrir defterlerinde köyler bulunmasına rağmen diğerlerinin ismini taşıyan köylere ratlanılmamıştır.
Caneş Ağa Akkirman havalisindeki Kazak Tatarı olarak ifade edilen grubun İsa Koca’dan sonraki lideridir. Bu konuda 1592 yılına ait bir mühimme hükmünde Caneş Ağa için Akkirman Beyine gönderilen hükümde “Taht-ı livânızda sakin olan Kazak Tatarının başubuğu olan Caneş Ağa” ifadesi kullanılmıştır.
1594 yılında Gazi Giray Yanık Seferi’ne giderken Lehistan arazisinde Kırım ordusuna kılavuzluk yaparken gördüğümüz Caneş Ağa bizce Akkirman Kazakları’nın Ağası Caneş Ağa ile aynı kişidir. Lehistan arazisine sık sık Akkirman’dan saldırılar yapan birinin Lehistan arazisinde rehberlik yapması çok doğaldır. Caneş Ağa Papa Kalesi fethi sırasında İdris Paşa’nın yanında vefat etmiştir.
Caneş Ağa’ya Tatar askerinin rehberlik yeteneğinden dolayı keramet sahibi bir veli olarak görmeleri de ilgi çekicidir
Akkirman Tatarları’nın İsa Koca, Musay Ağa gibi Tatar Ağaları liderliğinde devlete büyük sorunlar çıkarmalarına rağmen ortadan kaldırılmamalarının nedeni daha önce belirttiğimiz gibi Lehistan Kazaklarının saldırılarına aynı şekilde cevap verebilmeleridir.
Buradaki diğer bir sorun ise bu görevi Osmanlı ordusunun hafif süvari sınıfı olan akıncıların bu bölgede neden yapamadığı konusunda düğümlenmektedir.( H. 2 Rebiülevvel 975/ M. 6 Eylül 1567. Burada Akkirman Beyi’nin İstanbul’a mektup gönderip kendi livasında bulunan dört yüz elli akıncının bir bölümünün Akkirman’ı terkettiğini, bir bölümünün ise öldüğü bildirip acilen Akkirman’a akıncı gönderilmesini istemektedir; 1574 yılındaki bu hükümde Akkirman çevresindeki dört yüz elli nefer akıncının dağılması hakkındadır, eksik akıncıların oğullarından ve akrabalarından toplanılması hakkındadır; Bender Beyi’nin kasaba ve köy halkından akıncı toplama teklifi merkezin onayını almamıştır, 1584 yılında Akkirman zeameti akıncısıyla Bender’e iltihak edilmiştir, 1605 yılına gelindiğinde Silistre Beyi’nin İstanbul’a verdiği bilgilerden anlaşılmaktadır ki Silistre livasındaki Akıncıların bir kısmının kendilerini cebeci, topçu, hisar eri, şahinci, doğancı ve seyyid olarak göstererek Akıncılık hizmetinden kaçtıkları görülmektedir, bu Akıncıların etkinliğin ve gücünün çözülüşünün bölgedeki son aşaması olarak görülmektedir)
Osmanlı kayıtlarında Akkirman’da bulunan akıncıların sayısı ve kötü durumda oldukları belirtilmiştir.
Akıncılar tımar sahibi ve masraflı kuvvetler iken Tatarların devlete böyle bir masrafları yoktur.
Masrafları olmadığı gibi bulundukları bölgede tarımsal üretimin artmasına da katkıda bulunmaktadırlar.
Ayrıca devlet Akıncıların gerçekleştirdiği bir saldırıda sorumluluğu üstüne almak zorundayken Tatarların gerçekleştirdiği bir saldırıda sorumluluktan kaçmak daha kolaydır.
İşte bütün bu nedenler, Kazak saldırılarına cevap verme ihtiyacı, Boğdan ve Eflak voyvodalarına duyulan güvensizliklerle biraya gelince Bucak havalisindeki Tatar varlığının askeri niteliği güçlenmeye başlamış ve devlet de bunu istemese de desteklemek zorunda kalmıştır.
Sonuçta, Kanuni’nin 1538 yılındaki Boğdan Seferi’nden sonra Bucak havalisinin tamamının kontrol altına alınmasına paralel olarak Deşt-i Kıpçak’taki siyasi, ekonomik, sosyal nedenlerle özellikle 1559-1560’dan sonra gerçekleşen göçlerle Bucak havalisinde Akkirman merkezli askeri ve demografik açıdan etkin bir
Tatar varlığı ortaya çıkmıştır. Bu süreç aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin Balkanlar ve Rumeli’ndeki kolonizasyon sürecinin de başarılı örneklerinden birini oluşturmuştur.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

























![[k�±r�±mda+nogay+yerle��imleri.jpg]](http://1.bp.blogspot.com/_YezErMvUiTw/R1zNqOEC8HI/AAAAAAAAAJM/FliqZPez0Rc/s1600/k%C3%84%C2%B1r%C3%84%C2%B1mda%2Bnogay%2Byerle%C3%85%C2%9Fimleri.jpg)







Genellikle kırım yarımadasının çöl bölgelerinde nogaylar haritada kahverengi ile gösterilen güneyindeki dağ bölgelerinde osmanlının torunları tatlar yerleşik Kırımın hangi bölgesinden geldiğimizi anlamanın en kolay yolu bir kırım seyahati, Türkiye,Bulgaristan ve Romanyadan kırıma gidenlerin çoğunluğu konuştukları şiveyi kırımlılara test ettirirlerse büyük olasılıkla konuştukları şivenin nogay şivesi olduğunu kendilerinin de nogay olduklarını göreceklerdir.
******************************************* 

Nogay orda

0 yorum:
Yorum Gönder