31 Ocak 2012 Salı
1. “Bucak Tatarları” Tanımlaması
GİRİŞ
1. “Bucak Tatarları” Tanımlaması
Her çalışma belirli kavramlara ve tanımlamalara dayanarak inşa edilir.
Doktora tezimizin konusunu oluşturan “Bucak Tatarları” ifadesi mekanı tanımlayan Bucak kelimesi ile etnik bir tanımlamayı içeren Tatar ifadesinin terkibidir.
Tatar etnik adlandırmasının bir boyutunu da Nogay adlandırması oluşturmaktadır.
Kavramların incelenmesinde öncelikle Bucak kelimesi ile hangi bölgenin kastedildiği dönemin kaynaklarından hareketle ortaya konulacaktır.
Bu aşamadan sonra Tatar ve Nogay adlandırmalarının anlamı günümüzdeki tanımlar ve dönemin kaynakları ışığında değerlendirildikten sonra bu tanımlardan hareketle 1550-1700 yılları arasında Bucak Tatarları’nın tarihi ortaya konulacaktır.
Türkçe bir kelime olan “Bucak”ın köşe, zaviye, uç, uzak ve sınırsız bölge anlamlarının yanı sıra nehir boylarında uzanan çalılık, kumluk araziye verilen isim olduğu ve “Bucak” kelimesine Kaşgarlı Mahmud’un ünlü eseri Dîvan-ı Lûgati’t-Türk ve Kuman dilinin sözlüğü olan Codex Cumanicus’ta köşe anlamında, günümüz
Türkiyesi’nde Antalya, Diyarbakır ve Trabzon illerinde yer adı olarak karşılaşıldığı ifade edilmiştir.
Aurel Decei coğrafi olarak Bucak bölgesinin Besarabya’nın İsmail, Kahul, Akkirman ve Bender vilâyetlerini içeren güney kısmı olduğunu ve Tuna nehri Karadeniz ile Turla arasında bulunan bu bölgenin bir sınır dahilinde Prut’a kadar uzandığını belirtir. Bucak kelimesinin Avar ve Hunlardan beri bu bölgenin ismi olduğunu belirtmekle birlikte kelimenin kökeni konusunda ise tartışmaların bulunduğunu ifade eder.
Kemal Karpat ise “Prut ve Turla nehirleri arasında kalan bölgenin güneyidir” şeklinde bir ifade ile Bucak bölgesini tanımlar.
Osmanlı kaynaklarında Bucak ya da Bucak Tatarları ifadesi Ayn-ı Ali Efendi’nin Kavânîn-i Âl-i Osmân Der Hülâsa-i Mezâmin-i Defter-i Divân isimli eseri 1640 ( Bu eserde “Bender ve Akkirman Bucak Tatarlığı şeklinde s.12 de geçmektedir.) ile Katip Çelebi’nin Fezleke H.1052/M.1642 isimli eseriyle belirir.
Diplomatik yazışmalarda ise 1630 yılında Kaymakam Recep Paşa ile Polonya elçisi Aleksander
Piaseczynski arasında imzalan anlaşma metninde tesadüf edilmektedir. (Kolodziejczyk’ın tarafından yayınlanan belgeler içinde 41 numaralı ve orjinali Polonya Arşivlerinde bulunan 30 Ağustos-8 Eylül 1630 tarihli belgede “sa’ir Dobruca ve Bucak Tatarı Turla’dan geçüp”şeklinde kullanılmıştır, belgede Bucak’da yaşayan Tatarlardan şikayet edilmektedir)
Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki belgelerde ise tespit edebildiğimiz kadarı ile ilk olarak 1634 yılına ait ve İbnül Emin Tasnifi’nin Hariciye kısmında bulunan bir belgede bulunmaktadır. (bu belge oldukça yıpranmış olmakla birlikte tarih ve Bucak Tatarları ifadesi net bir şekilde okunabilmektedir. Gemil İbnül Emin tasnifinin Şükrü Şikâyet kısmında 41 numara ile kayıtlı bir belgede 1633 yılıyla tarihlendirdiği bir belgede Bucak Tatarları ifadesi ile karşılaşılmaktadır. Bununla birlikte bu belgenintarihlendirmesi konusu sıkıntılıdır.)
Ayrıca Topkapı Sarayı Arşivi’nde 1647 yılı tarihli bir fermanda da aynı ifadeye rastlamaktayız.
Osmanlı kaynaklarının içinde “Bucak Tatarları” ifadesine en erken rastladığımız eserlerden birisi de Münşeâtü’s-Selâtîn’dir. Bu eserde “Kazak Eşkıyasının Def’-i İrâdesiyle Leh Kralı Tarafına İrsâl Buyurulan
Nâme-i Hümâyûnun Suretidir” ismini taşıyan belgede “Bucak Tatarı” ifadesi geçmektedir. Bize göre belge en geç 1626 yılına aittir(Bunun sebebi belgenin Mehmed Giray’ın Kırım Hanı ve Şahin Giray’ın Kalgay olarak bulunduğu döneme ait olması ile Kantemir Mirza’nın Bucak havalisinden göçürüldüğüne dair olan bilgidir. Kantemir Mirza Mehmed Giray’ın hanlığı döneminde 1623 ve 1625 yıllarında Bucak havalisinden göçürülmüştür. s. 52’de bulunan diğer bir belgede Bucak Tatarı ifadesi geçmekte olup bu belge de III. Mehmed Giray Han devrine aittir.).
Avrupa’da yazılan eserlerde ise Dominikan tarikatına mensup Jan De Lyuk’un 1625 yılına ait olan ve çeşitli
dillere çevirilen eserinde rastlamaktayız.
Belgelerin tarihleri göz önünde tutulduğunda (Mansuroğlu Nogaylarının mirzası) Kantemir Mirza’nın Bucak havalisine yerleşmesinden ve etkinlik kazanmasından sonra yani 1620’li yılların ortasından itibaren “Bucak Tatarı” ifadesinin ortaya çıktığını ve kullanılmaya başladığını söylemek mümkün olmaktadır.
Dönemin Osmanlı coğrafyacılarından Ebubekir bin Bihram Dımışki ve Bartınlı İbrahim Hamdi’ye göre Bucak bölgesi Boğdan yakınlarında olup daha eski dönemlerde Serab olarak bilinen bölgedir. Uzunluğu 36 mil genişliği 18 mildir. Doğusunda Karadeniz, kuzeyinde Turla, güneyinde Tuna ve batısında Boğdan vilâyeti bulunan düzlüklerden ibaret bir bölgedir.
Bu yazarların ifadesinde dikkati çeken nokta Bartınlı İbrahim Hamdi’nin “Fî Beyân-ı Vilâyet-i Bucak Tatarı” ve Dımışki’nin “Fasl-ı Beyân-ı Vilâyet-i Bucak Tatarı” başlıklarından sonra Akkirman ve Bender şehirlerine ayrı bir başlık açarak bu şehirler hakkında bilgi vermeleridir. Bu da yazarların Akkirman ve Bender şehirlerini Bucak Tatar bölgesinden ayrı tuttuklarını göstermektedir.
XVII. Yüzyılın ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi de Bucak bölgesini ziyaret etmiş ve Bucak bölgesini “Bucak Tatarı dediklerinin mekânları nehr-i Tuna ile nehri Turla arasında şarkdan garba tûlu beş konakdır. Tuna ile Turla’ya gelince iki germe konak yere Bucak derler” şeklinde tarif etmiştir.
Döneminin ünlü Romen devlet adamı ve tarihçisi Dimitri Kantemir’e göre Bucak bölgesi Akkirman, Kili, İsmail şehirleri ile birlikte eski Besarabya’nın dört parçasından biri olup Akkirman, Kili ve İsmail arasındaki bölgedir. Kantemir’de Osmanlı coğrafyacıları gibi Bucak bölgesini Kili, İsmail ve Akkirman şehirlerinden ayrı tutarak değerlendirmektedir14. 1633-1691 yılları arasında yaşayan Boğdan soylularından Miron Kostin Akkirman ve Kili ovalarını Bucak bölgesi olarak göstermektedir.
Guillaume Le Vasseur 1660 yılında yayınlanan ünlü eseri A Description Of Ukraine adlı eserinde Bucak bölgesini Akkirman ve Kili arasında bulunan 12 league uzunluğunda ve 5-6 league genişliğinde, Tuna nehri ile Turla arasındaki düzlük bölge olarak belirterek daha önceki tarifleri hemen hemen tekrar etmektedir.
1804 yılında Dünya Coğrafyası adlı eserini kaleme alan L. İnciyan da Bucak bölgesini kuzeybatısında Moldovya (Boğdan) güneydoğusunda Karadeniz bulunan ve Turla nehrinin ağzından başlayarak Prut nehrinin Tuna’ya döküldüğü yere kadar uzanan bölge olarak tasvir etmiştir.
Bu ifadelere göre Bucak bölgesi temel olarak eski Besarabya’nın bir parçası olup, doğusunda Karadeniz, kuzeyinde Turla, güneyinde Tuna ve batısında Boğdan vilâyeti bulunan Akkirman, Kili ve İsmail şehirleri arasındaki düzlüklerden ibaret bölgedir.
1. “Bucak Tatarları” Tanımlaması
Her çalışma belirli kavramlara ve tanımlamalara dayanarak inşa edilir.
Doktora tezimizin konusunu oluşturan “Bucak Tatarları” ifadesi mekanı tanımlayan Bucak kelimesi ile etnik bir tanımlamayı içeren Tatar ifadesinin terkibidir.
Tatar etnik adlandırmasının bir boyutunu da Nogay adlandırması oluşturmaktadır.
Kavramların incelenmesinde öncelikle Bucak kelimesi ile hangi bölgenin kastedildiği dönemin kaynaklarından hareketle ortaya konulacaktır.
Bu aşamadan sonra Tatar ve Nogay adlandırmalarının anlamı günümüzdeki tanımlar ve dönemin kaynakları ışığında değerlendirildikten sonra bu tanımlardan hareketle 1550-1700 yılları arasında Bucak Tatarları’nın tarihi ortaya konulacaktır.
Türkçe bir kelime olan “Bucak”ın köşe, zaviye, uç, uzak ve sınırsız bölge anlamlarının yanı sıra nehir boylarında uzanan çalılık, kumluk araziye verilen isim olduğu ve “Bucak” kelimesine Kaşgarlı Mahmud’un ünlü eseri Dîvan-ı Lûgati’t-Türk ve Kuman dilinin sözlüğü olan Codex Cumanicus’ta köşe anlamında, günümüz
Türkiyesi’nde Antalya, Diyarbakır ve Trabzon illerinde yer adı olarak karşılaşıldığı ifade edilmiştir.
Aurel Decei coğrafi olarak Bucak bölgesinin Besarabya’nın İsmail, Kahul, Akkirman ve Bender vilâyetlerini içeren güney kısmı olduğunu ve Tuna nehri Karadeniz ile Turla arasında bulunan bu bölgenin bir sınır dahilinde Prut’a kadar uzandığını belirtir. Bucak kelimesinin Avar ve Hunlardan beri bu bölgenin ismi olduğunu belirtmekle birlikte kelimenin kökeni konusunda ise tartışmaların bulunduğunu ifade eder.
Kemal Karpat ise “Prut ve Turla nehirleri arasında kalan bölgenin güneyidir” şeklinde bir ifade ile Bucak bölgesini tanımlar.
Osmanlı kaynaklarında Bucak ya da Bucak Tatarları ifadesi Ayn-ı Ali Efendi’nin Kavânîn-i Âl-i Osmân Der Hülâsa-i Mezâmin-i Defter-i Divân isimli eseri 1640 ( Bu eserde “Bender ve Akkirman Bucak Tatarlığı şeklinde s.12 de geçmektedir.) ile Katip Çelebi’nin Fezleke H.1052/M.1642 isimli eseriyle belirir.
Diplomatik yazışmalarda ise 1630 yılında Kaymakam Recep Paşa ile Polonya elçisi Aleksander
Piaseczynski arasında imzalan anlaşma metninde tesadüf edilmektedir. (Kolodziejczyk’ın tarafından yayınlanan belgeler içinde 41 numaralı ve orjinali Polonya Arşivlerinde bulunan 30 Ağustos-8 Eylül 1630 tarihli belgede “sa’ir Dobruca ve Bucak Tatarı Turla’dan geçüp”şeklinde kullanılmıştır, belgede Bucak’da yaşayan Tatarlardan şikayet edilmektedir)
Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki belgelerde ise tespit edebildiğimiz kadarı ile ilk olarak 1634 yılına ait ve İbnül Emin Tasnifi’nin Hariciye kısmında bulunan bir belgede bulunmaktadır. (bu belge oldukça yıpranmış olmakla birlikte tarih ve Bucak Tatarları ifadesi net bir şekilde okunabilmektedir. Gemil İbnül Emin tasnifinin Şükrü Şikâyet kısmında 41 numara ile kayıtlı bir belgede 1633 yılıyla tarihlendirdiği bir belgede Bucak Tatarları ifadesi ile karşılaşılmaktadır. Bununla birlikte bu belgenintarihlendirmesi konusu sıkıntılıdır.)
Ayrıca Topkapı Sarayı Arşivi’nde 1647 yılı tarihli bir fermanda da aynı ifadeye rastlamaktayız.
Osmanlı kaynaklarının içinde “Bucak Tatarları” ifadesine en erken rastladığımız eserlerden birisi de Münşeâtü’s-Selâtîn’dir. Bu eserde “Kazak Eşkıyasının Def’-i İrâdesiyle Leh Kralı Tarafına İrsâl Buyurulan
Nâme-i Hümâyûnun Suretidir” ismini taşıyan belgede “Bucak Tatarı” ifadesi geçmektedir. Bize göre belge en geç 1626 yılına aittir(Bunun sebebi belgenin Mehmed Giray’ın Kırım Hanı ve Şahin Giray’ın Kalgay olarak bulunduğu döneme ait olması ile Kantemir Mirza’nın Bucak havalisinden göçürüldüğüne dair olan bilgidir. Kantemir Mirza Mehmed Giray’ın hanlığı döneminde 1623 ve 1625 yıllarında Bucak havalisinden göçürülmüştür. s. 52’de bulunan diğer bir belgede Bucak Tatarı ifadesi geçmekte olup bu belge de III. Mehmed Giray Han devrine aittir.).
Avrupa’da yazılan eserlerde ise Dominikan tarikatına mensup Jan De Lyuk’un 1625 yılına ait olan ve çeşitli
dillere çevirilen eserinde rastlamaktayız.
Belgelerin tarihleri göz önünde tutulduğunda (Mansuroğlu Nogaylarının mirzası) Kantemir Mirza’nın Bucak havalisine yerleşmesinden ve etkinlik kazanmasından sonra yani 1620’li yılların ortasından itibaren “Bucak Tatarı” ifadesinin ortaya çıktığını ve kullanılmaya başladığını söylemek mümkün olmaktadır.
Dönemin Osmanlı coğrafyacılarından Ebubekir bin Bihram Dımışki ve Bartınlı İbrahim Hamdi’ye göre Bucak bölgesi Boğdan yakınlarında olup daha eski dönemlerde Serab olarak bilinen bölgedir. Uzunluğu 36 mil genişliği 18 mildir. Doğusunda Karadeniz, kuzeyinde Turla, güneyinde Tuna ve batısında Boğdan vilâyeti bulunan düzlüklerden ibaret bir bölgedir.
Bu yazarların ifadesinde dikkati çeken nokta Bartınlı İbrahim Hamdi’nin “Fî Beyân-ı Vilâyet-i Bucak Tatarı” ve Dımışki’nin “Fasl-ı Beyân-ı Vilâyet-i Bucak Tatarı” başlıklarından sonra Akkirman ve Bender şehirlerine ayrı bir başlık açarak bu şehirler hakkında bilgi vermeleridir. Bu da yazarların Akkirman ve Bender şehirlerini Bucak Tatar bölgesinden ayrı tuttuklarını göstermektedir.
XVII. Yüzyılın ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi de Bucak bölgesini ziyaret etmiş ve Bucak bölgesini “Bucak Tatarı dediklerinin mekânları nehr-i Tuna ile nehri Turla arasında şarkdan garba tûlu beş konakdır. Tuna ile Turla’ya gelince iki germe konak yere Bucak derler” şeklinde tarif etmiştir.
Döneminin ünlü Romen devlet adamı ve tarihçisi Dimitri Kantemir’e göre Bucak bölgesi Akkirman, Kili, İsmail şehirleri ile birlikte eski Besarabya’nın dört parçasından biri olup Akkirman, Kili ve İsmail arasındaki bölgedir. Kantemir’de Osmanlı coğrafyacıları gibi Bucak bölgesini Kili, İsmail ve Akkirman şehirlerinden ayrı tutarak değerlendirmektedir14. 1633-1691 yılları arasında yaşayan Boğdan soylularından Miron Kostin Akkirman ve Kili ovalarını Bucak bölgesi olarak göstermektedir.
Guillaume Le Vasseur 1660 yılında yayınlanan ünlü eseri A Description Of Ukraine adlı eserinde Bucak bölgesini Akkirman ve Kili arasında bulunan 12 league uzunluğunda ve 5-6 league genişliğinde, Tuna nehri ile Turla arasındaki düzlük bölge olarak belirterek daha önceki tarifleri hemen hemen tekrar etmektedir.
1804 yılında Dünya Coğrafyası adlı eserini kaleme alan L. İnciyan da Bucak bölgesini kuzeybatısında Moldovya (Boğdan) güneydoğusunda Karadeniz bulunan ve Turla nehrinin ağzından başlayarak Prut nehrinin Tuna’ya döküldüğü yere kadar uzanan bölge olarak tasvir etmiştir.
Bu ifadelere göre Bucak bölgesi temel olarak eski Besarabya’nın bir parçası olup, doğusunda Karadeniz, kuzeyinde Turla, güneyinde Tuna ve batısında Boğdan vilâyeti bulunan Akkirman, Kili ve İsmail şehirleri arasındaki düzlüklerden ibaret bölgedir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
























![[k�±r�±mda+nogay+yerle��imleri.jpg]](http://1.bp.blogspot.com/_YezErMvUiTw/R1zNqOEC8HI/AAAAAAAAAJM/FliqZPez0Rc/s1600/k%C3%84%C2%B1r%C3%84%C2%B1mda%2Bnogay%2Byerle%C3%85%C2%9Fimleri.jpg)







Genellikle kırım yarımadasının çöl bölgelerinde nogaylar haritada kahverengi ile gösterilen güneyindeki dağ bölgelerinde osmanlının torunları tatlar yerleşik Kırımın hangi bölgesinden geldiğimizi anlamanın en kolay yolu bir kırım seyahati, Türkiye,Bulgaristan ve Romanyadan kırıma gidenlerin çoğunluğu konuştukları şiveyi kırımlılara test ettirirlerse büyük olasılıkla konuştukları şivenin nogay şivesi olduğunu kendilerinin de nogay olduklarını göreceklerdir.
******************************************* 

Nogay orda

0 yorum:
Yorum Gönder