5 Haziran 2008 Perşembe

KÖYLERİMİZ D 2

14 – GÖKEŞME

15 GÜNELI (MAMURE) KÖYÜ*

16 GÜROLUK (KIZILSUVAT)x

HAMİDİYE

HAYRİYE
ILICABAŞI / İHSANİYE / OLCA

17 İzzettin Köyü

18 KALECIKKAYA
19 KALKANLI*

KARAÇAY

20 KARACOBANPINAR
21 KIREC

22 KOKLUCE

KONAR KÖYÜ

23 LUTFIYE*

24 Mesudiye (Taşlıhüyük) Köyü*

25 – ORHANİYE

ORTAKLAR

26 - PAŞAKADIN


GÖKEŞME
Doç. Dr. Hakan KIRIMLI

Kirsehir'in Kaman ilçesine bagli olan Gökesme köyü Orta Anadolu'nun Kirim Tatar yerlesimine sahne olmus köylerinden biridir. Kaman'a 15 km. uzakliktaki köy, ilçe merkezine stabilize bir yol ile baglanmaktadir.

Gökesme köyünün Kirim Tatar muhacirleri tarafindan kuruldugu kesin olmakla birlikte, köy kurucularinin aslen Kirim'in neresinden olduklari ve kurulus tarihi bilinmemektedir. Köy halki genellikle, atalarinin Kirim'dan önce Dobruca'ya göç ettiklerini ve "93 Harbi" (1877-1878 Osmanli-Rus Savasi) ile birlikte de Köstence'den Anadolu'ya geldiklerini belirtmektedir. Ayni ifadelere göre, köyü kuran Kirim Tatar muhacirleri önce Kirsehir'e gelmisler, bilâhare köye yerlesmislerdir. Halen (1996) köyün en yaslilarindan olan Ahmet Korkut Gökesme köyünü dedesi Bayraktarusaklarindan Appaz Aqay ile Sadci Memet Aqay'in kurdugunu kaydetmektedir. Köydeki Kirim Tatar nüfusu sadece bu kurucu Kirim Tatar grubunun ahfadindan mütesekkil degildir. Yine geçtigimiz yüzyilda Kirim'dan çikip bugünkü Bulgaristan o zamanki Osmanli topraklarindaki Nigbolu havalisine yerlesmis olan Kirim Tatarlarindan bir grup da 1951'deki mecburî göç ile Bulgaristan'dan çikarilarak Türkiye'ye gelmisler ve Gökesme köyüne iskân edilmislerdir. Sonraki yillarda köye Gümüshane'den gelen 4-5 hane kadar Türkmen de yerlesmistir.

Gökesme köyünün nüfusu halen yaklasik 120 kisi olup, 22 haneden olusmaktadir. Bunlardan yaklasik 15 hane Kirim Tatarlaridir. Kardesçe ve uyumlu bir yasantinin hüküm sürdügü köy de son yillarda köylerden sehirlere yönelen iç göç dalgalarindan etkilenmis ve nüfusunda eskiye göre azalma olmustur. Köyden yetisip de yüksek tahsil görmüs olanlar varsa da, bunlar bütünüyle sehre yerlestiklerinden köyle fazla alâkalari kalmamistir. Köyün ekonomisi esasen ziraate dayanmaktadir (özellikle bugday ve arpa). Bir miktar hayvancilik da yapilmaktadir. Gökesme'ye elektrik 1977'de, su ise 1992'de getirilmistir. Köyün zarif minareli sirin bir camisi mevcuttur.

Gökesme köyünde genel olarak Kirim Tatar dil ve kültüründen büyük ölçüde erime oldugu gözlenmektedir. Köy halki Kirim'dan geldiklerini iyi bilmekle birlikte, Kirim lehçesi ancak az sayidaki bir kaç ihtiyar tarafindan bir ölçüde konusulmaktadir. Orta yasli nesil ise yalnizca bazi kelimeleri bilmekte ve günlük konusmalarinda kullanmaktadir. Köyde katisiksiz Kirim Tatarca konusabilen kimse kalmadigindan köy halkinin asil sivesini tesbit edebilmek zordur. Bununla birlikte, mevcut bazi sive özelliklerine bakarak köyün asil halkinin Akmescit veya Bahçesaray havalisinden çikmis oldugu düsünülebilir.

Gökesme'de genel olarak Kirim Tatar âdetlerinden fazla iz kalmamis görünmektedir. Çocuk dogumunda köy halkina yemek verilmesi ve dua edilmesine iliskin âdetler, dügünlerde damadin tekbirlerle gerdege gönderilmesi, aile büyüklerine karsi gösterilen derin saygi ve (çevredeki diger köylerden farkli olarak) her yil hidrellezin kutlanmasi eskiden kalabilen özel âdetlerin bazilaridir. Kaybolan âdetlerin bir parçasi olarak Kirim Tatar yirlari ve çinlar da unutulup gitmistir. Yine de ihtiyarlardan Ahmet Korkut gençligindeki toylari ve çinlasmalari hatirlamaktadir. Bunlar meyaninda,

"Kökçe bolur közleri,

Mertçe bolur sözleri.

Bargan yerge ün salar,

Ayda Qirim qizlari."

ve

"Bir terekte bes qavun,

Bavirim bütün.

Caniqni ot söndürür,

ìçeber tütün."

gibi çinlari hâlâ ara-sira zikretmektedir. Ahmet Korkut eskiden çinlasmanin çok önemli oldugunu, hattâ iyi çinlasmayi beceremeyenlerin para ile kendileri adina çinlasacak kimseler tuttugunu da hatirliyor.

Gökesme'de Kirim Tatar kültürünün yasayan en canli unsuru hiç süphesiz ki yemeklerdir. Kirim Tatar mutfaginin ilk akla gelen unsurlarindan aluske ve omaç çorbalari, köbete, çibörek, sarburma, salma ve tabaqbörek (tataras) gibi yemekler bugün de eski lezzetiyle köyde pisirilmektedir.

GÜNELİ
Güneli Köyü, Eskisehir'in Alpu Ilçesi'ne bagli olup 1900'lü yillarin baslarinda Kirim'in Gözleve ve Kerç sehirlerinden göç eden Kirim Tatarlari tarafindan kurulmustur. Köyün ilk kuruculari Haci Nuray, Haci Sadi, Kart Ali Karter, Hafiz Riza (Ataseven) ve Koca Refik Karter isimli Kirim Tatarlaridir.

Güneli köyü, Alpu'ya asfalt yol ile 6 km mesafededir. Köy, kuzeyinde Alpu ilçesi güneyinde Isikören köyü, güney batisinda Sarikavak köyü, batisinda Kirim Tatarlarinca kurulan Fevziye köyü ve dogusunda Akçatepe (Rifkiye). köyü ile komsudur.

Kirim'dan göç ederek gelip bu köyü kuranlar, ilk olarak Kirim Tatarlarinin kurdugu baska bir köy olan Esence (Yellice) köyüne, daha sonra da simdi bulundugu yere yerlesmisler. Köyün ilk kurulus yeri simdikinden daha asagi kesimde, çayirlik bir alanda olmus. Ancak burada ortaya çikan sitma sebebiyle epey ölen olmus. Hastalik korkusu sebebiyle daha yukariya, konum itibariyla bayira yerlesmisler. Köy Osmanli Sultani II.Mahmut'un vakiflar arazisi üzerine iskan edilmistir. Ilk adi Mamure olan köyün adi 1960 yilinda "Güneli" olarak degistirildiyse de aradan geçen 35 yil süre içerisinde halen Güneli'nden çok Mamure bilinmekte.

Ilk olarak kuruldugunda 20 hane kadar bir nüfusa sahip olan Mamure köyünde halen 60 hanede 180 kadar nüfusa var olup bunun 15 hanesini birkaç yil önce Konya civarinda buraya gelip yerlesenler teskil etmektedir.

Köyde cami 1909 yilinda insa edilmis, okulda egitime de ayni yillarda baslanmis. Halen köyde bir ögretmen, 20 kadar da ögrenci ile egitim sürdürülmekte. Köyde okur-yazar orani yüzde yüz olup, üniversiteyi bitiren kisi sayisi 10-15'dir.

Köy yolu 1957 sose olarak yapilmis, 1995'de asfalt olmus. Köye 1958 yilinda da elektrik baglanmis.

Köylünün genel ekonomik seviyesi orta olup baslica geçim kaynagi tarimdir. Tarim yapilan arazi miktari yaklasik 20000 dekar olup, nadas uygulanarak bugday, arpa, yulaf, nohut gibi ürünler yetistirilmektedir. Köyde 1990 yilinda sulama amaçli bir kooperatif kurulmus olup, 5000 dekar alanda sulama yapilmasi planlanmistir. Tarim modern ekipmanlar kullanilarak yapilmaktadir. Köye ilk traktör 1946 yilinda demir tekerlekli olarak girerken, 1949 yilinda Ömer Aytöre ve Zahit Savas adindaki Kirim Tatarlari ilk olarak lastik tekerlekli traktörü beraber almislar. Köyde bundan 50 yil kadar önce Ömer Aytöre'nin üstü açik bir de otomobili varmis. O vakitler simdiki gibi bol sayida olmadigindan epey ilgi çekermis. Mamure köyünde halen 30 traktör, iki de biçerdöger var. Köyde yasayanlarin yüzde doksani kurban kesebilecek bir ekonomik gelire sahiptir. Eskiden daha çok olana hayvancilik Güneli'nde de iyice azalmis, simdi 1000 koyun, 100 sigir, 3-4 de at var. Güneli köyünde tarim yapilan araziler bulunduklari mevkiilere göre çesitli isimlerle anilmakta. Bunlar, Alpu-Rifkiye arasindaki araziler "Akbayirlar", Rifkiye-Arapkuyusu köyleri arasindakiler "Karadere", "Kiziltepe", "Kaynak" ; Arapkuyusu-Fevziye arasindakiler "Kizildere" ve Fevziye-Alpu arasindakiler de Kumtepe mevkiileri olarak bilinmekte.

Köyde ulasimi için Uyuzhamam ve Beylikahir istikameti ile Eskisehir arasinda isleyen iki adet köy postasi kullanilmakta olup, sayision kadar olan otomobiller de kullanilmakta.

Türk Istiklâl harbinde Yunan ordusu bu köye de girmis ve 10 gün kadar da kalmis, giderken de tas üstünde tas birakmadan yakmis, yikmis. Söylendigine göre istiklâl harbinde bu köydeki ailelerden hemen her evden en az bir kisi olmak üzere yaklasik 40-50 kisi sehit verilmis.

Köyde kurulali ber devam ettirilen sürdürülen kültüre ait baslica sey yemeklerdir. Kirim Tatar yemek kültürünün baslicalarindan sayilan çibörek, qatlama, köbete, tavaloqum gibi hamur aslari hâlâ pisirilmekte. Eskiden "kaynak" denilen yerde qalaqayin tigirtildigi tepreçler, artik bu köyde yapilmaz olmus. Uzun kis gecelerinin en büyük eglencesi çinlasma ise çoktan tarih olmus. Simdi bunlarin sadece adi kalmis. Bir zaman geçtikten sonra bütün bunlar belki rivayet edilerek anlatilacak.

Eskiden köye misafir olarak gelen oldugunda, köy halkinin hemen tamaminin istirak ettigi meclis kurulur ve misafir agirlanirmis. Bu sebeple de hemen her gün misafir eksik olmaz, meclis teskil edilirmis. Bu Güneli'nde çok meshurmus.

Zaman kendisi degisirken Güneli köyünde de çok seyleri degistirmis.
Günelide Kirim Tatar Türkçesinin çöl sivesi hâlâ konusulmaktadir.

GÜROLUK (KIZILSUVAT) KÖYÜ
Ertugrul KARAS

Güroluk Köyü, Eskisehir'in Alpu ilçesi'ne bagli olup, geçtigimiz yüzyilin sonlarinda Kirim'dan göç eden Kirim Tatarlari tarafindan kurulmustur. Köyün ilk kuruculari Kirim'in Taqil köyünden Ebubekir, Yahya, Fahri, Muhammediye, Haybulla, ìsmail Aqay, Zeytun Abdullah, Emrullah ve Seyit Abdullah isimli Kirim Tatarlaridir.

Güroluk köyü, Eskisehir'in Beylikova ilçesi ile Alpu ilçesi sinirina çok yakin olup, Beylikova'ya 10 km., Alpu'ya 30 km. mesafededir. Köyün en yakin komsulari da yine Kirim Tatarlarinca kurulmus köylerdir. Güroluk köyü, kuzeyinde Çardakbasi, kuzey dogusunda Uzunburun, kuzey batisinda Esence (Yellice), batisinda Uyuzhamam, güney batisinda Yayikli (Kosmat) ve dogusunda Parsibey köyleri ile komsudur.

Kirim'dan göç ederek gelenler, köyün kuruldugu yerde daha önce hayvan sulamak için kirmizi renkli topraktan insa edilen bir suvat oldugundan, köye ilk olarak "Kizilsuvat" adini vermislerdir. Bu isim daha sonra "Refahiye" olarak degistirilmis, ancak 1990 yilinda da son olarak simdiki ismi olan "Güroluk" adini almistir. Köyün kurulus tarihi Hicrî 1317 (Milâdî 1899-1900) yili olarak bilinmektedir. Hicrî 1318'de (Milâdî 1900-1901) de cami insa edilmistir.

Güroluk köyünün nüfusunun ilk kuruldugunda 25 hane oldugu söylenmektedir. Yaz-kis degisken bir nüfusa sahip olan köy, en kalabalik oldugu zamanlarda 40 hane imis. Simdi 30 hanede 117 kisi yasiyor.

Köyde okuma-yazma orani % 100 olup, yeni yazi kabul edildiginde çocuklar Parsibey köyüne gidip gelmislerdir. Daha sonra insa edilen eski okulun yerine 1960 yilinda yenisi insa edilmistir. 1993 yilinda da okulda okuyan ögrencilerin azligindan dolayi ilkokul kapatilmistir. Halen ögrenciler Uzunburun köyüne gidip gelerek ilkokula devam ediyorlar. Bu köyden olup da üniversiteyi bitiren 4-5 kisi çikmistir.

Köyün genel ekonomik durumu orta ve ortanin altinda olup, baslica geçim kaynagi yöredeki diger köylerde oldugu gibi tarim ve hayvanciliktir. Köyün 10 bin dekar arazisi mevcut olup, kurak sartlarda hububat yetistiriciligi yapilmaktadir. 300 dekarlik bir alanda da sulama yapilarak bugday, arpa, misir ve pancar yetistirilmektedir. Güroluk'da halen 350 küçükbas (koyun), 30 da büyükbas hayvan vardir.

Köyün altyapi problemi kalmamis olup, köy yolu 1959'da yapilmis, elektrik 1960'da ve su da 1963'de her bir eve götürülmüstür.

Güroluk köyünde tarim yapilan araziler bulunduklari mevkiilere göre Kumdere, Çalalti ve Suvat gibi çesitli isimlerle anilmaktadir.

Kirim Tatar kültürünün birer simgesi olan toylar, simdilerde köyün en qartlari olan Abdürrahim Takil ve Kirim dogumlu Hatice Takil'in anlattigina göre Güroluk'da eskiden Persembe gününden mevlût okutularak baslar, ayni gün sogum soyulurdu. Toy boyunca et ihtiyacini temin için sogum olarak genellikle dana kesilir, Kirim Tatarlarinin en meshur hamur aslarindan qatlama ve baqlava pisirilirdi. Misafirler toy için uzak ve yakin yerlerden atli araba ile gelirlerdi. Gelen misafirler çalgilarla "hoskeldi" havasi ile karsilanirdi. Toylarin baslica eglencesi sayilan güresler, kosular yapilirdi. Fahri Aqay ile Seyit Abdullah Aqay'in qosu ozgan atlari o zamanlar meshurdu.

Güroluk'ta çinlasma âdeti, hemen bütün gençlerin istirak ettigi kis gecelerinin vazgeçilmez eglencesi idi. Köyün çinci kedaylari olarak kizlardan Zöre, Sasne, Muhsine, Fatma, Fadime ve Zehra, delikanlilardan Gani, Settar, Bariy, Hasan, Mehmet, ìsmail, Davut ve Musa oldukça meshur idiler.

Güroluk'da Kirim Tatar kültüründe de yer alan bahari karsilama sayilan hidrellez de önemli bir yere sahipti. Bu köyün halki hidrellez için Çifteler'in Sakarbasi köyüne veya Alpu'nun Mâmure köyüne giderek hidrellez senliklerine istirak ederlerdi.

HAMİDİYE

Hamidiye, Eskişehir ilinin Mahmudiye ilçesine bağlı bir köydür. 1937'de Çifteler Köy Enstitüsü'nün (günümüzde Yunus Emre Anadolu Öğretmen Lisesi) kurulduğu köydür.


Köyün kurucusu Hacı Murat Kahya oğlu Durmuş Sütgöl isimli bir karpuz üreticisidir. Köyün gelenek ve görenekleri hakkında bilgi yoktur.Yemekleri; göbete, tavalokum, sorpa, çiğbörek, kıygaşadır. Hamidiye Köyü çevresine ve Türk eğitimine çok önemli katkılarda bulunan bir yerdir. Türkiye'de Latin alfabesine geçişte ilk sıralarda yer alır. Yeni alfabeyi, okumayı yazmayı ve ilk matematiğin öğretildiği üçüncü sınıfa kadar eğitim yapan köy okulları için eğitmenlerin eğitim gördüğü okul buradadır[1]. Yeminli ilk beş yüz eğitmenin yetiştirildiği yer buradadır. Burada yetişen eğitmenler köylere atanarak göreve başlamışlar, başarılı oldukları görülünce daha çok eğitmene ihtiyaç duyulunca Atatürk, İsmet İnönü`ye askerde okuma yazma öğrenen çavuş ve onbaşılardan da yararlanmalarını tavsiye etmiştir. Burada yetişen eğitmenlerden Hamidiye'li Kazım Taraktaş`ın kendi köyünde yetiştirdiği öğrencilerin bir kısmı hayattadır. Bu adımla köyün okuma yazma bilme oranı artmıştır. Kazım eğitmenin yetiştirdiği öğrenciler arasında Zekai Arıöz, Edibe Taraktaş, Muammer Taraktaş yer almaktadır. Daha sonra Köy Enstitüleri kurulmasına geçilmiş ve ayni bina restore edilerek Çifteler Köy Enstitüsü Hamidiye`de ve son sınıf öğrencileri de Mahmudiye`de olmak üzere açılmıştır. Türkiye'de açılan ilk beş Köy Enstitüsünden birisidir. İşte Hamidiye`nin ve civar köylerin yıldızı bundan sonra parlamış, çocuklarının çoğu burada okuyup öğretmen olarak görev yapmış, köylülerin bir kısmı da orada iş imkanı bulmuşlardır. Köy Enstitüleri eğitim bakımından diğer okullardan farklı idi. Üretici ve öğrendiklerini uygulayan bir eğitim sistemi vardı. Onlar, tek bir dalda eğitim almıyorlar, sağlık, ziratçilik, hayvancılık, demircilik, marangozluk, meyvecilik ve öğretmenlik ve müzik eğitimi ile yetiştirilen bir eğitimdi[3]. Burada yetişen öğretmenler mandolin mecburi olmakla beraber daha başka enstrümanları da öğreniyorlardı. Her hafta sonu, öğrencilerin kendileri hazırladıkları müsamere, konserler, halk oyunlarını büyük bir başarıyla oynarlardı[2]. Cumartesi ve pazar akşamları yemekhane salonundaki sahnede bir gün eğlenti bir gün de sinema olurdu. Müdür Avni Özbenli döneminde Ankara Radyosu Yurttan Sesler sanatçıları her ay gelip konser verirlerdi. Daha sonra Köy Enstitüleri kapatıldıktan sonra Yunus Emre İlk Öğretmen okulu oldu, ayni faaliyetler devam etti. Ben 1955 yılında köyden ayrılarak Eskişehir Lise`sine gidinceye kadar bunları gördüm, yaşadım. Köyden birçok öğretmenle birlikte mühendisler, çeşitli mesleklerden pek çok kimse yetişmiştir. Devlet Flarmoni orkestrası sanatçısı (Devlet Sanatçısı) Ali İhsan Ünal kardeşi Gemi Süvarisi Yılmaz Ünal, grafik sanatçıları vb. Yeni nesil daha çok şehir yaşamını tercih etmiş ve öğretmen okulu değişen eğitim yapısı ile birlikte eski önemini yitirmiştir. Bununla birlikte öğretmen okulu köyün sosyal hayatına canlılık katması açısından önemli bir öneme sahiptir. (Önemsiz önem var mı?)


[1]: İnan,Rauf,Köy Enstitüleri ve sonrası , Öğretmen yayınları 1998 .S58.

[2]: İnan,Rauf,Köy Enstitüleri ve Sonrası. Öğretmen yayınları 1998,S67-90.

[3]:İnan,Rauf,Köy Enstitüleri ve sonrası , Öğretmen yayınları 1998.S59,60,


Coğrafya :Eskişehir iline 42 km, Mahmudiye ilçesine 12 km uzaklıktadır.


İklim : Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.

Ekonomi :Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.


Muhtarlık [değiştir]Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

2004 - Mesut Özlav
1999 - Sıdık Arslan
1994 -
1989 - Edip Arıöz
1984 -

Altyapı bilgileri [değiştir]Köyde, ilköğretim okulu vardır ancak kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.


Köyün yetiştirdikleri :İlhan Mansız, Ece Yuvaktaş.


HAYRİYE

Hayriye, Çifteler

Hayriye, Eskişehir ilinin Çifteler ilçesine bağlı bir köydür.

Tarihi [değiştir]Köy, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra Kırım'dan Türkiye'ye göç eden Kırım Tatarlarından bir kaç aile tarafından 1902 yılında kurulmuştur. Kırım'dan ilk gelenler, Sultan II. Abdülhamit'in vakıflar idaresine devrettiği araziden köyün yerini 200 sarı liraya satın almışlardır. Köyün kurucuları, Hanefi (Özcan) ve Abgani Usta kardeşler, Hacı Murat, Hacı Bağış, Hacı Abbas, Hacı Ömer, Hacı Hüseyin, Hacı Abdurrahman, Hacı Cebbar, Hacı Mehmet ve Doktor Ali'dir.

Köy, yöre halkı tarafından, civardaki höyükten esinlenilerek Çıngıllı Höyük olarak da anılmaktadır. Eski bir kervan yolu üzerinde bulunan höyüğe, yoldan geçen kervanlardaki develerin çıngıraklarından duyulan seslerden dolayı "Çıngıllı Höyük" denirmiş. Hayriye adının ise, Sultan Mahmut'un hizmetinde çalışan cariyelerinden Hayriye Hanımdan geldiği söylenmektedir. Daha önceleri Mahmudiye'de Sultan Mahmut'un himayesinde 32 köy varmış ve bu köylerden Sultan Mahmut'un kahyası sorumlu imiş.

KARAŞ, Ertuğrul; KARASU, Cezmi ve KONGAR, İrfan (2005). Köyümüz 100 Yaşında Hayriye Köyü Çifteler - Eskişehir. Çifteler - Eskişehir: Çifteler Belediyesi.


Kültür GENEL MANADA BİR KIRIM TATAR KÖYÜNÜN GELENEKLERİ TOYLAR - AŞLAR- ( DÜĞÜNLER,YEMEKLER) Toydan bir hafta önce gelin olacak kızın çeyizi evin duvarlarına dizilerek gelin evi hazırlanırdı.Toyun birinci günü et ihtiyacını karşılamak için kız ve erkek tarafında sogum olarak genellikle dana kesilirdi. Kız tarafının kızları hayvanın kesilmesini müteakip bir araya toplanırlar ve gelin de gelinin dışarısını görebileceği beyaz bir perdenin arkasına koyulurdu. Erkek tarafında ise sogum kesildikten sonra kahve tüyülerek , misafirlere hizmet edecek konakbaylar çağrılarak görev taksimi yapılırdı. Toy için birkaç gün önceden gelen misafirler eskiden seyahatlar at arabaları ile yapıldığından, zamanın ulaşım güçlükleri sebebiyle geriye gönderilmezler, ağırlanırlardı. Toyun ikinci günü kız tarafınca bütün cemaate yemek verilerek kudagıylar , gelin olacak kızı da beraberlerinde 15-20 kişi olduğu halde ev cayma (ev düzenlemesi) için erkek tarafına giderlerdi. Ayrıca kız tarafının delikanlıları da erkek tarafına giderek yapılan güreş müsabakalı sonrasında geriye dönerlerdi. Aynı gün erkek tarafınca büyükçe bir patatesin etrafı elişi kağıtlarıyla süslenerek hazırlanan "telli çırak", elli santimetre boyunda bir ağacın iki ucuna asılarak kız tarafına gönderilirdi. Telli çırak ile beraber Kırım Tatarlar aşlarından katlama, lokum, baklava, ve yemiş olan bir sandık gönderilirdi. Ayrıca delikanlılar için de kaburga kol adı ile anılan et ve bir şişe de içki gönderilirdi. Kız tarafınca alınan telli çırak, etrafındaki el işleri parçalanarak kudagıylara dağıtılırdı. Aynı gün erkek tarafı da gelin evinin tavanına ip gererek bu ipin üzerine çeşitli baş örtüleri, ipek grepler dizerek evin tavanı ve duvarları görülmeyecek hale getirilirdi. Toyun üçüncü günü, gelinin erkek tarafına geldiği gün olup, erkek tarafınca bütün köylüye ve gelen misafirlere yemek verilirdi. Erkek tarafınca yapılan karşılamada kız tarafı da kendilerini karşılayan erkeklerin atlarına gelin kız tarafından yapılmış çeşitli çevre ve el işleri bağlanırdı.Bu karşılamada kiyevin erkek kardeşinin atına da kiyev tokuzu bağlanırdı. Ayrıca "caşlar tokuzu" da o gün gençleri temsil eden kızı karşılayan atlı arabaya verilirdi. Zaman zaman verilen bu hediyeler erkek tarafınca beğenilmez, çeşitli eziyetler yaptıkları da olurdu. Kız ve erkek tarafının gençleri arasında karşılıklı güreş müsabakaları yapılırdı. Misafir sayısının çok olması halinde 3-5 köy arasında ve kazanana verilmek üzere bir dana veya koç hazırlanırdı. Güreşte galip gelene gelin kız tarafından işlenerek hazırlanan çevre bağlanırdı. Bu çevre, aynı zamanda kızın marifeti hakkında "Kelin kız pek marifetli eken" gibi çeşitli fikirlerin yürütülmesi için iyi bir de sebep olurdu. Aynı günün akşamında erkek tarafının gençleri kiyevin yanına çağrılırak berber tarafından kiyev traşı da yapılırdı. Kiyevin yanına çağrılan gençlerin tamamına çevre bağlanırdı. Kiyevin giyeceği elbiseler giydirilir, gelin ve kiyevin bir araya getirilmesi olan "kiyev kapama" işi de aynı günün akşamında davet edilen gençler tarafından tekbir getirilerek yapılırdı. Gelininin kiyev evine geldiğinin ertesi günü uzak akrabalar evlerine geriye dönerler, yakın akrabalarla tanış yapılırdı. Tanış sırasında kız tarafı erkek tarafına çeşitli hediyeler verirlerdi. Bunlar arasında kolek, çevre, şerbenti, ıştan (kilot), para kisesi, saat kabı, çorap bağı, tabaka (tütün kisesi) ve ipek mendil olmak üzere dokuz parçadan meydana gelen "tokuz" da olurdu. Tokuzdaki diğer sekiz eşya kolekin üzerine dizilmek suretiyle hazırlanırdı." Hayriye'de'de Kırım Tatar yemek kültürü hala devam ettirilmekten olan birkaç şeyden biri. Zira, kapısı ve penceresi genellikle kuzey istikametine bakacak şekilde taş ya da kerpiçten imal edilen , bu sebeplede yaz-kış serin kalabilen aşkanalarda pişirilen çibörek, köbete, kalakay, cantık, sarıburma, arife gününün değişmez aşı kıyğaşa gibi hamur aşları hala büyük özenle hazırlanmakta ve yenmekte. İçerisi çamur sıvalı fırınlarda buğday samanı ile pişirilen doyumsuz lezzetli köy ekmeğinin yerini şehir ekmeği almaya başlamış. Ulaşım teknolojisinde dört ayağı, alnı top sekili bakımlı güzelim tatar atlarının artık “doru” “kula” “tosyalı” “iğdiş” adlarıyla beraber anılarda kalmış, calpalası çan çan öten,tekerleğinin sesiyle sahibini ele veren, saraç Ramazan ustanın marifetli ellerinden çıkan güzelim koşumların, kamçıların, yaylıların, tatar arabalarının da yerlerini model model otomobiller almış.., HAYRİYE'de de Anadolu'ya gelip yerleşen Kırım Tatarlarının hemen hemen büyük çoğunluğunun kullandığı Kırım Tatar Türkçesinin Çöl şivesi konuşulmaktadır. Yaşı 20'nin altında olanlar anlasalar da artık Kırım Tatar Türkçesini pek konuşmuyorlar. Köyde genç nüfus azalmıştır. Değişen şartlar köydeki genç nüfusu şehirlere iş aramağa zorlamıştır.
Coğrafya Eskişehir iline 77 km, Çifteler ilçesine 10 km uzaklıktadır.


İklim Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.


Nüfus Yıllara göre köy nüfus verileri



2007
2000 159
1997 187


Ekonomi :Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.


Muhtarlık Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

2004 - Naci Kıran
1999 - Naci Kıran
1994 - Nihat Erten
1989 - Enver Özcan
1984 - Behçet Kıran

Altyapı bilgileri Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır. Köyde büyük bir camii vardır. Köy halkının biraraya geldiği bir köy konağı da mevcuttur

İHSANİYE / OLCA / ILICABAŞI

Ilıcabaşı, Çifteler

Ilıcabaşı, Eskişehir ilinin Çifteler ilçesine bağlı bir köydür.

Tarihi Köyün ilk adı İhsaniye olup, İhsaniye adının yerine Ilıcabaşı olması; köyümüzün 300 metre ilerisinde su kaynağı olmasından dolayı Ilıcabaşı ismini almıştır. Köyün ilk yerleşim yerinde bulunan su havzasında sıtma hastalığının baş göstermesi nedeniyle köy yaklaşık bir kilometre güneybatıya taşınmıştır. 003.jpg


Kültür Köyün gelenek, karatavlılar olarakta bilinirler. Yemeklerinde daha çok hamurişleri ön plana çıkar. Şiberek, kaşıkborek, tataraşı, kapaklı,cantık,köbete,omaç çorbası,tavalokum,sarıburma, katlama,oguz börek,baslıca hamur ıslerıdır.Bayramlarda kişge mamay dagıtılır.(Navrez ve Kıdırelleznı unutkasın balam neler yasaganımıznı yazda caş ballar üyrensın) tOYLARDA CIYINLARDA BIZIM ZAMANIMIZDA ŞINLAY EDIK BIRKAŞ ŞIN YAZ BALAM KEŞE GEŞTIM KORALTINDAN KEMANEMEN DAREMEN FİLAN GİBİ ADI KOLAY KESIN


Coğrafya Eskişehir iline 77 km, Çifteler ilçesine 10 km uzaklıktadır. Doğusunda Belpınar Köyü, batısında İskankuyu ve Kayı Köyleri, kuzeyinde Osmaniye ve Hayriye Köyleri, güneyinde ise Kadıkuyusu ve Çatmapınar Köyleri bulunmaktadır.


İklim Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir.


Nüfus Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 138
1997 151


Ekonomi Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Son yıllarda artan teşviklere ve pazara ulaşma imkanlarının artması nedeniyle büyükbaş hayvancılık önem kazanmıştır. Sulama imkanının olduğu bölgelerde şeker pancarı, yonca bitkisi ve slajlık mısır ekimi yoğun olarak yapılır. Kıraç bölgelerde ise tahıl tarımı yapılmaktadır.


Muhtarlık Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:

2008 - Ayhan Özübek
1999 -
1994 -
1989 -
1984 -

Köyün Yetiştirdikleri Zafer Baykul.


Altyapı bilgileri [değiştir]Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. PTT şubesi ve PTT acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.


İzzettin Köyü

İstanbul'un şirin ilçesi Çatalca'ya 5 km. mesafede, Anadolu'yu Avrupa'ya bağlayan demiryolunun hemen kenarında yer alan İzzettin köyü, 1860'li yıllarda anavatan Kırım'dan göçenlerce kurulan bir Kırım Tatar köyüdür.
İzzettin Köyü'nün kuruluş hikâyesi köyün eski imamlarından Hacı Hafız Hakki Gugü tarafından 1940 yılında Kaybulla Aga'dan dinlenerek kâğıda aktarılmış ve günümüze kadar da gelebilmiştir.
Kaybulla Aga'nin anlattığına göre, Kırım'ın Bahçesaray'a bağlı Almatarhan, Çotkara ve civar köylerden toplanan bir kısım Kırım Tatarı "Artık bu gâvurda yaşanmaz" diyerek Aktopraklar'a göçmeye karar vermişler.

Başlarında Hacı Abdurrahman Efendi, Hacı Zahit Efendi, Hacı Ahmet Kazan Efendi ve Ömer Seyfettin Aga'nın bulunduğu 66 hane Kırım Tatar halkı, Kırım'ın Yarbaşı iskelesinden 18 Ekim 1856 tarihinde vapurla Türkiye'ye göçmüşler.

O sıralar 8 yaşında olan Kaybulla Aga, bu göçü şöyle anlatır: "Ninem beni ve küçük kardeşimi ellerimizden tutarak Yarbaşı iskelesine götürdü. Gözlerinden yaşlar aktığını görüyordum. Bütün akrabalar-eş dostlar orada yüklerinin başında duruyorlardı ve herkes ağlıyordu. biz ise, yaşımızın küçüklüğünden, yaşanan felâketin farkında olmadığımızdan, İstanbul'a gidiyoruz düşüncesiyle seviniyorduk. Ninem bir ara parmağıyla işaret ederek,- "İşte ballarım, o vapura minecemiz" derken gözlerinden boşalan gözyaşlarını bu günkü gibi hatırlıyorum. O gün ikindi namazı üzeri, vapur iskeleye yanaştı, bizi ve eşyalarımızı aldı. Akşama bir saat kala vapur hareket ettiğinde bütün yolcular ağlıyorlar...

'Elveda Vatanım.
Elveda olsun sana.
Acep tekrar qaytar mıyım sana'

diyerek gözyaşlarını tutamıyorlardı.

O gece deniz yolculuğundan sonra, ertesi günün geç saatlerinde bir iskeleye yanaştık. Daha sonra öğrendim ki İstanbul'un Tophane iskelesiymiş. Eşyalarımızı yük arabalarına, kendimizi de faytonlara bindirerek, babamın önceden tuttuğu Fatih'teki eve yerleştik. Biz İstanbul'da beş yıl kaldık. Fakat babamlar Türkiye içinde yerleşecek yer arıyorlardı. Konya, Ankara, Adana, Eskişehir, Polatlı ve Tekirdağ yörelerini dolaşsalar da, buraları hoşlarına gitmemiş...

Bir gün hazine ilânında, Çatalca'nın izzet Baba Çiftliği Satılıktır' ilânını görünce kalkıp çiftliğe gelirler. Çiftliğin bütün binaları ve ahırları durmasına rağmen, içinde hiç kimse yaşamamaktadır. Toprağı biraz kıraç olsa da, İstanbul'a yakın olması düşüncesiyle, çocuklarımızın tahsil görme imkânı olur' diyerek, çiftliği almaya karar verirler. Aile büyüklerinden 10 kişi 66.000 altın ödeyerek çiftliği alırlar. Diğer 56 hane borçlarını bu 10 kişiye peyderpey öderler.

1859 senesinde, çiftliği satın alan ahaliye askeriye ev kurmaya müsaade etmez. Yine de, köyün ileri gelenlerinden Hacı Abdurrahman Efendi'nin oğlu hukuk mektebi mezunu Hacı Bekir Efendi'nin isi saraya kadar götürerek aldığı fermanla 1861 yılında köyün kurulmasına izin verilir.

Evlerini kurup çiftliğe yerleşen halkın bir müddet nüfus defteri alamaması ve köye isim verilmemesi üzerine ahalinin bir kısmi Çatalca'ya göç eder.

Köy kurulduktan sonra çiftliğin ismini alarak adi "İzzettin köyü" olur. Çatalca nüfus idaresinde de nüfus kayıt defteri tutulur."
Köye 1877 yılından sonra 55 hane daha gelerek yerleşir ve köyün hane sayısı 121'e ulaşır. Son gelenlerin 15'i Kırım'dan, 2'si Kazan'dan, 4'ü Plevne'den, 34'ü ise Köstence'dendi. Köstence'den gelenler de tabiî ki buraya daha önceden Kırım'dan göç etmiş Kırım Tatar aileleriydi.

Köyün eski camisi Sultan II. Abdülhamid zamanında yaptırılmıştır. Şimdilerde ihtiyacı karşılamayan bu tarihî caminin dışında yeni bir cami inşaatı da bütün hızıyla devam etmektedir.
180 haneden oluşan ve köyden kente göçün nispeten az görüldüğü köyde 900'ün üzerinde insan yaşamaktadır. Her türlü altyapının bulunduğu İzzettin köyünde, bir adet ilkokul bulunmaktadır. Çatalca'ya yakın olunmasından dolayı ortaokul ve lise mevcut değildir. Köyde okuma-yazma oranı % 100 olup, köy sâkinlerinden 15 kişi üniversite mezunudur. Halen de 30 kadar genç üniversiteye devam etmektedir.

kent merkezine yakınlığından dolayı kültürel etkileşimin fazlaca görüldüğü köyde eski âdetler pek kalmamıştır. Bununla birlikte, köy ahalisi arasında Kırım Tatarcası halâ yaygın olarak konuşulmaktadır. Eskiden köyde düğünler (toylar) iki gün sürermiş. Yemekli, çalgılı, eğlenceli düğünün ikinci gününde erkek tarafını temsil eden gençler at arabasını kendileri çekerek gelen hediyeleri alıp düğün evine getirirlerdi. Şimdilerde ne yazık ki artık bu âdetler pek yerine getirilmemektedir. Köy halkı salon düğünleriyle evlenir olmuştur. Eskiden köy içinden kız alınırken, artık bütün köy halkı akraba olduğu için şimdilerde köy dışından gelin alınmaktadır.

İzzettin köyünün ana geçim kaynağı tarım ve süt hayvancılığıdır. Buğday, arpa, yulaf ve ayçiçeği ekimi yaygın olarak yapılmaktadır. Köyün gelir seviyesinin yüksek olduğunu göstermesi bakımından 100'ün üzerinde traktör, 5-6 biçerdöver ve 10-15 civarında kamyonun bulunduğunu belirtmeliyiz.

İstanbul'a yakın olmasından dolayı köyde, köy dışı ahali tarafından yapılan villa tipi evlerin sayısı giderek artmaktadır. Bu da köyde arsa fiyatlarının oldukça artmasına yol açmıştır. Köy halkından epeycesi arazilerini satıp, rantıyla geçinmektedir.

18-KALECİKKAYA

Kalecikkaya köyü, Anadolu'nun tam ortasında gelenekleri, görenekleri, ahlaki, temiz ve uysal yaşantıları ile sevilen "Kırım Tatar Türkleri"nin hayat sürdüğü, Çorum ili, Alaca ilçesine bağlı;il merkezine 65, ilçe merkezine 17 km uzaklıkta;Hitit Uygarlığı’nın merkezi olan Boğazkale (Hattuşaş) ve Alacahöyük arasında yeralan; dağlık ve engebeli arazi üzerinde, kısa ve dar bir vadinin iki yamacına kurulmuş, küçük güzel bir köydür.

Bu köye şairin dediği gibi "Gitmesekte varmasakta" demiyeceğiz. Gideceğiz, varacağız. Bu topluluğu tanıyacağız.

Bu köyün tavlarında (dağlık ve kayalıklar üzerindeki düzlükler), koruluklarında adım adım gezerek; ılgıt ılgıt esen tertemiz havasını teneffüs edeceğiz, yaz kış demeden " Alim Pınar " çeşmesinin buz gibi akan suyundan kana kana içeçeğiz, meşelik koruluklarında evlek mantarları toplayıp; içerisine tuz basıp, meşe közünde pişireceğiz, buram buram Kırım kokan serin evlerinde bağdaş kurup, çibörekler, göbeteler, irimşik börekler, katlamalar, kaşamaklar, bılamıklar tabak börekler, kaşık börekler, anışkalar ve toygaşılar (Kırım Türklerinin milli yemekleri) yiyeceğiz.

“Osmanlı Rus Savaşı” (Tarihte; 1878 yılında 93 harbi olarak geçer) sırasında Rus zülmünden kaçan “Kırım Tatar Türkleri” akın akın Romanya'ya göç etmişler; bir kısmı buralara yerleşmiş, bir kısmı da Köstence Limanı'ndan vapurlara binerek İstanbul'a gelmişler.

Babaannem bu gelişlerini :

-Balam, yedi caşlarında ya bardım, ya yoktum. Köstence Limanı'ndan bizlerni vapurga bindirdiler. Men vapurga binerken ayağım kaydı. Denizge tüştüm. Meni dalgıçlar denizden çıkardılar. Eğer kurtarmasaydılar ölecek edim. Çok şükür ki kurtuldum, diye babama anlatmış.

Kalecikkaya Köyü Apakayları Kırım Tatar Aşları Yapalar

Dönemin Padişahı Kırım'dan göç eden bu büyük topluluğu Türkiye'nin birçok vilayetlerine dörder beşer haneler halinde yerleştirmiş. İşte Alaca ilçesinin bu güzel Kalecikkaya Köyü Halkı'nın Kartbabayları (dedeleri) da uzun , yorucu ve çileli bir yolculuktan nasibini almış “Kırım Tatar Türkleri”ndendir.

Köye ilk olarak 16 aile yerleşmiştir. Bu 16 aile şu isimlerden oluşur:

1)Rabışlı Sülalesi olarak bilinen, en kalabalık aile olan Balaban Ali, Cemani Akay, Sarı Mehmet, Ahmet Akay ve Topal Gani-Fadime, 2)Mehmet Ali Hoca, 3)Kerim Akay, 4)Kurt Nebi , 5)İdris Akay-Müberra, 6)Abdiş Akay, 7)Abdülselam-Zahide, 8)Gani Kemal, 9)Seyit Akay, 10)Abdül Refig, 11)Topal Mehmet, 12)Kurt Kaya, 13)Samedin Akay, 14)Mustafa Akay, 15)Abdül Nebi, 16)Molla Hüseyin[1]

Ailelerin Kırım’dan çıkış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Göçten dolayı aileler bölünmüş, ayrı yerlere yerleşmişler; zaman içerisinde birbirlerinden haberdar olmaları ile Kalecikkaya köyü'nde toplanmışlar; böylece köyün nüfusu 60 haneye ulaşmıştır.

Kalecikkaya köyü adının kim tarafından verildiği de tam olarak bilinmemektedir. Köyün güney yamacında, Suludere köyü yolunun hemen sağ alt yanında, mezarlığın tam karşısında ve Gölpınar köyü yolu üzerinde sırtını dağa yaslamış, on-on beş metre yüksekliğinde bir mantar gibi kayalar üzerinden göge doğru yükselen;ilginç, heybetli bir kaya parçasından oluşan "Küçük Kale"yi görürsünüz. Kalecikkaya köyü ismi belki de "Küçük Kale" anlamına gelen;sırtını yasladığı dağa göre oldukça küçük olan, bu kaya parçasından almış olabilir.

Kalecikkaya Köyünde Yapılan Şenliklerden Görüntüler

Muhteşem görüntüsü ile insanı büyüleyen kalenin üzerindeki iki üç tane badem ağacı, vadi boyunca ılgıt ılgıt esen rüzgarın etkisiyle özgürce sallanmakta, her bahar mevsiminde açan mor çiçekleri ile "Kırım Türkleri yeniden doğuyor, yeniden açıyor; bizleri kırk bin kere Kırım Kırım kırsanız dahi yine doğacağız, yine açacağız. Sizler rahat uyuyunuz! Ey şehitler!.. Ey gaziler! " der gibi, karşısında mezarlıkta yatan "Kartbabaylara" birşeyler fısıldamaya , birşeyler anlatmaya çalışıyor sanki.

Kaya parçasının tepesinde badem ağaçları nasıl yetişmiş? Kim dikmiş bunları? Bunu da köyden bir bilen yok, ne acı ki. Kırım Türkleri'nin acılarını, ıstıraplarını ve kendi yaşadığı olayları da akıcı bir dille yazan Kırımlı büyük Romancı Cengiz Dağcı'nın "Badem Dalında Asılı Bebekler" romanında bahsettiği "badem ağaçları" nın tohumları olmasın; Kalecikkaya Köyü'nün kalesinde ki badem ağaçları.

Evimin penceresinden, her bahar geldiğinde, komşu apartmanın bahçesinde yaşlı badem ağacındaki mor çiçeklere hüzünle bakar; köyüme, Kırım'a doğru dalar giderim.Çünkü o mor çiçeklerde zülmü yaşamış Kırım Türkleri'nin; balaların, anayların, babayların, kartbabayların gözlerinden akan kanlı yaşları görür gibi olurum.

Bu köye yerleşmeden önce Kırım'dan gelen bu Türk Tatar topluluğunun ileri gelenlerine (kartbabaylarına) , köyün beş kilometre aşağısında daha düzgün ve sulak olan topraklar (bugün bu arazide Kıcıllı adında bir köy bulunmaktadır) teklif edilmiş, fakat gösterilen arazide ağaç olmadığından, "Biz çibörek pişiremeyiz" deyip, meşe denen sağlam ağaçlarla kaplı; koruluğu bol , kayalık ve sarp vadiyi tercih etmişler.

Kalecikkaya Köyünde Yapılan Şenliklerden Görüntüler

Yetişen yeni nesil, Alaca ilçesine bu düzgün topraklar üzerinden gidip geldikçe, kartbabaylarının bu yanlış kararlarına üzülmekte, hatta:

-Çibörek aşamasalardı, bolmaz mı edi ? diyerekten de serzenişte bulunmaktalar.

Köye yerleşen Kırım Tatarları , kısa zamanda evlerini toprak ve kayalardan yapmışlar, odunun bol olması ile " çiböreklerini" pişirerek hayatlarını sürdürmeye başlamışlar. Rus zülmünden geride kalan acıları, Kırım adasındaki yurtlarını yuvalarını unutmaya başlamışlar.Yeni bir vatan yeni bir yurt edinmişler. Hatta köyün bir bölgesine Kırım'daki bölgeyi hatırlamaları için "Yurtluk" ismini, köyün tam ortasında akan çeşmeyede sevinç, kurtuluş, huzur ve mutluluk anlamına gelen "Bayram Şeşme" adını vermişler.

Köy arazisinin tütün ve haşhaş ekimine müsait olması sebebiyle ilk zamanlar da oldukça kaliteli tütün yetiştirilmiş. Tütün ekiminin yasaklanması ve hububat ihtiyacı sebebiyle geçim tarıma ve hayvancılığa kaymıştır. Köyde yaşayan halkın büyük bir kısmı, çiftçilik ve hayvancılık yaparak geçimlerini sağladıklarından; ekip, dikmek ve hayvanlarını otlatmak için toprak sıkıntısı çekmelerine rağmen, orman arazisine dokunmamışlar;bilakis komşu köylerden tarlalar satın alarak, ihtiyaçlarını gidermeye çalışmışlardır.

Nüfusun artması ile başgösteren geçinme ve iaşe sıkıntısı insanları köy dışında arayışlara sevk etmiş;Alaca, Sungurlu, Çorum ve Ankara illerine göçler olmuştur. Çok kuvvetli bir sosyal yapıya sahip olduklarından göç ettikleri hemen her yerde adlarından bahsettirecek işlere imza atmışlardır.

Çorum, Sungurlu, Alaca ve Ankara’da “Tatarlar” denilince hemen hemen herkes tanır. Çorum'da eski garajın çevresindeki mahalle, Sungurlu’da "İsmet Paşa Mahallesi", Alaca'da "Muhacir Mahallesi" ve Ankara'da Atatürk'ün Ankara'ya ayak bastığı Dikmen semtinin "Keklik Pınar"ın beşyüz metre ilerisinde yolun sağ alt tarafındaki mahalleler " Tatar Mahallesi" olarak bilinmektedir. Bu mahallelerde Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Kalecikkaya köyünden gelen Kırım Tatar Türkleri yerleşmişlerdir. Alaca’nın bazı mahallerinde, Ankara’nın Dikmen, İlker, Siteler, Sincan, Bahçelievler ve Keçiören semtlerin de çok sayıda Kalecikkaya köyünden göçen “Kırım Tatar Türkleri”ne rastlamak mümkündür.

Ankara’da hemen her iş kolunda faal olmalarının yanı sıra özellikle Sitelerde hatırı sayılır bir kalabalık nüfus bulunmaktadır. Ağırlıklı olarak mobilyacılıkla uğraşmaktadırlar. Sanat dışında bir çok resmi ya da özel iş kollarında hizmet veren eğitimli insanlar mevcuttur.

Kalecikkaya köyü insanı henüz Kırım’da iken ilim ve sanatla meşgul olurlarmış. İlme ve sanata büyük önem veren bir yapıya sahip bu insanlar gerek göç yollarında gerekse Anadolu’ya yerleştikten sonra yaşanan onca sıkıntıya rağmen ilim sahasında isminden bahsettiren alimler yetiştirmeyi başarmıştır. Ancak bugün maalesef bu insanlar aramızda değildir. Ancak onların eserleri, yetiştirdikleri evlatlar bayrağı götürmektedir.

ŞÜKRÜBİLGİLİ nin bir yazısı

Çünkü “Ben Kalecikkaya köyünde doğmadım; çamurlu yollarında koşmadım; verimli topraklarında nazlı nazlı bir gelin gibi sallanan buğday başaklarını orakla biçmedim; tarlalarında tırpan savurmadım, anadutla da cığın yasamadım; harmanlarında öküzle, eşekle, atla döğen sürmedim; döğenin arkasından tozlar yutmadım; döğen sürerken de işeyen hayvanın arkasından tas tutmadım; yabayla harman savurmadım; öbek başında gök yüzündeki yıldızları seyrederek sabahlara kadar uyumadım ve hayaller de kurmadım.
Ben Kalecikkaya'da:
“Kalecikkaya'dan çıktım çıkalı,
Eşşek kaçkan men kaçkan,
Bala tüşken, ödü carılgan,

Eşşekge bır çıbık aylandıramadım”çınlamasını hiç söylemedim.
Ben Kalecikkaya'nın Bayram Çeşmesi önündeki çamurlu göletinde cuvunmadım (yıkanmadım); cuvunduktan sonra da Bayram Çeşme'nin oluğunda durulanmadım; tavlarında ağaçlara tırmanmadım, kertmeler, dağ erikler toplamadım; Şarıldaklı Kaya'sından akan şelaleleyi doya doya hiç seyretmedim.
Ben Kalecikkaya’nın “Pal Tereği”nde genç kızlarla, “Pal Terekte bal bar, Maga kelecek küm bar” çınlamasını söylemedim; Pal Terekte'de hiç salıngaçta sallanmadım; bostanlarında burcu burcu kokan “bağırbütünleri, karpuzları, kavunları” yemedim; bahçelerinde lezzetine doyum olmayan mısırlarını yolmadım, tezek közünde pişirmedim; bağlarında bal gibi üzümleri toplamadım, çetenlere koymadım, şınavutta ayaklarımla şerbetli üzümleri çiğnemedim, pekmez yapmadım; Rüstem Çavuş'un cevizini taşlamadım; kış gecelerinde, odalarda sabahlara kadar da ceviz oynamadım.

ben Kalecikkaya'nın Canığı'nda, Ortaburun'unda, Merdanı'nda evlek mantarları toplamadım, her biri el gibi olan evlek mantarları içine tuz basıp, meşe közünde pişirip, aşamadım; meşeliklerinde balta ile odun kesmedim, kütük sökmedim, kütük getiren kağnıların önünde davulla zurna ile pıçak oyunu oynamadım, toylarında da halay çekmedim, şınlamalar yasamadım, kendime “Tatar Güzelleri” içinde bir apakay tabamadım, mögedekle kelin getirmedim
Ben Kalecikkaya'da kar yağdığında avga ketmedim (gitmedim), kınalı keklik, koyan ve koyannın kartbabasını (tavşanın dedesi) vurmadım; kalenin, okulunun bayırında süt beyaz karlar üzerinde şana (kızak) kaymadım; koyunların-kuzuların melemeleri, horozlarının ötmeleriyle bir gün olsun sabah namazına uyanmadım; yemyeşil meralarında tuvar (sığır) gütmedim, koyun kuzu otlatmadım

ben Kalecikkaya'nın kerpiçten yapılmış buram buram Kırım kokan serin evlerinde ocak başında bağdaş kurup; çibörek, irimçik börek, katlama, sarburma, kaşık börek, cantık, göbete, bulamık, kaşamak aşamadım; üzerine de gübülerinde yayılan; buz gibi maylı katıktan (yağlı yoğurt) yapılan, yayık ayranını içmedim

Ben Kalecikkaya'nın evlerinde kışın yapılan kuvaşadan (boza) içmedim; kış geceleri yapılan tortasını seyretmedim; tortasında da tortacı, kasnakcı, tilki ise hiç olmadım

Ben Kalecikkaya'nın Hıdrellezlerinde, kalakayı bayırdan aşağı yuvarlamadım, kazıklı tura oynamadım, güreş tutmadım; tavlardan toplanan karga yumurtalarını genç kızların kafasında sındırmadım, genç kızlarla oyunlar oynamadım

Ben Kalecikkaya'da Hıdrellez Günü'nden bir hafta önce Kale'nin yanında kutlanan “Yavurcuk Günü'nde
"Yavur yavur yavurcuk,
Şapkası kıvırcık.
Yavurun yavurluğu üstüne,
Cengilliğim özüme"

çınlamasını okumadım, pişirilmiş kızıl yumurtaları arkadaşımla tokuşturmadım, kalenin bayırından da yuvarlanarak oyunlar oynamadım; harmanında yağmur duasına çıkmadım, kemikli etle yapılan toyga aşından içmedim.
Ben Kalecikkaya'nın Baraka Okulu'nda soğuktan titreyerek, birbirberine sokularak ısınan Tatar Balları arasında hiç okumadım.”

Bu yüzden de köyümde yaşanan “Kırım Tatar Kültürünü” tam olarak alamamıştım.

19- KALKANLI


Kalkanlı Köyü, Eskişehir Merkez İlçe'ye bağlı bir köy olup; Eskişehir-Ankara karayolunun 17. km mesafedeki ana yoldan 4 km güneyde yer almaktadır. Kalkanlı köyü kuzeyinde İmişehir, güneyinde Aksaklı, doğusunda Güllüce ve batısında Kıravdan köyleri ile komşudur.

Köyün kuruluş tarihi kesin olmamakla birlikte civardaki Kırım Tatarları tarafından kurulan pekçok köyde olduğu gibi 1900'lü yılların başlarında kurulmuştur. Köyün ilk kurucuları Veliyettin (Özbek), Hasan (Ermagan) isimli Romanya'dan göç ederek gelen Kırım Tatarlarıdır. Köy ilk olarak kurulduğunda aşağı ve yukarı mahalle olarak ayrı imiş ve ancak 1960’lı yılların sonunda birleşmiş ve şimdiki konumunu almıştır.

Bundan 40-50 yıl önce 100-120 hane olduğu söylenen köyün şimdiki nüfüsu 30 hanede 125 civarındadır.

Köyün başlıca geçim kaynağı tarım olup; tarım günün şartları dikkate alındığında modern alet ekipman ve teknolojiler kullanılarak yapılmaktadır. Köyün toplam arazisi 36.000 dekar olup; bunun yarısından fazlası (17.000 dekar) sulanmaktadır. 1990 yılında köyde Tarımsal Sulama Kooperatifinin kurulmasıyla açılan derin kuyularla yapılan sulama sonucunda birim alandan elde edilen gelirde önemli artışlar kaydedilmiştir. Köyün arazisinde eskiden sadece kurak şartlarda buğday, arpa gibi hububatın yanısıra son yıllarda özellikle geliri yüksek olan şeker pancarı yetiştiriciliği yapılan alanlarda büyük artışlar olmuştur. Köyde kadastro çalışması ilk olarak 1955'de yapılmış olup; bugün köyde sayısı 40'ı bulan traktör ve 8-10 da biçerdöver vardır.

Eskiden köyün ve köylünün önemli geçim kaynaklarından sayılan hayvancılık artık civardaki çoğu köyde olduğu gibi giderek azalan sayıda yapılmaya devam ediyor. Köyün alt yapı problemleri büyük ölçüde halledilmiş olup; yol, su, elektrik, telefon gibi problemleri yoktur. Elektrik 1976’da gelmiş, stablize yol 1985 yılında asfalt hale gelmiş, 1985’de santrallı olan telefon ise 1990’lı yıllarda her bir eve otomatik bağlantı sağlanmış, su ise 1960’lı yıllardan beri mevcuttur. Eskiden stablize olan köy yolu 1985'de asfalt olmuş, 1985'de santrallı olan telefon 1990'lı yılların başlarında tam otomatik hale dönüşmüş, su köyde 1960'lı yıllardan beri vardır.

Köydeki okur yazarlık oranı % 100 olup; 1970'li yıllarda 30 civarında öğrencisi olan köy okulu, talebe sayının azalması, şehre yakınlık ve göç gibi sebeplerle 1980’li yılların sonunda kapanmıştır. 1946-47'de üç sınıflı olan köy okulu 1948'de 5 sınıflı olmuş; köyde Kalkanlı'lı Hüseyin Yücel (Hamidiye köy enstitüsü mezunu), Mesudiye'li Emrullah Burnak, Eskişehir merkez ilçeden İsmail Hakkı Erkli, Çifteler-Hayriye köyü'den Nurettin Tan öğretmenlik yapmışlar. Kalkanlı'dan şimdiye kadar 40-50 kadar üniversiteli mezun olmuştur ve bunların yarıya yakını da öğretmendir. Okul çağındaki çocukların çoğu, Eskişehir'deki okullarda eğitim görmeye devam ediyorlar.

Köyde ulaşım için özel otomobiller kullanılmakta olup; ilk özel otomobil 1960’lı yıllarda Kâmil Ermağan, Niyazi özbek ve Muhsin Çokhızlı tarafından alınmıştır.

Bugün de hizmet vermeye devam eden köy camiinin 80-90 yıl önce inşa edildiği söyleniyor.

Modern alet ve ekipmanların kullanılarak tarımın yapıldığı köyde ilk traktör 1950 yılında Cemal Takılsoy, Mehmet Topay, Hamit Ermağan, Süleyman Özbek, Yusuf Özbek, Kâzım Ulubilen ve Musa çelik tarafından alınmıştır. Kalkanlı köyünde halen 35 traktör var olup; eskiden 5-6 olan biçerdöğer de artık kalmamıştır.

Kalkanlı köyü halkının önemli kısmı ilkokuldan sonra çocuk okutmak, ve artan nüfusa paralel arazinin yetersizliği gibi nedenlerle büyük şehirlere ve özellikle Eskişehir'e göç etmişlerdir ve değişik meslekler icra etmektedirler. Bunlardan çoğunun şehirde de birer evi olmakla birlikte kışları genellikle şehirde, yazları da köyde bulunmaktadırlar. Köy bu yüzden yaz kış değişen bir nüfusa sahip olup; bayramlarda ve okulların tatil olmasını takiben gelen hasat harman zamanında nüfusda artış kaydedilmektedir. Bu çeşit hayat tarzının son yıllarda artması, köyde eskiden beri yapılan hayvancılıkta da azalma olmasına neden olmuştur. Eskişehir'e yakınlık sebebiyle ekmek çoğunlukla şehirden getirtilmekte; içi çamur sıvalı tuğladan inşa edilmiş fırınlarda saman yakılmak suretiyle büyük tavalarda aşıtılgan qamur (yoğurulmuş hamur) ile köy ekmeği yapanların sayısı da giderek azalma göstermiştir.

Kalkanlı köyü Türk İstiklal harbinde ve ondan önceki muharebelerde çok sayıda şehit vermiştir. Osman (Kutlu) şehit olarak hafızalarda yer ederken, savaştan sağ olarak geriye dönebilenlerden şimdi hafızalarda kalan kişi İsmail Köse'dir. Bunlardan başka Aktem (Börü) Akay Yemen’den gazi olarak dönenler arasındadır. Metin Çınartaş ise 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekâtına Kocatepe isimli gemide iştirak etmiştir.

Kırım Tatar âdetleri Kalkanlı’da da giderek tarih olurken halen devam ettirilmeye çalışılıyor. Bayramlarda arefe güününden köye gelen köylüler, mezarlık ziyaretleri ve hatimler indirmeye devam ediyorlar. Bayram sabahı camide bayramlaşmalar ve takiben taziye ziyaretleri yapılıyor. Eskiden hayvanı olanlar hıdrellezde kuzular keserlerdi. Hıdrellez duası 1-2 gün önce köy camiinin hoparlöründen köy halkına haber verilir ve dua için tedarikler hazırlanırdı. Sabah erkenden pişirilen yemekler sofralarla köy meydanlığınıa getirilir ve herkes yemeğe buyur edilir, dualar edilirdi. Yemekten sonra ise Çifteler’deki Sakarya başı denen mevkiiye veya orman fidanlığına gidilirdi.

Köydeki toylarda, toy için Eskişehir’den getirilen altı kişilik çalgıcı takımı, dışarıdan gelen misafirlere “hoş keldi” havası çalardı. Toylar, Pazartesi başlayıp perşemebe günü sona erer veya Perşembe günü başlayıp Pazar günü sona ererdi. Toy için misafirler yakın köy veya şehirden Perşembe veya Cuma gününden at arabası ile gelirdi. Perşembe gününden sogumların soyulması ile başlayan toylarda Cumartesi günü erkek tarafında çırak tellemesi yapılır, kınalar yakılır, Pazar günü misafirlere ve köy halkına yemek verilirdi. Gelin alıcının olmadığı toylarda kızın yakınları gelini getirirdi. Bu âdet 1980’li yılların ortalarına kadar devam etmiştir.

Kırım Tatar âdetlerinden olan ve köyde halen yapılmayan güreşlerde, Kerim Armağan (rahmetli), Şükrü demir, İbrahim özbek, Rahmi Karatay, Niyazi özbek, İhsan özbek, Hüseyin Özbek halen yaşı 60’ı geçenlerin hatırlayabildikleri birkaç isim. Kalkanlı köy halkı, halen Eskişehir’deki Kırım Derneği’nin faaliyetlerine aktif olarak iştirak etmektedirler. Derneğin tepreş şenliklerine başladığı ilk yıllarda (1993 yılında) Fevziye köyü’nde gerçekleştirilen tepreşte Kalkanlı köyünden Sacit Özbek Kırım Tatar kuşak güreşlerinde birinciliği almıştır.

Köyde halen unutulmaya yüz tutmuş ve bugün yapılmayan çınlaşma âdetlerinde akılda kalan isim ise Nuri Demir’dir.

Kırım Tatarcasının çöl şivesinin konuşulduğu Kalkanlı'da ata-baba dili de bir başka yok olma noktasına gelen milli kültür değeridir.



KARAÇAY


KARAÇAY KÖYÜ

Karaçay Köyü, Eskişehir Merkez ilçeye bağlı olup, Eskişehir-Alpu karayolu üzerindedir. Köy, Eskişehir’e 33 km. Alpu İlçesine 8 km. uzaklıktadır. Köy, Romanya’nın Karatay Kasabasına Kırım’dan göç ederek gelip yerleşen ve oradan da Türkiye’ye gelen Kırım Tatarları tarafından 1882 yılında kurulmuştur. Köyün ilk kurucuları Hacı Efendi, Abdurrahman Börü, Murat Hasıl Oğuz, Yusuf Özdal, İslam Gence (Şeyh İslam) ve Abdülveli Ayeken’dir.

Köy, adını eskiden köy yakınından geçmekte olan Karaçay Deresinden almıştır. Köyün kurulduğu yer daha önceden Karacahöyük Köyünün merası imiş. Köye ilk gelenler devlet tarafından buraya yerleştirilmişlerdir.

Karaçay Köyünün yaklaşık 1 km kuzeyinden Eskişehir-Alpu karayolu ve Eskişehir-Ankara tren yolu geçmektedir. Köyün komşuları da yine muhacir Kırım Tatarlarınca kurulan köylerdir. Karaçay Köyü, doğusunda Fevziye Köyü, batısında Kireç Köyü ve güneydoğusunda da Gökçeoğlu Köyleri ile komşudur.

İlk kurulduğunda köyün nüfusu 150 civarında imiş. Köyden 1. Dünya Savaşı sırasında Bağdat, Kutülamare, Kafkasya gibi çeşitli cephelerde ve Türk İstiklal Savaşında 37 şehit verilmiştir. Köy nüfusunun cumhuriyetin ilanından önce 600’den fazla olduğu tahmin edilmektedir. Nüfus 1958’ de 90 hanede 280 kişi iken 1983’ de 40 hanede 150 kişiye inmiş. Köyde halen 35 hanede 130 kişi yaşamaktadır. Köyden göç eden köylülerimizle birlikte 2007 seçimlerinde 132 seçmen oy kullanmıştır.

Günümüzde köyde ikamet eden ailelerin soyisimleri şöyledir: Ağalar, Ayeken, Başkurt, Börü, Çetin, Demirkaya, Eken, Erdoğan, Erul, Gence, Gönüllü, Irmak, Oğuz, Orak, Ökmen, Özbilge, Paytuncu, Şener, Tarhan, Tüzersoy, Üstüntepe

Köyde yaşayanların tamamı okur-yazar olup, ilkokul 1924 yılında camii ile birlikte inşa edilmiştir. İlkokulda okuyan öğrenci sayısı 1958’de 62 iken, 1995’de 12, günümüzde ise ilkokul öğrenci yetersizliği nedeniyle kapalı durumdadır.

Karaçay’da yaşayanların genel ekonomik durumları orta olup, başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Köyün 22.000 dekar arazisi mevcut olup bunun yarısı tarla, kalanı ise mera olarak kullanılmaktadır. İşlenen arazilerde yetiştirilen başlıca ürünler buğday, arpa, yulaf, ayçiçeği, nohut ve pancardır. Porsuk nehri yakınlarındaki araziler 6-7 m derinlikteki kuyulardan, diğer araziler ise her köylünün kendi imkanları ile açtırdığı yaklaşık 150 m derinlikteki kuyulardan sulanabilmektedir. Bu kuyularla sulu tarım yapılabilen arazi ise yaklaşık 3.000 dekar civarındadır. Ayrıca 2.500 dekar alanda 1983 yılında dikilen fidanlarla ormanlık tesis edilmiştir.

Tarım yapılan araziler bulundukları mevkilere göre çeşitli isimlerle anılmaktadır. Köyün doğusundaki araziler Kumtepe, Kadirağa Obası mevkileri; güneydoğu yönünde Ocakastı, Katırcıyolu mevkileri; batısında Kocadere, Boruklu ve Öz mevkileri vardır.

Köyümüzün ocakastı mevkiinde açılan ve derinliği 50 metreye varan kuyulardan lületaşı madeni çıkarılabilmektedir.

Köyün alt yapı problemleri hemen hemen çözümlenmiştir. Köye elektrik 1969 yılında, telefon 1990 yılında gelmiş, 1995 yılında da yolu asfalt olmuştur. Suyu köy kurulduğundan beri vardır. Köye ilk çeşme 1908 yılında Romanya’dan bu köye misafir olarak gelen bir Kırım tatarı tarafından Gökçeoğlu Köyünde yaşayan bir rum ustaya 500 kırmızı lira ödenerek yaptırılmıştır. Su ‘‘Acem Boğazı’’deresi denilen yerden toprak künkler içerisinde köye kadar getirtilmiştir. 2000 yılına kadar köylü bu suyu kullanmış fakat suyun yetersiz olması nedeniyle derinkuyu açılıp köyün su ihtiyacı karşılanmıştır. Eski su ise hala bahçe sulamada kullanılmaktadır.

Oldukça zengin bir kültür geçmişine sahip olan köyde eski kültürel faaliyetlerin çoğu unutulmuş olup, bunlardan bazıları kısmen devam ettirilmeye çalışılmaktadır. Eskiden toylar Perşembe gününden başlar, sogum kesilir, yakın komşular çağrılır, misafirler de aynı gün gelirlerdi. Cuma günü misafirler gelmeye devam eder, cumartesi günü üken toy yapılırdı. Aynı akşam kızların kına gecesi olurdu. Pazar günü gelin gelir, caşlar toquzu alınır, atlara çevre bağlanırdı. Gelin geldikten sonra kız tarafını temsilen gelenlere köbete verilirdi. Müteakiben güreşler yapılırdı. Bu güreşlerde Abdullah Pehlivan, Kireç Köyünden Fehmi Pehlivan, Mamure’den Koca Refik Pehlivan, Hayriye’den İbadullah Akay zamanın namlı pehlivanları idiler. Şimdilerde yaşı bir hayli ilerlemiş kartların ağzında güreşlerinde, güreşçilerinde sadece adı kalmıştır. Güreşçilerin çoğu unutulmuştur.

Köy mutfağı geleneksel Kırım tatar mutfağının bütün özelliklerini taşımaktadır. Genel olarak hamuraşı yemekler ön planda olup köbete, çibörek, kalakay, tavalokum, ulkum, kirde, kaşıkbörek, kıygaşa gibi meşhur, Kırım tatar aşları pişirilmekte ve afiyetle yenmektedir. Eskiden toylarda hastalara ikram için yapılan katlama biraz ağır bir yiyecek olduğundan günümüzde artık pek yapılmamaktadır. Yine eskiden yapılan fakat şimdilerde pek yapılmayan tenten helvası da (pişmaniye) Karaçay’ın unutulmakta olan tatlarındandır. Bu helva halen İzmit civarında daha çok yapılan pişmaniyeye bezemekte olup biraz daha kalın yapılmaktaydı. 1970 yılların başlarına kadar kış gecelerinde birkaç hane ya da köy kızları bir araya gelerek ten ten helvası yaparlardı. Daha eskiden de köyün delikanlıları ten ten helvası yapan kızların penceresine gelerek birbirlerine karşılıklı maniler ve çınlar söyleşirlerdi. Adet üzere delikanlılar kızlara çeşitli hediyeler getirirler, kızlar da onlara ten ten helvası verirlerdi. Bugün bu adet maalesef devam ettirilmiyor.

Karaçay’da yaşayanlar, artık unutulmaya başlayan bazı adet ve gelenekleri az da olsa devam ettiriyorlar. Yılda bir kere Karakaya Köyünde yapılan tepreş eğlencelerine köy halkınca büyük ilgi gösterilmektedir. Tepreş şenliklerinde köyün gençleri, düzenlenen müsabakalara iştirak etmektedirler. Şimdiye kadar güreşlerde birçok kez birincilik ve ikincilik kazandılar. Daha eskiden düzenlenen futbol turnuvalarında ise köy takımının şampiyonlukları bulunmaktadır.

Karaçay Köyünde hala Kırım Tatarcası’nın Çöl şivesi konuşulmakta olup, yeni yetişen nesil artık bu dili yavaş yavaş terk etmeye başlamıştır.

15-KARAÇOBANPINAR

Özel Mesaj (Offline)

« Yanıtla #2 : 12 Aralık 2008, 21:51:25 »
Bu mesajı alıntı ile cevapla

Köyden kış manzarası



Karaçobanpınar köyü, Eskişehir Merkez ilçenin kuzey batısında ve merkez ilçeye 17 km mesafede yer almaktadır. güneyinde Eğriöz, kuzeyinde Behçetiye, batısında Uludere ve doğusunda da Avlamış köyleri ile komşudur.

Köyün arazisi kurulduğu sıralarda Eğriöz köyünün fundalık arazisi imiş. Köyün altındaki çeşmeyi Erzurum’un Karaçoban ilçesinden gelen birinin kötün ileri gelenlerinden bir Ağaya buraya bir çeşme yaptırmasını rica ettiği söyleniyor. Bunun üzerine ağaçtan oyularak yapılan söz konusu çeşmenin bedelini ağa ödemek istemiş ise de onun bu talebinin kabul edilmediği rivayet ediliyor ki, köyün adının da Erzurum’un Karaçoban ilçesinden bu köye gelen kişiye izafeten “Karaçobanpınar” olduğu söyleniyor. Köyün yukarısındaki Tilkitepe’nin Türk kurtuluş savaşı sırasında önemli bir haberleşme mevkii olmasından dolayı bu köy yakın zamana kadar “Tilkipınar” olarak da anılagelmiştir.




Kırım’ın Biyeli, Sollar, Sollar köyleri ile Karasubazar’ın Argın, Salgırboyu, Çavkeli ve Mamak köylerinden göç ederek gelen Kırım Tatarlarınca kurulmuştur. Hicri 1318 (miladi 1900) yılında köyün ilk kurucuları Ömer (Çolak), Koca Hüseyin Akay (Polat), Seyitmahmut (Dokuzlar) Akay, Alim Akay (Seitmahmut’un oğlu), Abdurrahman Akay (Türk) olarak hatırlanıyor. Köyde Dokuzlar, Abaş, Özkırım, Salgırlar, Oktar, Örüm, Polat, Yavaş, Ulualan ve Benli gibi soyadları taşımaktadırlar.

Bu köye yerleşmeden önce ilk olarak gelenlere evvela şimdi Eskişehir’in bir mahallesi olan Zincirlikuyu köyü civarı teklif edilmiş ise de bunun kabul edilmediği ve köyün şimdiki yerinin Kırım’dakine benzediği için burasının tercih edildiği rivayet ediliyor.

Buraya ilk olarak gelip yerleşenler, söz konusu arazinin Eğriöz köyünün merası olması sebebiyle, bu köyün sakinlerince aralarında epey bir ihtilaf da yaşanmış. İlk gelenlerden biri olan Hacı Veyis Akay’ın o yıllarda yaşanan şiddetli kış şartlarından dolayı 500 civarında koyununun telef olmuş.

Köyün ilk kurucularından sayılan “Türk” lakaplı Abdurrahman (Özkırım) Akay, 40-50 araba ile Akyar’dan Samsun’a ve oradan da Eskişehir Merkez ilçenin 30 km batısındaki Çukurhisar köyüne (şimdi belde) geldiği ve o sırada civardaki çetelerin saldırısına uğradığı ve bu saldırıda bir kişinin ölümü sebebiyle Kırım’a geri döndüğü rivayet ediliyor. Abdurrahman Akayın bu ilk geliş-gidişi sırasında “Türk” lakabı verilmiş. Köyü kuranların tamamı doğrudan Kırım’dan gelenler teşkil etmektedir.

İlk kurulduğunda 42-43 hane olarak kurulan Karaçobanpınar köyünde hane sayısı uzunca süre aşağı yukarı bu sayıda devam etmiş; 1970’li yıllarda 38 hane olarak sayılmıştır. Yapılan en son nüfus sayımında köyde 20 hanede 49 kişi sayılmıştır.

Köyün toplam arazi varlığı mera ve orman dahil 13.000 dekar olup; bunun 7000 dekarı tarım arazisidir. Söz konusu tarım arazisinin 5054 dekarı köyün kendi sınırları içerisindedir. Eskiden yoğun olarak patates yetiştirilen tarım arazilerinde günümüzde buğday ve arpa gibi hububat yetiştiriciliği yapılmaktadır. 1960’lı yıllara kadar köyde 250 baş sığır, 110 at, 5-6 sürü küçükbaş (başlıca koyun ve keçi olmak üzere 1500-1800 kadar) hayvan var iken, günümüzde halen iki sürü koyun mevcudu vardır.

Köydeki araziler mevkilerine göre Eğriöz köyü yönündekiler “köy önü”, Avlamış köyü yönündekiler “Üçoluk”, güney-batı istikametindekiler “Buzağı pınarı”, kuzey batı yönündekiler “Ortaca”, kuzey yönündekiler “Kocaeğik” mevkii isimleri ile anılmaktadır.

Köy camiini torunu bir dönem TBMM’nde Bolu milletvekilliği de yapan Hacı Veyis Akay tarafından yaptırılmıştır. Köydeki ikinci cami köylünün katkısı ile 1978 yılında yapılmış. Köy okulu ise 1968 yılında yapılmıştır. 1968’de açılan köy ilkokulu, taşımalı sisteme geçilmesini müteakip 1990’lı yılların başlarında kapanmıştır.

Köyün ilk muhtarı Ömer Çolak olup; Celal Dokuzlar, Hacı Mehmet Dokuzlar, Hıdır Dokuzlar, Sabri Yavaş, Sıtkı Polat, Raşit Çalık, Murat Dokuzlar, Enver Dokuzlar, Raşit Çalık, Hacı Yakup Dokuzlar, Hacı Abdullah Dokuzlar, Hikmet Dokuzlar, Habip Dokuzlar, Raşit Çalık sırasıyla köyde muhtar olarak görev almışlardır. 1992 yılından bu yana da 14 yıldır Hikmet Dokuzlar bu görevi halen devam ettirmektedir.

Zaman, teknoloji ve köyden kente olan göç ve nüfus azalması sosyal hayata ve bu arada köydeki yaşayagelen Kırımtatar âdetlerinin de ortadan kalkmasına yol açmıştır. Eskiden Perşembe gününden düğündeki et ihtiyacının karşılanması için hayvanın kesilmesi olan “soğum soyulması” ile başlayıp Pazar günü sona eren düğünler, 1960’lı yılların sonundan itibaren tarihe intikal etmeye başlamış. Cuma günü yakındaki ormandan düğünün yakacak ihtiyacını temin için kesilmesi demek olan “toyşeger”le beraber gençlerin odun taşımaları, köye dışarıdan gelen cemaatin köyün girişinde çalgıcılar eşliğinde karşılanmasını müteakip Cuma namazına gidilmesi, gelinin perdenin arkasında bekletilmesi demek olan “perdeye girme” âdeti bugün yaşı 50’nin altında olanlarca bilinmiyor desek yanlış olmaz. Cumartesi günü öğle saatlerinde kız tarafına cemaatle toy hayırlamaya gidilmesi, kız tarafınca gelen misafirlere yemek ikram edilmesi, hediyelerin götürülmesi ki, kız tarafına “misafir konası” diye tabir edilen bu hediyeler arasında her türlü meyve, geleneksel Kırımtatar hamur aşları, çerez vs olur, “telli koraz” (kesilip içi boşaltıldıktan sonra horozun çeşitli eşyalarla süslenmiş hali) götürülür; bu hediyelere karşılık olarak kız tarafının da çeşitli hediyeleri olurdu. Aynı günün akşamında köy konağında veya düğün evince hazırlanan yerde eğlence tertiplenirdi. Pazar günü erkek tarafı gelini alıp gider, gelinle beraber gelinin bazı yakınları (yenge, kudalar gibi..)de erkek tarafına giderlerdi. Gelinin karşılanması at ile yapılır; Pazar günü akşamı “konuşma gecesi” diye tabir edilen erkeklerin kendi aralarında yemek yiyerek içki içtikleri eğlenceler tertiplenirdi. Kamil Salgır’ın atları fazla idi ve bu atlar koşum hayvanı olarak da kullanılırdı. Toy tüşken son (yani gelinin erkek tarafına gelmesinden sonra) güreşler yapılır, birinci gelene koç hediye edilirdi. Bu güreşler gençler ve kırcımanlar (evli ve orta yaşlı erkekler) iki ayrı grup teşkil ederek yapılırdı. Güreşlerde Kıtay Ahmet (Argın), Seitcemil (Dokuzlar), Tevfik (Akpınar), Kara Yusuf (Köseoğlu) ve Ablamit Akaylar belli başlı güreşçiler olarak bilinirdi.

Köydeki eğitim seviyesi oldukça yüksek olup; okuma-yazma oranı % 100’dür. Bu köyden 1 vali, 1 tabip-general, 3-4 pilot, 3-4 doktor, 5-6 mühendis ve çok sayıda subay-astsubay, gazeteci, yazar gibi çok sayıda meslek grubuna mensup kişiler çıkmıştır. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşından sonra ailesi Kırım’dan Türkiye’ye geldikten sonra 1893 yılında Adapazarı’nda doğan Kırım Tatar şair ve yazarı Raşit Aşki Özkırım, 1919 yılında Eskişehir’e gelerek bu köyden Ziraat Araçları tüccarlarından Kırımlı Hacı Veli'nin kızı İhsane Hanımla evlenmiş; Bir yıl sonra 1920’de oğulları Orhan Özkırım dünyaya gelmiştir. 1977 yılında vefat eden gazeteci Orhan Özkırım, bir dönem (1960’lı yıllarda) İstanbul Kırım derneğinde de görev almıştır. Yine onun kardeşi olan olan Çetin Özkırım(1) da yine bu köydendir. Bu köyden Zekeriya Çelikbilek Niğde valiliği, Sedat Yürütken de Ankara’daki Gülhane Askeri Tip Akademisi (GATA) Başhekimliğinde tabip-general olarak görev yapmışlardır.

Köydeki tarımsal mekanizasyon ve makinalaşma, yöredeki diğer köylere göre bir parça geç başlamış; köydeki ilk traktör 1973 yılında Hikmet Dokuzlar tarafından alınan “Ferguson” marka traktör olmuştur. Bununla birlikte köyde halen 8 traktör mevcut olup; köyden şehire gidip-gelmek için hemen herkesin otomobili mevcuttur. Ulaşımda yakın zamana kadar Çalkara köyüne gidip gelen otobüs kullanılmıştır.

Köy yolu, 1961 yılında yapılmış, elektrik 1984 yılında köye gelmiştir. Elektik direklerini Habip Dokuzlar’ın köy muhtarlığı yaptığı dönemde Hikmet Dokuzlar tarafından temin edilmiştir.

Köyün ilk öğretmenleri Şerafettin Öztürk de bir Kırım Tatarı idi. 1968-72 yılları arasında Oya Erkan (4 yıl), Ali Akman ( 4 yıl), Haldun çakan (2 yıl), İsmail öğretmen (2 yıl), Bayburtlu Mehmet Keleş (2 yıl), Geyveli öğretmen (5 yıl) boyunca sırasıyla bu köyde öğretmenlik yapmışlardır.

Köy ekmeği hâlâ içi sıvalı fırınlarda pişirilmekte. Köyde ve hacı Ahmet çeşmesinde tertiplenen ve öğle nazmazını müteakip Kalakayların ve Sütlaçların yendiği Hıdrellezler artık yapılmıyor.

Kuvalay Ahmet Akay, bu köyde şakacılığı ile tanınan simaların başında yer almaktadır. Anlatılan bir hikâyeye göre Ahmet Akay, Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Yaverören köyünde bekâr olarak Kâzım Oktar ile beraber çalışırken, çalıştığı evin Ağasının apakayı (hanımı) köbete yapmış. Evin hanımı, sofrayı hazırlarken de köbetenin kıymalı tarafını kocasının önüne, pirinçli tarafını da Ahmat Akay ile Kâzım Oktar’ın tarafına gelecek şekilde yerleştirmiş. Aradan bir zaman geçmiş, harman yerinde sap taşımakta kullanılan angıç (tahta tekerlekli sap arabası) devrilmiş ve tekeri kırılmış. Sonra bu tekeri kırılan sap arabasını başka bir arabanın üstüne yükleyip köye getirmişler. Köye gelişlerinde bazı köylüler, o vakte kadar bu şekilde bir arabanın diğerine yüklendiğini görmediklerini ifade etmişler. Bu sözler üzerine Abdulla Akay, “ben de kırk senedir el kapısında çalışaman, bir tavada eki köbete kormedim” diye cevap vermiş.

Karaçobanpınar köyü anlatılırken anılması gereken simalardan bir diğeri de yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak 2004 yılında vefat eden Burhan Dokuzlar’dır (2). Rahmetli Burhan Dokuzlar, görevli olarak gittiği Almanya’dan 2000 kesin dönüş yaparak Eskişehir Merkez İlçedeki Hasan Polatkan’ın adını taşıyan bulvar (şimdi adı “Atatürk Bulvarı” olarak değiştirilmiştir) üzerinde o vakitler henüz yeni inşa edilmiş olan Mahmut Sami Ramazanoğlu camiinde imam hatiplik görevine başlamıştır. Rahmetli, Kırım’ın başkenti Akmescit’teki Kebir Camii’nde fahri olarak vaizlik ve Seyyit Settar medresesinde de öğretim görevlisi olarak hizmet etmiştir. Burhan Dokuzlar, Kırım’da bulunduğu süre içerisinde evsiz ve perişan haldeki Kırım Tatarlarına yardım etmiş ve onların insanca yaşamalarına katkıda bulunarak yiyecek ve içecek temin etmiştir. Sağlığında Kırım’daki huzur evlerini, hastaneleri ve evsiz-barksız Kırım Tatarlarının yaşadıkları barınma merkezlerini ziyaret ederek onların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmış; hasta ve bitkin haliyle 2002 yılında Eskişehir Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nce toplanan kurbanların kesim işini organize etmek üzere Kırım’a gitmiş ve vefat tarihi olan 13 Temmuz 2004’e kadar geçirdiği ömrünün son anlarında dahi Vatanı Kırım’a yardım etmenin heyecan ve telaşını yüreğinde taşımıştır. Allah rahmet eylesin.

____________________________

(1) Çetin Özkırım, 1930 doğumlu yazar, sinema eleştirmeni ve karikatürüst. İstanbul Erkek Lisesini bitirmiş, ardından İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde bir süre öğrenim görmüştür. Viyana’da sinema üstüne incelemelerde bulunduktan sonra dönüşünde Hergün, Akşam, havadis gibi dergi ve gazetelerde ressam olarak çalışmış ve sonraları, Akşam, Milliyet, Günaydın gibi gazetelerde ve Sanat Olayı dergisinde sinema eleştirileri yazmış, “Sinema 59” adlı bir degi çıkarmış, her yıl düzenlenen İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ödüllerinden 1956’da Gazete Resmi dalında ikincilik, 1957’de aynı dalda birincilik, 1975’te Fıkra-İnceleme dalında ikincilik ödüllerini kazanmış, 1982’de “Düş Erimi” adlı bir romanı yayınlanmıştır.

(2) Önder Çelebican, 2004. Kırım Âşığı Burhan Hoca, Eskişehir Kırım Postası Dergisi, Yıl:7, Sayı:22, s.10-11.

20- KIREC

Eskişehir merkez ilçeye bağlı köylerden biri olup; Eskişehir’e 23 km mesafededir. Kireç köyüne Eskişehir-Alpu istikametinde 17 km gidildikten sonra güneydoğu istikametinde doğru yol ayrım levhasından 7-8 km daha gidilerek ulaşılır. Köy, kuzeyinde Karahöyük, güneyinde Karacaören, batısında Ağapınar ve doğusunda da Karaçay köyleri ile komşudur.


Köyün kuruluşu ile ilgili elde edilen bilgiler, doğusunda yer alan ve Kırım Tatarlarınca kurulan Karaçay köyünden (1882) birkaç yıl evvel kurulduğuna işaret etmektedir. Bu itibarla Kireç köyünün kuruluş tarihi kesin olmamakla birlikte 1877-78 Osmanlı-Rus harbini müteakip bölgeye gelip yerleşen Kırım Tatarlarınca 1880-1881 yıllarında kurulduğu söylenebilir. Köyün adının ise köyün batı kesimindeki “Aktoprak” adı verilen kireçli araziden dolayı bu ismin verildiği şeklinde rivayet ediliyor. Köyün kuruluşu ile ilgili olarak kendisiyle 17 Ağustos 2002 günü görüştüğümüz 1942 Kireçköy doğumlu Osman Naci Ergen, babasının Hicri 1324 (miladi 1906) ve annesinin Hicri 1331 (Miladi 1913) doğumlu olarak Kireç köyünde doğduklarını ifade ediyor ki, bu bilgiler bize köyün kuruluşuna ait kaydedilebilecek tarihin 1906 yılı ve daha öncesi şeklindeki bilgileri teyit ediyor. Keza Osman Nuri Ergen, dedesi Polat Hoca’nın bu köyde hocalık yaptığını ve dedesinin savaşta (muhtemelen Çanakkale veya doğu cephesinde) vurulduğunda babasının henüz 8 yaşında olduğunu söylerken tarih kestirme yaklaşımı ile sözü edilen savaşın Birinci Dünya Savaşı’ndaki Çanakkale veya Doğu cephesinden biri olabileceğini akla getiriyor ki, buradan 1914-15 tarihlerinden söz edildiğini çıkarabiliriz. Bahsi geçen tarihten Osman Nuri Ergen’in babasının o vakitler 8 yaşında olduğu dikkate alınarak 30-35 yıl geriye doğru gidilerek 1885-1890 tarihleri bulunur ki, köyün kuruluşu ile ilgili olarak Karaçay köyünden birkaç yıl evvel kurulduğu bilgileri dikkate alınarak birkaç yıl farkla 1880’li yılların başlarının Kireç köyünün kuruluş tarihi olarak kayıtlara geçilebileceği söylenebilir.

Köyün kurucularının Kırım’dan Latif (Kurum) Akay ve Polat Hoca (Ergen) ve Mısır’dan beraberinde 30 civarında kişi ile Yusuf (Kambek) oldukları söyleniyor.

Kireç köyünün mera dahil 24.000 dekar toplam arazisi mevcut olup; bunun yarısı işlenebilir tarım arazisi, diğer yarısı ise mera arazisi mevcuttur. Köy arazileri mevkilerine göre kuzeyindeki araziler “Keltahir çukuru”, güneyindeki araziler “İğdeli dere ve Köy önü”, batısındaki araziler ise “Akbayır astı”, doğusundaki araziler “Öz mevkii” ve güney doğusundaki araziler ise “Aşılı” adlarıyla anılmaktadır. Köyün “Aşılı” mevkii için 1970’li yılların ortalarında başlayan ihtilaf 1980’li yıllarda sona ermiştir. Köydeki arazilerin kadastro çalışması 1951 yılında yapılmıştır. Köydeki ilk traktör Kasım 1949’da Veliyullah Akay tarafından alınan “Massey Harris” marka traktör olurken ilk binek otomobil bir jip olup; 1961 yılında Kemal Celiloğlu tarafından alınmıştır. 2002 yılı Ağustos ayındaki kayıtlarına göre köyde 20 civarında traktör, 3 biçerdöver ve 15-20 kadar da otomobil vardır.

Köyde yerleşik olarak bulunan aileler, 1950’li yıllarda başlıca “Kurumlar”, “Çetinler”, “Ergenler”, “Celiloğlu” gibi isimlerle köy nüfusunu teşkil etmekte idi. Köyde mevcut Çerkez asıllı ailelerin köyün kuruluşunu müteakip köye gelip yerleştikleri söyleniyor. Eğitim, iş, arazi yetersizliği gibi sebeplerle Orta Anadolu’daki pek çok köyde 1970’li yıllardan itibaren görülen nüfus azalması, Kireç köyünde 1980’li yılların başlarından itibaren tersine bir seyirle köy nüfusunda artışın yaşanmasına yol açmış; 1971 yılından itibaren Ağrı, Doğu Beyazıt civarından bu köye gelip yerleşenler, 1980’li yıllardan itibaren köyde çoğunluğu teşkil etmişlerdir. Köy nüfusu 1997 yılı kayıtlarında 659, 2000 yılında ise 588 olarak kaydedilmiştir. 2002 yılı kayıtlarına göre köyde halen 100 hane Ekrada mensup aile ile 7 hane Kırım Tatar ve 3 hane de Çerkez asıllı aile mevcuttur.

Köyde ilkokul Hicri 1318’de (miladi 1918 yılı) üç sınıflı olarak açılmış, 1964 yılında beş sınıflı olarak eğitim vermeye başlamıştır. Köydeki okur yazarlık oranı % 100 olup; öğretmen, hukukçu, doktor, mühendis gibi çeşitli meslek gruplarından şimdiye kadar 20-25 civarında kişi yetişmiştir. 1937 yılında yapılan köy ilkokulunda halen 110 talebe ve 11-12 de öğretmen mevcut olup; 2001 yılından bu yana sekiz yıllık eğitime devam ediliyor. 1985 yılında lojmanıyla birlikte yenilene ilkokul binasının yerine köyün yeni yapılan ilkokulu ise 3 katlı olarak 2001 yılında inşa edilmiştir.

Köyün altyapı problemi genellikle mevcut olmayıp; elektrik 1970 yılında Kenan Çalış’ın muhtarlığı zamanında gelmiştir. Su ise da eskiden köy içerisinde mevcut çeşmelerden temin edilirken, 1993 yılında Naci Ergen’in muhtarlığı zamanında her bir eve ulaştırılmıştır. Köye telefon 1989 yılında santral şeklinde gelmiş, 1990’da da otomatik hale dönüştürülmüştür. Köyde tarımsal amaçlı bir sulama kooperatifi mevcut olup; 1993 yılında kurulmuştur, yedi adet kuyu vardır.

Kireç köyünde 1960’lı yıllara kadar ısınmada tezek, odun vb kullanılırken, bu tarihten itibaren Kütahya’dan getirtilen kömür kullanılmaktadır. Köy evlerinin inşasında kullnılan kerpiç ise, 1990’lı yıllardan itibaren tuğla kullanılarak ve betonarme ile modern tarzda inşa edilmektedir. Köyün Aktoprak mevkiinden alınan toprağın eskiden civar köylerden gelenler tarafından evlerin dış cephelerinin sıvanması için kullanıldığı ve hatta bu toprağın fayans imalatına da uygun olduğu söyleniyor.

Köyün genel ekonomik durumu iyi olup; köyde kurban kesemeyecek durumda olan mevcut değildir. Halen köyde 200 adet küçükbaş ve 300 civarında da büyükbaş hayvan mevcut olup; bu hayvanların önemli bir kısmı kurban bayramı için Eskişehir ve yakın yerlerden gelenlerce tüketilmektedir.

Köyle ilgili bilinen tarihi kayıtlara göre Kireç köyü ilk olarak Temmuz 1921’de Yunan işgaline uğramış, işgal sırasında Yunan ordusunun köy camiinde yatıp kalktığı ve köylünün hasat edilerek toplanan ancak harman edilmeyen (şeren) tüm mahsulü yakılmış. 10 Eylül 1921’de Türk Ordusunun ileri taarruzuyla Yunan ordusunun 16.000’i ölü olmak üzere 46.000 kişi ile çok sayıda mühimmat bırakarak Sakarya Nehrinin batısına geri çekilmek zorunda kaldığı Sakarya Savaşından sonraki 26 Ağustos 1922’deki Büyük taarruzla beraber İzmir’e doğru bozgun şeklinde geri çekilen Yunan ordusunun civardaki köylerde yaptığı gibi Kireç köy camii ile evlerin tamamının yakılıp yıktığı hâlâ hatıralarda unutulmamış.

Kırım Tatar milli âdetlerinin pek çoğu civardaki diğer köylerde olduğu gibi yavaş yavaş unutulmaya yüz tutmuş. Köyde toylar Perşembe gününden genellikle dananın kesilmesi şeklinde olan sogum soyma ile başlar, Pazar günü kelinin tüşmesi (gelinin damat evine gelmesi) ile sona ererdi. Sogum soyulmasını müteakip aynı gün komşu ve konakbaylara yemek verilir. Cuma günü akşamına da köy cemaati çağrılırdı. Cumartesi akşamı çırak tellenir, Eskişehir’den çalgıcılar gelir, aynı gün akşamı kiyev (damat) tarafı içkili yemek verir, meclis teşkil edilir, bu meclise civar köylerden hısım akraba ve misafirler davet edilirdi. Pazar günü gelin gelir, tüm cemaate yemek verilirdi. Bu toylarda çınlaşmalar ve güreşler de olurdu ki, 1950’li yıllara kadar civar köylerde de yapılan Kırım Tatar kuşak güreşlerinde birinciliği kimseye kaptırmayan namlı güreşçilerden Fehmi Pehlivan bu köyden olup; 1994 yılında vefat etmiştir. Kireç köyünde kışın köye misafir geldiğinde kız cıyını adı verilen toplantılar yapılır, sohbet edilir ve “yüzük oyunu” vb oyunlar oynanırdı.

Kireç köyünde bayramlar, diğer Kırım Tatar köylerinde olduğu gibi renkli idi. Herkesin birbirine gelip gittiği, bayram namazını müteakip cenaze varsa önce taziyelerin yapıldığı, çocukların yemişler topladığı, kurban bayramlarında kurbanların kesildiği ve hemen herkese kurban etinin mutlaka tattırıldığı kurban bayramlarının eski heyecanı yavaş yavaş ortadan kalkmakta.

Kireç köyünde Kırım Tatar millî aşlarının hemen hepsi yapıldığı gibi, bu köye has olmak üzere şimdilerde seyrek olarak yapılan mısır unundan mamelek de yapılırdı. Arap aşı da denilen tavuk suyundan yapılan çorbaya ilaveten bu köye yerleşik Çerkez asıllı ailelerden öğrenilen Şipsi yemeği de yapılıyor.

Köydeki nüfustaki değişim, 1970’li yıllardan itibaren Kırım Tatarcası yerini Türkiye Türkçesine bıraktığı görülüyor.

KOKLUCE

Köyün yarısı merası olan, toplam 8000 dekar arazisi vardır. Eskiden bir sürü olan küçükbaş hayvan sayısında son yıllardaki artışlarla şimdi üç sürüye kadar çıkmıştır. Bundan başka 40 civarında da büyükbaş hayvan mevcuttur. eskiden 100 kadar olan. köyde 15 traktör, 1 biçerdöver mevcut olup; ilk traktörü 1950 yılında İsmail Kırımtay almıştır. otomobil sayısı 11'dir. Köyün hemen aşağısından Sarısu nehri geçmektedir. köye gelenler beraberlerinde harman taşları getirmişlerdir.

Toylar Perşembe gününde başlar, "avuz tiyer" isminde bir yemek, çırak telleme, koraz telleme, köbete tebilir edi. Hıdrellezde köy yakınlarındaki söğütlüğe gidilirdi.

Köyün genel ekonomik durumu iyi olup; kurban kesmeyen hemen hemen yok gibidir. köydeki ilkokul 1993'de kapanmıştır.

Çınlaşmada Gülüy Cengiy (Yenge), Nuri (Çetin) meşhurdular. Köyde yaygın olarak kullanılan lakaplar "Pırakaylar" ve "Aytuganlar" (Aydoğanlar)'dır.

Köyde 1960'dan önce kadınlara dikiş-nakış öğretmek maksadıyle bir dikiş-nakış kursu açılmıştır.

Bu köyden olup da Çanakkale savaşlarına giden Ziyadin ve Veli cephede şehit olmuşlardır. Köy camii, Yunan işgalinde yıkılmış ve yeniden İzzet Aydoğan tarafından yaptırılmıştır.

Köyde Kırım Tatar kültürüne ait hatırlanan çınlardan birkaçı şöyledir:

Ne demege bilmeymen onma, cetme,

Örme şiydiy corgalap üyüne cetme.

Avursam "ah !" der kimsem yok, ölsem cılar,

Betimni sıypap közümnü kim cumdurar ?

Avursan mana haber ver, men bararman,

Betinni sıypap közünnü cumdurarman.

Konya’nın Tuzlukçu beldesine bağlı olup; köyün kuruluşuna dair elde edilen bilgiler, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşından sonra, 1900’lü yıllarda Kırım’ın Akyar şehrine bağlı Çorguna, Topçuköy, Baydar, Büyük Muskoya, Küçük Muskomya, Sudak’a bağlı Taraktaş, Soğuksu köylerinden göç ederek gelen Kırım Tatarlarınca kurulmuştur. Topçuköy’den Hacı Mehmet (Topçu) Akay, Muskomya’dan Karamustafa, Çorguna’dan Bekir Usta köyün ilk kurucularındandır.



Köy halkından olan Servet Odaman (1961 Köklüce doğumlu), Kırım doğumlu karatnası Saniye (Odaman) kartiyden dinlediğine göre, daha çocuk yaşlarında iken doğrudan gemi ile Karadeniz’i geçerek Samsun’a geldiklerini ifade ediyor. Köklüce köyünün ilk olarak kuranlar, Samsun’dan Gebze’ye ve oradan da Osmanlı Devleti tarafından Orta Anadolu’nun iç bölgelerine ve Akşehir’e iskân edilmişlerdir. AKŞEHİR de geçici olarak bugün ki Devlet Hastanesi civarlarına yerleşen göçmenler, Akşehir’de üç yıl yaşamışlar. Ancak bu yeni göçmenler o vakitler Akşehir halkı tarafından pek de iyi karşılanmamış. Devlet tarafından Kaha Dereleri denilen mevkide yapılan iskân konutlarına 1903 yılında yerleşilerek kurulan köye “MAHMURETİL HAMİT” adı verilmiş. Cumhuriyetle birlikte KAHA ismini alan köyün adı, 1961 yılında yeni ismi ile KÖKLÜCE olmuştur. Bu köyden Fevzi Kayar’dan alınan bilgiye göre köyün kuruluş tarihinin 1906 olduğu da söyleniyor. Kaha deresinin ve etrafının yeşilliği, bu mıntıkanın yerleşim yeri olarak seçilmesinde rol oynadığı ifade ediliyor.



İlk kuruluşunda Akşehir’e bağlı olan köy, 1999’da belde olan Tuzlukçu’ya bağlıdır. Köklüce Köyü, Tuzlukçu beldesinin doğusunda ve Tuzlukçu’ya 17 km, Akşehir’e 30 km, Ilgın’a 30 km mesafededir. Köyün batısında Nogay Türklerince kurulu Erdoğdu, batısında Boğazkent, kuzey doğusunda Kırım Türklerince kurulan Tursunlu köyü ve güneyinde de Gözpınar köyü vardır.

Adını, yakınındaki ve içindeki Kaha dersinden alan köyün adı, 1960’lı yıllarda Köklüce olarak değiştirilmiştir. Köklüce köyü, Akşehir ve Tuzlukçu’ya 1990’lı yıllarda yapılan asfalt yol ile bağlıdır. Köye elektrik 1977-78 yıllarında gelmiştir. Su, 1975-76’lı yıllarda Tursunlu köyünün arazisinden gelmekte iken halen kendi arazisinden temin edilmektedir. Isınmada 1950’li yıllardan bu yana Ilgın yakınlarından getirilen kömürün kullanıldığı köyde evler kerpiç ve taş ağırlıklı olmak üzere 1985-90’lı yıllardan bu yana ise tuğla vb malzemeler kullanılarak inşa edilmektedir. Köyün kuruluşu ile birlikte yapıldığı söylenen cami, 1985 yılında yıkılarak yenisi inşa edilmiştir. Köyün okulunun 1940-50’li yıllarda üç sınıflı olarak eğitim verdiği ve bu yıllarda Tursunlu köyünden Mustafa isimli bir Kırım Tatar eğitmenin köyde görev alan ilk eğitmen olarak görev aldığını hatırlayanlar hâlâ var. İlkokul 1954 yılında beş sınıflı olmuştur. Köyün eski okulu, 1967 yılında yıkılarak yenisi inşa edilmiştir. Köyde ilkokul halen açık olup; 30 civarında talebesi ile eğitime devam etmektedir. Bu köyden olup da üniversiteyi bitiren ve çeşitli meslek gruplarına mensup çok sayıda kişi vardır. Bunlar arasında öğretmen, polis, mühendis, doktor, asker, subay, öğretim görevlisi, hukukçu gibi hemen her meslek grubundan kimseler mevcuttur.



Klasik Kırım Tatar mimari tarzının bütünüyle muhfaza edildiği köyde evler, bir avlu içerisinde sıralı şekilde yerleşmiştir.

Köyde 1990’lı yıllarda temeli atılan sağlık ocağı tamamlanamamıştır. 1975’li yıllarda 200 hane olan köyün nüfusu, 150 hanede 500 kişi civarındadır. İş bulma ve eğitim, evlilik gibi çeşitli sebeplerle köyden göç edenler, öncelikle eskişehir ve Bursa olmak üzere İzmit, konya, Afyon, Manisa, İskenderun, istanbul gibi Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış haldedirler. Bu köyden olmak üzere halen Eskişehir’in Gökmeydan ve Tepebaşı mahallelerinde olmak üzere 60 hane, Bursa’da ise 70 civarında hane bulunmaktadır.

Başlıca geçim kaynağı tarım olan köyün arazisi mevkilerine göre Kırtışlar, Yirmidönümler, Yel ocakları, Çeşme üstleri gibi isimlerle anılmaktadır.1956 ve 1984 yıllarında olmak üzere kadastro çalışması iki defa yapılan köyde halen 60-70 civarında traktör, 6 biçerdöver mevcuttur. Köyde ilk traktörler, köy muhtarı iken Ömer Özcan tarafından alınan gazlı traktör ile Ataylar tarafından 1950’li yıllarda alınmıştır. Mera dahil 25.000 dekar arazi varlığına sahip köyde yetiştirilen başlıca tarım ürünleri, ortalama dekara verimi 250-300 kg buğday ve arpa olup; sulama ile yetiştirilen pancardan dekara ortalama 4-6 ton verim alınabilmektedir. Köyde halen 150-200 civarında büyükbaş ve 1500 civarında da küçük baş hayvan mevcudu vardır.



Köy halkı içme ve kullanma amaçlı olarak kullandığı su ihtiyacını hemen her evin bahçesinde mevcut açılmış kuyulardan temin etmekte iken, 1976 yılında her eve içme suyu şebekesi ulaştırılarak musluktan suyun alınabilmesi mümkün hale gelmiştir.

Köklüce köyü sulama kooperatifi 1980’li yıllarda kurulmuş olup; halen faal durumdadır. Köyde ayrıca Köklüce köyü güzelleştirme ve yardımlaşma derneği de mevcuttur. Köyün doğusunda 1980’li yıllarda açılan bir kömür ocağı, halen işletilmemektedir. Köyün batısında ve 20 km mesafede Akşehir gölü, 20 km doğusunda da Çavuş (Ilgın) Gölü vardır.



Köyde hatırlanan tarihi olaylardan biri de, 1950-60’lı yıllarda yaşanan kuraklıktır. Köy, ziraati ve sosyal dayanışması ile örnek köy seçilmiştir. Bu bakımdan, mesela hemen hiçbir köyde rastlanılmayan ve fakat Köklüce’de bir cenaze yıkama aracı dahi vardır.

Köyde komşuluk ilişkileri çok iyi durumda olup; şimdiye kadar herhangi bir adli vaka yaşanmamıştır. Köyde halen Akyar civarından gelenlerin muhafaza ettiği Yalıboyu şivesi konuşulmakta olup; göçler sebebiyle şive ile birlikte Kırım Tatar Türkçesi de terkedilmeye başlanmıştır. Örnek verecek olursak; Azbar, Azbarğa, Yağmur, Cavun, Yağmur yağğan (cavın cavğan) çok, kop, yibermek (cibermek), ev (üy), Yuvmak (cuvmak), Çirkiy (Şirkiy), çibin (şıbın), Çibörek aşaymız (Şıbörek aşaymız) gibi.



Köklüce köyünde giyim-kuşamda 1950’li yıllara kadar Kırım Tatar kıyafetleri giyilmekte iken, zamanla yörede yaygın olan yerel kültürün hakimiyetiyle vazgeçilmiştir. Köyde halen Kırım’dan gelen tütün kiseleri, çöyün kazanlar varlığını devam ettirmekte olup; bu türlü eşyaların büyük kısmı 1970-71’li yıllarda köy halkından Kemal Dener’in eşi tarafından toplanmıştır. Köklüce’de 1950’li yıllara kadar Kırım Tatar kültürüne ait pek çok unsur, meselâ Kaytarma gibi Kırım millî oyunları oynanırken, zamanla bu oyunlar unutulup gitmiştir. Köyde Kırım kültürüne ait yakın zamana kadar devam ettirilen âdetlerden olan, düğünün et ihtiyacını karşılamak maksadıyla genellikle dananın kesilmesi (sogum soyulması) ile Perşembe gününden başlanan toylarda aynı gün yakın komşulara ve cemaate aş verilir, kahve tüyülür, Cuma günü şakırtuvlar (düğün evinin misafirleri) ve çalgıcılar gelir, Cumartesi günü at yarışları ve güreşler yapılır, kazanana hediyeler verilir, kız tarafı erkek tarafına Tavuklu köbete götürür, karşılıklı çınlaşmalar yapılır ve Pazar günü ise kiyev tıraşı yapılır, kelin tüşer (gelinin kiyev yani damatın evine getirilmesi) idi.



Köyde cenaze olduğunda, komşularca hazırlanan yemekler cenaze evine getirilir ve cenazeye gelenlere ikram edilir ve helva da pişirilir.

Köklüce köyünde Kırım millî aşlarından köbete, kalakay, katlama, cantık, çibörek, tataraş, kaşıkbörek hâlâ yenilen ve lezzetleri damaklarda devam eden kültürün unsurlarındandır.

Köyün ve eköylünün genel ekonomik durumu orta ve iyi olup; ekonomik olarak kurban kesemeyecek durumda olan kişi sayısı azdır.

Köyde yaygın olarak kullanılagelen lakaplar “Karamustafalar”, “Kıtaylar”, “Odamanlar”, “Pişatkalılar” gibi isimlerle anılmaktadır. Köklüce’de soyadları incelendiğinde birçok soyadın Kırım’dan geldiği görülürken; bazıları Kırım’da yaşadıkları köyün adını soyadı olarak taşımaktadırlar. Topçular, Taraktaş, Topçu, Odaman, Çelebi, Atay, gibi soyadları Kırım’dan alınanlardandır. Yaşlı kadınlarımızın adlarının sonuna Şerife, erkek adlarının başına Kurt adlarının birleştirerek söylenmesi de Köklüce’deki Kırım Kültürünün bir parçasıdır. Katçeşerife, Kurtkasan, Kurtseyit, Seyitveli, Seytamet gibi.



Bu köyden Kırım’a ilk olarak gidenler İsmail Çelebi (1990 yılında) ve Kemal Özbay olmuştur.

Köy halkından pek çok kişi Türkiye’ye göç ettikten kısa bir süre sonra Türk Kurtuluş Savaşında aktif olarak görev almışlar; bunlardan pek çoğu çeşitli savaşlarda ve cephelerde şehit ve gazi olmuşlardır. Hemen hemen her aileden bir şehit ve Kurtuluş Savaşı gazisi vardır. Köy halkından Mehmet Çavuş İzmir Konak’ta, Osman Odaman, Habibullah (Ay), Ali Akay, Halil Onbaşı (Yılmaz), Çanakkale’de, Mahmut Alambay ise Filistin’de şehit olmuşlardır. Kara İbram (İbrahim Turan) ve Osman (Alambay) Çavuş Çanakkale’de gazi, İslam Odaman da Eskişehir-İnönü savaşlarında gazi olmuşlardır. 1974 Kıbrıs barış harekatına Köklüce köyünden katılan İdris Dalcı da gazi olmuştur ve halen sağdır.



Köyde Kırım doğumlu olup da vefat eden son kişi Rıfat (Çorgun) Akay, 1995’te Kırım’da vefat etmiştir. Köklüce köyünde yardımseverliği ve şakacılığı ile tanınan Mahmut Çelebi, 1998 yılında vefat etmiştir


KONAR KÖYÜ


KONAR (KİRLİ KUYU)KÖYÜ %100 KIRIM TATAR

Yazar Ahmet Necdet Konar

Köy, bağlı bulunduğu Sarayönü ilçesine 7 Km. uzaktadır. Doğusunda Biçer köyü,
batısında Sarayönü ilçesi, kuzeyinde Başhüyük kasabası ve güneyinde Akdoğan yaylası (şu anda
Konar köyü nüfusunda kayıtlı) vardır.
Kuzeyde, köy mezarlığının bulunduğu mekideki "HÖYÜK"te yapılan kazılarda çıkan
çanak, çömlek, antik eserlerden ve aynı muhitteki "inlerden (mağara), buralarda Romalılar,
Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlıların yaşadıkları anlaşılmaktadır.
Atalarımız, 1893 Osmanlı - Rus savaşından sonra, Rusların baskı ve zulümünden
kurtulmak için, "Ak Topraklar" dedikleri Türkiye'ye göç etmişlerdir. Kırım'dan İstanbul'a vapurla,
oradan Eskişehir üzerinden Konya'ya trenle gelmişlerdir. Uğrak verdikleri bazı şehir ve
kasabalarra, bazı hısım ve akrabalarını bırakarak, Konya'nın Küçük İhsaniye (Garipler)
mahallesine geçici olarak yerleştirimişlerdir. Kendilerine, Sarayönü ilçesinin bazı bölgeleri daimi
iskan bölgesi olarak gösterilmiş ve şimdiki bölgede karar kılınmıştır. Bu bölgede, devletçe, bir oda
bir hol şeklinde iki odalı, küçük küçük pencereli, kerpiçten düz tavanlı evler yaptırılmış, 25-30 hane,
geçici iskan evlerinden alınarak yerleştirimişlerdir. (Yıl 1903)
Köye, Kirlikuyu denmesinin sebebi şudur: Köyün kuzey-batısında, bahçeler mevkiinde, bir
kuyu bulunmaktadır. Kuyudan at arabalı bir seyyar satıcı (çerçi), atına bu kuyudan su vermek ister.
Bakar ki kuyu suyunun üzeri çeşitli ağaç dalları ve yaprakları ile kaplanmıştır. Satıcı, "kuyunun
suyu amma da kirlişmiş" der. Adını buradan aldığı rivayet edilir. Daha sonraları köyün adı, Kırım'dan
gelip buraya konmak anlamında "KONAR" olarak değiştirilir.
Köyün ilk yerleşimcileri, Kırım"ın Akmesçit, Karasubazar, Baksan, Kongrat, Kaynavut gibi
yerlerinden gelmişlerdir. Kütük kayıtlarına göre köye ilk gelenler arasında, alfabetik sıraya göre
Abdullah, Abdül Cemil, Abdül Hakim, Abdül Kadir, Abdül Reşit, Ali Azamet, Azmi, Bilal, Cabbar,
Cinsali, Hüseyin, İbrahim, Kurt Hüseyin, Kurt Nebi, Kurt Osman, Kurt Veli, Löman, Men Ali, Molla,
Müjdeba, Nasrullah, Ömer, Sadrettin, Settar, Vacip, ve Veli akaylar, kadınlardan da Acar, Cemile,
Esma, Ezine, Katçe, Katme, Kurtne, Memse, Nazife, Fazile, Rdevide, Simse, Tenzile, Tesi,
Teslime, Vizire, Zilika, Ziyade, Zöre, ve Zülkade abaylardır. Soyadı Kanunudan sonra bu isimlere
Konar, Uçar, Avcı, Bozkurt, Coştu, Demirkaya, Tofan, Abis,Çomak, Zavazar, Atçeken, Koçak, Yılmaz,
Yıldırım, Duymaz, Saydam, Er,Can, Kökgöz, Kocakafa, Körük, Mutlu, Topbaş, soyadları eklenmiştir.
Köydeki her aileye 110 dekar arazi verilmiş, halk geçimini bu arazilerde ziraat yaparak,
küçük ve büyükbaş hayvan besleyerek ve Tuz gölünden at arabaları ile tuz nakliyeciliği yaparak,
sağlamışlar. Zamanla tuz nakliyeciliğinin bitmesi ve nüfusun hızla artması nedeniyle, geçim
sıkıntısına düşen köy gençleri, tahsil yapmak veya bir sanat öğrenmek amacı ile, başta Konya
olmak üzere, başka şehir ve kasabalara göçmüşlerdir. Şu anda köyde 25 hane kadar yaşlı nüfus
barınırken, 100 hane'den daha fazla nüfus ise köy dışında yaşamaktadır.
Köyde, 1938 yılında üçüncü sınıfa kadar eğitim veren bir okul açılmıştır, 1982 yılından
itibaren de, taşımacılık usülü ile 2 km. mesafedeki Başhüyük kasabasına öğrenciler gitmektedir.
Köyün, 1938 yılına kadar okulsuz olması, 1968 yılına kadar da beşinci sınıftan diploma alma
imkanı olmadğından, o çağın genç ve ihtiyarları eğitim ve iğretimden pek nasibini alamamıştır. Bu
dönemde köy dışında yetişen birkaç öğretmen, birkaç astsubay, birkaç muhasebeci ve lise muzunu
birkaç devlet memuru vardır. Şu anda ise, köy dışında ikamet eden, çeşitli üniversitelerde okuyan
veya bitiren epeyce gençlerimiz bulunmaktadır.
Köy 1947 yılında elektriğe kavuşmuştur. Kuruluşunda içme suyunu kuyulardan temin
ederken, şimdi evlinde musluklardan şarıl şarıl çeşme suyu akmaktadır. Köyün muhtarlığa
bağlı 14 kişilik bir minibüsü vardır. Acil durumlarda halk bundan yararlanmakta, Cuma günleri de
Sarayönü ilçesinde kurulan semt pazarına alış veriş yapmak için ücretle taşınmaktadır. Ayrıca
D.D. Yollarının Konya-Eskişehir arasında gidip glen bir ara treni ile, Haydarpaşa-Kurtalan
arasında gidip glene posta treninin durup kalktığı "KONAR DURAĞI" vardır. Ulaşım bunlarla
yapılır.



22-LUTFIYE


Lütfiye (Akyurt) köyü, Eskişehir’in Mahmudiye ilçesine bağlı bir köydür. Köyün Eskişehir merkez ilçeye uzaklığı 47, Mahmudiye ilçesine 20 km mesafededir. Köyün şimdi kuruluş yeri Eskişehir-Ankara E-90 devlet karayolunun 42. kilometresinde sol tarafa doğru yol ayrımını takip edilerek ulaşılır. Köyün yakın komşularının birçoğu da yine Kırım Tatarlarınca kurulmuştur. Doğusunda Kırım Tatarlarınca kurulan Fahriye, batısında Harmandalı, güneyinde Yeşilyurt ve Kırım Tatarlarınca kurulan Hamideye, güney batısında yine Kırım Tatarlarınca kurulan Tokathan köyleri ile komşudur. Mahmudiye ilçesi köyün güneydoğu istikametinde yer almaktadır.

Köy arazisinin Mahnmudiye ve civardaki pekçok diğer köyün de olduğu gibi Sultan Mahmut’un vakıf arazisi olduğu ve satın alınmak suretiyle kurulduğu söyleniyor. Köyün adının da Sultan Mahmut’un hizmetinde görevli olarak çalışan cariyelerden alındığı rivayet edilmekle birlikte; Lütfiye olarak bilinen köyün adı, Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde de aynı isimde başka bir köyün olması sebebiyle 1943 yılında Akyurt olarak değiştirilmiştir.

Lütfiye köyü, kuruluş tarihi kesin olmamakla birlikte 1900’lü yılların başlarında Kırım’dan ve Romanya’dan göç ederek gelen Kırım Tatarlarınca kurulmuştur. Köyün kurucusu olarak bilinen tek kişi Romanya’dan gelen İzzet Erol isminde birinin kuruluşuna rehberlik ettiği şeklindedir. Köyün ilk kuruluşu sırasında civardaki pekçok Kırım Tatar köylerinde Eskişehir’in halen 12.000 nüfuslu bir yerleşim bölgesi olan Sultandere köyü yerleşim için gösterildiyse de, o vakitler büyüklerin “balamız şeerge kaçar” (çocuklarımız şehire kaçar) düşüncesiyle bu teklif kabul edilmediği rivayet ediliyor.

Köyde belili başlı birkaç sülale mevcut olup bunlar da Taştabanlar ve Cambazlar olarak anılmaktadır. Köyde Kırım doğumlu olarak bilinen Mehmet Taştaban 1970’li yıllarda 66 yaşında vefat etmiştir.

Köyün toplam arazi varlığı 16.000 dekar olup; bunun 4.000 dekarı meradır. İşlenen arazilerde halen genelde buğday, arpa gibi hububatla beraber, şeker pancarı, soğan gibi ürünler de yetiştirilmektedir. Köyü Kırım’dan ilk olarak gelerekj kuranlar zamanın modern alet ekipmanlarını da beraberlerinde getirmişler. O vakitler ve 1960’lı yıllara kadar da kullanılan harmantaşları Kırım’dan getirilmiş, civardaki köylere de öğretilmiş.

Köyde ilk kadastro çalışması 1936 yılında, ikincisi de 1951-52 yıllarında yapılmıştır. Eskişehir-Ankara devlet karayolunun 1950’li yıllara kadar Lütfiye’den geçmiş.

Köy nüfusunun en kalabalık olduk dönemlerde 35-40 haneye kadar çıkmışsa da 1997’de 129 olan nüfus halen 88 haneye kadar düşmüştür.

Köyde 1975 yılında kurulan sulama kooperatifi kurulmuştur. 1990’lı yıllardan bu yana da derin kuyular açılmak suretiyle sulama yapılarak tarım sürdürülmektedir.

Köyde, ilköğretim okulu 1936 yılında üç sınıflı olarak başlamış plup; ilk eğitmen şimdi merhum olan Yahya Demircan’dır. İlk açıldığı yıllarda 18-20 civarında öğrencisi olan köydeki okul, 1950 yılında beş sınıflı olmuş, 1980’li yıllarda da yeterli öğrenci olmadığı için okul kapanmıştır.

Köyün içme suyu şebekesi vardır, 2007 yılında tüm içme suyu şebekesi yenilenmiştir ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi ve ptt acentesi yoktur. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır. 2007 yılında köy içi elektrik şebekesi yenilenmiş olup , santraldan gelen havai telefon kabloları yer altına alınmış olup 2008 yılında dijital telefon santrala bağlanacaktır.

Civardaki pekçok köyde olduğu gibi Lütfiye’de de köyün nüfusu yaz-kış değişken nüfusa sahiptir. Kışın köylünün büyük çoğunluğu Eskişehir merkez ilçede ikamet ederek çocuklarını okuturken, yazları da arazi işlerinin artmasıyla, toprak işleme, hasat gibi sebeplerle köye gelmektedir. Köyde ilk traktör (çapalı Fordson marka) 4000 TL’ye 1947 yılında Taştabanlar tarafından alınmıştır. Köyde halen 30 civarında traktör, birkaç da biçerdöver mevcut olup; günün modern alet ve ekipmanları kullanılmaktadır. Ulaşımda halen hemen herkeste mevcut otomobil kullanılmaktadır.

Kırım Tatar kültürünün yakın zamana kadar büyük oranda yaşatıldığı Lütfiye’de, geçtiğimiz yarım asırda yaşanan göçler geleneklerde önemli değişiklikler meydana getirmiştir. Perşembe gününden sogum soyulması (hayvan kesimi) ile başlayıp Pazar günü gelin alıcı ile sona eren, koraz, çırak telleme gibi âdetlerin yapıldığı toylar artık çoktandır yapılmıyor. Kırım Tatar kültürüne ait elde kalanlar içinde yaşanılan beyaz badanalı ve geniş azbarlı (avlu) evler de yerini taş veya tuğladan imal edilenlere terk ediyor. Kırım Tatar çöl şivesinin halen konuşulduğu Lütfiyede yarım yüzyıl sonra belki de ne köylü, ne de konuşulan dil kalacak. Kırım Tatar kuşak güreşinin 1950’li yıllara kadar var olduğu köyde, bu konuda hatırda kalan Hacı Abdullah (Sunar) Akay’ın capalakka alıp atması, o kadar. At yarışlarında ise Mehmet Emin Taştaban’ın, çınlaşmada Abdülhalim Taştaban’ın meşhur olduğu Lütfiye’de Abdülhalim Taştaban’ın hatırasında kalan birkaç çın şöyle:

Armanımız keçti, keldi küzler,

Keç bolsa da aytayım kele otussekizler.

Okup oca bolmadın, koy bakıp çoban,

Endi senin harcın bir kalbur toban.

Üyretip turma o yerde tartıl aradan,

Kuman, eleken şaltıray ket azbardan.

Lütfiye’de Karamehmet Emin (Taştaban) yardımseverliği ile hatıralarda yer işgal eden bir kişi olarak kalmış.

______________________

(*) Köyle ilgili olarak yazıda verilen bilgilerin önemli bir kısmı 31.08.1997’de Abdülhalim Taştaban’dan (Babası Kırım Toytöbe köyünden, annesi Eskişehir Merkez Kireç köyünden) alınmıştır.

Mesudiye (Taşlıhüyük) Köyü

Mesudiye Köyü Eskişehir-Konya Devlet Karayolu'nun 44 kilometresi üzerinde bulunmaktadır. Köyün 5 km. güneyinde aynı karayolu üzerinde bağlı bulunduğu Mahmudiye İlçesi, 4 km. kuzeyinde Hamidiye Köyü, yaklaşık kuzeybatı istikametinde Yeşilyurt ve Doğançayır Köyleri, doğu istikametinde (arada Ankara Devlet Karayolu bulunuyor) Şerefiye Köyü, batı istikametinde İsmetpaşa Köyü, güneybatı istikametinde ise Hayriye (Çıngıllıhüyük) Köyü bulunmaktadır. Köyün yaklaşık 1 km. doğusundan Seydi Suyu Deresi geçmektedir. Köyün batı kesiminde yaklaşık 20 km. uzaklıkta 1301 m. yüksekliğinde Kırgız Dağı yer almaktadır.

Mesudiye Köyü (1970‘li yıllara kadarki ismi Taşlıhüyük ya da Tatarca söylenişi: Taşlük) Eskişehir’in Mahmudiye İlçesine bağlı olup 1900 yılında Bulgaristan Göçmenleri’nden Hoca Ali (Yazgı) tarafından kurulmuştur. Bundan yaklaşık 1 yıl sonra Kırım’dan genellikle Gözleve (Kezlev) ve Akmescit’ten doğrudan Türkiye’ye göç eden, öncelikle Adana Ceyhan tarafına yönelen ancak oradaki iklim nedeniyle yöreye gelen Kırım Tatarlarından yaklaşık 40 aile ile büyümeye başlamıştır. Yöredeki en büyük Kırım Tatar nüfusa sahip köylerden biridir. Köye aileleri ile birlikte ilk gelen Kırım Tatarlarından bilinenler : Hasan (Akyürek), İbrahim ve Ömer (Gence) Cemil (Özcan), Emir Veli, Emir Hacı, Zekeriya, Kapar (Yüksel), Abdulvahap, Mehmet Ali (İslam, Seyit Hacı) (Erten), Şehabettin (Esen) Kelay, Halim, Mehmet (Sabaz), Hıdır Mırza, Molla ve Samdin (Burunak), Kaybullah ve Kadir (Yiğit), Abdullah, Nezi, Ali (Yeşilyurt) Mermiş, Veli (Varlı), Sıddık, Zeytullah (Karakurt), Molla, İsmail, Emin, Halilullah, Efendi (Bekir), Pezazi (Çelik), İsmail (Camanak), Osman isimli AKAYLAR olmuşlardır.1934 yılında Kırım’dan 5 aile daha köye gelip yerleşmiştir. Köyde şu anda 90 hane Kırım Tatar ailesi mevcut olmakla beraber, Eskişehir merkezi başta olmak üzere, büyük merkezlere (Ankara, İstanbul, Bursa, Kütahya gibi) oldukça yüklü bir nüfus göç etmiştir. Büyük merkezlere göçen genç kuşak Mesudiyelilerin saýısı$şu anda köyde yaşayan Kırım Tatar nüfusundan daha fazla sayıdadır. Ancak büyük şehirlere genellikle işi nedeniyle göç edenler köyle bağını koparmamakta, evler boş da olsa köyde varlığını sürdürmektedir. Yazın izinlerde ya da uzun tatil günlerinde köydeki evlerine gitmekte, kalmakta; koranta, arkadaş, dost ziyaretleri vesilesi ile köyünü ziyaret etmektedirler.

Ayrıca köydekiler Kırım ile duygusal bağlarını da sürdürmektedirler. Köy halkından olup özellikle son yıllarda Kırım'a gelen gidenler, Kırım milli meselesi ile yakından ilgilenenler bulunmaktadırlar. Mesudiye Köyü’nden olup çeşitli illerdeki Kırım dernekleri vasıtası ile Kırım Milli Meselesi ile ilgilenenler ve kültürünü, adetlerini yaşatmak adına faaliyet gösterenler azımsanmayacak sayıdadır.

“Taşlıhüyük” ismi köye 500 m. uzaklıkta batısında yer alan inşaat işi için uygun ancak şu anda faal olmayan taş ocaklarından gelmektedir.

Kurtuluş Savaşı sırasında köy tam 1 yıl (1921-1922) süreyle Yunan istilasında kalmıştır. Köyün ilk istilası sırasında Yunanlılar köy üzerinden Polatlı yönüne doğru ilerlemişler. Yunan askerlerinden bir birlik Kırgız Ovası yönünde bulunmaktaymış. Bu istiladan önce köy halkı çoğunlukla Tatar ailelerin, yakınlarının bulunduğu Hayriye, Yıldızören Köyleri ve Çifteler İlçesi’ne gitmişlerdir. Köyde yetişkin insanlar askerde olduğundan geneli yaşlı ve kadın ve çocuklar az da olsa aileler kalmıştır. Bu halde bile köyde kalan insanlar Yunanlılara direnmiş, zayiat verdirmişlerdir. İstila boyunca Yunan askerleri gündüzleri köye gasp, yağma amacıyla gelip, geceleri ise birliklerine çekilmişlerdir. Kurtuluş savaşı sırasında özellikle Yunanlıların kaçışı esnasında batı yönünde Yunanlıların Çerkez Bayırı ve Kırgız Ovası, Türk askerlerinin de doğu yönünde Şerefiye Bayırı ve Cönger yolu istikametinde yoğun çatışmalara sahne olduğu bilinmektedir. Yunanlılar kaçışları esnasında köyü tamamıyla yağmalamış, hayvanları götürmüşler ve evleri, ambarları, ahırları ateşe verip, yakmışlardır . Köyün büyük çoğunluğu yanmıştır. Köyün yakılmasında yoğun ateş ve duman o esnada Hayriye Köyü’nde yakınlarının, Kırımlı hemşehrilerinin yanında bulunan köy halkı yakınlardaki Serçe ismi ile anılan bayırdan Yunanlıların yaptığı bu yangınlara üzülerek uzaktan şahit olmuşlardır.

Köy halkından gerek 1.Dünya Savaşı (özellikle Çanakkale Cephesi), gerekse Kurtuluş Savaşı’na katılarak şehit olmuş kişiler de mevcuttur. Cabbar Oğlu Abdulgani, Selami Oğlu Bekir, Mehmet Ali Oğlu Seftar ve Hasan bugün ismi bilinenlerdir.

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra köyde tam 7 yıl süreyle şiddetli bir kuraklık görülmüş bu esnada köy halkı çok zorluk çekmiştir.

Kuruluşundan itibaren kuruluş yeri itibariyle diğer köylerin, Mahmudiye ve Çifteler ilçelerinin yol güzergahında bulunan köyde o zamanlarda hanlarda yolcular konaklarlardı. Kuruluş yıllarında 3 km kuzeyde yer alan Askerî Kışlada (şu anda Köy Hizmetleri’nin kullanımında olan) çizildiği bilinen plan sayesinde ardışık düzen evlerin bulunduğu avlulardan (azbarlardan) müteşekkildir. Köy 2 büyük mahalleden (Aşağıve Yukarı Mahalle) oluşmaktadır. Köy mesken olarak 250m x1500m= 405 dekarlık dikdörtgen şeklinde 2 mahalle düzgün bir alana kuruludur. Köyde 2 adet cami vardır. Bu camilerden Büyük Cami olarak adlandırılanı 1903 yılında yapılmıştır.

1933 yılında açılan ilkokul 2-3 yıllık kapalı kaldıktan sonra 1938 yılında tekrar eğitime açılmıştır. 70’li yıllarda 200’e yakın öğrencisi ve 10 öğretmen barındıran bir İlkokul (şu anda kapalı) bulunmakta iken ve şimdilerde 20 öğrenci ile Mahmudiye İlçesi’nde taşımalı eğitim öğretim sürdürülmektedir. Köydeki okuma yazma oranı yüksektir. Lise ve üniversiteyi okuma oranı ise eskiden beri yüksektir ve halen artarak devam etmektedir.

Köye ilk yerleşimden sonra ilk gelen Kırım Tatar aileleri ile birlikte zamanla Cami ve diğer sosyal kurumlarını da inşa edip düzenlerini kurmuşlardır.


Günümüzde köyde Muhtarlık Konağı, tahıl tohumu ayırma için selektör binası, kantar gibi ortak kullanımda yapılar mevcuttur. Köyün şu andaki (Şubat 2007) Muhtarı Ayhan Yıldırım, bir önceki Muhtar Fevzi Sabaz’dır.

Köydeki hane sayısı 225 olmasına karşın ikâmet edilen sayı 175 adettir. 1970’li yıllarda 750 civarında olan kişi sayısı nüfus 2000 yılı resmi nüfus sayımına göre 426 kişidir. Şu anda yazın 500, kışın ise 350 civarında kişi köyde bulunmaktadır. Köye tüm evlere elektrik 1975 yılında bağlanmıştır. 1960’lı yılların sonlarında köyde her eve kullanım ve içme amaçlı su bağlanmaya başlanmıştır. 1978’de ise telefon köyde kullanılmaya başlanılmıştır .

Mesudiye Köyü halkının başlıca geçim kaynağı tarımdır. Köyün kuruluş yıllarında Kırım’dan gelen aileler Kırım’da uyguladıkları tarım tekniklerini ve ürünleri Mesudiye’de uygulamaya başladıkları bilinir. Köyün sahip olduğu arazi 45000 dekar (dönüm) dır. Arazinin geneli kıraç (sulak olmayan) tır . Toplam sulanabilen arazi miktarı 3000 dekar kadardır. Her yıl sulanabilen arazilerle birlikte 23000-25000 dekar arazide ekim yapılmaktadır. Geri kalan araziler toprak çok verimli (güçlü) olmadığı ve sulama imkanı olmadığı için dinlenmesi için 1 yıl nadasa bırakılmaktadır. Arazinin sulanabilirlik durumuna göre buğday, arpa, yulaf, nohut, pancar, ayçiçeği, soğan, mısır, karpuz, kavun türü ürünler yetiştirilmektedir. Bunun yanında son yıllarda oldukça azalsa da küçük ve büyükbaş hayvancılık bir gelir kaynağıdır Mesudiye için .

Kırım Tatar milli yemekleri de halen köyde yapılmakta tüketilmektedir. Hamur ve et ağırlıklı olan yemekleri Çibörek, Tataraş, Kaşıkbörek Çorbası, Tavalokum (Peşlokum), Tatar Bohşası (normal poğaçadan farklı yağda kızartılıp pişirilir), Köbete, Cantık (kıyık ve büyük yuvarlak olmak üzere iki çeşittir), Kavurmabörek, Kalakay, Mercimekli lakşa çorbası, Sarburma, Kıygaşa, Ulkum, Kıyık, Kıvırma, Kuzu Sorpası, Oğmaç Çorbası, Baklalı Lakşa Çorbası şeklinde sayabiliriz.

Mesudiyede halen konuşanların sayısı azalmış da olsa yoğun olarak çöl ağzı Kırım Tatarca konuşulmaktadır. Burada Tatarcanın ne denli yoğun ve yaygın kullanıldığını anlatmak için küçük ilginç bir not: Köyde bulunan Kırım Tatar harici çoğu kimse de konuşulan Tatarca’yı anlamakta hatta bazı kimseler Kırım Tatarlardan ayırt edilemeyecek şekilde Tatarcayı konuşabilmektedirler.

Evlerde halen Kırım'dan geldiği andaki döşeme şekilleri ve işlemeleri görmek mümkündür. Hasır ve kilimler, yün minder, yastık ve yorganlar, sedirler ve sedir örtüleri, oyalı kanaviçe sergi ve sargılar, kalıp yastıklar, kanaviçe işli duvar halıları, tartmalara asılı çevre ve keten havlular, kanaviçe işli duvar panoları, perdeler, dolap örtüleri, güneşlikler, kapı perdeleri, yorgan ve yastık ağızları bunların arasında sayılabilir.

Köyde Kırım Tatar adetleri halen azalmış da olsa halen uygulanmakta, yaşatılmaktadır. Özellikle adetlerin 1980’li yıllara kadar en yoğun uygulandığı pey, nişan ve toy(düğün)lardan bahsetmek gerekir . Kuda ve kudagıy (dünürler) gönderilerek yapılan kız “istetme” den sonra sonuç olumlu ise aile arasında “piy” adı verilen küçük birsöz kesme töreni yapılırdı. Piyde gelin kıza elbise, anne babalara hediyeler alınırdı. Erkek taraf bu hediyeleri işlemeli şık bir “bohça” içinde getirdikten sonra kız taraf da ayniyle mukabele hediyelerini erkek tarafa sunardı.

Nişanda erkek taraftan yakınlardan amca, dayı vb. den oluşan biraz daha kalabalık (8-10-15 kişi) bir erkek grup kız evine kızın çeyizlerinden ve erkek tarafa hediyelerden oluşan sandık götürülürdü. Sandık ve diğer hediyelerin alınış verilişleri sırasında erkek taraf kudalarından çocuklar ve caşlar (genç kız-erkek) için hediye ya da çoğunlukla para alınması adettendir (erkek tarafından bunun için önceden biri görevlendirilir). Dualar edilip, yemekler yenilip, kahve, çay içildikten sonra erkek taraf kız tarafın hediyeleri ile birlikte döner.

Toylar ise Perşembe günü erkek tarafa akrabalar, komşular tarafından içi Katlama, Bohşa, kurabiye, elma, fıstık şeker vb dolu olan “sini” (sofra tepsisi) ve içinde de paket içinde toy kayırlav (hediyesi)gönderme ile başlar. Sini ile gelen yiyecekler gelen misafirleri ağırlamada da kullanılır. Gelen “toy kayırlavlar” da evin münasip bir köşesinde sergilenirdi. Aynı gün toy için sogum soyulur (düğün yemeği eti için hayvan kesimi yapılır) . Katlama, bohşa, ulkum, kıyık türü hamurişleri pişirilir. Cuma günü misafirler gelmeye başlar. Cuma günü akşamı misafir katına (yanına) yemeğe akrabalar ve tüm köy cemaati davet edilir. Cumartesi günü yeni gelen misafirler ve köy halkı için sofralar kurulur, yemek yenilir. Akşamına kızlar için toy (kına gecesi)yapılır. Toyda kızlar-caşlar karşılıklı şınlama yapılır, darbuka, dare (tef) çalınır, oynanılır. Bu arada söylenen oynanan türküler içinde Kırım Tatar türküleri (“Seydosman”,“Ay bülbülüm” gibi) de mevcuttur. Kına gecesinde erkek taraftan görümceler de misafir olarak gelirler. Gelin kız görümceleri oyuna kaldırır, beraber oynar, görümcelere çember, kayınlara havlu bağlanır. Gece ise kızlar caşların ellerine kına koyarlar. Pazar günü gelin alıcı düzenlenir. Gelin alıcı gelin evinde gayet kalabalık bir şekilde kızlar darbuka çalması, oynaması şeklinde eğlenceli bir şekilde gerçekleştirilir. Gelin alıcı esnasında kız taraftan “toprak bastı” ismiyle para istenmesi, erkek taraftan da kız taraftan çember, başörtüsü istenip alınması şeklinde hafif çekişmeli eğlenceler adetlerdendir. Ayrıca gelin alıcı esnasında (son zamanlarda kına gecesi akşamı ) 1 adet gelin kızın kayını için, 1 adet de caşlar için tokuz (keten büyük kölek üzerinde kölekle beraber havlu, çorap, çevre, mendil, çember, marama ve 2 adet oyalı işli keseden oluşan toplam dokuz adet malzeme bulunan) erkek tarafınca seçilmişlere kız tarafça bağlanır. Pazar günü gelin alıcı gelinle beraber az sayıda kuda, kudagıy gelir. Akşamına köyün gençleri ve yaşça caş akrabalarla yenilen yemekten sonra açık artırma ile “tokuzlar” hatıra niyetine satılır, alınır ve kiyev (damat) kapanır. Toy böylece sona erer. Bundan sonra 1-2 hafta içinde gelin kız-damat ve erkek taraf yakın akrabalar kız tarafa akşam yemeğine gidilir. Bu bir bakıma kız tarafla tanışma, kaynaşma ziyaretidir.

Adetlerde özellikle toylarda söylenen şınlardan iki ayrı örnek. Birincisi toya yeni gelen bir misafirin söylediği şın . İkincisi (iki dörtlük) ise gelin gittikten sonra kız yakınlarınca söylenen bir şın:


Erte şıktım, keş kaldım
Aldım bayır,
Keş bolsada aytayım,
Toyun bolsun kayır. Kırdan şıkkan bir payton,
Telbevi telden

Kıska ayaklı kız bala
Kısmeti elden. Kız bala degenin
Kapının menteşesi
Tıngırday kalır
Anayın dört köşesi


Eskiden beri devam ettirilen bir adet de Hıdrellez (Kıdırlez) günü sabah tüm köy erkek ve çocuklarının köyün camisinde toplanıp dua edildikten sonra herkesin evden getirdiği kuzu sorpası, kalakay ve sütlacın birarada sofralarda yenmesidir. Bahar yağmurunun az yağdığı veya hiç yağmadığı senelerde kıdırlez günü köye yakın kırlık bir alanda beraberce “yağmur duası” na çıkılır.

ORHANİYE


U.Ü. FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ
SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ
Yıl: 8, Sayı: 13, 2007/2
AFYONKARAHİSAR İLİ ÇAY İLÇESİ ORHANİYE KÖYÜ
KIRIM TATAR AĞZI
Erdoğan BOZ

ÖZET
1876'lardan başlayarak Kırım'dan Romanya'ya oradan Bulgaristan'a ve
nihayet Türkiye'ye göç eden Kırım Tatarları, çoğunlukla İstanbul, Eskişehir ve
Ankara civarına yerleşmişlerdir. Çay ilçesinin Orhaniye köyüne yerleşen Kırım
Tatarları, yüz yıldan fazla bir zamandır bu mekanda yaşıyorlar. Aslında bir Kıpçak
şivesi olan Kırım Tatarcası, yüzyıllar süren komşuluklar neticesinde Oğuz şivesi
özelliklerini de gösterir olmuştur. Böylece Kırım Tatarcası başlıca iki ağza
ayrılmıştır.
Köyde kendini Nogay ve Kırım Tatarı olarak benimseyen iki grup vardır.
Bu iki etnik unsurun şive özellikleri yer yer birbirine karışsa da köylüler
kendilerini etnik kimlikleri ile tanımladıkları için ayrılıklar henüz belirgindir. Biz
bu çalışmamızda, yalnızca Kırım Tatarları’ndan derlediğimiz metinler kapsamında
Orhaniye Köyü Kırım Tatar Ağzı'nın ses ve şekil bilgisi özelliklerini tespit etmeye
çalıştık.
Anahtar Kelimeler: Kırım Tatarcası, Orhaniye, Ağızlar.
ABSTRACT
Crimean Tatars, as from 1876 migrating from Crimea to Romenia and
from there to Bulgaria and finally to Turkey, mostly settled down around İstanbul,
Eskişehir and Ankara. Crimean Tatars settling dowm around Orhaniye village of
Çay district have been living there for over one century. Crimean Tatar language,
which is in fact a “Kıpçak ” accent, accommodates features of “Oğuz” accent as a

Afyon Kocatepe Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,
Afyonkarahisar/Türkiye. (erdoganboz@aku.edu.tr)
Page 2
264
result of neighborhoods lasting for centruies. Hence, Crimean Tatar language
divides into main two dialects.
Orhaniye village of Çay district consists of immigrants coming from
Crimea and having both accents of Crimea. In the village there are two groups
adopting themselves as “Nogay” and Crimean Tatar. In this study we attemp to
determine features relating to phonology and morphology knowledge of Crimean
Tatar dialect of Orhaniye village.
Key words: Crimean Tatar Language, Orhaniye, Dialects.
Giriş
Afyonkarahisar ilinin Çay ilçesine bağlı Orhaniye (Bodrum) köyü,
bir Kırım Tatar yerleşmesidir. Köyün tarihi hakkında tarih kitaplarında
yeterli bilgi yoktur. Ancak köylülerden edinilen sözlü bilgiye göre; buraya
Armutlu köyünden gelinmiştir.
1
Tarihî kaynaklarda, Kırım Tatarlarının
1876'lardan başlayarak Kırım'dan Romanya'ya, oradan Bulgaristan'a ve
nihayet bugünkü vatan topraklarına göç ettikleri kayıtlıdır. Şu ana kadar
yayımlanmış Afyonkarahisar Şer'iyye Sicil belgelerinde ise Kırım Tatarları
ile ilgili bir kayıt yoktur. Ancak önceki bir çalışmamızda Nogaylar ile ilgili
bir belgenin varlığından söz etmiştik.
Bilindiği gibi Kırım Tatarcası, bir Kıpçak lehçesidir. Kuzey
(Bozkır-çöl) ve Güney (Yalı Boyu) Kırım Tatarcası olmak üzere başlıca iki
ağız grubuna ayrılır. Ancak Kırım'ın orta bölgesinde her iki ağzın
unsurlarını barındıran bir bölge daha vardır ki bunu Orta Bölge olarak
(Bahçesaray) belirlemek mümkündür (Savran 2003:3).
Bu çalışmada Orhaniye Kırım Tatar Ağzının (OKTA) ses ve şekil
bilgisi özellikleri tespit edilecektir. Bu tespitte yer yer Ölçünlü Türkiye
Türkçesine (ÖTT) ve Kırım Tatar Türkçesi yazı diline (KTT) temas edilecek
ve yer yer de çevrede yerleşik diğer Tatar ağızları ile karşılaştırmalar
yapılacaktır.
Sonuç bölümünde ise, elde edilen veriler maddeler halinde
sıralanacaktır.
1
Nogay muhacirlerinden olup Afyonkarahisar'da misafir iken 1885 senesinde vefat eden
Şabanoğlu Esgazi'nin terekesinde belirtildiğine göre; 10 kuruş ile Saraçhane'de bulunan
Bey Çeşmesine demir zincirli bir su tası alınması, 60 kuruş ile Otpazarı Camii'ni
aydınlatmak üzere bir adet büyük mum alınması vasiyet edilmiştir.
Page 3
265
DİL İNCELEMESİ
I. Ses Bilgisi
1. Ünlüler
1.1. Ünlü Çeşitleri
Kırım Tatarca'sında sekiz ünlü vardır; a, e, ı, i, o, ö, u, ü (Savran
2003:7). OKTA'da. bu ünlülerden başka, çevre ağızların da etkisiyle şu
ünlüler kullanılır (Boz 2000:50-57, Boz 2002:28).
1.1.1. í ünlüsü; i-ı arası bir ünlüdür.
bílgímíz (1.1), bír (2.3), izmír (3.6), pēnír (4.15), kettí (5.2).
1.1.2. ó ünlüsü; ö-o arası bir ünlüdür.
¢óy (1.2), óbúr (2.24), ¢óylü (3.13), ¢óbete (4.9), ¢óllesi (5.1).
1.1.3. ú ünlüsü; ü-u arası bir ünlüdür.
ġún (1.35), ¢únnúz (3.8), búttún (5.6).
1.2. Uzun Ünlüler
KTT'de uzun ünlüleri gösteren bir işaret yoktur (Savran 2003:8).
1.2.1. Birincil Ünlü Uzunlukları
1.2.1.1. Türkçe Kelimelerdeki Ünlü Uzunlukları
OKTA'da. tespit edebildiğimiz birkaç birincil uzun ünlü vardır. āltın
(1.31), ālırsın (2.5), bāşımızda (2.25).
1.2.1.2. Alıntı Kelimelerdeki Ünlü Uzunlukları
Arapça ve Farsça alıntı kelimelerdeki uzun ünlülerin bir kısmı
uzunluklarını kaybetmiş olsalar bile, OKTA'daki bu tür ünlülerin durumu
ÖTT’nin etkisiyle paralellik göstermektedir.
yāvut <¢ulaġına (2.4), gelenēmiz <¢artol (2.6). ÖTT’ye göre uyumu bozan örnek sayısı da çok azdır. sipillükte <şey (4.27), pudura <örürüz (4.17). 1.9. Yuvarlaklaşma böber <<>í,
ö>ó ve ü>ú değişimi şeklindedir.
ı>í
bízím (1.2), bír (2.3), izmír (3.6), penír (4.15).
ö>ö
qóy (1.2), dórt (2.2), qóyge (3.1).
ü>ú
dúnúr (1.9), úş (2.2), yúz (3.1).
1.11. Daralma
patatis < ögleden (4.15). 2. Ünsüzler 2.1. Ünsüz Çeşitleri KTT'de yirmi üç ünsüz (b, c, ç, d, f, g, ġ, h, j, k, k, 1, m, n, ŋ, p, r, s, ş, t, v, y, z) vardır (Savran 2003:17). OKTA'da, ÖTT’den farklı olarak çevre ağızların etkisiyle şu ünsüzler görülür (Boz 2002:34), bu ünsüzlerden bir kaçı KTT’de yoktur (Savran 2003:17). 2.1.1. q ünsüzü; ötümsüz, süreksiz gırtlak ünsüzüdür. ¢>q
değişiminin sonucu görülür.
Page 6
268
qonuda (1.1), fabriqasında (1.15), haftalıyqan (2.3), qır¤ (3.1),
qaşĝannar (4.2), qatmer (5.12).
2.1.2. ŋ ünsüzü; ötümlü, sürekli geniz ünsüzüdür.
yalıŋız (1.4), sōŋa (1.11), yeŋi (2.2), onuŋ (2.11), yaşayabilirseŋ (3.5),
halamıŋ (4.1), genşlēmiziŋ (5.2).
2.1.3. ¤ ünsüzü; ötümsüz, sürekli damak ünsüzüdür. Hem Türkçe
hem de alıntı kelimelerde görülür.
¤amırlarını (2.9), qayma¤ (2.9), ¤aşkeşli (2.15), qır¤ (3.1), sanca¤
(3.16), ġaynadırdı¤ (5.1).
2.1.4. w ünsüzü; çift dudak v'si, ötümlü, sürekli ünsüzdür.
yāwıtS değişimine bağlı olarak görülür.
bılmeymiS (1.1), böyüklerimiS (1.4), toylarımıS (1.12), biraS (2.7),
bilgenimiS (2.20).
2.1.6. ĝ ünsüzü; ötümlü, sızıcı gırtlak ünsüzüdür. ¢>ġ> ĝ veya ġ>ĝ
değişmesi sonucu görülür.
bōĝan (1.3), pırınĝa (2.10), noĝay (3.3), qaşĝannar (4.2), dıĝar
(5.15).
2.2. Ünsüz Değişmeleri
2.2.1. Ötümlüleşme
#g <#k: Kelime başı k'ler genellikle korunmakla birlikte yer yer ötümlüleşmeler görülür. görenek (1.9), güzēlce (2.8), geçinemiz (3.4), genşler (3.5), gelip (4.2), gelenēmiz (5.2). #ġ <#¢: Kelime başı ¢’lar genellikle korunmakla birlikte yer yer yöre ağızlarının etkisiyle ötümlüleşmeler görülür. ġurt (2.1), ġulāna (2.4), ġa¤dı¤ (3.12), ġadā (4.15), ġaynadırdı¤ (5- 1). g/ĝ#<-k/¢-: Kelime içinde de görülür. ettirmege (1.22), pırınĝa (2.10), qaşĝannar (4.2). Page 7 269 #d <#t: Kelime başı t'ler genellikle korunmakla birlikte yer yer ötümlüleşmeler görülür. dúnúr (1.9), demin (1.18), dedi (1.18), dórt (2.2), daġılaydılar (3.14), dōdū "doğduğu" (4.6), dātırdı¤ (5.1). #z <#s: Bir örneği vardır. zebze (1.24). 2.2.2.Ötümsüzleşme S# <¢ulaġına (2.4), dātım <><<*imdi (4.30). 2.2.5. Ünsüz Benzeşmesi -nn-<-nl-: kelgenner (1.4), ketgenner (1.5), ramazannar (1.17), nişannı (1.34). -nn-<-nd-: onnan (1.5), tarafınnan (4.22). Page 8 270 -nn-<-ny-: pennir (2.6). -tt-<-ht-: sabattan (4.13). Ulanmaya bağlı olarak; ōlum§ma<ç: KTT'de ş<ç değişimi yoktur ancak ağızlarda yaygın görülen bir değişmedir (Baydar 1999:117, Yüksel 1989:38). köşüp (1.3), keskendir (1.6), şalġılı (1.12), şayda (1.14), yalavaşdan (1.19), tembişde (1.19), genşler (3.5), işine (2.8), qaşĝannar (4.2). ¤<¢: ¤astalı¤ (1.3), a¤şam (1.21), barda¤ (1.26), va¤tı (1.28), ta¤arlar (1.31), o¤untu (1.37), çocu¤ (2.2), yo¤ (2.30), ufa¤ (4.33). f< ma="" v=""><’: duvanlan<>q veya ¢>ġ>ĝ~ġ>ĝ değişimi sonucu ünsüzlerin çıkış noktasının
gırtlağa kaymasıdır.
qonuda (1.1), fabriqasında (1.15), haftalıyqan (2.3), qır¤ (3.1),
qaşĝannar (4.2), qatmer (5.12), bōĝan (1.3), pırınĝa (2.10), noĝay (3.3),
qaşĝannar (4.2), dıĝar (5.15).
2.2.12. Ünsüz Uyumu
Ünsüz uyumuna genellikle uyulmakla birlikte yer yer
uyumsuzluklar da görülür.
ketgenner (1.5), tapĝandır (1.8), yalavaşdan (1.19), atĝa (5.8).
Page 9
271
II. Şekil Bilgisi
1. Ekler
1.1. Çekim Ekleri
1.1.1. İsim Çekim Ekleri
1.1.1.1. Çokluk Eki
qóylüler (1.3), bular (1.12), adlar (2.2), yemekler (2.20), genşler
(3.5), deliqanlılar (3.19), toylar (4.31).
1.1.1.2. İyelik Ekleri
1.1.1.2.1. 1. Teklik Kişi
teymenim (2.33), dedemgil (3.1), halam (4.3).
1.1.1.2.2. 2. Teklik Kişi
adıŋ (2.3).
1.1.1.2.3. 3.Teklik Kişi
havasından (1.3), işine (2.8).
1.1.1.2.4. 1. Çokluk Kişi
anamız (2.1), işimiznen (3.8), toprāmız (4.3), gelenēmiz (5.2).
1.1.1.2.5. 2. Çokluk Kişi
qonuşmaŋızdan (2.31).
1.1.1.2.6. 3. Çokluk Kişi
a¢rabāları (1.30).
1.1.1.3. Durum Ekleri
1.1.1.3.1. Belirtme +nI, +(y)I, +Ø
Ek yalın kelimelerde +nl, iyelikli kelimelerde +I, bunlar dışında
ÖTT etkisiyle +(y)I şeklinde de görülür ekin ayrıca bir örnekte +Ø şekli
tespit edilmiştir (Baydar 1999:153-157, Savran 2003:43-44, Yüksel
1989:52).
*seneni (1.6), hocanı (2.4), etni (2.5), basmanı (4.22).
*adını (2.24), ¤amırlarını (2.9).
*qızı (1.33), qartları (3.15), mendilleri (5.4).
*ötbök+ Ø (1.36).
1.1.1.3.2. Yönelme +qa/+ke, +ĝa/+ge, +(y)A
Ek yalın kelimelerde +qa/+ke, +ĝa/+ge, iyelikli kelimelerde +A,
bunlar dışında ÖTTetkisiyle +(y)A şeklinde de görülür (Baydar 1999:157-
160, Savran 2003:44, Yüksel 1989:52).
Page 10
272
*sizge (1.1), aşqa (2.9), pırınĝa (2.10), teymenge (2.29), armutluĝa
(3.1), tışaĝa (3.5), salınca¤ĝa (3.18), sütçüge (4.15).
*yaşına (1.6), qulāna (2.4), işine (2.6).
*tepsiye (2.7), qāveye (3.10), qomşulara (5.1).
1.1.1.3.3. Bulunma +DA
qonuda (1.1), sıprada (2.17), bunda (3.3), ǽde (4.16), fabriqasında
(4.19).
1.1.1.3.4. Ayrılma +DAn
suyundan (1.3), qasaptan (2.5), yerden (2.26), namazdan (3.12),
tıstan (4.4), tarafından (4.22).
1.1.1.3.5. Vasıta +nAn, +mAn, +lA(n)
Ekin ses değişmelerine bağlı olarak birkaç değişik şekli vardır,
(Baydar 1999:164-165, Savran 2003:45-46, Yüksel 1989:53).
qıznan (1.9), şalĝıman (1.28), onuman (2.6), etmen (2.8), çöpnen
(2.19), şifşinikle (3.4), işiyle (4.14), duvanlan (4.32), etinen (5.11).
1.1.1.3.6. Eşitlik +ce
güzēlce (2.8).
1.1.1.3.7. İlgi +im, +(n)Iŋ
bizim (1.2), adamıŋ (1.28), seniŋ (2.3), tepsiniŋ (2.8), onuŋ (2.18),
menim (4.18).
1.1.1.4.Soru +mI
vā mı (4.28).
1.1.2. Fiil Çekimi
1.1.2.1. Basit Çekimler
1.1.2.1.1. Zamanlar
1.1.2.1.1.1. Görülen geçmiş Zaman –DI
keldik (1.6), dedi (1.18), boldu¤ (1.33), şı¤tı (2.2), vādım (2.22),
dediler (2.23), annadım (2.27), bildiŋ (2.30), sa¤ladı¤ (2.34), qaldı (4.3),
ĝaynadırdı¤ (5.1).
1.1.2.1.1.2. Öğrenilen Geçmiş Zaman -ĝan/-gen, -qan/-ken
ÖTT’den farklı bir ek kullanılır (Baydar 1999:153-157, Savran
2003:43-44, Yüksel 1989:52).
kelgen (1.2), kegenner (1.4), keşkendir (1.6), tapĝandır (1.8),
qaşĝannar(4.2).
Page 11
273
1.1.2.1.1.3. Şimdiki Zaman -A, -y, -yo(r)
Ünlü ile biten kelimeler -y, ünsüzle biten kelimelere -A şekilleri
kullanılır, bunlardan başka ÖTT'nin etkisiyle -yo(r) şekli de görülür (Baydar
1999:202-206, Savran 2003:56-59, Yüksel 1989:68).
* ekemiS (1.13), kete (3.5), turamın (3.8).
* bilmeymiS (1.1), yiyler (2.27).
* azalıyo (3.5), veriyom (5.8), aşıyoŋ (5.13).
1.1.2.1.1.4. Gelecek Zaman -(y)AcAK
anlatacāz (1.1), alınaca¤tır (1.38), enicek (4.25), alcaŋ (5.9), alcan
(5.9).
1.1.2.1.1.5. Geniş zaman -(A/I)r
keter (1.9), isterler (1.9), begenir (1.10), taşlamaS (1.18), beriler
(1.23), içeriS (1.26), o¤uruz (2.4), alırsın (2.5), āşarsın (2.17), unutmam
(2.24), yayāsın (4.10), bolmaz (4.40).
1.1.2.1.2. Kipler 1.1.2.1.2.
l. Emir-İstek
annatayın (2.22), qonuş (2.33).
1.1.2.2.Birleşik çekimler
1.1.2.2.1. Hikaye
toldu muydu (2.13), giderdik (3.12), aşaydılar (3.14), kazaydi
(3.15), sallanaydılar (3.18), eteydik (3.17), ānlatırlādı (4.51), salardı¤ (4.7),
o¤uturlādı (4.7).
1.1.2.2.2. Rivayet
ġoyuyōmuşlā (2.2).
1.1.2.2.3. Şart
bolursa (1.39), yaşayabilirseŋ (3.5), tarancāsa (3.8)
1.1.2.3. Ek-fıil Çekimi
Ek fiil, KTT'de "e-" şeklinde olmasına rağmen OKTA'da ÖTT’nin
etkisiyle "i-" şeklindedir (Savran 2003:77).
1.1.2.3.1. Görülen Geçmiş Zaman
bāyramıydı (2.25), vardı (2.26), qaşarıdı (4.27), yoĝudu (4.38),
varídi (4.39).
1.1.2.3.2. Şart
zayıfısa (1.29), varsa (3.9).
Page 12
274
1.1.2.3.3. Geniş zaman (Bildirme)
teymenim (2.31), tatarman (2.33), tatarsın (2.29), tatarcu¤sun
(2.32),
var+0 (1.2), ôretmen+Ø (4.18), qızdır (1.32).
1.1.2.3.4. Ek-fiilin Olumsuz Çekimi
tatar tuĝulman (2.31).
1.1.2.3.5. Ek-fıilin Zarf-fıil Çekimi
ġún
§
ikene (2.3), haftalıyqan (2.3), qonuşurqan (2.27).
1.1.2.4. Fiilimsiler
1.1.2.4.1. İsim-fıiller
-mA: sālma (2.21), basma (4.22), qatlama (4.32).
-mAK: yemek (4.32).
1.1.2.4.2. Sıfat-fıiller
-gen/-ĝan: kegenner (1.19), bilgenimiS (2.20).
-(y)An: qoşan (4.28).
-miş: yemiş (4.23).
1.1.2.4.3. Zarf-fiiller
-(y)Ip: köşüp (1.3), alıp (2.19), toplanıp (3.13).
-GAndA: bingende (3.19), kelgende (4.4).
-mAdAn: vēmeden (4.27).
SONUÇ
Afyonkarahisar İli Çay ilçesinin Orhaniye köyü Kırım Tatar ağzı
üzerine yapmış olduğumuz bu küçük gramer denemesinden elde edilen
sonuçlar şöyle sıralanabilir.
1. OKTA’da, KTT’de olmayan ancak çevrede yerleşik diğer Tatar
ağızlarında da var olan "í, ó, ú" ünlüleri kullanılmaktadır.
2. OKTA’da, KTT’de herhangi bir işaretle belirlenemeyen uzun
ünlüler; birincil ve ikincil ünlü uzunlukları olmak üzere iki
başlık altında işlenmiştir.
3. OKTA'da, kalınlık-incelik, düzlük-yuvarlaklık ve ünsüz uyumu
ileri düzeydedir.
4. OKTA’da, i>í, ö>ó ve ü>ú kalınlaşması sık görülen bir olaydır.
5. OKTA’da, "í, ó, ú" ünlüleri komşuluğundaki "g, k" ünsüzleri
kalınlaşarak "ġ, ¢" olurlar. Bu durumda ünlü-ünsüz uyumu
bozulur.
Page 13
275
6. OKTA’da, ÖTTden farklı olan ve bir kaçı KTT'de da
bulunmayan "q, ŋ, ¤, w, S, ĝ" ünsüzleri kullanılmaktadır.
7. OKTA’da #k/¢ ve #t korunmuş olmakla beraber yer yer ÖTT’nin
etkisiyle ötümlüleşmeler görülür.
8. OKTA’da, çevre ağızların etkisiyle yaygın şekilde ünsüz
kaybolmaları (erime, büzülme, derilme, yutulma, ünsüz yitimi
vs.) görülür.
9. OKTA’da, ş<ç çok yaygın şekilde görülür. p

ORTAKLAR KÖYÜ


ortaklar köyü | FacebookU




Köyün adının nereden geldiği ve geçmişi hakkında bilgi yoktur. ORTAKLAR KÖYÜ HALKI,1905 YILNDA BULGARİSTAN,ROMANYA VE KIRIM DAN GELEREK YERLEŞMİŞTİR.DEVLETİN KENDİLERİNE VERDİĞİ ARAZİ İKİ ÜÇ KÖYÜN ORTAK ARAZİSİ OLDUĞU İÇİN;KÖYÜN ADI ORTAKLAR KÖYÜ OLMUŞTUR.TATAR KÖYÜDÜR.18000 DÖNÜM ARAZİSİ VARDIR.GEÇİM KAYNAĞI ÇİFTÇİLİK VE HAYVANCILIKTIR.ARAZİSİ VERİMSİZ OLDUĞU İÇİN GENÇ NUFUS ŞEHİRLERE İŞ VE OKUMAK İÇİN GÖÇ ETMİŞTİR.

Köy tatar köyü olduğundan özel yemekleri kobete,cantık,çiğbörek,kaşıkbörek,sorpa çorbası,omaş tır.

Eskişehir iline 136 km, Sivrihisar ilçesine 36 km uzaklıktadır.

milliyet gazetesi yazarı Mehmet yaşinin yazısından bir alıntı

Sivrihisar'ı ve köylerini dolaşırken, Tatar köylerine uğramamak olmaz. Ortaklar, dört Tatar köyünden biri. Sarının, yeşilin, kırmızının, mavinin laciverdin, lilanın, pembenin, morun, kavuniçinin sarmaladığı bir köy. Bir Tatar düğünü yapılıyor. Renkler el işi kağıtlarından. Makaslar, tutkallar var. Kesiyor, yapıştırıyorlar. Bir horoz maketi renklerle telleniyor ama aslında damat telleniyor. Hem tatlı tatlı alay ediyorlar damatla, hem de "Renklendin, kabardın, erkek oldun" diyorlar. Daha doğrusu gelenek böyle diyor. Gelenek, bu tellenmiş horozun bir tepsiye yerleştirilmesini ve akşam herkesin bu tepsiyi eline alıp oynamasını söylüyor. Tatarlar bu geleneğe "horoz telleme" diyor.



PAŞAKADIN

Pasakadin Köyü, Eskisehir'in Sivrihisar ilçesi'ne bagli olup Eskisehir-Ankara
yoluna 1 km. stabilize yol, buradan da Sivrihisar'a asfalt yol ile 20 km. mesafededir. Köy,
kuzeyinde Karacaören ve Karaburun, güneyinde Bahçecik, güney batisinda Yaverören,
batisinda Karakaya, kuzeybatisinda Sarikavak ve dogusunda Kertek köyleri ile
komsudur.
Pasakadin köyü, 1902 yilinda Kirim'dan göç eden Kirim Tatarlari tarafindan
kurulmustur. Köyün ilk kuruculari Mehmet Aydogan ve Kâzim Aydogan isimli iki
kardestir. Köy devlet tarafindan buraya iskân edilmistir. Köy kurulusu sirasinda
Sariogullari'nin yaylasi oldugundan mera hususunda epey bir tartisma yasanmistir. Köyün
ilk kurulus yerinin daha önceleri Ermenilerle meskûn oldugu söyleniyor.
ilk olarak kuruldugunda 150 hanede 1500 kadar bir nüfusa sahip olan
Pasakadin'da halen 60 hanede 250 kadar nüfus var. Bu nüfus içerisinde yaklasik 70 yildan
beri bu köyde yasayan ve Bosna'dan gelen 2-3 hane Bosnak, bir o kadar da Karaçay
Türklerinden sâkinler yasiyor.
Köyde cami 1903 yilinda insa edilmis olup, o tarihten bu yana ibadete açiktir.
ilkokul üç sinifli olarak 1933 yilinda açildiginda 60 civarinda ögrencisi varmis. 1939
yilinda bes sinifli olmustur. Bu tarih resmî kayitlarda 1937 olarak geçmektedir. Köyün ilk
ögretmeni "Takinali Hoca" lâkapli Mehmet Ok'tur. Halen köyde iki ögretmen, 40 kadar da
ögrenci ile egitime devam edilmektedir. Köyde okur-yazar orani % 100 olup, 3-4 kisi
üniversiteyi bitirmistir.
Köyün altyapi problemi kalmamistir. Elektrik 1977'de gelmis, su ise 1986'da her
bir eve dagitilmistir. Ulasimda köy dolmusu kullanilmakta olup, Pazartesi, Persembe ve
Cumartesi günleri olmak üzere haftada üç gün hizmet vermektedir. Eskiden ulasim vasitasi
olarak da kullanilan at arabalari ile hasat ve harman edilen bugday Beylikahir (Beylikova)
nahiyesine götürülürmüs. Ayni at arabasi ile Eskisehir'e iki günde gidip gelen ise parmakla
gösterilirmis. Köylünün saglik problemleriyle ilgilenmek için belirli zaman araliginda
yakindaki Kaymaz nahiyesinden köye saglik memuru gelmektedir.
Köylünün genel ekonomik seviyesi orta olup köyde oturan hemen herkesin sehirde
de bir evi vardir. Baslica geçim kaynagi tarim olup, tarim yapilan arazi miktari yaklasik
40.000 dekardir. Bunun yarisi mera, kalaninda da nadas uygulanarak bugday, arpa, yulaf
ve nohut gibi ürünler yetistirilmektedir. Tarim modern aletler kullanilarak yapilmaktadir.
Köyde ilk traktörü 1950 yilinda Haci Faik Özcan almistir. Köyde halen (1997) 25
traktör, 6 biçerdöver, 5 de otomobil vardir.
Köyde hayvancilik giderek azalan bir sayiyla yapilmaya devam ediyor. Pasakadin
köyünde tarim yapilan araziler bulunduklari mevkilere göre Otlakiye, Bakirlik, Tombacik
ve Karsi Kibla gibi çesitli isimlerle anilmaktadir. Köyde 1922 yilindan 1930 yilina kadar
kitlik olmustur.
Çevredeki diger Kirim Tatar köyleri gibi Pasakadin'da da yakin zamanlara kadar
Kirim Tatar âdetleri bütün canliligiyla yasamaktaydi. Bu âdetlerin en özgün olanlarindan
birisi de toylar yani dügünlerdi. Pasakadin'da toylar persembe gününden baslar, Pazar
günü sona ererdi. Persembe günü sogum soyulur, qave tüyülür, qatlama ve baqlava
pisirilirdi. Cuma günü misafirler gelir, ayni günün aksamina "piliç siyi" adi verilen agirlama
yapilirdi. Cumartesi günü yakin ve uzak yerlerden gelen bütün misafirlerin davet edildigi
"üyken as" verilir, aksamina da kina gecesi düzenlenir, "çiraq" tellenirdi. Pazar günü gelin
gelir, aksamina da kiyev (damat) kapanirdi. Kiz toyu olursa, qudagiy (dünür) olarak erkek
tarafina götürülürdü. Delikanli toyunda aksamina kiyev trasi yaptirilirdi. Toylarda
çinlasma yapilir, kizlar delikanlilarin eline kina koyarlardi.
Pasakadin köyü, Türk Kurtulus Savasi ve öncesinde çok sayida sehit ve gazi
vermistir. Köyde Çanakkale savaslarinda sehitler verilmis, Yemen cephesinde savasmis
gaziler çikmistir. O yillarda Mehmet Ulu ismindeki bir gazi 16 yil boyunca araliksiz
askerlik yapmistir. Yine köy sâkinlerinden Yalçin Ayten de 1974'deki Kibris Harekâti'na
katilmistir.
Köyde eskiden at yarislari için kosu atlari beslenir, Kirim Tatar güresleri
yapilirmis. Bu millî âdetler ne yazik ki bugün yerine getirilmemektedir.
Paşakadın halkinin asil sivesi olan Kirim Tatar Çöl sivesi de hâlâ köylülerin çogu tarafindan konusulmakla birlikte, giderek fakirlesmektedir.Ertugrul KARAS

1 yorum:

servis dedi ki...

Bloğunuz bilgiler çok hoşumuza gitti. No follow blog çalşmalarınızda kolaylık diler.