Subscribe

RSS Feed (xml)



Powered By

Skin Design:
Free Blogger Skins

Powered by Blogger

10 Şubat 2012 Cuma

kafkasya nogaylarından bir cır : Sende karakas edin mende karakas edim



Sende karakas edin mende kara kas edim
Sen baskaga karamasan mende karamas edim

Sende giydin kökildiy mende kiydim kökildiy
Kökildiydi kunde kiy meni korsen yandı kiy

Karga mindi terekke kanat yaydı erekke
Karamurın Mambetey? kaygı saldı yürekke

Kası menim kasımdey, közi menim közimdey
Oynaganın kulgenin tamma menim özimdey

Senin anan bar edi kası közi kara-edi
Meni saga almaga bır muradı bar edi

Basındaki huraskendi? çivi? alıp kettigi
Huraskem sizde kalgan dep, Sıltav etip kelsene

31 Ocak 2012 Salı

BUCAK TATARLARI (1550-1700) Alper BAŞER Doktora Tezi

 T.C. AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI DOKTORA TEZİ BUCAK TATARLARI (1550-1700)
Hazırlayan         Danışman Doç. Dr. H. Mustafa ERAVCI AFYONKARAHİSAR 2010 
Alper Başer 
        



AŞAĞIDAKİ LİNKLERE TIKLAYARAK İLGİLİ BÖLÜMLERE ULAŞABİLİRSİNİZ
1. “Bucak Tatarları” Tanımlaması
2. Tatarlar ve Nogaylar

BİRİNCİ BÖLÜM
BUCAK HAVALİSİNDE TATAR VARLIĞININ OLUŞUMU (1550-1600)
1. ALTIN ORDA DEVLETİ HÂKİMİYETİNE KADAR BUCAK
BÖLGESİNDE TÜRK TOPLULUKLARI……………………………... 11
2. BUCAK BÖLGESİNDE ALTIN ORDA DEVLETİ HÂKİMİYETİ….. 14
3. BUCAK BÖLGESİNİN OSMANLI KONTROLÜ ALTINA GİRİŞİ
(1484-1550)………………………………………………………………... 16
4. BUCAK BÖLGESİNE TATARLARIN DÖNÜŞÜ (1484-1550)……...... 19
5. 1550-1600 BUCAK BÖLGESİNE TATAR GÖÇÜ………...................... 23
6. TAHRİR DEFTERLERİNE GÖRE BUCAK BÖLGESİNDE TATAR
VARLIĞI………………………………………………………….............. 27
7. 1550-1600 YILLARI ARASINDA BUCAK BÖLGESİNİ ETKİLEYEN SİYASİ OLAYLAR VE BUCAK TATARLARI’NA ETKİLERİ………………………………………44
8. GAZİ GİRAY DÖNEMİNDE KIRIM HANLIĞI’NIN GÜNEYDOĞU
AVRUPA’DA ETKİNLİK KAZANMA ÇABALARI VE BUCAK
BÖLGESİ………………………………………………………………… 57
9. BUCAK BÖLGESİNDEKİ TATARLARIN FAALİYETLERİ (1550-
1600)……………………………………………………………………….. 59
10. 1500-1600 YILLARI ARASINDA BUCAK TATARLARI’NA
GENEL BAKIŞ…….................................................................................... 68

İKİNCİ BÖLÜM
BUCAK TATARLARI (KANTEMİR ÇAĞI 1600-1637)
1. BUCAK BÖLGESİNE YENİ TATAR GÖÇLERİ VE KANTEMİR
MİRZA’NIN BUCAK BÖLGESİNE GELİŞİ……………76
2. HOTİN SAVAŞI’NA KADAR KANTEMİR MİRZA VE BUCAK
TATARLARI’NIN FAALİYETLERİ…………………………………... 81
3. HOTİN SAVAŞI’NDA BUCAK TATARLARI VE KANTEMİR
MİRZA’NIN ROLÜ ................................................................................... 90
4. HOTİN SAVAŞI’NDAN KIRIM İSYANINA KADAR BUCAK
TATARLARI……………………………………………………………... 97
5. KIRIM İSYANI VE KANTEMİR MİRZA (1623-1628)……………….. 101
6. KANTEMİR ÇAĞI’NIN SONU (1629-1637)…………………………… 116
7. BUCAK TATARLARI TARİHİNDE KANTEMİR MİRZA VE
BUCAK TATARLARI İLE TEMEL PROBLEMATİKLER…………. 125

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
BUCAK HAVALİSİNDE TATAR VARLIĞI (1637-1700)
1. KANTEMİR MİRZA’NIN ÖLÜMÜNDEN BÜYÜK NOGAY
GÖÇÜNE KADAR BUCAK BÖLGESİNDE TATAR VARLIĞI VE
FAALİYETLERİ (1637-1665) …………………………………………... 131
2. BUCAK BÖLGESİNE 1665 YILINDA GERÇEKLEŞEN NOGAY
TATARLARI GÖÇÜ…………………………………………………….. 141
3. NOGAYLARIN BUCAK HAVALİSİ’NE DÖNÜŞÜ VE HALİL
PAŞA YURDU’NUN KURULUŞU……………………………………… 146
4. HALİL PAŞA YURDU’NUN KURULUŞUNDAN GAZİ GİRAY
İSYANINA KADAR BUCAK BÖLGESİNDE TATAR
FAALİYETLERİ…………………………………………………………. 152
5. GAZİ GİRAY İSYANI VE BUCAK TATARLARI……….                    161
6. 1637-1700 YILLARI ARASINDA BUCAK TATARLARININ
YAŞADIĞI DÖNÜŞÜME DAİR…………………………………………… 168

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
BUCAK TATARLARI’NIN İÇTİMAİ VE İDARİ YAPILANMASI
ÜZERİNE GÖZLEMLER
1. BUCAK TATARLARI’NIN ETNİK YAPISI…………………174

2. BUCAK TATARLARI VE YERLEŞİK HAYAT……………184

3. BUCAK TATARLARI’NIN EKONOMİK YAPISI……………186
3.1. BUCAK TATARLARI’NDA TARIMSAL ÜRETİM VE HAYVANCILIK 186
3.2. BUCAK TATARLARI’NDA ÇATIŞMA EKONOMİSİ……189

4. BUCAK TATARLARI’NIN İDARİ YAPISI………………………193
5. BUCAK TATARLARI’NDA OSMANLI HUKUKU İLE BOZKIR
GELENEKLERİNİN MÜCADELESİ…………………………………... 200
6. BUCAK TATARLARI’NIN ASKERİ YAPILANMASI VE SEFER
ORGANİZASYONU……………………………………………………… 204
7. BUCAK TATARLARI’NDA AİLE KURUMU…………………………211

1. “Bucak Tatarları” Tanımlaması

GİRİŞ
1. “Bucak Tatarları” Tanımlaması

Her çalışma belirli kavramlara ve tanımlamalara dayanarak inşa edilir.

Doktora tezimizin konusunu oluşturan “Bucak Tatarları” ifadesi mekanı tanımlayan Bucak kelimesi ile etnik bir tanımlamayı içeren Tatar ifadesinin terkibidir.

Tatar etnik adlandırmasının bir boyutunu da Nogay adlandırması oluşturmaktadır.

Kavramların incelenmesinde öncelikle Bucak kelimesi ile hangi bölgenin kastedildiği dönemin kaynaklarından hareketle ortaya konulacaktır.

Bu aşamadan sonra Tatar ve Nogay adlandırmalarının anlamı günümüzdeki tanımlar ve dönemin kaynakları ışığında değerlendirildikten sonra bu tanımlardan hareketle 1550-1700 yılları arasında Bucak Tatarları’nın tarihi ortaya konulacaktır.

Türkçe bir kelime olan “Bucak”ın köşe, zaviye, uç, uzak ve sınırsız bölge anlamlarının yanı sıra nehir boylarında uzanan çalılık, kumluk araziye verilen isim olduğu ve “Bucak” kelimesine Kaşgarlı Mahmud’un ünlü eseri Dîvan-ı Lûgati’t-Türk ve Kuman dilinin sözlüğü olan Codex Cumanicus’ta köşe anlamında, günümüz
Türkiyesi’nde Antalya, Diyarbakır ve Trabzon illerinde yer adı olarak karşılaşıldığı ifade edilmiştir.

Aurel Decei coğrafi olarak Bucak bölgesinin Besarabya’nın İsmail, Kahul, Akkirman ve Bender vilâyetlerini içeren güney kısmı olduğunu ve Tuna nehri Karadeniz ile Turla arasında bulunan bu bölgenin bir sınır dahilinde Prut’a kadar uzandığını belirtir. Bucak kelimesinin Avar ve Hunlardan beri bu bölgenin ismi olduğunu belirtmekle birlikte kelimenin kökeni konusunda ise tartışmaların bulunduğunu ifade eder.
Kemal Karpat ise “Prut ve Turla nehirleri arasında kalan bölgenin güneyidir” şeklinde bir ifade ile Bucak bölgesini tanımlar.

Osmanlı kaynaklarında Bucak ya da Bucak Tatarları ifadesi Ayn-ı Ali Efendi’nin Kavânîn-i Âl-i Osmân Der Hülâsa-i Mezâmin-i Defter-i Divân isimli eseri  1640 (  Bu eserde “Bender ve Akkirman Bucak Tatarlığı şeklinde s.12 de geçmektedir.) ile Katip Çelebi’nin Fezleke H.1052/M.1642 isimli eseriyle belirir.

Diplomatik yazışmalarda ise 1630 yılında Kaymakam Recep Paşa ile Polonya elçisi Aleksander
Piaseczynski arasında imzalan anlaşma metninde tesadüf edilmektedir. (Kolodziejczyk’ın tarafından yayınlanan belgeler içinde 41 numaralı ve orjinali Polonya Arşivlerinde bulunan 30 Ağustos-8 Eylül 1630 tarihli belgede “sa’ir Dobruca ve Bucak Tatarı Turla’dan geçüp”şeklinde kullanılmıştır, belgede Bucak’da yaşayan Tatarlardan şikayet edilmektedir)

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki belgelerde ise tespit edebildiğimiz kadarı ile ilk olarak 1634 yılına ait ve İbnül Emin Tasnifi’nin Hariciye kısmında bulunan bir belgede bulunmaktadır. (bu belge oldukça yıpranmış olmakla birlikte tarih ve Bucak Tatarları ifadesi net bir şekilde okunabilmektedir. Gemil İbnül Emin tasnifinin Şükrü Şikâyet kısmında 41 numara ile kayıtlı bir belgede 1633 yılıyla tarihlendirdiği bir belgede Bucak Tatarları ifadesi ile karşılaşılmaktadır. Bununla birlikte bu belgenintarihlendirmesi konusu sıkıntılıdır.)

Ayrıca Topkapı Sarayı Arşivi’nde 1647 yılı tarihli bir fermanda da aynı ifadeye rastlamaktayız.

Osmanlı kaynaklarının içinde “Bucak Tatarları” ifadesine en erken rastladığımız eserlerden birisi de Münşeâtü’s-Selâtîn’dir. Bu eserde “Kazak Eşkıyasının Def’-i İrâdesiyle Leh Kralı Tarafına İrsâl Buyurulan
Nâme-i Hümâyûnun Suretidir” ismini taşıyan belgede “Bucak Tatarı” ifadesi geçmektedir. Bize göre belge en geç 1626 yılına aittir(Bunun sebebi belgenin Mehmed Giray’ın Kırım Hanı ve Şahin Giray’ın Kalgay olarak bulunduğu döneme ait olması ile Kantemir Mirza’nın Bucak havalisinden göçürüldüğüne dair olan bilgidir. Kantemir Mirza Mehmed Giray’ın hanlığı döneminde 1623 ve 1625 yıllarında Bucak havalisinden göçürülmüştür.  s. 52’de bulunan diğer bir belgede Bucak Tatarı ifadesi geçmekte olup bu belge de III. Mehmed Giray Han devrine aittir.). 

Avrupa’da yazılan eserlerde  ise Dominikan tarikatına mensup Jan De Lyuk’un 1625 yılına ait olan ve çeşitli
dillere çevirilen eserinde rastlamaktayız.

Belgelerin tarihleri göz önünde tutulduğunda (Mansuroğlu Nogaylarının mirzası) Kantemir Mirza’nın Bucak havalisine yerleşmesinden ve etkinlik kazanmasından sonra yani 1620’li yılların ortasından itibaren “Bucak Tatarı” ifadesinin ortaya çıktığını ve kullanılmaya başladığını söylemek mümkün olmaktadır.

Dönemin Osmanlı coğrafyacılarından Ebubekir bin Bihram Dımışki ve Bartınlı İbrahim Hamdi’ye göre Bucak bölgesi Boğdan yakınlarında olup daha eski dönemlerde Serab olarak bilinen bölgedir. Uzunluğu 36 mil genişliği 18 mildir. Doğusunda Karadeniz, kuzeyinde Turla, güneyinde Tuna ve batısında Boğdan vilâyeti bulunan düzlüklerden ibaret bir bölgedir.

Bu yazarların ifadesinde dikkati çeken nokta Bartınlı İbrahim Hamdi’nin “Fî Beyân-ı Vilâyet-i Bucak Tatarı” ve Dımışki’nin “Fasl-ı Beyân-ı Vilâyet-i Bucak Tatarı” başlıklarından sonra Akkirman ve Bender şehirlerine ayrı bir başlık açarak bu şehirler hakkında bilgi vermeleridir. Bu da yazarların Akkirman ve Bender şehirlerini Bucak Tatar bölgesinden ayrı tuttuklarını göstermektedir.


XVII. Yüzyılın ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi de Bucak bölgesini ziyaret etmiş ve Bucak bölgesini “Bucak Tatarı dediklerinin mekânları nehr-i Tuna ile nehri Turla arasında şarkdan garba tûlu beş konakdır. Tuna ile Turla’ya gelince iki germe konak yere Bucak derler” şeklinde tarif etmiştir.

Döneminin ünlü Romen devlet adamı ve tarihçisi Dimitri Kantemir’e göre Bucak bölgesi Akkirman, Kili, İsmail şehirleri ile birlikte eski Besarabya’nın dört parçasından biri olup Akkirman, Kili ve İsmail arasındaki bölgedir. Kantemir’de Osmanlı coğrafyacıları gibi Bucak bölgesini Kili, İsmail ve Akkirman şehirlerinden ayrı tutarak değerlendirmektedir14. 1633-1691 yılları arasında yaşayan Boğdan soylularından Miron Kostin Akkirman ve Kili ovalarını Bucak bölgesi olarak göstermektedir.

Guillaume Le Vasseur 1660 yılında yayınlanan ünlü eseri A Description Of Ukraine adlı eserinde Bucak bölgesini Akkirman ve Kili arasında bulunan 12 league uzunluğunda ve 5-6 league genişliğinde, Tuna nehri ile Turla arasındaki düzlük bölge olarak belirterek daha önceki tarifleri hemen hemen tekrar etmektedir.

1804 yılında Dünya Coğrafyası adlı eserini kaleme alan L. İnciyan da Bucak bölgesini kuzeybatısında Moldovya (Boğdan) güneydoğusunda Karadeniz bulunan ve Turla nehrinin ağzından başlayarak Prut nehrinin Tuna’ya döküldüğü yere kadar uzanan bölge olarak tasvir etmiştir.

Bu ifadelere göre Bucak bölgesi temel olarak eski Besarabya’nın bir parçası olup, doğusunda Karadeniz, kuzeyinde Turla, güneyinde Tuna ve batısında Boğdan vilâyeti bulunan Akkirman, Kili ve İsmail şehirleri arasındaki düzlüklerden ibaret bölgedir.

2. Tatarlar ve Nogaylar

2. Tatarlar ve Nogaylar

Tatar ve Nogay adlandırması özellikle Altın Orda Devleti ve onun bakiyesi olan toplulukları nitelendirmek için kullanılmaktadır.
Tatarların ortaya çıkışı hakkında iki temel görüş bulunmaktadır.
Bunlardan ilki Tatarların Moğol kökenli olduğu şeklinde olup kaynağı Rus tarihçiliğidir.
İkinci görüş ise Tatarların başından beri Türk dünyasının önemli bir parçası olduğu şeklindedir.
Bu konuda belirleyici olan nokta ise Türkçenin Tatarlar tarafından konuşulması olmuştur.

Bahaeddin Ögel Tatar ismine ilk defa Orhun Kitabelerinde rastlanıldığını; Kül Tigin Kitabesinde Otuz Tatar şeklinde Dokuz Oğuz’larla birlikte, Bilge Kağan Kitabesinde ise Dokuz Tatar şekliyle yer aldığını belirttikten sonra Çin kaynaklarında Tatar kelimesine 842 yılından itibaren Ak Tatar, Kara Tatar şekliyle karşılaşıldığını belirtmiş ve bu ilk dönem Tatar gruplarının Türk ve Moğol unsurlarını bünyesinde barındırdığını ortaya koymuştur.

Tatar adını taşıyan Moğol boyu Cengiz Han tarafından ortadan kaldırılmış, bu boya mensup olanlar diğer
boyların arasında dağıtılarak gücü kırılmış ve böylelikle Tatar boyu ortadan kaldırılmıştır.

Moğol istilasından sonra yaygın bir kullanım alanı bulan Tatar kelimesi ile Osmanlı Türkleri’nin dışında kalan Türk toplulukları nitelendirildiği görülmektedir.

Bucak, Kırım, Sibirya, Hacı Tarhan Tatarları gibi coğrafi bölgelere dayanan Tatar etnik adlandırılmaları bu ifadenin somutlaşmış halidir. Bütün bu toplulukların temelinde Altın Orda Devleti’ne ait etnik miras bulunmasına rağmen Altın Orda’nın dağılmasından sonra bu toplulukların farklı bir etnik tarih yaşadıkları ileri
sürülmüştür.

Tatarları Moğollaşan bir Türk topluluğu olarak kabul eden Akdes Nimet Kurat, Batu Han komutasındaki ordunun büyük bölümünün Tatar olması sebebi ile Moğol istilasını gerçekleştirenlere Tatar dendiğini zamanla bu isimlendirmenin İdil Boyu’ndaki tüm Türk toplulukları için kullanılmaya başlandığını ifade etmiştir.

Z. V. Togan ise Tatar adlandırmasının Moğol istilasından sonra yaygınlık kazandığını, Moğollara itaat eden kavimleri de kapsar hale geldiğini fakat etnik bir anlam taşımadığını belirtmiştir.

Mir Fatif Z. Zekiyev Tatar adlandırması ve bu konu hakkında ileri sürülen görüşleri değerlendirdikten sonra bunun zahiri ve dışardan verilmiş bir isim olduğunu ifade etmiştir. İdil-Ural, Kırım ve diğer bölgelerdeki
halkın yerli halklar olduğunu belirtmiştir.

İlgi çekici diğer bir görüşe göre ise Tatar isimlendirmesinin kaynağında Moğolların yendikleri başta Kıpçaklar olmak üzere bölgedeki Türkçe konuşan tüm kabileleri Tatar diye adlandırması bulunmaktadır.

Tatar sözünün yabancı anlamına gelen yad/tat ile kişi anlamındaki er sözünün birleşmesiyle oluştuğu ve yabancı kişi anlamına geldiği düşünüldüğünde bu görüş dikkat çekici hale gelmektedir.

Tatar kavramının etnik boyutu hakkında görüş ileri sürenlerin hemen hemen hepsinin üzerinde uzlaştıkları ortak nokta Batu Han’ın ordusu ile birlikte gelen Moğolların hızla Türkleştiği şeklindedir. Bu Türkleşme süreci kendisini en güzel şekilde İbn Fadullah el Ömeri’nin, Mesâlik-û’l-Ebsar fi Memâlik il Emsâr adlı eserinde bulur. El Ömeri “Bu diyar eskiden Kıpçak İli idi, Tatarlar buraya akın idince Kıpçak ahalisi onlara reaya oldu, sonra onlar ile karıştılar, akraba oldular.Toprak onların tabiatlerine ve oruklarına galip, Moğollar Kıpçak toprağında sakin olmakla Kıpçak ahalisinden kız almakla, şehirleri onların arasında bulunmakla Tatarlar hep Kıpçak gibi, guya bir cinsten oldular”, şeklindeki bu cümleleriyle günümüz tarihçilerinin Moğolların Altın Orda Devleti içerisinde yaşadığı Türkleşme süreci ile ilgili temel kaynaklarından biri olmuştur.

Bu ifadelerden Altın Orda Devleti’nin hâkimiyet sahasındaki temel unsurun Kıpçak Türkleri olduğu anlaşılmaktadır. Kıpçak Türklerinin Moğollar ve Moğollarla birlikte gelen diğer Türk toplulukları ile kaynaşmasıyla ortaya çıkan etnik yapının Tatar diye adlandırıldığı ortaya çıkmaktadır.

Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında Moğol tarihi hakkındaki ünlü eseri “History Of The Mongols”ın ikinci cildi olan “The So Called Tartars Of Russia and Central Asia” adlı eserinde Howorth, Tatar adını kullanmasının sebebi olarak ortaçağ seyyahları ve Rus kronik yazarlarının Altın Orda Devleti ve halefi olan toplulukları
Tatar adıyla tasvir etmesi olarak göstermektedir.

Howorth, Nogay Tatarı, Kırım Tatarı ve Kazan Tatarı şeklinde adlandırmanın devam etmesini ise ikinci sebebi
olarak açıklar. Bu sebepler günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Kırım, Kazan, Hacı Tarhan, Litvanya, Bucak, Volga Ural, Sibirya, Kasım Hanlığı’na tâbi bölgelerdeki topluluklar Howorth’ın da belirttiği gibi Tatar adlandırmasını beraberinde taşımaktadırlar.

Tatar kavramı ile birlikte değerlendirilecek diğer bir etnik ifade de Nogay kavramıdır. Seyahatname ve kroniklerde Nogay ismi genellikle Tatar tamlayanı ile birlikte “Nogay Tatarı” şeklinde geçmektedir. Nogay Ordası, 15. yüzyıl sonu ile 16. yüzyılda Kazakistan’ın batısı ve orta kısımları ile Ural’ın güneyi ve Volga’nın
aşağı kıyılarındaki bölgede kurulan Avrasya’nın en önemli politik güçlerinden birisidir. Nogaylar tarihi süreçte Emba’dan Tuna’ya kadar olan Avrasya coğrafyasında yayılmışlardır.

Nogaylar ve Nogay Ordası ifadelerine ilk olarak Rus kaynaklarında rastlanmaktadır. Rus kronikleri (letopis) ve elçilik raporlarında (Posolskiye Knigi) 1474, 1481, 1486 yıllarında Nogay ve Nogay Ordası ifadeleri kullanılmıştır.
Batı Avrupa kaynaklarında ise bu terimlere Martin Valdzeyemyuller’ın 1516 tarihli haritası ile Miechow’lı Mathias’ın 1517 yılında yayınlanan Tractus de Duabus Sarmatiis of Mathias of Miechow isimli eserinde, Polonya Kralı I. Sigismund’un Kırım Hanı Mengli Giray’a 1514 yılında gönderdiği mektupta ve

doğu kaynaklarında Kırım Hanı’nın Polonya ve Rusya’ya gönderdiği 1500, 1510, 1516 tarihli mektuplarında rastlanmaktadır
.
Osmanlı kaynaklarında tespit edebildiğimiz kadarıyla Nogay isimlendirmesine ilk olarak 1530 yılında “Hacı Tarhan’dan ve Nogaydan at gelüp” şeklinde 370 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Rum-ili Defteri  (937/1530)’nde rastlanır.

Altın Orda Devleti’nin yıkılması ile birlikte ortaya çıkan siyasi oluşumlardan birisi olan Nogay Ordası’nın ortaya çıkışı Edige dönemine kadar uzanmaktadır.
Nogay tarihi ile ilgilenen araştırmacılarının büyük çoğunluğu Nogay siyasi oluşumunun tarihini Edige ve Mangıtların Altın Orda bünyesindeki konumları, Edige’nin yükselişi ile başlatırlar.

Moğol tarihinin önemli kabilelerinden olan Mangıtlar Cengiz Hanın oğlu Cuci’ye verdiği uluslar arasında zikredilmezler.
Mangıtların Altın Orda Devleti bünyesine dahil oluşları 1350-1360 yılları arasında gösterilmektedir. Bu göç hareketi sonunda Mangıtlar Kırım’a, Özi ve Ten arasındaki step bölgesine kadar Mamay ile birlikte gelmişlerdir. Mamay’ın Toktamış tarafından ortadan kaldırılması ile Mangıtlar bu bölgeden geri çekilmişlerdir.

1390’lı yıllardan sonra ise Mangıtları Edige’nin liderliği altında İdil, Yayık ve Emba nehirleri arasında görürüz. Bu bölgeler daha sonra Nogay Ordası’nın temel yaşam alanını oluşturacaktır.

Altın Orda Devleti bünyesindeki gayri Türk unsurların Türkleşme, İslamlaşma sürecine paralel olarak Mangıtlar da Türkleşmişlerdir. 14. yüzyılın ilk yarısında tamamlanan bu süreçte Doğu Kıpçakları baskın rol oynamışlardır.

Nogay Ordası ile ilgili temel sorun, neden Nogay olarak adlandırıldıkları konusunda düğümlenmektedir.

Belirtildiği gibi Nogay kelimesi 1480’lerden itibaren Ruslar, 1500’lerden itibaren de doğu kaynaklarında kullanılmaya başlanmıştır.

Nogay isimlendirmesinin kökeninde Altın Orda Devletinin 1300’li yıllarda ölen ünlü beyi Emir Nogay’ın bulunduğu teorisi Karamzin’den bu yana genel kabul görmüş gibidir(  Howorth ayrıca Nogaylar’ın etnik temelini Peçenekler’e dayandırmaktadır,  Bu görüşün hala geçirliliğini koruduğu görülmektedir. İ. H.
Kalmıkov, R. H. Kereytov, A. İ.-M. Sikaliev;  Alpargu Emir Nogay’ın yanındaki topluluğun Mangıt soyu içinde bulunduğunu ve daha sonraki dönemlerde varlığını devam ettirerek Nogay adının kazanılmasında etkili olduğunu ileri sürer).

Togan, Mangıtların Kara Nogay Hanı Altın Orda Hanı yaptıkları için Nogay olarak isimlendirildiklerini belirtir ve Nogay ismini Mangıt-Nogay şeklinde kullanır42. Nohay kelimesinin Moğolca köpek anlamına gelmesinden hareketle totem olarak kullanıldığı ve zamanla Mangıtların liderliğinde ortaya çıkan siyasi oluşuma dahil olan kitleyi tarif etmek için kullanıldığı şeklinde diğer bir görüş de mevcuttur43.

Nogay isimlendirmesini Emir Nogay’a dayandıran teori hakkındaki temel sıkıntı Nogay adının Emir Nogay’ın 1300’deki ölümünden en az yüz elli yıl sonra ortaya çıkışının açıklanamamasının yanı sıra Nogaylara ait destan ve eserlerde Emir Nogay’a değil Edige figürüne rastlanmasında yatmaktadır.

Altın Orda Devleti’nde Hanların kaderini belirleyen Edige zamanında Mangıtlar İdil, Yayık ve Emba nehirleri arasını yurt tutmuşlardı. Edige’nin 1420’de ortadan kaldırılmasına rağmen oğulları bu bölgede kalmayı ve babalarının devlet içindeki beylerbeylik makamını ailenin uhdesinde tutmayı başardılar. Altın Orda Devleti’nin çöküş sürecindeki çatışmalarda Altın Orda’nun sol kanadını oluşturan Mangıtlar ve Edige soyunun liderliğindeki topluluklar güçlerini arttırdılar.

1481 yılında Uluğ Orda Hanı Seyyid Ahmed Han’ı birleşik Sibir-Nogay ordusu yenilgiye uğrattı. Edige soyundan Yağmurcu bin Vakkas Ahmed Hanı öldürerek İdil nehrinin aşağı bölgelerinde hâkimiyetlerini sağlamlaştırdılar.

Nogay isminin kaynaklarda ilk defa 1480’lerden itibaren görülmeye başladığı düşünülürse Nogay Ordası’nın bu başarı ile birlikte bağımsız bir siyasi oluşum haline geldiğini düşünmek yanıltıcı olmayacaktır. Edige’nin varislerinden Musa döneminde ortaya çıkan bu siyasi organizasyon Altın Orda Devleti’nin halefi olan Tatar
devletlerinin en güçlülerinden biri oldu.

1550’li yıllardan sonra iç çatışmalar, kuraklık, salgın hastalık gibi nedenlerle zayıflayan Nogay Ordası güç kaybetti. Bu iç çatışmaları bölünmeler takip etti. 17. yüzyıldan itibaren başlayan Kalmuk saldırıları ile daha da zayıflayan Nogay Ordası Büyük Nogaylar, Küçük Nogaylar, Altı Oğul Nogayları gibi daha küçük gruplara bölünmesine rağmen siyasi olarak uzun bir müddet Kırım, Rusya ve Osmanlı Devleti arasındaki çatışmaların önemli bir unsuru oldular.

Bu kavramsal temeller göz önünde tutularak
birinci bölümde Bucak bölgesinde Tatar varlığının ortaya çıkışı temel olarak Osmanlı tahrirleri ve mühimme defterlerinin verdiği bilgiler eşliğinde değerlendirilecektir.
İkinci bölümde Kırım Hanlığı’ndaki dört büyük kabileden birisi olan Mangıtların ünlü lideri Kantemir’in Bucak Tatarları’nın lideri olarak faaliyetleri,
üçüncü bölümde Bucak bölgesine Ormembet ve Orakoğlu kabilelerinin gelişi ve bölgede Tatar gruplarının lideri konumuna geçişleri anlatıldıktan sonra
son bölümde Bucak  Tatarları’nın ekonomik, sosyo-kültürel ve idari yapısı hakkında bilgi verilecektir.

İlk üç bölümdeki değerlendirmeler dönemin siyasi konjektürü göz önünde tutularak ifade edilecektir.

1. ALTIN ORDA DEVLETİ HÂKİMİYETİNE KADAR BUCAK BÖLGESİNDE TÜRK TOPLULUKLARI

BİRİNCİ BÖLÜM
BUCAK HAVALİSİNDE TATAR VARLIĞININ OLUŞUMU
(1550-1600)
1. ALTIN ORDA DEVLETİ HÂKİMİYETİNE KADAR BUCAK BÖLGESİNDE TÜRK TOPLULUKLARI

Bozkır kültürünün temsilcisi olan Türkler tarih boyunca bozkır hattındaki hayat sahalarını takip ederek yayılmışlardır. Bu yayılımın en uç noktaları arasında Avrasya bozkır bölgesinin batıdaki uzantılarından olan Tuna havzası özel bir öneme sahiptir.
Politik ve ekonomik sebeplerle bozkır kültürüne mensup çok sayıda halkın geldiği Tuna havzasının içinde Bucak bölgesi de bulunmaktadır. Burası 18. yüzyıl coğrafyacılarının da dikkatini çeken verimli düzlüklerden oluşan bir yapıya sahiptir.
Tarihi kaynakların ışığında Bucak bölgesinde görülen ilk bozkır kavminin İskitler olduğu zikredilmektedir. M.Ö. 7. yüzyıldan M.Ö. 4. yüzyılın sonlarına kadar Karadeniz kuzeyinde etkili olan İskitler bu bölgede yerleşik hayata bile geçmişlerdir, M.Ö 4. yüzyıldan sonra etkinliklerini yitirmelerine rağmen Kırım ve Dobruca
havalisinde varlıklarını sürdürmüşler, İskitler’i, Onlarla de akraba olan Sarmatlar takip etmiştir47. İskit ve Sarmatların kökenleri ile ilgili tartışmalar bulunmakla birlikte aralarında açıkça Türkçe adlar taşıyan toplulukların da bulunduğu bilinmektedir.
http://www.bizim.dk/tarih/Tyrk01Batihun.jpgMilattan sonraki dönemde bu kavimleri Hunlar ve Avarlar takip etmişlerdir,
http://galeri3.uludagsozluk.com/149/avarlar_195363.jpg6. yüzyılda Avarlar bir müddet Bucak bölgesinde kaldıktan sonra Panonya bölgesine geçmişlerdir.
Dosya:Hazarlar (tr).pngVII. yüzyılda Bulgarlar da bir süre Bucak bölgesinde ikamet etmişlerdir. 679 yılında kuzeydoğu Bulgaristan’a yerleşme hakkını elde eden Bulgarlar’ın bu sırada Bucak bölgesinde bulundukları bilinmektedir.
Moğol istilasından önce Bucak bölgesinde etkinlikleri ve önemleri açısından dikkati çeken iki topluluk vardır. Bunlar sırasıyla Peçenekler ve Kumanlardır.
Dosya:Khazarfall1.pngPeçeneklerin Karadeniz’in kuzeyine doğru hareketlerinin 9. yüzyılda Hazar ve Bulgarlar tarafından yenilgiye uğratılmalarından sonra başlamıştır. Peçenekler bu bölgede kısa sürede güçlenmişler ve Ten nehrinden Tuna’ya kadar olan bölgede hâkimiyet kurmuşlardır. Peçeneklerin sekiz kabile olduklarını bunların dört tanesinin Özi’nin sağ, dört tanesinin de Özi’nin sol yakasında bulundukları (Sol taraftaki buPeçeneklerin yazları Boğdan bölgesinin tepelerini yaylak olarak kullandıkları görülmektedir) Özi’nin sol yakasında bulunan Peçenek kabilelerinden Kato Gyla’nın ise Bucak bölgesinde yaşadığı ifade edilmiştir.
Dosya:Pechenegs c.1030.svgPeçenekler düşmanlarına karşı kendilerini korumak ve kışlak olarak Turla ve Bug nehirleri arasına çok sayıda istihkâm niteliği taşıyan kışlaklar inşa etmişlerdir.
Bu kışlaklardan birisi de Akkirman şehrinde bulunmaktadır.
Bizans, Kiev Rusya’sı ve Bulgarlar ile siyasi ilişkiler kuran Peçeneklerin siyasi etkinlikleri 29 Nisan 1091 yılında Kumanlar karşısında aldıkları ağır yenilgi ile sona ermiştir.
Peçeneklerin Rus hizmetine girenleri daha sonra Kara Kalpak toplumun temelini  oluşturmuştur.
Bir  kısım Peçenek ise Balkanlara, Bosna ve Anadolu’ya Macar topraklarına dağılmışdır. Karadeniz’in kuzeyinde Peçenek varlığına dair son işaret 1169 yılına ait olup bu kayıtta Kara Kalpaklarla birlikte zikredilmişler.(Howorth, Besarabya isminin Peçeneklere dayandığını belirtir. Macarların Peçeneklere Bessi ya da Bisseni dediğini zamanlabu ismin Besarabya’ya dönüştüğünü belirtir ve ayrıca Nogaylar’ın etnik temelini Peçenekler’e dayandırmaktadır)

Peçenekler’den sonra Bucak bölgesinde Kumanları görmekteyiz.
Karadeniz’in kuzeyindeki en önemli Türk topluluklarından olan Kumanlar hakkında çok sayıda yayın bulunmaktadır. Batı dünyasında Kuman diye bilinen topluluğu, Ruslar Polovtsı, İslam dünyası, Kafkaslar’ın Hıristiyan halkları, Yüan çağı Moğolları ve Çinliler ise Kıpçak olarak tanımaktadırlar. Kıpçak kelimesinin talihsiz, Kuman adının ise açık, sarı renkli manalarına geldiği şeklinde yorumlarda vardır.
Kumanlar 1050’li yıllarda Doğu Avrupa’ya gelmişler, kendilerinden önce bu bölgede bulunan Peçenek ve Uz gibi çeşitli Türk topluluklarının kalıntılarını bünyelerinde eritmişlerdir.
1055 yılında Kumanlar ilk defa Özi nehrinin sol yakasında Rus devletlerine yakın bölgede görülmüşlerdir. 1078 yılında Peçeneklerle birlikte Edirne’ye müşterek bir saldırı gerçekleştirmişlerdir, 1085-1086 yılında
Macaristan’ı istila etmişler,
1091-1092’te Boğdan üzerinden geçerek Erdel’i vurmuşlardır.
Kumanların Tuna’nın sağ yakasındaki varlıkları nedeniyle Moldova (Boğdan) ve Eflak’ın doğusu için Kumanya ifadesi bile kullanılmıştır.
Bu kullanımla ilgili en eski belgelerden biri 1227 yılına aittir. Bölge için Kara Kumanya ve Beyaz Kumanya ifadeleri de kullanılmıştır. 13. ve 15. yüzyıllar arasında Kara Kumanya bölgesi ile Moldovya kastedilmiştir. Moğol istilasına kadar ve sonrasında da etnik bakiyeleri ile Kumanlar Romanya ve Bucak bölgesinin tarihinde büyük rol oynamaya devam etmişlerdir.
Kumanlar bölgede siyasi tarihe katkılarının yanı sıra çok sayıda maddi kalıntı da bırakmışlardır. Boğdan bölgesinde Moğol istilasından önceki döneme ait Türklerle ilişkilendirilen ve 10-13. yüzyıl arasıyla tarihlendirilen İsmail, Kili, Akkirman, Tatar Pınarı ve Sarata havalisinde yani bizim Bucak olarak tasvir ettiğimiz bölgede elli üç farklı yerde yüz yirmi adet kurgan bulunmaktadır.

Bu verilerin ışığı altında Moğol istilasından önce Bucak bölgesinin sürekli olarak bozkır kültürüne sahip Türk halkların yurdu haline geldiğini söyleyebiliriz. Bu noktadan hareketle 1550’li yıllardan sonra yoğunlaşan göçlerle Bucak Tatarları’nın ortaya çıkışı tarihsel sürekliliği göstermesi açısından önemlidir.

2 BUCAK BÖLGESİNDE EMİR NOGAY HAKİMİYETİ

2. BUCAK BÖLGESİNDE ALTIN ORDA DEVLETİ HÂKİMİYETİ

Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlarda Kumanların hâkimiyetini Moğollar takip etmiştir.

1222 yılında ünlü Kalka Savaşı ile Kumanlar ve Rusların gücünü kıran Moğollar bozkır bölgesini hâkimiyetleri altına almak için ilk adımı atmışlardır.
İrtiş’den İdil Irmağına kadar olan bölge Cengiz Han tarafından büyük oğlu Cuci’ye verilmiş böylece ilk ortaya çıkan Cengiz ulusu olmuştur.
1227 yılında Cuci’nin ölümü ile yerine oğlu Batu geçmiştir. Onun döneminde gerçekleştirilen bir dizi sefer
sonucunda 1236 yılında İdil Bulgar Devleti, 1238 yılında Rus prenslikleri itaat altına alınmış, 1238’de Kiev fethedilmiş, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan, Sırbistan ve Bulgaristan üzerine seferler düzenlenmiştir. Bu başarıların neticesince Deşt-i Kıpçak, Harezm, Kuzey Kafkaslar, Kırım ve İdil-Bulgar Devleti arazileri üzerinde Altın Orda Devleti kurulmuştur.

Bucak bölgesi de Moğolların ilerleyişinden etkilenmiştir. 1241 yılında Boğdan havalisindeki Kumanlar Böçetor komutasındaki bir Moğol ordusu tarafından bir kez daha yenilgiye uğratılmışlardır.

Bu zaferden sonra Moğollar hâkimiyetlerini batıya doğru yaymaya devam etmiştir. 1242 yılında Macar Kralı IV. Bela’yı takip eden Moğol komutanı Kadan Kili bölgesini işgal etmiştir.

1242 yılından 1300’deki ölümüne kadar Tuna havalisinin kaderini elinde tutan isim ünlü Moğol beyi Nogay
olmuştur, öyle ki Nogay için merkezi İsakçı olan kendi hanlığını kurmaya çalıştığı bile iddia edilmiştir.

Nogay’ın İsakçı’da para bastırdığı ve üzerinde adı bulunan bu paralara Dobruca, Boğdan ve Doğu Eflak ve Kırım’da rastlandığı görülmektedir.

İsakçı havalisinin Bucak bölgesinin hemen yanında yer almasından hareketle Emir Nogay’ın hâkimiyetinin Bucak’ı kapsadığı görülecektir.

Nogay’ın ölümünden sonrada Bucak havalisinde Tatarlar varlıklarını sürdürmeye devam etmişler ve Balkanlar’daki politik mücadelelere katılmışlardır. Nogay ve Toktay’nın soyundan geldiği söylenen Demetrius yani Temir adlı bir prensin 1330’larda Akkirman’ı kontrolü altında tuttuğu ifade edilmiştir.

1354 yılında Tatarları Aksu ve Turla nehirleri arasında görmekteyiz. Buradaki Tatarların lideri olan Tatar Beyi, Polonya Kralı Kazimir tarafından esir edilmiştir.

Bucak havalisindeki Tatar hâkimiyeti bir görüşe göre Litvanya’nın ilerleyişi ile diğer bir görüşe göre de Macarların Romenlere verdiği aktif destek ile sona ermiştir.

İlk görüşün temelinde 1345 yılında Macar ve Szek birleşik kuvvetlerinin Tatar prenslerinden Atalamos’u yenilgiye uğratması varken ikinci görüşte Litvanya Büyük Prensi Olgerd’in 1363’te Kutlubug, Hacı Bey ve Dimitri’yi yenilgiye uğratması temel alınır.

Akkirman’da basılan son Altın Orda parası 1368-69 yılında Canbek ve Muhammed Bulak’a adına bastırılmış olup Bucak bölgesindeki Tatar hâkimiyetinin son yıllarına işaret etmektedir.

Deletant, Ceneviz kaynaklarına dayanarak 1386 yılında Akkirman’ın Polonya Kralı Wladislaw Jagiello’yu metbuu olarak tanıyan Boğdan Beyi Petru Muşat’ın kontrolünde olduğunu belirtir. Bu iki bilginin ışığında
Bucak bölgesindeki Tatar hâkimiyetinin 1370-1380 arasında sona erdiği düşünülebilir. Bu tarihten Osmanlı fetihlerine kadar Bucak bölgesi Romenlerin kontrolünde bulunmuştur.

Tatar siyasi etkinliği sona ermesine rağmen bölgede Türk varlığı etkisini sürdürmeye devam etmiştir. Öyle ki ilk bağımsız Romen voyvodası olan ve Besarabya bölgesine de adını veren Basarab’ın Kuman kökenli olduğu yönünde iddialar bulunmaktadır.

3. BUCAK BÖLGESİNİN OSMANLI KONTROLÜ ALTINA GİRİŞİ (1484-1550)

3. BUCAK BÖLGESİNİN OSMANLI KONTROLÜ ALTINA GİRİŞİ (1484-1550)
Not: 1492 yılında Kırım hanlığının hemen batısında Bucaka bitişik bölgede Cetsan Nogaylarını gösteren bir rusça harita, Mansurlu Nogayları gösterilmemiş muhtemelen Kırım tatarları içerisinde Kırım hanlığı bölgesinde kaldığından gösterilmemiş

Osmanlı Devleti’nin Bucak bölgesini kontrolü altına alışı Boğdan Voyvodalığı’nın Osmanlı Devleti’nin kontrolü altına alınması ile paralel gelişmiştir.
Osmanlı Devleti ilk defa Çelebi Mehmed zamanında 1420’de Eflak Prensliği’ni yenilgiye uğratıp Dobruca ve aşağı Tuna kalelerini aldıktan sonra Akkirman’ı kuşatarak Boğdan ile mücadeleye başlamıştır. Boğdan İstanbul’un fethinin ardından Petru Aron devrinde, 1455 yılında Osmanlı tâbiiyetini kabul etmiş ve haraç ödemeye başlamıştır.
Stefan Cel Mare (1457-1504) hükümdarlığının ilk yıllarında vergiyi ödemekle birlikte kısa bir süre sonra Osmanlı karşıtı hareketlere girişmiş ve 1475’de Rumeli Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu yenilgiye uğratmıştır. Bunun üzerine Fatih 1476‘da Boğdan üzerine harekete geçmiş
ve Akdere Savaşında Boğdanlılar’a büyük darbe vurmuştur.

Fatih Sultan Mehmed’in Karadeniz’i tamamen Osmanlı kontrolüne sokmak için yürüttüğü politikalara oğlu Bayezid da devam etmiştir. O, Karadeniz’i bir iç göl haline getirmek, Osmanlı topraklarını Kırım arazisi ile birleştirmek, Polonya’ya doğru açılacak seferleri kolaylaştırmak, Boğdan’ı ve Boğdan ile Lvov arasındaki
ticaret yolunu kontrol altına almak için, Kili ve Akkirman kalelerini almaya karar vermiştir. Bu niyetle 30 Nisan 1484’de II. Bayezid İstanbul’dan Edirne’ye hareket etmiştir. 26 Haziran 1484’de ordu Tuna’dan İsakçı’ya geçmiş, 14 Temmuz 1484’de Kili ele geçirilmiştir. 19 Temmuz 1484’de Kili’den Akkirman’a yürüyüş gerçekleştiren Osmanlı ordusu 7-8 Ağustos 1484’de Akkirman’ı fethetmiştir. Akkirman ve Kili’yi geri alma teşebbüsleri başarısız olan, dış destek bulamayan ve sürekli olarak Osmanlı tehdidi altında bulunan Stefan Cel Mare Osmanlı Devleti ile anlaşmak ve tâbiiyeti kabul etmek zorunda kalmıştır.

Kili ve Akkirman’ın Osmanlı kontrolüne girmesinden rahatsız olan Lehliler Jean Albert döneminde, Boğdan’ı işgal ederek Karadeniz’e açılmak, Kili ve Akkirman kalelerini geri alarak Polonya’ya doğru Osmanlı ilerleyişini durdurmak niyetiyle harekete geçmişlerdir. 1495-1496 yıllarını hazırlıkla geçiren Polonya kuvvetleri Haziran 1497’de harekete geçtilerse de Osmanlı desteğini alan Boğdanlılarca ağır bir yenilgiye uğratılmışlar, akabinde Osmanlı ve Tatar kuvvetlerinin gerçekleştirdikleri saldırılar ile Lehistan Boğdan’ın Osmanlı kontrolüne girmesini kabul etmek zorunda kalmıştır.

Bucak bölgesinin Osmanlı topraklarına dahil olmasının son aşaması Kanuni’nin 1538 Boğdan seferi ile gerçekleşmiştir. Boğdan Voyvodası Petru Rareş’in Avusturya ile yakınlaşması ve Osmanlı aleyhine bir anlaşma imzalaması, Osmanlı ile Lehliler arasındaki barış anlaşmasına aykırı olarak Lehlilerle çatışması, haracı ödemekten vazgeçmesi, Lehistanlılar’ın Petru Rareş’in değiştirilmesini istemesi, Osmanlı himayesindeki Aloisio Gritti’yi öldürtmesi gibi nedenlerle Kanuni Boğdan seferine çıkmış ve 11 Eylül 1538 de Osmanlı ordusu Yaş’ı kontrol altına almıştır. Osmanlı ordusu karşısında tutunamayacağını anlayan Petru Rareş kaçmış ve yerine Stefan Voyvoda oğlu Çetine voyvoda olarak atanmıştır. Yapılan anlaşma ile Prut nehrinin sol tarafında Akkirman sahilinde Turla Suyu’na kadar olan arazi Osmanlı kontrolüne geçmesi, bu arazinin iki tarafında iki büyük kale yapılması, haraç ve itaat şartıyla barış yapılmıştır. 1538 Boğdan Seferi ile birlikte Bucak bölgesi tamamen Osmanlı kontrolü altına girmiş böylece Karadeniz bir Osmanlı iç denizi olmuştur.

Boğdan Voyvodalığı’nın itaat altına alınması ve Bucak bölgesinin Osmanlı sınırları bünyesine dahil oluş sürecinde Kırım Hanlığına bağlı kuvvetler büyük oranda Osmanlı ordusuna dahil olmuştur. II. Bayezid’ın 1484 yılında Akkirman ve Kili’yi fethinde Mengli Giray; Kanuni’nin Boğdan seferinde ise Sahib Giray bizzat
Osmanlı ordusuna kuvvetleri ile katılmışlardır

Akkirman’ın fethi sırasında gerçekleşen bir olay Boğdan ile Tatarların ilişkisinin Tatarların bölgeden çekilmesine rağmen devam ettiğini göstermesi açısından önemlidir. Mengli Giray’dan kaçarak Boğdanlıların hizmetine girip, Hıristiyanlığı kabul eden bir Tatar beyi Mengli Giray’ın isteği üzerine Akkirman’ın fethinden sonra buldurulmuş ve işkence ile öldürülmüştür.  

Bu olayın bir istisna olmadığını düşünmekteyiz.  

Çok sayıda Tatarın özellikle Timur-Altın Orda çatışması sırasında Boğdan çevresine yerleştiklerini ve zamanla Hıristiyanlaşarak Boğdan toplumu içinde asimile olduğu tarihsel bir gerçekliktir( Boğdan’da çok sayıda araziye sahip olup zamanla Rus Çarlığı’nın hizmetine giren Bantışev ailesi bu olaya güzel bir örnektir
Peçuylu  İbrahim Efendi’de eserinde Timur, Toktamış mücadelesi sırasında çok sayıda Tatarın kaçarak Eflak ve Boğdan’a sığındıklarını özellikle Boğdan halkının büyük çoğunluğunun bu Tatarlardan olduğunu belirtmektedir, 
Togan’da Müneccimbaşı’nın Camiüddüvel adlı eserine dayanarak bu Hıristiyanlaşma olayından bahsetmektedir
Howorth, Hammer’in Altın Orda ile ilgili çalışmasına dayanarak Timur Toktamış mücadelesinden sonra Aktav Tatarlarının Dobruca, Edirne havalisine yerleştiğini belirttikten sonra bir grup Tatarın da Kara Boğdan’a yerleştiklerini anlatmaktadır)

4. BUCAK BÖLGESİNE NOGAYLARIN DÖNÜŞÜ (1484-1550)

4. BUCAK BÖLGESİNE TATARLARIN DÖNÜŞÜ (1484-1550)


1370-80 yılları arasında Bucak bölgesinden çekilen Tatarlar, II. Bayezid’ın 1484 yılında gerçekleştirdiği Kili ve Akkirman fetihleri sonrasında Bucak’a geri dönmeye başlamışlardır. II. Bayezid’ın 1484 seferine Mengli Giray’ın şahsen katılımı bu geri dönüşe izin verilmesinin sebebi gibi görünmektedir.

Tatarların Bucak bölgesine dönüşlerinin fethin akabinde gerçekleştiği görülmektedir. Bu konudaki en kuvvetli delil Sroeckovsky’ın Kırım Hanı Mehmed Giray’ı konu alan eserinde bulunmaktadır.
Sroeckovsky, 1493 yılında Polonyalıların II. Bayezid’e Akkirman Kazakları’nı şikâyet ettiklerini ifade etmektedir. Polonyalılar şikâyetlerinde bu Tatarların Akkirman’a sonradan gelip yerleştiklerini ve burayı
Polonya’ya yapılan saldırılar için bir üs haline getirdiklerini belirtmişlerdir. Polonyalılar bu Kazakların liderliklerini Kırım hanzâdelerinden Mamışık ve Tevekkel-Ulan’ın yaptığını belirtmişlerdir(Sroeckovsky bu bilginin kaynağı olarak Sbornik Russkogo İstoriçeskogo Obçestva XLI adlı çalışmanın 209-210 sayfalarını göstermektedir; Halim Giray’da peç açık ifade etmemekle birlikte fetihten sonra Bucak bölgesinden Balta, Tombasar gibi yerlerin Kırım Hanı Mengli Giray’a temlik  edildiğini söyler. Bu temlik hadisesi sırasında en azından bazı Tatarların Hanın emriyle temlik işlerini  kontrol amacıyla bölgeye yerleştikleri kesindir, “Hazret-i Sultan Beyazıd-ı Velî Akkirman ve Kili  kalelerini feth ü küşâd buyurduklarında Han-ı müşârünileyh dahi kırk elli bin Tatar ile maiyyet-i  hümâyûnlarında hidmet ve ibrâz-ı celâdet itmekle hidmeti mukabili Ak Yörük yani beyaz kadifeli  samur kalpak ve altunlu üsküf ve enva’î tuhaf ve tefârik bahş ve ita ve nehr-i Turlanın sevâhilinde  asakir-i Tatarın feth eylediği Balta ve Tombasar ve Kavşan ve kurâ-yı sâireyi müştemil arâzî-yi

ma’mûreyi temlik ve ihsân ve nâil-i iltifat ve bi-payan buyurmuşlar idi”,  II. Bayezid devrinde Akkirman çevresine kırk bin Tatarın yerleştirildiğini Evliya Çelebi de belirtmektedir, Seyit Ali Kahraman-Yücel Dağlı, s. 197-198. Çağdaş bir kaynak olan İbn Kemal Mengli Giray’ın sefere kırk bin kişi ile katıldığını belirtmektedir ki Evliya Çelebi’nin Kili ve Akkirman seferinden sonra kırk bin kişinin yerleştirilmesi hakkında söylediklerinin imkansız olduğunu ortaya koymaktadır).
Bu ilk yerleşen topluluğu takiben 1500’li yılların başında otuz bin kişilik bir Tatar topluluğunun Besarabya’nın
kuzeyini vurduktan sonra bölgenin güneyine yani Bucak adı verilen kısmına yerleştikleri yönünde de bilgiler mevcuttur(  1500’lerin başında gerçekleşen bu göç olayının tarihi hakkında farklı görüşler mevcuttur. İlk olarak Howorth tarih vermeden Mengli Giray’ın Altın Orda’yı dağıttıktan sonra Volga çevresinden çok sayıda Nogay’ı getirip Bucak’a iskân ettiğini, göçebe hayatı terk etmelerini söylediğini Peysonel’e
dayanarak ifade eder, 
Howorth, Nogaytsı adlı ortak çalışmada ve Koçekaev’in eserinde otuz bin kişinin göç olayı 1500 yılı ile tarihlendirilmektedir. 
Alpargu’da çalışmasında Nogaytsı adlı eseri temel alarak 1500 yılında 30000 Nogay’ın Bucak’a gelip yerleştiğini kabul etmiştir, 

Trepavlov ise herhangi bir sayı belirtmeden 1502 yılında Mengli Giray’ın Büyük Orda’yı yenilgiye uğrattıktan sonra Büyük Orda’da Mangıt Beylerbeyi olan Timur bin Mansur’a bağlı toplulukları Akkirman havalisine yerleştirdiğini belirtmektedir

Togan ve Ekrem ise 1500, 1502 tarihlerinden daha geç bir tarih önermektedirler. 
Togan’da Trepavlov gibi Mansurların Akkirman bölgesine yerleştiğini belirtmektedir. O bu göç dalgasının sadece Bucak bölgesi ile sınırlı kalmadığını Dobruca bölgesine de çok sayıda Tatarın yerleştiğini belirtmektedir. 
Togan bu göç olayının tarihi olarak 1512-1513 tarihini vermektedir,
M. A. Ekrem de Togan’la aynı kaynağa ve Iorga’ya dayanarak bu görüşü teyit etmektedir ve göçün Bucak ve Dobruca bölgelerine olduğunu belirtmiştir fakat 1512 yılında gerçekleşen olay için Tatarların Polonya’ya saldırısı ifadesini kullanmaktadır 
Bu görüşlerin ışığında 1484 yılından sonra gerçekleşen asıl göç dalgasınınBüyük Orda’nın Mengli Giray tarafından dağıtılmasından sonra yani 1502 yılından sonra gerçekleştiğini düşünmek daha mantıklı görünmektedir. Bununla birlikte 30000 rakamının da abartılı olduğu ortadadır).


1484-1515 yılları arasında gelen bu grubu Kereytov’un, Koçakaev’in, Kalmıkov’un Nogay olarak adlandırdığı görülmektedir. Togan Tatar ifadesini kullanırken, Ekrem ise Kırım ve Nogay Türkleri ifadesini kullanmakta fakat Polonya kaynaklarında “tartari Dobriczen ve tartari Dobriezenses” şeklinde geçtiğini bildirmektedir.

Togan ve Trepavlov’un Nogayların önemli bir kolu olan Mansurların Akkirman çevresine yerleştirildiğini belirtmesi bu konuda önemli bir ipucudur.
Fakat Trepavlov’un da belirttiği gibi bunun Nogay Ordası ile ilişkisi bulunmamaktadır( Trepavlov, Hatta Andrea Schmitz başlangıçta Nogay ya da Nogaylar isimlendirmesinin etnik anlamını erken dönemler için açıklarken “Bütün olasılıklara rağmen Nogaylar ismi başlangıçta ne özel, ne de etnoğrafik bir kavramdı, aksine doğu kaynaklarında 15. yüzyılın sonlarında Altın Ordu’nun batı bölümünde bir dizi Tatarca konuşan ve göçebe hayatı yaşayan gruplar için kullanılmış bir topluluk kavramıydı”, ifadesiyle sorgulamaktadır ).

Bu konuda ikinci nokta ise bu topluluğun “Akkirman Kazakları”, Akkirman Tatarı veya Akkirman Ordası şeklinde tanınmış olmasıdır89.

Akkirman civarına yerleşen ve Akkirman Kazakları olarak nitelendiren Tatarlar, 1515 yılında Litvanya Kralı yanında Ruslara karşı savaşmışlardır. Çar III. Vasiliy, Osmanlı Sultanı’na bu olaydan duyduğu rahatsızlığı iletmiştir.
Mehmed Giray’ın I. Sigismund’a yazdığı bir mektuptan anlaşıldığına göre 1516 yılında Akkirman Kazakları Ukrayna’ya bir akın yapmışlardır.
Etkin bir şekilde Bucak ve Dobruca bölgesinde varlık gösteren bu Tatarlar 1521 yılında büyük bir nüfus kaybına uğramıştır. Babaları Mehmed Giray’a başkaldıran Himmet ve Saadet Giray’ın isyanları sırasında Akkirman ve Dobruca’da bulunan Tatarlara saldırarak yirmi bin kadar Tatarı beraberlerinde alıp götürmüşlerdir( Tatar nüfusa darbe vuran diğer bir olayda veba salgınıdır. Silistre bölgesinde H. 932/M.1525-1526 da yaşanan veba salgını nedeni ile Silistre Sancağı Beyi Bali Bey Hırsova ve Varna’daki Tatarların her zamanki gibi seksen neferle katılmalarının mümkün olmadığını bildirmiştir. Bu ricanın neticesinde seksen nefer sayısı on nefer azaltılmıştır)

Bu olayın Bucak ve Dobruca’daki Tatar varlığının etkinliğine ve gücüne büyük darbe vurduğu açıktır.
Mihail Guboğlu ve Halil İnalcık ise Bucak bölgesine 1484-1550 yılları arasında asıl büyük göç dalgasının Kanuni Sultan Süleyman’ın 1538 yılındaki Boğdan seferinden sonra gerçekleştiğini ifade etmektedirler.

Guboğlu, Kanuni’nin Boğdan seferinden sonra Bucak bölgesinin tamamen Osmanlı kontrolüne girmesine rağmen bölgeye yönelik Boğdan saldırılarının sürmesi yüzünden Nogaylar’ın Bucak bölgesine iskân edildiğini belirtmektedir. Orakoğlu, Ormembetoğlu ve Yedisan kabileleri olarak belirttiği bu Nogayların 1812 yılına kadar bölgede bulunduğunu söylemiştir.
İnalcık ise 1538 Boğdan seferinden sonra Bucak’a yerleştirilen Nogay kabileleri olarak Mansur, Orak, Kasay, Mamay, Ormembed, Tatmuz(Tokuz), Yedicek ve Cemboyluk gibi kabilelerini göstermektedir.

Daha sonra görüleceği üzere Ormembet ve Orakoğlu kabilelerinin Bucak bölgesine gelişleri 1630’lardan sonra Kalmuk saldırıları nedeniyle gerçekleşecektir.
Yedicek ve Cemboyluk kabilelerinin gelişi ise bu kabilelerin gelişinden de sonradır.

1484-1550 arasındaki dönemde Bucak bölgesindeki Tatar varlığı konusunda en önemli Osmanlı kaynağı 1530 yılına ait Muhasebe-i Vilâyet-i Rumeli Defteri’dir. Defterde Bucak bölgesi hakkında doğrudan bir kayıt bulunmamaktadır. Bununla birlikte Tatar yerleşiminin çok daha az görüldüğü Akkirman şehir merkezinde on altı hane yaklaşık olarak doksan kişilik bir Tatar topluluğu bulunmaktadır. Bu Tatarların dışında ‘merdhâ-i kale ve kemanhâ-i mütenevvi’a’ içinde de Tatarlar bulunmaktadır.
Muhasebe-i Vilâyet-i Rumeli Defteri’nde Rumeli bölgesinin genelindeki Tatar yerleşimleri hakkında da çok sayıda kayıt bulunmaktadır. Bununla birlikte tahrir defterlerinin tamamı gözden geçirilip, Tatar adını ya da içinde Tatar hanesi bulunan köylerin kuruluşunu teker teker ele almadıkça bunların ne kadarının 1484’den sonra Rumeli’ne geldiği konusunda bir şey söylemek yanıltıcı olacaktır.(  Rumeli’deki Tatar varlığı Gökbilgin tarafından kısaca gözden geçirilmiştir. Gökbilgin 1543 yılında Rumelin’de dört Tatar grubu olduğunu belirtmiştir. Bunlar Tataran-ı Aktav, Tataran-ı Bozapa, Tataran-ı Yanbolu ve Tataran-ı Tırhala’dır. Yanbolu Tatarları için Tataran ı Nev ifadesi kullanılmaktadır)

1550 yılından önce Bucak bölgesindeki Tatar varlığına ait son kayıtlar 1539-1544 yılları arasındaki dönemi kapsamaktadır. Bu konudaki belgeler Polonya arşivlerinde mevcut bulunmaktadır.
Bu belgelerde Akkirman ve Kili’deki Tatarların Dobruca Tatarları’yla birlikte Lehistan arazisine yaptıkları saldırılardan şikayet edilmektedir. Lehistan Krallığı Osmanlı Devleti’nin bu saldırılara engel olmasını istemektedir. Bu saldırıların neticesinde Lehistan arazisinden çok sayıda esir ve hayvanın ganimet olarak ele geçirildiği görülmektedir.

Bu saldırıların Dobruca Tatarları ile birlikte gerçekleştirilmesi ise Togan ve Ekrem’in ifade ettiği Bucak ve Dobruca bölgesine Tatar göçüyle ilgili fikirlerini destekler niteliktedir.

5. 1550-1600 BUCAK BÖLGESİNE TATAR GÖÇÜ

5. 1550-1600 BUCAK BÖLGESİNE TATAR GÖÇÜ


1550-1600 yılları arasında Bucak bölgesine iki türlü göç hareketinin olduğu görülmektedir.

Bunlardan ilki herhangi bir otoritenin izni alınmadan gerçekleşen düzensiz göçlerdir. Devletin bunlara karşı tedbir almaya çalışması nedeniyle bu göçlerin izleri resmi belgelere yansımıştır.

Diğer bir göç türü ise Kırım Hanının izni ve bilgisi dahilinde ve Osmanlı Devleti’nin onayı ile gerçekleşen göçlerdir.

Osmanlı Devleti arazisine özellikle Bucak bölgesine Tatar göçünün bir kısmının Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı’nın işbirliği içinde gerçekleştiği görülmektedir. Osmanlı Devleti Bucak bölgesine gelen Tatarların ellerinde göç etmeleri için verilen bir izin belgesi olup olmadığını yerel yöneticilerin sormasını eğer gelen Tatarların ellerinde böyle bir izin belgesi yoksa geri gönderilmelerini istemiştir.

Göçe izin veren belgede ya Kırım Hanı’nın bizzat izninin bulunmasını ya da Kırım’ın bozkıra açılan ve bozkırdaki Tatarları kontrol noktası olan Or Kapısı Beyi’nin izni ve mührü bulunması gerektiğini belirtmişlerdir. Bu konudaki belge Osmanlı Devleti’nin Deşt-i Kıpçak’a açılan kapısı konumunda Bender ve Akkirman
Beylerine gönderilmiş ve izni olmayan Tatarlar’ın Akkirman, Bender ve Cankirman geçitlerinden geçirilmemesi istenmiştir.

Kırım Hanının izni ile gerçekleşen bu tip göçlerin sınırlı sayıda olması ve sorunlu olmaması nedeniyle göç hadisesinin elimizdeki belgelere doğrudan yansıdığını görememekteyiz. Bununla birlikte bu göçlerin neticesinde ortaya çıkan yapının tahrir defterlerine yansıyacağı muhakkaktır.

1550-1600 yılları arasında Bucak bölgesine en büyük göç hareketi 1559-1560 yılında gerçekleşmiştir( Bu tarihlerde gerçekleşen göç olayı ilk olarak Dimitri Kantemir’in dikkatini çekmiştir. Kantemir II.
Selim Devrinde Ten-İdil Kanalının birleştirilmesi düşünüldüğünde 30 Nogay Tatarı kabilesinin
tebaaları oldukları Rusya’ya isyan ederek yoldaşlarıyla birlikte Kırım’a geldiklerini, Kerç bölgesi
bunların tamamının almadığı için bir kısmının Bucak arazisine yerleştirildiğini belirtmiştir, Bu noktada belirtilmesi gereken diğer bir noktada 1540’lı yılların sonu 1550’li yılların başında Nogay Ordası’ndan açlık, iç çatışmalar gibi nedenlerle Bucak bölgesine yaşanan göç olayına
paralel göçlerin ve kopuşların yaşanmasıdır. 
Bu açıdan ilk akla gelen olay Nogay Ordası’ndan kopan Gazi bin Urak tarafından Küçük Nogay Ordası’nın kurulmasıdır. 
Bu Orda ilk yıllarında Kazı Ulusu adıyla tanınırken zamanla Küçük Nogay Ordası diye adlandırılmıştır, 
Bu kıtlık olayı 1558 yılında Rusya’da bulunan seyyah Jenkinson’un eserine de yansımıştır. Jenkinson açlığa salgın hastalıkların eşlik ettiğini ve durumu Nogaylar için daha da kötü hale getirdiğini belirtmiştir, Osmanlı belgelerine yansıdığı gibi burada da Nogayların çocuklarını kurtarmak için sattıkları görülmektedir,
Nogay tarihi üzerinde çalışan Kurat, Trepavlov, Alpargu gibi tarihçiler açlığın etkilerinin salgın hastalıklar ve iç çatışmalarla daha da arttığını ve Nogayların Bucak bölgesine doğru göç etmelerine neden olduğunu ileri sürmüşlerdir)

Aralık 1559’dan itibaren Nogay ve Kırım Tatarları’ndan çok sayıda kişi Osmanlı arazisine girmişlerdir. Bu gelen topluluklar Silistre livasına dağılmışlardır. Osmanlı belgelerine göre bu göçün sebebi kıtlıktır. Aralık ayında Osmanlı arazisine giren Tatarların Mayıs ayında Hırsova’ya kadar vardıklarını, bir  kısmının Boğdan arazisine bile geçtiğini ve bölgede yiyecek sıkıntısına neden oldukları görülmektedir.
Osmanlı belgeleri gelenlerin sayısı hakkında bir rakam vermemektedir.
Belgelerde sadece “Nogay ve Kırım Tatarlarından bî-hisâp âdem gelüp” ifadesi vardır.
Bu göç hareketinin liderliğini yapan mirza, serdar namında kimse bulunmamadığı için düzensiz hareket etmektedirler ve gelenlerin çoğu fakir ve silahsız kimseler olup Deşt-i Kıpçak’ta hüküm süren açlık nedeniyle gelmişlerdir.
Gelenlerin bir kısmı Nogay bir kısmı ise Kırım Tatarları’ındandır.
Bucak bölgesine doğrudan sızarak gelen Tatarların yanı sıra Tatarların bir kısmı da açlık nedeniyle çok zor durumda kalmış ve Kefe çevresinde çocuklarını satmak durumunda kalmıştır. İslam hukukuna aykırı bu durumu haber alan Osmanlı yönetimi Akkirman Kadısı’nı bu konuda uyarmış, Müslüman çocuklarının bu şekilde alınıp satılmasına engel olmasını emretmekle kalmamış aynı zamanda Akkirman ve çevresinde elinde bu şekilde Tatar çocukları bulunanların, Onları serbest bırakmalarının sağlanmasını istemiştir.

1564 yılına gelindiğinde ise Akkirman Kazakları’ndan, Dobruca’dan ve Nogay Tatarları’ndan oluşan üç bin kişilik bir Tatar topluluğunun Cankirman sahrasında bulunduklarını görmekteyiz. Bulundukları bölgeden kimi zaman Akkirman’a geçerek havyan hırsızlığı yapan bu grubun faaliyetleri Akkirman Beyi Hasan tarafından İstanbul’a bildirilmiş, vilâyetten sürülmeyince zararlarının önüne geçilemeyeceği açıklanmıştır. Osmanlı yönetimi Kırım Hanı Devlet Giray vasıtasıyla sorunu çözmeye çalışmış ve Kırım Hanı’ndan bu topluluğu Kırım’a  götürmesini istemiştir106. Bu topluluğa ne olduğunu, Kırım Hanı’nın bu topluluğu Kırım’a
götürüp götüremediği konusunda kaynaklarda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Bu ilk göç hadisesinden on yıl kadar sonra 29 Temmuz 1577’de Kırım Hanı Devlet Giray’ın iki oğlu babalarının ölümünden sonra Mehmed Giray başa geçince isyan emaresi göstermişlerdir. Bu karışıklık döneminde Mehmed Giray Han’ın oğulları Akkirman tarafına gelmiştir. Bölgede büyük korku ve gerilim yaratan bu durum hakkında Silistre ve Akkirman Beyleri ile Boğdan Voyvodası uyarılmıştır.
Bu sorunun Mehmed Giray lehine çözüldüğü muhakkak ise de kaynaklara yansıyan herhangi bir veri bulunmamaktadır. Mehmed Giray’ın oğulları ile birlikte bölgeye gelen Tatarların bölgeyi tanıması daha sonraki yıllarda Bucak’a göç etmelerini kolaylaştırmış olmalıdır.
1580 yılında yine Osmanlı belgelerinin ifadesi ile “vilâyet-i Tatar’da” kıtlığın hüküm sürdüğünü görmekteyiz. Silistre ve Vidin kadılarına 24 Ocak 1580 tarihinde gönderilen bir hükümde kıtlık nedeni ile Tatarların çocuklarını, ailelerini ve kendilerini esir olarak sattıkları belirtilmiş, Tatarların Silistre ve Vidin vilâyetine bu şekilde dağıldığı ifade edilmiştir. Kadılara Kırım Hanı Mehmed Giray’ın Mustafa adındaki adamının bölgeye geleceği, gelen kişiye yardımda bulunulması ve Tatar olduğu sabit olan kişilerin Hanın adamına teslim edilmesi emredilmiştir.
Aynı konudaki diğer bir hükümde Kırım Hanı’nın Mustafa’dan başka İbrahim isimli diğer bir şahsı daha bu konuda görevlendirdiğini görmekteyiz. Bu sefer hüküm, Vidin ve Silistre kadıları dışında Niğbolu kadısına da gönderilmiştir.
Bu konuya paralel olarak değerlendirilebilecek bir hüküm de Boğdan Voyvodası’nın şikâyetine cevaben yazılmıştır. 18 Haziran 1580 tarihinde Akkirman, Bender ve Kili kadılarına gönderilen bir hükümde Boğdan Voyvodasının Boğdan sınırındaki kışlaklara yerleşen ehl-i İslam halk ve Tatarlardan şikâyetçi olduğu ifade
edilmiştir. Katl-i nüfus ve gâret-i emvâl şeklinde belirtilen bu tip hareketlerin durdurulması bölgedeki kadılardan özellikle istenilmiştir. Önceki hükümlerle birlikte alındığında kıtlık nedeni ile Tatarların gene Silistre havalisine doğru hareket ettiğini ve Bucak bölgesinde yeni Tatar yerleşimlerinin kurulduğunu söylemek uygun olacaktır. Belgelerin ortaya koyduğu üzere 1550-1600 yılları arasında Bucak bölgesine Tatar göçünün temel nedeni açlıktır. Bunun yanı sıra iç çatışma ve yağma gibi nedenlerinde Tatarları Bucak bölgesine çektiği görülmektedir.

6. TAHRİR DEFTERLERİNE GÖRE BUCAK BÖLGESİNDE TATAR VARLIĞI

6. TAHRİR DEFTERLERİNE GÖRE BUCAK BÖLGESİNDE TATAR VARLIĞI


Osmanlı tarihinin 15. ve 16. yüzyılları için en önemli veri kaynağı hiç şüphesiz tahrir defterleridir. Demografik, ekonomik ve idari verileri içinde barındıran tahrir defterleri Osmanlı tarihi araştırmalarının vazgeçilmez kaynaklarından birisidir.
Osmanlı Devleti’nin Karadeniz’in kuzeyinde bulunan arazisi hakkında bilgi veren tahrir defterleri mevcut olup 1484 yılındaki Kili ve Akkirman fetihleri ile Kanuni’nin 1538 Boğdan seferinden meydana gelen dönüşümlerin neticesi bu defterlere yansımıştır. Bucak bölgesi ile ilgili son tahrir bölgenin elimizden çıkmasından önce
1780 yılında yapılmış olup Bucak bölgesindeki Tatar nüfus hakkındadır.
Bucak bölgesi hakkında bilgi veren ilk tahrir defterleri 65 numaralı olup H.924/ M. 1518-1519 tarihli ve H. 937/ M. 1530 tarihli 370 numaralı Muhasebe-i Vilâyet-i Rûm-İli Defteri adlı icmal defterlerdir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde 483, 542, 688, 701 numaralı mufassal tahrir defterleri ile 215, 475, 664, 666, 738
numaralı icmal defterlerinde Bucak bölgesi hakkında kayıtlar bulunmaktadır.
Bu tahrir defterlerinden 701 numaralı tahrir defterinin Akkirman kısmı ile 483 numaralı defterin Kili kısımları yüksek lisans tezi olarak hazırlanmıştır113. Akkirman’da Yavuz Sultan Selim vakıfları ise Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-u Kadîme Arşivinde 561 numaralı ve 1597 tarihli Defter-i Evkâf-ı Livâ-yı Silistre ve Akkirman adlı deftere göre hazırlanmıştır.
Bucak bölgesinde Tatarların yaşadığı köyler, çiftlikler ve kışlaklar temel olarak 701 numaralı ve 542 numaralı defterlere göre aşağıda verilecektir. Bu veriler 483 numaralı defterdeki bilgiler ile karşılaştırılarak farklılıklar belirtilecektir.
Tatar Nüfus tahrir defterlerine “veled-i Tatar”, “mahalle-i Tatarân” ya da “’an Tatarân” şeklinde yansımıştır. Bunun yanı sıra dönemin kaynaklarında Tatar olduğu hakkında veri bulunan yerleşim yerleri ve topluluklar Tatar olduğu defterde belirtilmese bile defterdeki veriler Tatar nüfusa ait veri olarak yorumlanmıştır.

701 numaralı tahrir defterine göre Akkirman şehir merkezinde üç hane ve iki mücerred Tatar bulunmaktadır. 1530 yılında bulunan on altı Tatar hanesinin zamanla Tatar olduğunun belirtilmeye ihtiyaç duyulmadığı görülmektedir.
Akkirman şehir merkez nüfusu hakkında bilgi veren bir diğer tahrir defteri olan ve II. Selim Devri sonu III. Murad başı ile tarihlendirebileceğimiz 483 numaralı deftere göre ise Akkirman’da 48 hane ve 2 mücerredde Tatar ifadesi kullanıldığı görülmektedir. Bu 48 hane ve 2 mücerred Tatarın 34 hanesi ve 2 mücerreddi Mahalle-i Mescid-i Masalcı Hafız’da bulunmaktadır.
Akkirman’a Bağlı Tatar Nüfus Barındıran Köyler:
1. Karye-i Küçük Katırcı: Mahalle-i Ahmed Ali bin Beyazıd ve Mahalle-i Emrullah Halife adlı iki mahalleden oluşmaktadır. Toplamda 40 hane ve 8 mücerred ve bir âmâdan oluşmaktadır. Bu köyde 4 hane ve 2 mücerred Tatar bulunmaktadır119.
2. Karye-i Saruyar: 701 numaralı tahrir defterine göre bu köyde 24 hane bulunmaktadır. Tatar bulunduğuna dair bir kayıt yoktur. 483 numaralı tahrir defterine göre bu köy 33 hane, 8 mücerred ve 4 çiftlikten oluşan bir
köydür. Bu otuz üç hane içerisinde 6 haneden oluşan bir Tatar mahallesi bulunmaktadır ve bir Tatar hanesi de bu köye bağlı mahalle-i Aldıyarda bulunmaktadır ki toplamda 7 Tatar hanesi olur.

3. Karye-i Bakay Ağa: 8 haneden oluşan bir köydür. Bu sekiz haneden sadece Han Geldi için Tatar ifadesi kullanılmıştır. Bununla birlikte Bakay Ağa’nın Akkirman bölgesinin önde gelen Tatar ağalarından olduğu için
köyün tamamı Tatar olarak kabul edilmiştir.
4. Karye-i Ada nam-ı diğer Kenan Savadı: (Ceyhan yarsuvatı hatırlatıyor)15 hane ve 4 mücerredden oluşan bir köydür. 1 hane için Tatar ifadesi kullanılmıştır.
5. Karye-i Beğlüdere Nam-ı Diğer Seyyid İnebeği: 13 hane ve 5 mücerredden oluşan bir köydür. 1 mücerredde Tatar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir.
6. Karye-i Kara İbrahim: 61 hane ve 12 mücerredden oluşan bir köydür. Bu köye tâbi mahalle-i Tataran bulunmaktadır. Bu mahalle 38 hane ve 5 mücerredden oluşmaktadır. Tatar mahallesindeki 16 hane ve 1 mücerred için Tatar ifadesi açıkça kullanılmıştır. Bu mahallenin tamamı Tatar olarak değerlendirilmiştir. Tatar mahallesi dışında köyün geri kalan kısmında da Han Bula, Han Töre gibi Tatar kökenli olduğunu düşündüren
isimler bulunmakla birlikte bu isimlerde veled-i Tatar ifadesi yoktur. veled-i Sayrıhac gibi Tatarlara ait olduğunu düşündüğümüz kimi isimlerde ise Tatar ifadesi belirtilmemiştir. Birçok köyde durum bu şekildedir.  Bu Tatar mahallesinde hanelerden sadece bir tanesine Tatar ifadesi konulmuştur. Cangeldi, Nurgeldi gibi isimlerde veled-i Tatar ifadesi yer almamıştır. Bakay Ağa köyde yaşayanlar arasında zikredilmez. Adet-i Ağnâm ı Rüsum-u Ağıl-ı Kaza-yı Kili ve Akkirman” başlığı altında Küçük Katırcı köyünde yaşayanlar arasında zikredilen bir Bakay Ağa bulunmaktadır ki bizim Tatar Ağaları arasında gördüğümüz Bakay Ağa olabilir.

7. Karye-i Kızıl Pınar Der Kenar-ı Ab-ı Turla: 18 hane ve 3 mücerredden oluşan bir köydür. Köyde 16 hanede gebran bulunaktadır. Bir hane için Tatar ifadesi düşülmüştür.
8. Karye-i Mihvace Ağa nam ı diğer Eşek Deresi: 20 haneden oluşan bir köydür. 12 hanede Tatar ifadesi kullanılmıştır.
9. Karye-i Yanık Hisar: Merkez köy, Tatar mahallesi ve cemaat-i gebran olmak üzere üç kısımdan oluşan bir köydür. 17 müslim hane ve 5 müslim mücerred ile 52 gebran hane ve 5 mücerred gebrandan oluşan bir köydür. Atatar mahallesi 7 haneden oluşmaktadır127.
10. Karye-i Büyük Dere nam ı diğer Eşek Deresi: 13 hane ve 2 mücerredden oluşan bir köydür. 2 hane ve 1 mücerredde Tatar ifadesi bulunmaktadır128.
11. Karye-i Kara Novay: 10 hane ve 1 mücerredden oluşan bir köydür. Tatar ifadesine rastlanılmamakla birlikte Nogay ismi nedeni ile köyün tamamı Tatar olarak kabul edilmiştir. Köydeki şahıs isimleri de bunu
desteklemektedir. Köydeki hanelerden birinin seyyid olması dikkat çekmektedir.
12. Karye-i Nasuh Ağa:17 haneden oluşan bir köydür. 6 hanede Tatar ifadesi bulunmaktadır.
13. Karye-i İslam: 5 haneden oluşan bir köydür. İki hanede Tatar ifadesi bulunmaktadır.
14. Karye-i Şakir Öni nam-ı diğer Eşek Deresi: Merkez köy ve Mahalle-i Kara Ali’den oluşmaktadır. Toplamda 34 haneden oluşmaktadır. Merkez ’de bu köyde 2 hanede Tatar ifadesi kullanılmıştır,
köyde 5 hane için, Mahalle-i Kara Ali’de ise 3 hane için Tatar ifadesi kullanılmıştır. Toplamda 8 Tatar hanesi bulunmaktadır
15. Karye-i Mehmedçar der Vadi-i Şeyh Hızır: 13 hane ve 3 mücerredden oluşan bir köydür. 3 hane ve 1 mücerredde Tatar ifadesi kullanılmıştır.
16. Karye-i Ak Seyyid: 6 haneden oluşan bir köydür, 1 hanede Tatar ifadesi kullanılmıştır.
17. Karye-i Ali İmar Der Vadi-i Eşek Deresi Nam-ı Diğer Şeyh Hızır:16 hane ve 3 mücerredden oluşan bir köydür. 8 hane ve 3 mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır.
18. Karye-i Aşağı Bağlar: 21 haneden oluşan bir köydür. 7 hanede Tatar ifadesi kullanılmıştır.
19. Karye-i Ak Mehmed: 28 hane ve 1 mücerredden oluşan bir köydür. 10 hanede Tatar ifadesi kullanılmıştır.
20. Karye-i Alibeğ Hafız der Vadi-i Şeyh Hızır: 10 haneden oluşan bir köydür. 6 hane için Tatar ifadesi kullanılmıştır.
21. Karye-i Caneş Ağa-yı Tataran: 9 hane ve 3 mücerredden oluşan bir köydür. 4 hane ve 2 mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır. Bu köyün tamamı Tatar kabul edilmiştir.(Caneş Ağa köyde yaşayanlar arasında zikredilmez fakat oğlu köyde yaşamaktadır. Caneş Ağa’nın oğlu için bile Tatar ifadesi kullanılmamıştır. Buda ailesi net bilenen isimlerde Tatar ifadesinin kullanılmadığını göstermektedir; Işık, karye-i Halis Ağaolarak okumuştur)
22. Karye-i İsa Koca Ağa-yı Tataran: 17 hane ve 2 mücerredden oluşan bir köydür. 5 hane ve 2 mücerredde Tatar ifadesi kullanılmıştır. Bu köy halkının tamamı Tatar kabul edilecektir( İsa Koca Ağa ve oğlu köyde yaşayanlar arasında zikredilmiş fakat onlar içinTatar ifadesi kullanılmamıştır. Fakat Tatar oldukları kesindir;)(bu köyde de Urar Geldi, Devlet Geldi, Turak gibi büyük ihtimalle Tatar ismi olan isimlerde bile Tatar ifadesi kullanılmamıştır)
23. Karye-i Esengeldi An Tataran:14 hane ve 9 mücerredden oluşan bir köydür. 3 hane ve 2 mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır. Bu köy halkının tamamı Tatar kabul edilecektir(Esengeldi ve oğulları için Tatar ifadesikullanılmamıştır. Fakat Tatar oldukları kesindir).
24. Karye-i Kara Evli:11 hane ve 1 mücerredden oluşan bir köydür. 6 hane ve 1 mücerredde Tatar ifadesi bulunulmaktadır142.
25. Karye-i Bostan Ali:18 hane ve 1 mücerredden oluşan bir köydür. 4 hanede Tatar ifadesi kullanılmıştır143.
26. Karye-i Papas Ağa: 36 hane ve 12 mücerredden oluşan bir köydür. Mahalle-i Papas Ağa, Mahalle-i Bay Seyyid, Mahalle-i Sevindik, Mahalle-i Baybak ve Mahalle-i Murtaza olmak üzere beş mahallesi vardır. 13 hane ve bir mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır
27. Karye-i Kara Kasım Mae Mahalle-i Kovancı: 701 numaralı deftere göre 9 hane, 3 mücerred ve 2 hane-i gebrandan oluşan bir köydür. 701 numaralı tahrir defterinde köyde Tatar bulunduğuna dair bir kayıt yokken 542 numaralı tahrir defterinde 2 hane ve bir mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır. 483 numaralı deftere göre bu köy 17 müslim ve 1 gebran hanesi ile 10 müslim mücerred ile 1 mücerred gebrandan oluşmaktadır ve 9 hane ve 5 mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır.
28. Karye-i Alabaş Sinan: 16 hane ve 7 mücerredden oluşan bir köydür. 1 hanede Tatar ifadesi kullanılmıştır
29. Karye-i Kulan Hafız: 23 hane ve 3 mücerredden oluşan bir köydür. Bu köydeki 8 hane için Tatar ifadesi kullanılmıştır1

30. Karye-i Allahvirdi Hafız: 7 hane ve 1 mücerredden oluşan bir köydür. 1 hane ve bir mücerrede Tatar ifadesinin kullanıldığını görmekteyiz
31. Karye-i Aşbuldu: 20 hane, 4 mücerred ve 1 müezzinden oluşan bir köydür. 7 hanede Tatar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir
32. Karye-i Sunkar Ahmed Mae Mahalle-i Boğdanlı: 28 hane ve 4 mücerredden oluşan bir köydür. Mahalle-i Boğdanlı için an Tatarân ifadesi kullanıldığından dolayı tamamı Tatar sayılmıştır. Bu mahalle 19 hane ve 1 mücerredden oluşmaktadır.
33. Karye-i Babak Ağa: 23 hane ve 1 mücerredden oluşan bir köydür. 7 hanede Tatar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir151.
34. Karye-i Can Ahmed: 15 hane ve 4 mücerredden oluşan bir köydür. 6 hane ve 1 mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır
35. Karye-i Kul Mehmed: 8 hane ve 1 mücerred ve 1 imamdan oluşan bir köydür. Bu köy için “karye-i Kul Mehmed, karye-i mezbure defter-i atikte cemeat-ı Tatarân deyü kayd olunmuştur” kaydı bulunduğu için köyün tamamı Tatar olarak kabul edilecektir
36. Karye-i Yaman Çora: 16 hane ve 1 mücerredden oluşan bir köydür. Bu köy için “karye-i Yaman Çora, tâbi-i Kara Kasım defter-i atîkte Tatarân deyü kayd olunmuştur” ifadesi bulunduğu için bu köyün tamamı Tatar kabul edilmiştir. Defterde ise 10 hane ve 1 mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır. Han Sarı veled-i Yaman Çora için Tatar ifadesinin kullanılmadığı görülmektedir. Bu da aile ismi net bilinenler ve tanınanlar için veled-i Tatar ifadesinin kullanılmadığını düşündürmektedir.
37. Karye-i Bakaş Ağa: 20 hane ve 1 mücerredden oluşan bir köydür. 11 hanede Tatar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir.
38. Karye-i Çömlekçi nam ı diğer Arpacı: 9 hane, 3 mücerred ve 3 çiftlikten oluşmuştur. 5 hane ve 3 mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır
39. Karye-i Evhaddca: 27 hane, 21 mücerred, 1 imam, 12 yamak mae eşküncü, 4 tane veled-i muafdan oluşan bir köydür. 10 hane ve 1 mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır
40. Karye-i Kınalı Mehmed: 5 hane, 10 mücerred, 3 muaf ve 2 veled-i muaftan oluşan bir köydür. 2 hane ve 3 mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır
41. Karye-i Göz Turali: 3 hane, 4 mücerredden oluşan bir köydür.1 Tatar hanesi bulunmaktadır
42. Karye-i Salihce: 13 hane, 8 mücerred ve 2 muaf haneden oluşan bir köydür. 3 hanede Tatar ifadesi kullanılmıştır.
43. Karye-i Bayramlı:10 hane, 4 mücerred,1 ama, 4 eşküncü mae yamak, 1 çiftlikten oluşan bir köydür. 1 hanede Tatar ifadesi kullanılmıştır
44. Karye-i Hoşkadem: 16 hane, 7 mücerred, 5 muaf hane, 1 muaf mücerred, 1 seyyid hanesinden oluşmaktadır. 1 hanede Tatar ifade edilmiştir
45. Karye-i Balı Çoban: 14 haneden oluşan bir köydür. 2 hanede Tatar ifadesinin kullanıldığı  görülmektedir.
46. Karye-i Hamza Halife Nam-ı diğer Süleyman Halife: 6 hane, 5 mücerred, 8 muaf hane ve 1 veled-i muaf mücerredden oluşan bir köydür. 2 mücerredde Tatar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir
Devlet Geldi veled-i Sarıbaş, Beg Geldi veled-i Kulbaş için Tatar ifadesi kullanılmamıştır.
 47. Karye-i İnehan: 9 hane ve 6 mücerredden oluşan bir köydür. 1 hane için Tatar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir165.
48. Karye-i Aziz Koca: 15 hane ve 7 mücerredden oluşan bir köydür. 1 mücerred için Tatar ifadesi kullanıldığı görülmektedir
49. Karye-i Ağa Yunus: 13 hane, 3 mücerred ve 2 muaf haneden oluşan bir köydür. 7 hane ve 2 mücerredde Tatar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir
50. Karye-i Kulaguzlu: 22 hane, 7 mücerred ve 7 muaf haneden oluşan bir köydür. 3 gebran hanesi ve 1 gebran mücerredi bulunmaktadır. 3 hane ve 1 mücerredde Tatar ifadesi kullanıldığı görülmektedir
51. Karye-i Anadolu: 7 hane, 4 muaf eşküncü hane ve 2 mücerred muaftan oluşan bir köydür. 1 hanede Tatar ifadesi kullanılmıştır1
52. Karye-i İnesi: 20 hane, 9 mücerred, 4 muaf hane ve 1 veled-i muaftan oluşan bir köydür. 3 hane ve 1 mücerredde Tatar ifadesi kullanılmıştır.
53. Karye-i Koca Hasan: 14 hane, 3 mücerred, 1 imam, 1 muaf hane ve 1 veled-i muaf mücerredden oluşan bir köydür. 4 hane ve 1 mücerredde Tatar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir
54. Karye-i Kayadboca: 14 hane, 7 mücerred ve 2 muaf haneden oluşan bir
köydür. 3 mücerredde Tatar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir
55. Karye-i Ali Fakı: 17 hane, 7 mücerred, 8 eşküncü muaf hane, 2 veled-i muaf mücerredden oluşan bir köydür. 1 hanede Nogay Tatar ifadesi kullanılmıştır

56. Karye-i Zurnacı: 17 hane, 3 mücerred, 2 muaf haneden oluşan bir köydür. 6 hanede ve 3 mücerredde Tatar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir
57. Karye-i Aslıhan: 8 hane, 7 mücerred ve eşküncü muaf hanesinden oluşan bir köydür. 1 hane ve 1 mücerred için Tatar ifadesinin kullanılmıştır.
58. Karye-i Hasan Bey:12 hane, 6 mücerred ve 4 eşküncü muaf hanesi ile 3veled-i muaf mücerredden oluşan bir köydür. 3 hane için Tatar ifadesi kullanılmıştır176.
59. Karye-i Yanaldere Nam-ı Diğer Koca Kurd:19 hane, 14 mücerred, 4 eşküncü mae muaf hane ile 1 veled-i muaf mücerredden oluşan bir köydür. 1 hane ve 2 mücerredde Tatar ifadesinin kullanıldığı
görülmektedir
60. Karye-i Feridce: 31 hane, 12 mücerred, 4 eşküncü muaf hanesi ve 1 muaf  mücerredden oluşan büyük bir köydür. 4 hanede Tatar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir
61. Karye-i Öksüzoğlu: 9 hane, 4 mücerred ve 4 muaf haneden oluşan bir köydür. 1 mücerredde Tatar ifadesi kullanılmıştır
62. Karye-i Sarı Mahmud: 11 hane, 5 mücerred ve 5 eşküncü mae muaf hane bulunmaktadır. 1 hanede Tatar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir
63. Karye-i Mustafa Taviçe: 2 çiftlik, 33 hane, 12 mücerred, 2 muaf hane ve 1 muaf mücerredden oluşan büyük bir köydür. 12 hane ve 2 mücerredde Tatar ifadesi kullanılmıştır
64. Karye-i Davudca: 215 numaralı tahrir defterinde Davudca köyüne bağlı bir Tatar Osman mahallesi bulunmaktadır. Muhtemelen Tatar kökenlilerden oluşan bir mahalledir. Bu defterde nüfus hakkında bilgi
verebilecek bir veri bulunmamaktadır
65. Karye-i Artuk Şücağ: 15 hane, 4 mücerred ve 5 çiftlikten oluşan bir
köydür. 1 hanede Tatar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir


Akkirman’a Bağlı Tatar Nüfusu Barındıran Çiftlikler
1. Çiftlik-i Boysa Nasuh Der Vadi-i Manastır: 2 hane ve 1 çiftlikten
oluşmaktadır. 1 hane için Tatar ifadesi kullanılmıştır186.
2. Çiftlik-i İnehan Merd-i Kale Saruyar Nam Karyede Bulunmuştur: 1 hane,
1 çiftlik ve 1 mücerredden oluşmaktadır. 1 hane ve 1 mücerred için Tatar
ifadesi kullanılmıştır187.
3. Çiftlik-i Tatar Ali Defter-i Köhnede Davudca Nam Karyede Yazılmıştır: 4
hane, 2 mücerred ve 1 çiftlikten oluşmaktadır. Hane ve mücerredler için
Tatar ifadesi kullanılmamakla birlikte çiftlikteki hane ve mücerredler
Tatar nüfus içinde kabul edilmiştir188.
4. Çiftlik-i Haydar Ağa Defter-i Köhnede Artuk Şüca Nam Karyede
Yazılmıştır: 4 çiftlik, 13 mücerred Müslim ve 3 mücerred gebrandan
oluşan bir çiftliktir. Mücerredlerin 11 tanesi için Tatar ifadesi
kullanılmıştır189.
5. Çiftlik-i Kayadboca ve Çiftlik-i Şaşı Hamza: 7 hane, 1 mücerred ve 6
çiftlikten oluşmaktadır. Bir hanede Tatar ifadesi kullanılmıştır190.
6. Çiftlik-i Ürekçi Hasan: 2 hane, 1 çiftlik ve 1 mücerredden oluşan bir
çiftliktir. 1 mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır191.
7. Çiftlik-i Mehmed: 1 çiftlik ve 3 mücerredden oluşmaktadır. 3 mücerred
için Tatar ifadesi kullanılmıştır192.
8. Çiftlik-i Hacı Abdullah: 13 hane, 8 çiftlik ve 3 mücerredden oluşan bir
çiftlikdir. 7 hane ve 2 mücerredde Tatar ifadesi kullanılmıştır193.
9. Çiftlik i Musa Çelebi Mae Çiftlik-i Hacı Ramazan: 9 hane, 2 çiftlik ve 4
mücerred Müslim ve 3 mücerred gebrandan oluşmaktadır. Müslim
mücerredlerden 3 tanesi ve hanelerden 6 tanesi için Tatar ifadesi
kullanılmıştır194.
10. Çiftlik-i Ali bin Sakızlu: 8 hane, 2 mücerred Müslim ve 1 mücerred
gebrandan oluşan bir çiftliktir. 8 hanede Tatar ifadesi kullanılmıştır195.
11. Çiftlik-i Hacı Mustafa bin Papas: 3 çiftlik, 20 hane, 3 mücerred gebran ve
1 mücerred Müslümandan oluşan bir çiftliktir. 17 hane ve 1 mücerred için
Tatar ifadesi kullanılmıştır196.
12. Çiftlik-i Hacı Sinan ve Çiftlik-i Eflak Ahmed ve Çiftlik-i Mehmed: 5
çiftlik, 10 hane, 12 mücerred Müslim ve 6 mücerred gebrandan oluşan bir
çiftliktir. 8 hanede ve 11 mücerredde Tatar ifadesi kullanılmıştır197.
13. Çiftlik-i Rüstem Çelebi ve Çiftlik-i İsa bin Koca ve Selman Reis ve
Çiftlik-i Murad Bey: 4 çiftlik, 1 hane, 16 mücerred Müslim ve 4 mücerred
gebrandan oluşan bir çiftliktir. 1 hane ve 14 mücerred müslimde Tatar
ifadesi kullanılmıştır198.
1
14. Çiftlik-i Yahya ve Çiftlik-i Hacı Abdulkerim ve Çiftlik-i Bekir: 4 çiftlik, 7
hane ve 5 mücerredden oluşan bir çiftliktir. 4 mücerred ve 1 hanede Tatar
ifadesi kullanılmıştır199.
15. Çiftlik-i Dülger Kemal: 1 çiftlik, 2 hane ve 4 mücerredden oluşan bir
çiftliktir. 4 mücerredde Tatar ifadesi kullanılmıştır200.
16. Çiftlik-i Delü Mehmed: 2 çiftlik, 4 mücerred Müslim ve 3 mücerred
gebrandan oluşmaktadır. 4 mücerred müslimde Tatar ifadesi
kullanılmıştır201.
17. Çiftlik-i Mihrali: 1 çiftlik ve 4 mücerredden oluşan bir çiftliktir. 3
mücerredde Tatar ifadesi kullanılmıştır202.
18. Çiftlik-i Esik Ağa: 10 hane ve 1 mücerredden oluşmaktadır. 3 hanede ve 1
mücerredde Tatar ifadesi kullanılmaktadır203.
19. Çiftlik-i Ramazan bin Berber Sufi: 2 çiftlik, 2 hane ve 2 mücerredden
oluşan bir çiftliktir. 1 mücerredde Tatar ifadesi kullanılmıştır204.
20. Çiftlik-i Divane Mustafa: 3 çiftlik, 3 mücerred Müslim ve 3 mücerred
gebrandan oluşan bir köydür. 3 mücerred Müslim için Tatar ifadesi
kullanılmıştır205.
21. Çiftlik-i Hamamcı Mustafa: 1 çiftlik ve 3 mücerredden oluşan bir
çiftliktir. 3 mücerredde Tatar ifadesi kullanılmıştır206.
22. Çiftlik-i Veli bin Bedüllü: 1 çiftlik ve 2 mücerredden oluşan bir çiftliktir.
2 mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır207.
23. Çiftlik-i Hamamcı Sinan: 3 çiftlik, 9 hane ve 6 mücerredden oluşan bir
çiftliktir. 9 hane ve 6 mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır208.
24. Çiftlik-i Haraç Sinan: 6 hane ve 2 mücerredden oluşan bir çiftliktir. 1
mücerredde Tatar ifadesi kullanılmıştır209.
25. Çiftlik-i Kara Yazıcı: 2 hane, 4 çiftlik ve 7 mücerredden oluşan bir
çiftliktir. 7 mücerrred için Tatar ifadesi kullanılmıştır210.
26. Çiftlik-i Topcı Hızır: Devlet Giray’ın adamı Ali Çelebi’nin çiftliğidir.
Devlet Giray tarafından Akkirman’da esir tamgası için
görevlendirilmiştir. Kanuni tarafından öşr ve avarızdan muaf tutulmuş bir
çiftliktir211. Hane sayısı, Tatar bulunup bulunmadığı konusunda herhangi
bir bilgi bulunmamaktadır.
27. Çiftlik-i Kara Mustafa: 3 çiftlik, 3 hane ve 5 mücerredden oluşmuştur. 2
hane ve 5 mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır212.
28. Çiftlik-i Salih: 2 çiftlik, 1 hane ve 1 mücerredden oluşan bir çiftliktir. 1
mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır213.

Akkirman Sancağı’na bağlı Tatarların meskûn olduğu köylerde 1271 hane içinde 362 Tatar hanesi ve 338 mücerred içinde 65 mücerrred Tatarın bulunduğu görülmektedir.
Akkirman’da Tatarların meskûn olmadığı 24 köyde ise 339 hane ve 112 mücerred bulunmaktadır.
Bu da Akkirman kazası köylerinde toplam olarak 1610 hane içinde 362 Tatar hanesi ve 450 mücerred içinde 65 mücerred Tatarın bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Burada belirtilmesi gereken diğer bir noktada 1610 haneden 144’ünün gebran hanesi ve 450 mücerredden 30 tanesinin gebran mücerredi olduğudur.
Akkirman Sancağı’na bağlı Tatarların meskûn olduğu çiftliklerde 118 hane içinde 72 Tatar hanesi ile 133 mücerred içinde 89 mücerred Tatarın bulunduğu görülmektedir.
Akkirman’da Tatarların meskûn olmadığı 29 çiftlikte ise 30 hane ve 98 mücerred bulunmaktadır.
Bu da Akkirman’da çiftliklerde 148 hanede 72 Tatar hanesinin ve 231 mücerred içinde 89 Tatarın bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Çiftliklerde 148 haneden 30 hane ve 231 mücerredden 119 tanesinin gebran olduğu anlaşılmaktadır.

Toplamda Akkirman kırsalında 1758 hanenin ve 681 mücerreddin bulunduğunu görmekteyiz. Bu 1758 haneden 1584’i ve 681 mücerreddin 532’si Müslümanlara ait iken geride 174 hane ve 149 mücerred gayr-i Müslimlere aittir.
1584 Müslüman hanesinden 434 hane ve 532 Müslüman mücerredden 154 tanesinin Tatarlar’a ait olduğunu tespit etmiş bulunmaktayız


Kili’ye Bağlı Tatar Nüfus Barındıran Köyler:
Bucak bölgesi içine dahil etmemekle birlikte Kili şehir merkezinde 45 hanede ve 11 mücerredde Tatar ifadesinin kullanıldığını görmekteyiz. 23 Tatar hanesi ve 7 mücerred Tatarıyla Şeyh İbrahim Mahallesi en büyük Tatar mahallesidir215.
1. Karye-i Yakaca Mae Kocagöl: 47 hane, 40 mücerred Müslim ve 10 gebran
haneli bir köydür. 5 hane ve 5 mücerred için Tatar ifadesi kullanılmıştır216.
2. Karye-i Tatar Süleyman: Tatar Süleyman ve Mahalle-i Mamanay Tatar’dan
oluşmaktadır. Toplam olarak 61 hane ve 5 mücerredden oluşmaktadır. 25 hanede
Tatar ifadesinin kullanıldığını görmekteyiz. Bu köyün tamamını Tatar nüfus içinde
değerlendireceğiz217.
3. Çiftlik-i Süleyman Çelebi: 3 mücerred Müslim 4 gebran mücerredden
oluşan bir çiftliktir. 1 mücerredde Tatar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir218.

Bu verilerin ışığında Kili kazası kırsalında Tatarların meskûn olduğu yerleşimlerde 118 hane içinde 66 Tatar hanesi ve 51 mücerred içinde 10 mücerred Tatarın bulunduğu görülmektedir. Sonuç olarak Tatarların yaşadığı bölgede bulunan 118 haneden 108’i Müslümanlara ait, 10 tanesi ise gebranlara ait bulunmaktadır. 108
 Müslüman hanesinden 66 hane ifade ettiğimiz gibi Tatarlara aittir. Kili’de Tatarların yaşamadığı yerlerde toplamda 123 hane ve 249 mücerred bulunmaktadır. Bu 123hanenin 1 tanesi Müslüman hanesi iken 122 tanesi gebran hanesidir. 249 mücerreddin tamamı ise gebran mücerreddir.
Toplamda Kili kırsalında bulunan 241 haneden 109’u Müslüman hanesi iken 132 hane ise gayr-i Müslim unsurlara ait hanelerdir. Kili kırsalında bulunan 300 mücerreddin ise 47’si Müslüman, 253’ü ise gayr-i Müslim’dir. 109 Müslüman hanesinden 66’sı ve 47 Müslüman mücerredden 10 tanesi Tatarlara ait
bulunmaktadır.
Bucak bölgesinin temel olarak Akkirman ve Kili arasındaki step arazisi olduğu akılda tutulduğunda 1570-80 yılların başında bu bölgede toplamda 1999 hane ve 981 mücerreddin bulunduğunu görmekteyiz. Hanelerden 1693’ü Müslümanlara ait iken 306’sı gayr-i Müslim unsurlara aittir. 1693 Müslüman hanesinden 500’ü
Tatarlara ait hanelerdir. 981 mücerredden 579’u Müslüman unsurlara, 402’si ise gayr-i Müslim unsurlara aittir. 579 Müslüman mücerredden 164’ü Tatardır.

Tablo:1Tahrir Defterlerine Göre Bucak Havalisi Hane ve Mücerred Dağılımı.
                      AKKİRMAN        KİLİ                 BUCAK
                      Hane    Mücerred Hane Mücerred Hane Mücerred
Müslüman      1584         532    109          47      1693   579
Gayrimüslim   174           149    132        253      306     402
Tatar              434           154     66         10       500     164
Toplam          1758          681    241       300    1999     981

Genel kabule uygun olarak bir haneyi beş kişi kabul edersek Bucak arazisinde
bulunan nüfus değerleri şu şekilde olacaktır. Toplamda Bucak bölgesinde 10976 kişi
bölgede yaşamaktadır. Bunlardan 9044’i Müslüman, 1932’si ise gayr-i müslim’dir.
9044 Müslüman nüfus içerisinde ise 2664 kişilik bir Tatar nüfus bulunmaktadır. Bu
Tatarların 2324’i Akkirman kırsalında yaşarken 340 tanesi Kili kırsalında
yaşamaktadır. Bu verilerin tablo ile ifadesi şu şekildedir.
 Müslüman nüfus içerisindeki verilerde Tatar nüfus da bulunmaktadır.
43
Tablo: 2 Tahrir Defterlerine Göre Bucak Havalisinin Nüfusu
                                  AKKİRMAN             KİLİ                                BUCAK
                         Hane*5 Mücerred Toplam Hane*5 Mücerred Toplam Hane*5 Mücerred Toplam
Müslüman 7920 532 8452 545 47 592 8465 579 9044
Gayrimüslim 870 149 1019 660 253 913 1530 402 1932
Tatar 2170 154 2324 330 10 340 2500 164 2664
Toplam 8790 681 9471 1205 300 1505 9995 981 10976
Bu veriler yüzdelik dilimlerle ifade edildiğinde karşımıza şu şekilde bir
manzara çıkmaktadır. Müslüman nüfusun toplam nüfusa oranı % 82,4’dür. Gayr-i
Müslim nüfusun toplam nüfusa oranı ise % 17,6’dır. Tatarların toplam nüfusa oranı
% 24,3 dir. Müslüman nüfus içerisinde ise Tatarların oranı % 29,4’dir. Doğal olarak
Müslüman nüfus içerisinde Tatarların oranı daha fazla olmuştur. Tatar nüfusun kendi
içinde ise Akkirman kırsalında yaşayan Tatarların oranı % 87,2 Kili kırsalında
yaşayan Tatarların oranı ise % 12,8’dir.
Grafik: I Bucak Havalisindeki Nüfusun Etnik ve Dini Dağılımı
AKKİRMAN
64%Müslüman 25%Tatar 11% Gayrimüslim
KİLİ
23% Tatar 17% Müslim 60% Gayrimüslim
BUCAK
58% Müslim  24% Tatar 18% Gayrimüslim
(Müslüman nüfus içerisindeki verilerde Tatar nüfus da bulunmaktadır. Dolayısıyla toplam nüfusta Tatar nüfusuna tekrar yer vermeye gerek kalmamıştır.)
Sonuç olarak burada tahrir defterlerine dayalı olarak verdiğim rakamların bölgedeki asgari Tatar sayısını yansıttığını düşünmekteyim. Tatar kökenli olduğu açık olan çok sayıda isimde Tatar ifadesinin bulunmayışı bu yöndeki düşüncemizin temel nedenidir. Bunun yanı sıra Osmanlı belgeleri de kaza halkının çoğunluğunun
Tatar olduğunu “…ahâli-î vilâyetin ekserisi Tatar olmakla şer’i şerife adem-i  inkıyâdları olmağla inâd ve muhalefetleri daima ziyâde olmakdan hâlî değildir…” ifadesi ile bu durumu teyit etmişlerdir.

Daha sonraki yıllarda önemli sayıda Tatar nüfus barındıran İsmail Geçidi’nin bu tahririn yapıldığı dönemde Kili’ye bağlı bir köy olduğu ve Boğdanlılar’ın saldırısı nedeniyle harap olduğu görülmektedir. Tatar nüfusunun zamanla önem kazandığı diğer bir merkez olan Bender’de bu dönemde birisi şehir merkezinde ikisi köylerde
olmak üzere üç Tatar hanesi bulunmaktadır. Bender’de de Tatar nüfusun şehir ve kır nüfusu içinde bir öneme sahip olmadığı görülmektedir.

7. 1550-1600 YILLARI ARASINDA BUCAK BÖLGESİNİ ETKİLEYEN SİYASİ OLAYLAR VE BUCAK TATARLARI’NA ETKİLERİ

7. 1550-1600 YILLARI ARASINDA BUCAK BÖLGESİNİ ETKİLEYEN SİYASİ OLAYLAR VE BUCAK TATARLARI’NA ETKİLERİ

Bucak bölgesindeki Tatar varlığının siyasi ve askeri faaliyetlerinin anlaşılabilmesi için Bucak bölgesinin coğrafi konumu göz önünde tutulmalıdır.

Evliya Çelebi’nin “…amma bu mezkûr Bucak Tatarı cümle 47 bin aded güzide… dilaver ve server-i hünerverlerdi kim Akkirman kal’asın Sultan Beyazıd ı Veli dest i kafirden feth ettikte bu kırk bin aded Tatarı Eflak ve Boğdan ve Kazak ve Maskov ve Çeh ve Macar küffarlarının böğürlerine mıh olsunlar deyü muaf u müsellem edüp Akkirman Bucağında iskan ettirüp ol ecilden Bucak Tatarı derler…222” ifadesi ile ortaya koyduğu üzere Bucak bölgesi Osmanlı-Eflak, Osmanlı-Boğdan, Osmanlı-Kazak ve Osmanlı-Leh ilişkilerinin merkezinde yer alan bir bölge ve Bucak Tatarları da bu bölgede askeri açıdan önemli bir unsurdur. Bunlardan özellikle Boğdan, Lehistan ve Leh Kazakları olarak Osmanlı kaynaklarını da geçen Özi Kazakları’nın birbirleri ile iç içe giren faaliyetleri Bucak bölgesinin tarihi ve bu tarih içinde Bucak Tatar varlığının anlaşılması için çok önemlidir.

1550-1600 yılları arasında Karadeniz’in kuzeyinde meydana gelen siyasi olayların içerisinde Bucak bölgesine etkileri açısından en önemli olaylardan birisi Ukrayna’da Kazak toplumunun ortaya çıkışıdır. Bu Kazak toplumunun 1470, 1480’li yıllardan sonra tarih sahnesine çıkmaya başladığı görülmektedir.
Bu dönemde Polonya Kralı Sigismund’ın (1507-1548) Özi çevresindeki araziyi Türk-Tatar akınlarına karşı milis kuvvetlerine bağışlaması önemli bir aşama olarak görülmektedir. Çehrin, Trehtemir gibi şehirler bu dönemde önemli Kazak merkezleri olarak ortaya çıkmıştır. 16. yüzyıl boyunca Polonya arazisinde serfliğin yayılması, feodal kargaşa, Tatar saldırıları gibi olaylar Kazak toplumunun gelişimini hızlandırmıştır

Ukrayna’da şehirlerdeki Kazaklardan ayrı olarak Zaporog Kazaklarından bahseden ilk kayıt ise 1568 yılına aittir. Oluşumunu bu şekilde tamamlayan Kazaklar Osmanlı Devleti’nin Karadeniz’in kuzeyinde karşılaştığı en önemli problemlerden olacak, Eflak ve Boğdan’da meydana gelen isyanlara olan katkısı ya da doğrudan doğruya Osmanlı arazisine gerçekleştirdiği saldırılarla Osmanlı Devleti’ne büyük zorluklar çıkaracaktır.

1500-1600 arasında Osmanlı Devleti Boğdan’da sık sık tekrarlanan isyanlar ile karşılaşırken Eflak’ta durumun Boğdan’a göre daha sakin olduğu görülmektedir.
1561 yılında Boğdan’da, Almanların desteği ile Johann Basilikos’un voyvodalığı elde ettiğini görmekteyiz. Osmanlı Devleti bu durumdan hoşnut olmasa da vergilerin ödenmesi ve itaat etmesi karşılığında Basilikos’un voyvodalıkta kalmasına onay vermiştir. 1564 yılında Johann’a karşı bir ayaklanma gerçekleşmiş ve  Erdelliler’in desteği ile Johann öldürülmüş ve boyarların desteklediği Stefan Tomşa voyvoda ilan edilmiştir. Osmanlı Devleti ise Aleksandr’ı desteklemiş ve O’nun voyvoda olmasını sağlamıştır. Stefan Tomşa ise Lehistan’a kaçmış fakat 5 Mayıs 1564 tarihinde Lvov’da idam edilmiştir. 1563-1565 tarihinde Almanlar Boğdan voyvodalığına kendi adaylarını geçirmek için çabalamaya devam etmişlerdir(  Dimitri Vişnevetskiy ile birlikte 1560’lardan sonra Zaporogların Ukrayna’da Boğdan tahtına kendi adaylarını çıkarabilecek bir siyasi güç haline geldiği ve Azak’tan Boğdan’a kadar uzanan hattın Zaporogların Osmanlı Devleti ile çatıştığı alan haline geldiği ifade edilmiştir)

Aleksandr’dan sonra oğlu Boğdan 1568’de voyvoda olmuştur. Boğdan’ın Lehistan’ı ziyaret ettiği 1572 yılında boyarların isteği üzerine İoan Cel Cumplit voyvoda seçilmiş ve Boğdan’dan rahatsız olan Osmanlı Devleti bu durumu hemen onaylamıştır. Leh asilzadelerin bazıları Boğdan’ı yeniden başa geçirmek istemişlerse de başarılı olamamışlardır. 1574 yılında Boğdan Voyvodası İoan isyan etmiştir. İsyanın başlangıç safhasında oldukça başarılı olsa da daha sonra İoan Voyvoda, Silistre Sancak Beyi Davud Beyle Vulçıtrın Beyi Hızır Bey’e karşı taarruz ettiği esnada yakalanarak öldürülmüştür.

İoan’da sonra Boğdan Voyvodalığı’na Eflak Voyvodası Aleksandr’ın kardeşi Topal Petru tayin edilmiştir. 1577 yılında Leh soylularının kontrolündeki Kazakların desteği ile İvan Podkov Boğdan’a saldırıp kontrolü altına almıştır. Osmanlı tarafından desteklenerek Lehistan tahtına çıkarılan Stefan Bathori ve Osmanlı
kuvvetlerinin baskısı altında İvan Podkov çekilmek zorunda kalmış ve kaçtığı Lehistan’da Bathori tarafından idam edilmiştir. Fakat Boğdan’a yönelik Lehistan kaynaklı saldırılar devam etmiştir228. 1581 yılında da Leh soylularının desteği ile Boğdan’da yeni bir isyan çıkmıştır. Osmanlı Devleti Yanku Voyvodayı azletmiş, Yanku Voyvoda sığındığı Lehistan’da idam edilmiştir.

15 Eylül 1594 tarihinde uzun süredir Papalık ve Alman İmparatorunun kışkırtmaları ve iç sıkıntılar sonucunda Eflak Voyvodası Mihail’in isyanı patlak vermiştir. Kısa bir süre sonra bu isyana Boğdan Voyvodası Aaron ve Eflak Voyvodası Bathoride katılmıştır. 1601 yılında Mihail’in Alman komutan George Basta tarafından öldürülmesine kadar Osmanlı Devleti’ni uğraştıran bu isyan 1550-1601 yılları arasında gerçekleşen ve etkileri itibariyle en güçlü ve en büyük isyandır( Boğdan Voyvodası Aaron’un isyanında Kazak liderler Nalivayko ve Lobodı’nın 29 Ekim 1594 tarihinde Boğdan’a gerçekleştirdiği saldırının etkili olduğu görülmektedir, bu saldırıdan sonra 1 Kasım 1594 de Bratislav’daki Boğdan temsilcileri Hasburglar ile ittifaka girmişlerdir)

Bu siyasi ve askeri süreçler bizim için Bucak bölgesine meskûn olan Tatarlar’a olan etkileri açısından önemlidir. Öncelikle bu olaylar Boğdan üzerinde Leh soyluları ile Osmanlı Devleti arasında güçlü bir rekabetin olduğunu, Leh Krallarının Osmanlı Devleti ile Leh asilzadelerinin çıkarları arasında dengeyi bulmakta zorlandıklarını ortaya koymaktadır.
50 yıllık bir zaman dilimi içinde meydana gelen bu isyanlar, Osmanlı Devleti’nin bölgede bir güvenlik sıkıntısı yaşadığını ortaya koymaktadır. Bu  sıkıntılardan bunalan Osmanlı Devleti Boğdan boyarlarını şu şekilde uyarmıştır. “Boğdan Ayanına ve Bolarlarına hüküm ki, hala Boğdan Voyvodası Petre Voyvoda mektup gönderüp Han oğulların akın idüp sınup Hatvan câniblerine gelmişdir deyü i’lâm idüp ve Leyh keferesi bu husûsu Petre Voyvodadan zan idüp Boğdan’a müstevli olmak fikrinde oldukların bildirüp imdi bu husûs vâki ise Niğbolu ve Vidin ve Akıncı Sancağı Beği ve Bender Beği ve Kazak Ağaları ve Tatar Hanı hazır olup
mezkurlardan veyahud gayriden voyvodalık sevdasıyla Boğdan’a her kim müstevli olur ise varup hakkından gelinmek emrim olmuşdur mezkur Han oğlu bu cânibden işaret ile ve yine Petre Voyvoda tahriğin ile varmayup babasının dahi emrin tutmayup fuzûlî varmışdır ilelhal şöyleki eğer Leyhlüden ve eğer gayriden bazı kefere
Boğdan’a voyvoda olmak sevdasıyla asker cem’ idüp gelürse veyahud el altından size haber gönderüp müşavere iderse mürd olan Aleksandr gibi gelüp dahil olduktan sonra kabul olunur mülâhaza itmeyesen. Şöyleki bu defa Boğdan’a aherden kimesne gelüp voyvodalık sevdasıyla müstevli olup siz Petre Voyvodaya muavenet ve yoldaşlık itmeyüp ele viresiz veyahud gelen laine arka yardım olasız minba’d bu defa Boğdan vilâyeti voyvodalara verilmeyüp Müslüman beğlerine verilüp isyân ve tuğyân idenler kılıçdan geçirilüp yerlerine aher Türk raiyetleri kondurmak mukarrerdir sonra günahlarınız kendi boyunlarınıza bu canibden bilmeyüp biz böyle olacağın bilmezdik demeyin nedâmet fâide itmez anın gibi melâinden biri ol sevda ile Katip Çelebi 
Boğdan’a kasd iderse voyvodanıza arka yardım olup hariçden kimesneyi içinize komayup men’ idüp tekrar akıncı ve Tatar tâifesi varmaya muhtaç itmeyesiz”.
Bu belgeden açıkça anlaşılacağı üzere 1574 yılında bile Osmanlı Devleti Boğdan’daki gerçek güç sahibi olan boyarları Anadolu’dan bir mikdar Müslüman Türk nüfusunu Boğdan’a iskân edip Boğdan’ın başına da  Müslüman bir bey getirmekle tehdit etmiştir. Hiç kuşkusuz bu tehdit içinde önemli bir gerçekliği de  barındırmaktadır. Bucak bölgesine 1550’lilerden sonra yaşanan Tatar göçünü dikkate aldığımızda bu tehdidin gerçekleştirilme ihtimali oldukça yüksektir. Bunun yanı sıra bu isyanlar sırasında  Müslüman nüfusun ister  istemez Osmanlı Devleti’nin yanında yer alması kaçınılmazdır. Bu koşulları göz önünde tuttuğu açık olan  Osmanlı yöneticilerinin Boğdan’ın hemen yanı başında yer alan Bucak bölgesine gerçekleşen Tatar göçüne daha olumlu bakmaya başlayacağı hatta destekleyeceği kesindir.

1550-1600 yılları arasında Bucak bölgesine voyvodalıklarda meydana gelen isyanlar sırasında, Lehlilerin kontrolünde Kazaklar tarafından ya da bizzat Kazaklar tarafından gerçekleştirilen saldırılarda Osmanlı yönetiminin Bucak havalisine Tatar göçüne ve Tatar toplumunun Kazaklık ile ifade edilen askeri organizasyonuna olumlu bakmasının diğer bir nedeni gibi görünmektedir. Bu nedenle Bucak bölgesine
yönelen saldırıların tespit edilmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesi konumuz  açısından önemlidir.

1545 yılından sonra Bucak havalisi ile Özi Nehri civarında bulunan Müslüman halka ve yerleşim yerlerine yönelik saldırıların şiddetlendiğini görmekteyiz. 1546 yılında Çerkes Kirman ve Braslav’da bulunan Lehlilerden Özi havalisine yönelik bir saldırı olmuştur. 1548’de Özi bölgesine yönelik yeni saldırılar gerçekleşmiştir.
1548 yılındaki saldırıya katılanlar arasında Braslav Beyi Knez Paveş ve Bar Beği Bernarda Pretwicza ve Leyh Kralı Beğlerbeğisi oğulları Pan Yaroş ve Pan Nikola ve Dimitri Vişnevetskiy bulunmaktadır. Bu saldırıdan sonra Dimitri Vişnevetskiy’nin adı bölgede daha sık duyulmaya başlayacaktır. 1549 yılında aralarında Dimiti Vişnevski’nin de bulunduğu Leh soyluları tekrar Özi bölgesini vurmuşlardır. Bu saldırıda yapılan hasarların tespiti için Cafer Çavuş görevlendirilmiştir. Cafer Çavuş bu hasarları bir defter de tespit etmiştir.

1550 öncesinde Özi’nin yanı sıra Akkirman bölgesine de saldırılar gerçekleşmiştir. 1547 yılında Leh Krallığına bağlı kişiler Akkirman çevresini vurarak esir almış ve hayvan sürülerini yağmalamışlardır. Bir yıl sonra Tatarların saldırısına karşılık olarak Leh Kazakları Akkirman ve çevresini vurmuşlar, Türklere ait hayvanlar ile Tatarlara ait at sürülerini çalıp götürmüşlerdir237.

Özi havalisine yönelik 1545’lerden sonra başladığını gördüğümüz saldırılar 1550’den sonra devam etmiştir. Özi kalesi 1548 yılında Hetman Mikolaja Sieniawskiego, Jarosza i Mikolaja, Bogusza Koreckiego, Bar Starotası Bernarda Pretwicza ve Dimitri Vişnevetskiy liderliğindeki Lehliler tarafından 1552 yılının Nisan ve Mayıs aylarında abluka altına alınmıştır. Bunlar bölgede bulunan halkın bir kısmını öldürmüşler bir kısmını ise esir etmişlerdir. Bölge halkına ait at ve hayvan sürüleri ile değerli eşyalar saldırganlar tarafından yağma  edilmiştir.

Özi sahrasında saldırılar 1553-1555 yılları arasında da devam etmiş, Özi Sahrasında Akkirman halkına ait koyun ve sığır sürüleri yağmalanmıştır. Bu saldırıyı yapanlar Kazaklar olarak tasvir edilmişlerdir239. Bu saldırılar üzerine Kanuni Sultan Süleyman, Lehistan Kralı I. Sigismund’a 6 Mayıs 1557’de mektup yazarak Kralı uyarmıştır. Bu mektuptan anlaşıldığına göre Akkirman ve Özi havalisindeki gelişmeler hakkında padişahı, Kırım Hanı Devlet Giray ve Akkirman Sancak Beyi bilgilendirmiştir. Kırım Hanı ve Akkirman Sancak Beyine göre Özi havalisindeki saldırıların sorumlusu Dimitri Vişnevski’dir.

H. 21 Şevval 960/ M. 15 Temmuz 1560 tarihli bir diğer belgede ise Akkirman iskelesine karşısına 200 kadar kâfirin gelip at, elbise vb. şeyleri yağmaladığı hakkındaki bir kayıt bulunmaktadır. Belgede bu saldırıların her yıl gerçekleştiğinin belirtilmesi ise bu saldırıların yaygınlık ve süreklilik kazandığını göstermesi
açısından önemlidir.

H. Zilkade 972/ M. Haziran 1565 tarihinde Çerkeskirman, Mankirman, Braslav kalelerinden gelen Kazaklar Özi Suyu’ndan gelip Özi’nin yakınındaki iller ile Takladı Mirza İlini vurmuşlar, Akkirman ve Cankirman arasındaki 8000-9000 baş koyunu alıp götürmüşlerdir. Bu saldırıda bunun yanı sıra Moskova’dan padişaha
samur kürk getiren Karaş adlı tüccarın bulunduğu kafileyi basıp 30-40 araba kıyafeti çalmışlardır. Üç, dört bin altın civarında maddi zarar yaşanmıştır242. 1565 yılında Lehli Vasko’nun yirmi iki pare şayka ve dört yüzden fazla asker ile Cankirman kalesini vurduğunu243, 1565 yılının son günlerinde Lehistan’a bağlı Bar Kalesi Kazaklarının Bender kalesine saldırarak at sürüsü çaldığını244, gene Kazak şehirleri arasında zikredilen Braslav’dan gelen saldırganların Turla Suyu’nun öte yakasındaki sığır ve koyunları götürüp, çobanları soydukları görülmektedir245.
H. 20 Rebiülahir 978/ M. 21 Eylül 1570 tarihinde bir mühimme hükmünün ifadesi ile “dört beşyüz evlü” Tatar topluluğu Akkirman taraflarına giderken Lehliler’in saldırısına uğramış ve tamamı esir edilmiştir. Özi civarında olan Tatar topluluklarına yılda dört beş defa saldırı yapıldığı, Tatarların ailelerinin esir edildiği, hayvanlarının kaçırıldığı belirtilmektedir. Bu saldırılar sonrasında esir alan yaklaşık bin kadar Tatarın Çerkeskirman, Braslav, Kanev gibi kalelerde bulunduğu, en son saldırılar hakkında Mehmed Çavuşun bizzat olaya vakıf olduğu name-i hümâyûn ile Leh Kralına bildirilmiş, Kazaklarına sahip çıkarak barış şartlarına uyması gerektiği açıklanmıştır.

H. 1 Safer 981/ M. 2 Haziran 1573 tarihinde dört yüzden fazla Lehistan askeri Akkirman karşısında Kırım’dan ticaret için gelen bir kafileyi basmışlar, çok sayıda tüccarı öldürdükten sonra 700 baş sığır çalıp kaçmışlardır. Akkirman kalesinin Beşlü Ağası peşlerine düşmüş ve Sarusu yakınlarında her iki grup çatışmıştır. Bu çatışmada Beşlüler Kethüdası ve yanındaki askerlerden bazıları Leh askerlerince öldürülmüştür.
Osmanlı yönetimi Leh krallık seçimi sıkıntıları olduğu için bu hükmü Lehistan beylerinden Yazlucka Voyvodaya göndermiştir.

İoan Voyvoda’nın isyanı sırasında 1574 yılının Haziran ayında İoan Voyvoda’nın hetmanı tarafından Bender kalesinin kuşatıldığını, Bender etrafındaki Müslümanlara ait köylerin yakılıp yıkıldığını görmekteyiz248. İoan Voyvoda’nın öldürülmesinden sonra da bölgede karışıklıklar devam etmiştir. 25 şaykadan oluşan bir kuvvet ile Lehliler, Akkirman kalesine saldırmışlardır. Bu saldırıda Akkirman kalesinin varoşu yakılmıştır. Benzer bir saldırının bir sene öncede yapıldığı kayıtlarda görülmektedir.

1576’da 5 aded kalyata ile Akkirman kalesini korumaya gönderilen Ali Kapudan 35 şayka ve 700 kâfir gelince karşısındaki düşmana karşı duramamış ve zamanı gelmeden kale korumasından ayrılarak çekilmiştir. Ali Kapudan kalyataları ile çekilince H. 18 Receb 984/ M. 11 Ekim 1576 tarihinde Lehistan’a tâbi Çerkeskirman, Bratislav ve Bar gibi şehirlere mensup Lehliler Akkirman kalesine saldırmışlar ve kale halkından 28 kişiyi öldürdükten sonra Akkirman Boğazını kapatmışlardır250. H. 15 Ramazan 984/ M. 6 Aralık 1576 tarihinde Lehistan Kralı yazılan bir nâme-i hümâyûn ile bu saldırıdan dolayı uyarılmıştır. Bu namede Akkirman, Bender ve Cankirman gibi Osmanlı şehirlerine Çerkeskirman, Bratislav, Bar gibi Lehistan kalelerinden sürekli olarak saldırılar gerçekleştiği belirtildikten sonra sayemizde Lehistan tahtına geçtiniz, bu saldırıları durdurun ve bu saldırıyı gerçekleştirenleri diğerlerine ibret olacak şekilde ortadan kaldırılın denmiştir
.
1577 yılında Osmanlı-Polonya ilişkilerini bozarak Lehistan’ın konumunu zorlaştırmak isteyen IV. İvan’ın yönlendirmesiyle saldırıya geçen Kazaklar Özi, Akkirman ve Kırım’ı vurmuşlardır252. Corteper’in Avrupa kaynaklarına dayanarak verdiği bu saldırılar dönemin Osmanlı belgelerine de yansımıştır. 1577 yılında Kefeli
Mehmed bin Mustafa adlı tacir ticaret için Leh Krallığına giderken Özi sahrasında Akkirman önünde saldırıya uğrayarak malları yağmalanmış, kendisi de esir edilmiştir. Bunun yanı sıra Akkirman Kadısı’nın bildirdiğine göre H. 17 Zilkade 984/M. 5 Şubat 1577 tarihinde Lehistan tarafından gelen saldırganlar Akkirman ve Kili
arasındaki kışladan 100 kadar sığırı çalıp gitmişler bu sığırların 20 tanesini Braslav Beyine vermişlerdir253. Bu saldırılara ilaveten muhtemelen Ocak ayı içinde Özi kalesine de bir saldırı gerçekleştirilmiştir. Bu saldırıyı yapanlar da Leh Krallığına tâbi Cankirman, Kanev ve Çerkeskirman taraflarından gelen saldırganlardır. Bu
saldırıda Özi kalesinin varoşu yakılmış, Hacı Bayram Ağa oğlu Mehmed ile Ferhad Ağa oğlu Murteza saldırganlar tarafından esir edilmiş ve kurtulma bedeli olarak otuz bin altın istenmiştir. Bu saldırılardan dolayı Leh Kralı bir kez daha aradaki anlaşmaya sadık kalması konusunda uyarılmıştır
.
Kazaklar tarafından gerçekleştirilen saldırılar 1578 yılında da devam etmiştir. 1578 yılında İslam Kirman, Kazaklar tarafından saldırıya uğramış255, H. 19 Cemaziyelevvel 986/ M. 24 Temmuz 1578’de beş yüz, altı yüz civarında Kazak Akkirman tarafında görülmüş, bir alay Kazak’ın Bender’e doğru harekete geçtiği
bildirilmiştir. Bir gün sonra yani 20 Cemaziyelevvel 986’da Kazakların bu saldırıdaki asıl hedefinin Boğdan olduğu ortaya çıkmıştır. Akkirman ve Bender’e yönelik saldırı muhtemelen bir şaşırtma saldırısı olmuş, asıl Kazak kuvvetinioluşturan çoğu süvari dört bin civarında Kazak Turla Nehri’nden geçerek Boğdan’a
girmişler ve Yaş Pazarına doğru ilerlemeye başlamışlardır.
H. Ramazan 987/ M. Ekim-Kasım 1579 tarihli bir kayda göre ise bin civarında tüfekli Kazak-ı Ak’ın Özi havalisindeki Tatarları vurdukları görülmektedir. Bu saldırıdan dolayı ilk olarak Lehliler suçlanmışsa da Lehliler suçun Kazaklarda olduğunu belirtmişlerdir257. Bu belgenin diğer bir önemli yanı da tespit edebildiğimiz kadarı ile Osmanlı kaynaklarında ilk defa Kazak-ı Ak ifadesinin kullanılmasıdır. 1580 yılında yine Çerkes Kirman, Kanev, Cankirman, Braslav kalelerinden gelen Kazaklar Özi Suyu çevresindeki Tatar topluluklarına saldırmışlar, Akkirman sahrasından yüz bin koyun çalmışlar ve Devlet Giray tarafından yaptırılan İslam Kirman kalesini tahrip etmişlerdir. Özi çevresinde saldırıların devam ettiği diğer bir hükümden anlaşılmaktadır
1583 yılında Kazakların, Akkirman ve Bender şehirlerine saldırdığını görmekteyiz. Iorga’ya göre bu saldırıların sebebi Türklerin Özi nehrini geçerek Leh topraklarına yerleşmeye çalışmasıdır. Corteper’de, Bender’e yapılan saldırıdan bahsetmekte bu saldırıyı gerçekleştirenlerin Leh Kralı Stefan Bathory’nin emri ile idam edildiğini belirtmektedir.
Osmanlı kaynaklarından Tarih-i Selanikî’de Bender’e yapılan saldırı hakkında bilgi vermekte ve saldırının tarihi olarak H. 22 Ramazan 991/ M. 9 Ekim 1583 tarihini vermektedir. Selaniki’ye göre bu saldırı Rumeli Beylerbeyisi Cafer Paşa’nın Silistre’de olduğu sırada gerçekleşmiş ve 1500 yeniçeri ile Cafer Paşa müdahale ederek Kazakları yenilgiye uğratmıştır262. 1584 yılında Bender tekrar Kazakların saldırısına uğrayarak yakılmıştır263. 1584 yılında gerçekleşen bir saldırıdan Osmanlı kaynakları da bahsetmektedir. Osmanlı kaynaklarına göre Akkirman ve Özi çevresi saldırıya uğramıştır. Bu saldırıyı gerçekleştirenler Osmanlı
kaynaklarına göre Akkirman ve Özi’ye yakın Lehistan kalelerinden gelen Leh Kazaklarıdır. Bu saldırıda gene halkın koyun, sığır gibi değerli malları çalınmıştır.
1586 yılında Kazaklar saldırılarına devam ederek Bender ve Tatar bölgelerini vurmuşlardır. Osmanlı kayıtlarına göre Bender üzerine saldıran Kazaklar yenilgiye uğratılmış, 250 kadar Kazak esir alınarak İstanbul’a gönderilmiştir. Kazakların başarısızlığının temel nedeni yağan yağmur nedeni ile tüfeklerini kullanmaması olmuştur.

1587 yılının Ağustos ayında Lehistan’da kral seçimi sıkıntıları nedeniyle ortaya çıkan otorite boşluğundan da faydalanan Kazakların saldırılarının şiddeti daha da artmıştır. Özi, Bender ve Akkirman, Kazakların saldırısına uğramış, Babadağı yakılmıştır. Osmanlı kaynakları Ağustos ayında meydana gelen saldırılarda Özi kalesinin Kazaklar eline geçtiğini, bu işe Lehistan beğlerinin önderlik ettiğini belirtmişlerdir. H. 29 Zilhicce 995/ M. 30 Kasım 1587 tarihinden kısa bir süre önce Turla Suyu’nu geçen 2000 Kazak’ın kısa bir süre sonra sayılarının 10000’e ulaştığını ilk başta hedeflerinin Boğdan iken sonra Akkirman ve Bender üzerlerine yöneldikleri görülmektedir.
H. 21 Rebiülahir 996/ M. 14 Ağustos 1588 tarihinden önce hareket geçen 2 bini atlı ve 10 bini piyade olan Kazaklar Bender’e doğru ilerlemeye başlamıştır. Bu Kazaklar Bender muhafazasına gönderilen asker ile birleşen Tatar askeri tarafından yenilgiye uğratmış. 400-500 miktarı Kazak öldürülmüş. Kazaklar yenilgiye
uğratılmıştır

1593 yılında Boğdan’daki Orhay ve Bender’e yönelik saldırılar gerçekleşmiştir269. H. Evahir-i Receb 1002/ 11/20 Nisan 1594 “Urus Kazağı” olarak ifade edilen 25 şaykalık bir Kazak grubu Tuna sazlığında saklanarak Akkirman şehrine sürpriz bir saldırı gerçekleştirmiştir270. Mayıs 1594’te Ataman Rozvolenze ve Loboda liderliğindeki Kazaklar Akkirman’a denizden saldırı gerçekleştirmişlerdir.
1595 yılında Boğdan Voyvodası Aron’un önerisiyle Bender ve yeni kurulan İsmail Geçidi’ne saldırmışlardır272. H. 18 Cemaziyel Ahir 1003/ M. 27-28 Şubat 1595 tarihinde Akkirman üzerine saldırıya geçen kuvvetler Gazi Giray Han’ın gönderdiği birkaç bin kişilik Tatar kuvveti ile yenilgiye uğratılmıştır.

Şubat ayındaki saldırının sadece Akkirman ile sınırlı kalmadığı Kazakların Akkirman’ın yanı sıra Bender ve Özi’yi de vurduğu görülmektedir. 1595 yılında durum o kadar kötüleşmiştir ki Tuna Yalılarından İstanbul’a gelenler İbrail, Varna, Kili, Akkirman, Bender, Cankirman, Rusçuk ve Yerğöğü gibi Tuna Yalısı kasabalarında sadece kalelerin ayakta kaldığını, iskele ve varoşların düşman tarafından yakıldığını haber vermişlerdir. Nisan ayında Osmanlı hükümeti Akkirman, Özi ve Bender’e devam eden saldırılar nedeniyle 10 kalyon göndermiştir.

1595 ile 1600 arasında Bucak bölgesinin yakınlarında bulunan coğrafya tam anlamıyla bir çatışma merkezi olmuştur. Eflak, Boğdan ve Erdel’de isyan devam etmiş, Boğdan’daki mücadeleye Leh Krallığı’da dahil olmuştur.

Sonuç olarak 1550-1600 yılları arasında Bucak bölgesi ve çevresindeki arazisinin çok sayıda saldırıya maruz kaldığı görülmektedir. Yukarıda kronolojik olarak verdiğimiz saldırılar bunun bir göstergesidir. Yer verdiğimiz saldırılar gerçekleşen saldırılardır. Bunun yanı sıra mühimme defterlerindeki kayıtlarda çok sayıda saldırılara karşı uyarılar bulunmaktadır ki bu saldırıların gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda emin olmadığımız için bu tip kayıtlara yer vermedik. 1550-1600 arasında gerçekleşen saldırıların bizi ilgilendiren noktası sonuçlarıdır.
Bu sonuçların ilki Osmanlı Devleti’nin süreklilik arz eden saldırılar nedeni ile başta Boğdan olmak üzere Eflak ve Erdel gibi bölgede kendine bağlı olan voyvodalıklara güvenin azalmasıdır.  
Osmanlı Devleti açısından ikinci nokta Leh Kazakları gibi hızlı hareket ederek karşı tarafa aynı şekilde cevap verecek bir güce duyulan ihtiyaç olacaktır. 
Akkirman merkez olarak gelişen Tatar Kazaklığı bu ihtiyaca cevap verecektir.
1550-1600 arsında gerçekleşen saldırıların diğer bir etkisi de Özi nehri çevresindeki Tatar topluluklarının yavaş yavaş Özi nehri çevresinden çekilmesi olmuştur. Gazi Giray Han bu süreci şöyle açıklamıştır. Leh krallık fetretinin olduğu dönemde Leh soylularının Hrıstiyan Kazakları himaye ederek kuvvetlendirdiklerini, bu Kazakların Özi nehri etrafında Tatarları durmadan vurarak Tatarları “örüşü, kışlası” olan Özi nehri çevresinden çıkmak zorunda bırakmışlardır. ( Jablonowski, 1400’ler civarında Tatar
topraklarının kuzey sınırının Özi nehri’nin Vorskla adlı kolu civarında olduğunu belirtir, ayrıca bu
çalışmada sınırı belirlerken Tatar mezarlarına vurgu yapıldığının belirtilmesi ile Litvanya hizmetinde
bulunup Özi civarında bulunan Tatarların bulunduğunu belirtmesi Tatarların yaşam alanı tespit için önemli bir noktadır. Bununla birlikte Jablonowski sınırları tespit etmenin güçlüğüne de dikkat
çekmektedir)

Kazakların Tatarları yıkıma uğratan bu saldırılarına Lehistan kaynakları da tanıklık etmektedir. Dönemin Lehistan vekayiname yazarı Martin Bielski (1495-1575) eserinde 1574 yılını anlattığı dönemde Kazakların sayısının hızla arttığını, Türk ve Tatarlara büyük darbeler vurduklarını, Akkirman’dan geçen ticaret yolunu
vurarak tüccarları esir ettiklerini ve Tatarların temel geçim kaynağı olan hayvan sürülerini çaldıklarını belirterek Gazi Giray’ın ifadesini desteklemiştir.
1618 yılında Özi sahrasında bulunan Osmanlı tarihçisi Peçuylu İbrahim, Özi sahrasında çok sayıda şeyhülislam, vezir, mirza hatta Şirinlere ait mezar taşları ve türbelerden bahsettikten sonra üzülerek bugün Özi sahrasındaki yerlerin Rus-u Menhus ve Kazak-ı Ak’a ait palankalarla dolduğunu ve Kazakların yurdu haline geldiğini belirtmiştir. Beuplan’da 1630’ların sonuna doğru aynı süreci gözlemler ve birkaç yıl içinde Ukrayna’da 1000’den fazla köy kurulduğunu, bu kurulan köyler sayesinde Tatarların akınlarının güçleştiğini belirtir.
Özi Suyu çevresindeki Tatarların bu süreçte yapabilecekleri sınırlıdır ya Kırım tarafına ya Bucak bölgesine doğru çekilecekler ya da Kazaklara iltihak edeceklerdir. Bu süreç zarfında Bucak bölgesinin bu Tatarların en azından bir kısmının yerleşim yeri haline gelmiş olmalıdır.